<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Hunat TV - Kayseri Haber - Kayseri Son Dakika</title>
      <link>https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Hunat TV, Kayseri haber ve bilgi portalıyla internette. Kayseri son dakika haberleri, canlı yayınlar, güncel Kayseri programları Hunat TV Kayseri haber portalında.</description>
      <category>Newspaper - Röportaj</category>
      <lastBuildDate>Tue, 07 Jul 2026 22:19:12 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.hunattv.com/rss/haberler/roportaj/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Güldüoğlu’nun ‘oldum’ demeden emekle geçen ömrü]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/gulduoglu-nun-oldum-demeden-emekle-gecen-omru/24592/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin esnaf geleneği içinde büyüyen, çocuk yaşta at arabasıyla şeker taşıyan Ali rıza Güldüoğlu’nun yolculuğu, bugün Türkiye’nin hatta dünyanın tanıdığı markalara uzanan bir başarı hikayesine dönüşmüş… 1955 yılında başlayan hayat yolculuğunu alın teri, tevazu ve bitmeyen bir çalışma azmi ile yaşamını şekillendiren Güldüoğlu, şimdiye kadar hiçbir zaman “oldum” dememiş, sürekli üretmeyi ve çalışmayı ön planda tutarak başarı yolculuğunu istikrarlı bir şekilde sürdürmüş…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/gulduoglu-nun-oldum-demeden-emekle-gecen-omru/24592/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:19:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben, Ali Rıza Güldüoğlu. 25 Eylül 1955&#39;te Çifteönü ile Çakalız arasındaki Göllü Çeşme&#39;de, dedemin evinde doğdum, çocukluğum orada geçti. İlkokulu Karamancı Mektebi&#39;nde okudum. Okul ile evimiz birbirine yakındı. Annem bizi okuldan sonra hemen babamın yanına gönderirdi. Camikebir&#39;de şekerci olan babamın dükknında ve eski sanayideki imalathanesinde küçük yaşta esnaflığı öğrendik. At arabasıyla şeker taşıyıp dükknda akide, cam şekeri, lokum ve helva sattık. 1968&#39;de, 13 yaşında imalathanede çıraklığa başladım. O günden bugüne hl kendimizi bu mesleğin çırağı sayarız hiçbir zaman 'usta olduk' demedik. Bugün 71 yaşındayım ve hayatımız boyunca hep çalıştık. Gece gündüz demeden, boş vakit bırakmadan azim ve gayretle yolumuza devam ettik. 2000 yılına kadar dört kardeş birlikte çalıştık, ardından Meysu&#39;yu alıp Organize Sanayi&#39;ye taşıdık. Meysu, Kayseri&#39;nin ve Türkiye&#39;nin ilk meyve suyu markalarından biri oldu. Daha sonra Meybuz&#39;u da satın aldık. Sürekli çalışarak, gelişerek bugünlere geldik. Hamdolsun, bugün sahip olduğumuz markaların her biri Türkiye çapında, hatta dünya çapında bilinen markalar hline geldi. Elhamdülillah, bu şekilde koşturmaya ve çalışmaya devam ediyoruz.</p><p><strong>Bazı insanlar ne kadar zorlanırsa zorlansın 'yandım, bittim' demez, aksine işine daha sıkı sarılır… Ali Rıza Güldüoğlu da tam olarak bu anlayışla şikyet etmek yerine mazeretsiz bir şekilde işine sarılan bir isim. Kaliteyi her şeyin önünde tutan, işini severek yapan ve bu anlayışı çocuklarına da aşılayan bir kuşağın temsilcisi olan Güldüoğlu&#39;na göre başarı işini sevmekle, zorluklara sabır göstermekle mümkün…</strong></p><p>-Biz meslekte hiçbir zaman 'yandım, bittim' gibi ifadeler kullanmayız, bizim anlayışımızda böyle bir söz yoktur. Yaptığımız işi her zaman zevkle, hoşgörüyle ve en iyi şekilde yapmaya çalışırız. Bizim için kalite her zaman ön plandadır, kalite olunca diğer her şey arkasından gelir. Bu düşünceyi çocuklarımıza da öğrettik. Onlara işi sevmeyi ve şevkle çalışmayı aşıladık. Çünkü sevgi olmadan bu meslek yapılmaz. Sanayicilik zor bir iştir, sevilmezse sürdürülemez. Biz ise çocukluktan beri bu mesleğin içinde büyüdük ve bu yolda devam ediyoruz. Hayatımız disiplinlidir, sabah erken çıkar, akşam döneriz. Gereksiz vakit harcamayız. Tatil günlerinde bile bağ ve bahçeyle ilgileniriz, yine işimizin başında oluruz. Çünkü sanayicilik sürekli emek, disiplin ve bağlılık ister.</p><strong>'Dua olmadan hiçbir şey olmaz'</strong><p><strong>Her başarının arkasında görünmeyen bir güç vardır. Bazen bu güç alın teridir, bazen de edilen dualar… Ali Rıza Güldüoğlu&#39;nun hikyesi ise ikisini birden barındırıyor. 'Dua olmadan hiçbir şey olmaz' diyerek anne-baba duasını hayatının merkezine koyan Güldüoğlu, ticarette doğruluğu ve helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak edinmiş.</strong></p><p>-Babam da annem de bizlere çok dua etti. Dua, işin en temel dayanağıdır, dua olmadan hiçbir şey olmaz. Bize doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti, helali ve haramı öğreten babamız oldu. Babamın önemli bir sözü vardı. Pazarlık yaptıktan sonra hesapta 25 kuruş bile kalsa, o para mutlaka verilir, çünkü pazarlıktan sonra kesilen para haramdır. Biz de alırken de satarken de bu hassasiyeti koruduk, helale her zaman dikkat ettik. Bu anlayış bize ahiliği öğretti. Babamızın öğrettiği düsturlarla bugünlere geldik. Allah razı olsun, meknları nur olsun. Onun zamanında 12–15 kişilik bir kadromuz varken, bugün mübayaa ve diğer dış ekipler hariç 1000&#39;in üzerinde çalışan kardeşlerimiz var. Hamdolsun, çok şükür bugünlere ulaştık.</p><p><strong>Ali Rıza Güldüoğlu&#39;nun hayatında dededen babaya, oradan da kendilerine uzanan köklü bir değer zinciri dikkat çekiyor. Çocukluk yıllarında dedesiyle kısa vakit geçirse de dedesinin çalışma azmi ve disiplin anlayışı, babası aracılığıyla güçlü bir şekilde Güldüoğlu&#39;nun hayatına yansımış.</strong></p><p>-Ben o zamanlar çok küçüktüm. Dedemin doğrudan verdiği öğütleri çok hatırlamasam da onun babama verdiği bütün değerler bize de aktarılmış oldu. Babam, ticarete dedemin öğrettiği düsturlarla başladı ve biz de aslında dedemizin terbiyesini babamızdan öğrenmiş olduk. Dedem yaşlıydı, biz de çocuktuk bu yüzden onunla çok fazla vakit geçiremedik. Ama babamdan öğrendiklerimizin temelinde hep dedemin öğrettikleri vardı. Çalışma azmi de dedemizden gelir. Çünkü dedem hiç durmadan çalışırdı cumartesi, pazar demeden, Boyacı Kapısı&#39;ndaki bakkaliyesinde sürekli işinin başındaydı. Babam da bizi haftada bir ya da 15 günde bir yanına götürürdü, biz de o zaman dedemizi görürdük. Biz böyle bir anlayışla, böyle bir çalışma disiplini içinde yetiştik.</p><strong>'O zamanın esnafları çocuklar yetişsin diye destek olurdu'</strong><p><strong>Ali Rıza Güldüoğlu&#39;nun ilk para kazanma hikayesi büyük sermayelerle değil, küçük kasalarda sebze satarak başlamış… Esnaf komşularının teşvikiyle yaptığı o küçük satışlarda ticareti öğrenmeye başlamış, attığı bu küçük adım zamanla Güldüoğlu için büyük bir ticaret anlayışına dönüşmüş…</strong></p><p>-Biz Camikebir&#39;de büyüdük yani Camikebir çocuğuyduk. Babam halden bir kasa domates, bir kasa patlıcan alırdı. O zamanlar adalet terazisi dediğimiz teraziler vardı. Babam, o gün ne aldıysa domates, kabak ya da patlıcan onları ikişer kilo olacak şekilde tartar, bize verirdi. Biz de Kapalı Çarşı&#39;nın içine girer, bunları satardık. O zamanın esnafları çocuklar yetişsin diye destek olurdu. Ben genelde domatesleri öğlene kadar bitirirdim. Almayacak olan dükkn komşuları bile sırf biz heveslenelim diye alırdı. Böyle böyle ticarete alıştık. Daha sonra evimizin altında, babam şekerci olduğu için kader, niyet ve kısmet gereği bize de satış yaptırırdı. Bu şekilde küçük yaşta para kazanmaya başladık. </p><p><strong>Ali Rıza Güldüoğlu&#39;nun hayat yolculuğunda karşısına sayısız engeller çıkmış fakat gösterdiği azim ile o engelleri geri adım atmadan aşmış… İşte bu ileriye dönük adımları sayesinde sanayiciliğin zorlu yollarında ayakta kalmayı öğrenen Güldüoğlu, sabrın ve kararlılığın nasıl başarıya dönüştüğünü yaşayarak tecrübe etmiş.</strong></p><p>-Önümüze çok engeller çıktı, hatta çıkmadık engel kalmadı. Bugün bile hl karşımıza engeller çıkıyor. Ama biz hiçbir zaman bu engellere takılıp kalmadık, yılmadık. Sanayici olarak, işçi çalıştıran, üretim yapan insanlar olarak bu zorlukları hep arkamızda bırakıp önümüze bakmayı tercih ettik. Aslında her insanın, her sanayicinin hayatında mutlaka engeller vardır. Ancak bu engellere bakıp da 'Yıldım, artık yeter' demeye kimsenin hakkı yoktur. Biz sürekli çalışarak, azimle ilerleyerek bugünlere geldik. Çünkü insan engellere takılıp kalırsa kaybetmeye mahkûm olur. Bu çok açık bir gerçektir. Bu yüzden engellerin önünde durmak yerine onları aşmak gerekir. Önüne bakıp daha çok çalışmak, ilerlemek gerekir.</p><strong>'Biz çocuklara güveniyoruz'</strong><p><strong>Bir işi kurmak kadar, onu doğru ellere emanet edebilmek de ayrı bir ustalık ister. Ali Rıza Güldüoğlu, yılların emeğiyle büyütülen işini bugün çocuklarına devrederken, aslında sadece bir işi değil, bir anlayışı, bir kültürü de aktarmanın sorumluluğunu taşıyor…</strong></p><p>Biz çocuklara güveniyoruz. Çocuklarımızdan biri genel müdür, biri İncesu&#39;daki tesisin, diğeri Kayseri&#39;de Meysu&#39;nun başında. Biz arka plandayız ama işleri birlikte yürütürüz. Ben 71 yaşındayım ve hiçbir zaman evde oturmayı tercih etmedik. Pazar günleri bile boş durmayız, bahçe işlerimizle ilgileniriz. Çocuklarımızın arkasında durur, onlara moral veririz. Sanayiciler, çocuklarını iyi yetiştirmeli ve belirli bir seviyeye gelene kadar onları yalnız bırakmaması gerekiyor. En önemlisi çalışmayı sevmek, işi zevkle yapmak, dürüstlük ve ahilik anlayışıyla hareket etmektir. Rabbim bunu herkese nasip etsin.</p><p><strong>Bazı ailelerde meslek sadece öğrenilmez, hayatın doğal bir parçası olarak yaşanır. Ali Rıza Güldüoğlu da yeni nesli küçük yaşta işin içine dahil ederek sorumluluk, emek ve aidiyet duygusunu erken yaşta kazandırmayı önemsiyor. Torunlarından birinin henüz çocuk yaşta ilk ihracatını yapması ise bu anlayışın ne kadar güçlü ve etkili olduğunu gösteriyor.</strong></p><p>-Yazın, okullar tatil olduğunda çocukları da işin içine dahil ediyoruz. Benim iki torunum var ikisi de Meysu&#39;ya geliyor. Bu sene büyük olan üniversite sınavına hazırlandığı için çok gelemedi ama küçüğü düzenli olarak geliyor. Hatta ilk ihracatını bile yaptı. O gün Vali Bey de oradaydı, onu tebrik edip öptü. Yani daha küçük yaşta ihracatla tanıştı. Şimdi o da Meysu&#39;da yetişiyor, babasının izinden gidiyor. Aile olarak herkes birbirine destek oluyor. Amcaları da babası da onun arkasında duruyