• Haberler
  • Röportaj
  • Kayseri'de bir düşten gerçeğe: Fier Life Center'ın öyküsü

Kayseri'de bir düşten gerçeğe: Fier Life Center'ın öyküsü

FİER Life Center'ın arkasındaki isim Murat Erdal… Çocukluğu, işitme engelli öğrencilerle dolu sınıflarda şekillenen bir şükran ve empati hikâyesi. Matematik ve fiziğe ilgisiyle aile beklentilerine meydan okuyan bir genç İstanbul ve Amerika'da edindiği akademik ve profesyonel deneyimlerle donanmış. Ancak hayat, onu beklenmedik bir telefonla Kayseri'ye, kendi projelerini hayata geçirmeye çağırdı. O an, bir yatırım değil, bir yaşam hikâyesi başlamış oldu. Bugün, 10 yıldır yaşamın her anına dokunan bir merkez olan FİER Life Center'ı yöneten Murat Erdal, başarı ve tutkuyu bu deneyimlerin harmanında buluyor…

-Ben Murat Erdal. Emekli bir öğretmen annenin ve mali müşavir bir babanın iki oğlundan biriyim; ağabeyimle birlikte büyüdüm. Annem işitme engelliler öğretmeniydi; çocukluk yıllarım özellikle annemin öğrencileriyle iç içe geçti. Bu özel bireylerle yaşamak, şükretmeyi, sabrı ve empatiyi küçük yaşta öğrenmemi sağladı. Ortaokul ve lise dönemlerinde ise babamın etkisi daha belirgin oldu. Abim benden beş yaş büyük ve tıp fakültesindeydi; ailemin beklentisi benim de doktor olmamdı. Ancak ilgim her zaman matematik ve fiziğe, yani mühendisliğe yönelikti. Üniversite tercihlerinde ailemin ısrarlarına rağmen kendi kararımı verdim: “Ben mühendis olacağım” dedim ve Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne yerleştim. İstanbul’a giderken tek düşüncem vardı: hayatım burada devam edecek.

Üniversiteye başladığımda karşılaştığım ilk zorluk dil oldu. Bu engeli aşmak için 2007 yazında Amerika’ya “Work and Travel” programıyla gittim. İlk iş deneyimim, kasiyerlik ve yiyecek-içecek alanında çalışmak oldu; disiplin ve emekle çalışmanın değerini o dönemde öğrendim. Üniversitenin son yıllarında burslu olarak New York Üniversitesi Politeknik Enstitüsü’nde Management alanında yüksek lisansa başladım. Proje bazlı eğitim sisteminde “Project Management” dersindeki projem, bugün yönettiğim FİER Life Center’ın temelini oluşturdu. Tabii o dönemde ailemle sürekli Skype üzerinden iletişimdeydik. Babamla sık sık fikir alışverişinde bulunuyorduk; o dönemde Türkiye’deki yatırımlarını sonlandırmıştı.

Hayatımın dönüm noktası, bir gece babamdan gelen Skype araması oldu: “Eşyalarını topla, ülkeye dönüyorsun. Bir yatırım yapıyoruz. Bu projen artık gerçeğe dönüşecek.” İşte o an, sadece bir proje değil, bir hayat hikâyesi de başlamış oldu.

“Her şeyi bırak, ülkeye dön”

Bazen tek bir telefon, insanın tüm hayatını değiştirir. Murat Erdal için o sabah babasından gelen cümle, Amerika’da kurduğu kariyer planlarını bir anda tersine çevirdi: “Her şeyi bırak, ülkeye dön. Senin projen dediğin şeyi birlikte hayata geçireceğiz.”

Ve o an, bir ders projesi, bugün 10 yıldır yaşayan bir markaya FİER Life Center’a dönüştü.

-Yüksek lisans dönemime kadar hayatım tamamen kariyer odaklıydı. 24–25 yaşlarımda Amerika’da yaşıyor, orada kalıcı bir düzen kurmayı ve global bir kariyer inşa etmeyi planlıyordum. İstanbul’a dönmeyi bile düşünmüyordum. Ancak bir sabah babam aradı ve “Her şeyi bırak, ülkeye dön. Senin projen dediğin şeyi birlikte hayata geçireceğiz” dedi. Babam, Babam, o dönemde Tuğçe’yi de tanıyordu; mimarlık eğitimi aldığını bildiği için, “Tuğçe ile birlikte bu projeyi çizin, yönetin, işletin” dediğinde aslında hayatımın akışı tamamen değişmişti. Amerika’da kalıcı bir düzen kurmayı planlarken, İstanbul’a bile dönmeyi düşünmezken bir anda Kayseri’ye dönüş yolundaydım.

2013–2014 döneminde Kayseri’ye döndük, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ihalesini aldık ve tesisimizin proje çizimlerini eşimle birlikte hazırladık, inşaat sürecini de birlikte yürüttük. O dönemde çevremdeki birçok kişi beni mimar ya da inşaat mühendisi sanıyordu; şantiyede sabahtan akşama kadar taşeronlarla çalışmam ve mimari çizim programlarına hâkim olmam bunda etkiliydi. 

2015 Eylül’ünde FİER Life Center’ı faaliyete geçirdik. Geçen ay itibariyle 10. yılımızı devirdik ve bu dönüm noktasını özel bir etkinlikle kutlamayı planlıyoruz. FİER Life Center, akademik bir projenin sahadaki yansıması aslında. Üniversitede “Project Management” dersi kapsamında geliştirdiğim bir fikir, bugün 10 yıldır yaşayan bir markaya dönüşmüş durumda. FİER; otel – konaklama ve misafir ağırlama, restoranlar, organizasyon (banket) salonları, Spa & Sport, güzellik ve sağlık birimi olmak üzere beş ana birimden oluşan entegre bir yaşam merkezi.

Kısacası FİER, sağlığı, sporu, konforu ve sosyal yaşamı bir araya getiren çok yönlü bir yaşam merkezi olarak tasarlandı.

“Mimarisi ve işleyişi tamamen akademik bir altyapıya dayanıyor”

Amerika’da akademik başarılarla örülü bir gelecek planlarken, rotasını Kayseri’ye çeviren Erdal; bir dönem kâğıt üzerinde tasarladığı projeyi, bugün binlerce insanın yaşamına dokunan bir yapıya dönüştürdü. FİER Life Center… Bir yüksek lisans ödevi olarak başlayan fikir, şimdi onuncu yılını kutlayan, şehrin en özgün yaşam merkezlerinden biri.

-Bugünkü FİER Life Center’ın mimarisi ve işleyişi tamamen akademik bir altyapıya dayanıyor. Ancak o dönemde yaptığım çalışmaların bir gün gerçek bir yatırıma dönüşeceğini hiç tahmin etmiyordum. Yüksek lisans dönemimde proje yönetimi, organizasyon şemaları, hizmet sektörü analizi gibi birçok derste örnek olarak hep aynı projeyi, yani FİER’i işlemiştim; ama bu seçtiğim bir konu değildi, bana hizmet sektörüne dair bir yapı verilmişti ve ben onu kurgusal olarak geliştirmiştim.

Babamın o sabahki telefon görüşmesi, bu projenin hayat bulmasını sağladı ve benim için en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Akademik geçmiş bana planlama ve süreç yönetiminde büyük avantaj sağladı, ancak teori ile pratiğin ne kadar farklı olduğunu da o dönemde çok net gördüm. Kağıt üzerinde mükemmel işleyen sistemler, sahada tamamen başka dinamiklerle karşılaşıyordu.

İlk yılımız, hayatımın en öğretici dönemlerinden biriydi. Otel açılışından sadece bir hafta sonra eşimle düğünümüz oldu; evimiz henüz teslim edilmediği için yaklaşık dokuz ay otelde yaşamak zorunda kaldık. Otelcilik bizim için tamamen yeni bir sektördü. Babamın sağlık sektöründeki deneyimi bazı yönetimsel bakış açıları kazandırsa da müşteri deneyimi ve operasyonel detaylar bambaşkaydı. Her biri başlı başına öğrenilmesi gereken alanlardı. Bu nedenle birçok konuda adeta “Fransız” kalmıştık.

O dokuz ay boyunca 7/24 tesiste bulunmak, işin mutfağını birebir deneyimlememi sağladı. Turizmin, konaklamanın ve müşteri memnuniyetinin ne anlama geldiğini teoriden pratiğe taşıdım. Eşim için elbette zordu; özel hayatımızdan fedakârlık yapmak zorunda kaldık. Ama bugün dönüp baktığımda şunu net söyleyebilirim: o dokuz ay olmasaydı, FİER Life Center bugünkü seviyesinde olmazdı.

Kayseri’nin kalbinde, bir yaşam biçimini dönüştüren hikâye…

FİER Life Center, yalnızca bir otel değil; iyi hissetmenin, kendini keşfetmenin ve yaşamı paylaşmanın adresi. FİER’in kapısından içeri adım atan herkes, aslında bir misafir değil; büyük bir ailenin parçası oluyor.

-FİER Life Center, klasik bir otel veya konaklama tesisinden çok daha fazlası olarak tasarlanmış bir yaşam merkezidir. Konseptimiz, “kulüp mantığıyla” oluşturulmuş, üyelik sistemiyle çalışan bir merkezdir. Alışılagelmiş turizm anlayışının dışında konumlanıyoruz. Elbette kış aylarında, Erciyes’in yoğun sezonunda turist ağırlıyoruz; ancak asıl hedefimiz, sosyoekonomik olarak üst gelir grubuna hitap eden ve yıl boyunca merkezimizi aktif biçimde kullanan misafirlerdir. FİER’de bulunan çeşitlilik, burayı sadece bir konaklama tesisi olmaktan çıkarıp misafirlerimizin günlük yaşamının doğal bir parçası hâline getiriyor. Bugün geldiğimiz noktada, FİER Life Center’ı tercih edenlerin memnuniyeti, bizim için en büyük motivasyon kaynağıdır. Çünkü burada yalnızca hizmet sunmuyor, insanların kendilerini iyi hissettikleri bir yaşam alanı inşa ediyoruz.

Tutkuyla yapılan bir iş, sevgiyle kurulan bir yaşam

Murat Erdal için hayat, aslında iki kelimede saklı: aile ve sorumluluk. Kayseri’nin turizm vizyonuna yön veren bu isim, neredeyse tüm zamanını işine ve sevdiklerine adıyor. Kimi zaman gece yarılarına kadar süren mesailer, kimi zaman çocuklarının gülüşleriyle dolan birkaç kısa saat…

Ama hepsinin ortak noktası aynı… Tutkuyla yapılan bir iş, sevgiyle kurulan bir yaşam. Ve belki de FİER’in başarısının sırrı tam burada saklı; bir işten çok, bir yaşam hikâyesi olması…

-Aslında şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Amerika’daki veya İstanbul’daki arkadaşlarımla konuştuğumda, Kayseri’deki sosyal hayatı ya da iş dışında neler yaptığımı soruyorlar, ama genellikle cevap veremiyorum. İş ve ev hayatım dışında boş zamanım yok. Eğer böyle bir boşluğum olsaydı, Kayseri’deki sosyal hayat hakkında yorum yapabilirdim ama iş yoğunluğum buna fırsat bırakmıyor. 2015’te evlendim, tesisin açıldığı dönemdi. 2019’da kızım, geçtiğimiz yıl da oğlum doğdu. Hayatım artık tamamen ikiye bölünmüş durumda: ailem ve işim. Üçüncü bir alan neredeyse yok. 

Sosyal hayatım çoğunlukla işimin içinde geçiyor; turizm sektörü zaten misafirler ve iş ilişkileriyle doğal bir sosyalleşme ortamı sunuyor. İşten sonra eve gitmek benim için en büyük mutluluklardan biri. Saat bazen gece 1–2’yi buluyor, bazen sabah erken saatler… Hatta kimi zaman eve hiç gidemediğimiz de oluyor. Ama genel olarak eve gitmek, işe gelmekten daha fazla mutluluk veriyor. Çocuklarımla vakit geçirmek benim için çok değerli; kızımla oyun oynamakta uzmandım, oğlumla ise zamanla kuracağımız ilişkiyi sabırsızlıkla bekliyorum. Onlar hayatımdaki en değerli varlıklarım. 

FİER’i de çoğu zaman üçüncü çocuğum gibi görüyorum. Bugün 100’den fazla kişinin çalıştığı, Kayseri’nin en büyük turizm işletmelerinden biri haline geldi. Beş farklı birimiyle farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu yapı, kendi içinde doğal bir sinerji yaratıyor. Misafir ilişkilerinden personel yönetimine kadar tüm süreçler büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Yaklaşık 10 yılda tüm departmanları yöneterek hedeflediğimiz noktaya ulaştık. İlk 10 yıllık iş planımız bu hedefi gösteriyordu. Şimdi ikinci 10 yıla girerken, aynı konsepti şehir otelciliği anlayışıyla büyütmeyi ve yeni yatırımlarla markayı bir üst seviyeye taşımayı planlıyoruz.

Bir mekândan öte, insanların en özel anlarına tanıklık eden bir yer… FİER Life Center yalnızca konuklarını ağırlamıyor; onların hayat hikâyelerine dokunuyor. 

-Yaptığımız iş aslında birçok kişinin hayatına dokunuyor. Bunu özellikle yönettiğim departman üzerinden gözlemleyebiliyorum. Organizasyon kısmıyla ilgileniyorum ve misafirlerimizin deneyimlerini yakından takip edebiliyorum. Geçenlerde fark ettim ki, pek çok çiftin düğününü organize etmişiz; bunların çocukları olmuş, farklı dönüm noktalarına tanıklık etmişiz. İnsanların bu mutluluklarına şahit olmak bizim için tarif edilemez bir sevinç kaynağı.

Eşim bu konuda daha çok deneyim sahibi ve birçok çifti birebir evlendirdi. Ben ise üyelerle ilgileniyorum; yaklaşık 1000 kişiye ulaşan bir üye portföyümüz var.  Burada bireylerin sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmesi için bir atmosfer yaratıyoruz. Bu süreçlerde “İyi ki varsınız, sizin sayenizde başardım” demeleri, bizim için çok değerli. 

Murat Erdal kendini memleketinde, turizmin kalbinde bulmuş

Hayat, bazen en büyük planlarımızı sessizce değiştirir. Murat Erdal, her defasında “Kayseri’ye dönmem” derken kendini memleketinde, turizmin kalbinde bulmuş. Bir işitme engelli öğretmenin oğlu olarak, şükretmeyi hayat felsefesi hâline getirmiş. Belki de bu yüzden, başarıyı büyük hedeflerde değil; tevazuda, emekte ve sabırda arıyor.

-Şunu net bir şekilde söyleyebilirim; hayatı planlarken büyük konuşmamak çok önemli. Belki ben bir işitme engelli öğretmenin oğlu olduğum için şükreder, şükreden bir zihniyete sahip olmayı öğrendim. Hayatım boyunca İstanbul’a giderken “Kayseri’ye dönmem” dedim, Amerika’ya giderken “İstanbul’a dönmem” dedim ve tüm bunları akademik başarıyla, burslar kazanarak ilerlettim. Sonrasında mühendislik veya tıp yerine turizm alanında Kayseri’de bulunuyor olmam, büyük konuşmamanın en güzel örneklerinden biri.

Şükretmenin önemi tabii ki çok büyük. Ancak kariyer haftalarında, üniversitelerde veya liselerde konuşmalar yaptığımda gençlere en çok vurguladığım konu şudur: Günümüzde diziler ve hızlı zengin olma hayali, gençleri çoğu zaman yanlış yönlendiriyor. İnsanlar, çok az çabayla kısa yoldan başarılı olmayı hayal ediyor ve bu da emin adımlarla ilerlemeyi engelliyor.

Sabredenin yolu bir gün mutlaka açılır

İnsan çoğu zaman sabrın ve emeğin ödülünü geç de olsa alır. Murat Erdal’ın hikâyesi tam da bunun kanıtı. Ne bir gecede gelen başarıya inanıyor ne de kolay kazanılan zaferlere… Amerika’da asgari ücretle çalışırken bile yüzünde bir şükür ifadesi varmış; çünkü biliyordu, sabredenin yolu bir gün mutlaka açılır…

-Abim de eşim de ben de akademik anlamda ciddi bir mücadele verdik. İlginçtir ki bu mücadele çocuklukta başladı: Sokakta top oynamak yerine ders çalışmak, sporla ilgilenirken eğitim ve öğretimi ön planda tutmak… Eğlendik mi? Çok eğlendik. Basketbol oynadım, lisede ve üniversitede aktif bir şekilde spora devam ettim. Ancak eğitim her zaman öncelikliydi. Ve bu çabanın meyvesini ileride alacağımızın farkındaydım.

Gençlere söylemek istediğim şey şudur: Başarı bir anda gelmez. Bugünün sabırsız gençleri, diplomasını aldığı anda önüne bir masa konacağını, kravatını takıp iş hayatına hemen atılacağını düşünüyor. Ben ne lisans mezuniyetimden sonra ne de yüksek lisansımı tamamladıktan sonra böyle bir hayata adım attım. Hatta yüksek lisansımı bitirdiğimde Amerika’da asgari ücretle çalışıyordum ve hiç burnumu kıvırmıyordum. Sonrasında kazançlarım arttı ama bunun için sabretmek ve adım adım ilerlemek gerektiğini bizzat yaşadım.

Aslolan insanın yaptığı işe gösterdiği özen

Bazı öğütler vardır, yıllar geçse de insanın kulağından silinmez. Murat Erdal ve ağabeyi için o cümle, babalarının hayat mottosuydu: “Ne yapıyorsan, en iyisini yap.” Bugün geriye dönüp baktığında, Murat Erdal için başarının sihirli bir formülü yok ama dürüstlük ve çalışkanlık her zaman kazandırıyor. Zeka, yetenek, disiplin… Hepsi bir yana; asıl belirleyici olan, insanın yaptığı işe gösterdiği özen.

-Abimle benim hayatımızda babamızın çok belirgin bir etkisi oldu ve bize sürekli aktardığı bir motto vardı. Biz abimle Nuh Mehmet Küçükçalık Anadolu Lisesi’ndeyken basketbol takımındaydık. Abimle benim lise hayatımız birbirine oldukça benzerdi. İlk iki-üç yıl biraz haylaz öğrenciler olarak geçti; son yılda ise derslere tam gaz sarılan bir profil sergiledik. Babamın bir cümlesi vardı, sık sık tekrar ederdi; bu sözler kulaklarımdan hiç çıkmaz: “Hayatta ne yapıyorsanız yapın, en iyisini yapın. Eğleniyorsanız en iyi şekilde eğlenin. Ders çalışıyorsanız en iyi şekilde çalışın. Ne üretiyorsanız ne yapıyorsanız, bunu en iyi şekilde yapın.” Babamızın bu öğüdü hem akademik hem de kişisel hayatımızı şekillendiren temel ilke oldu. Bizim hayatımızın çerçevesi, abimde ve bende hep bu mottoyla belirlenmişti. Başarıya giden yolun kesin bir formülü yoktur; herkes için tek bir reçete yok. Ama genel olarak bazı unsurların başarıda önemli rol oynadığını gözlemleyebiliriz. Dürüst olmak mutlaka gerekir. Elbette dürüst olmayıp da başarılı olan insanlar vardır, ama istatistiksel olarak dürüst olanların daha yüksek başarı şansı olduğunu söyleyebiliriz. Çalışkan olmak da şarttır. Zeka ve yetenek, Allah vergisi olarak insanın altyapısını oluşturur; üzerine çalışmayı ve dürüstlüğü eklediğinizde başarıya ulaşamama ihtimalini pek görmüyorum.

 

Hunat TV - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme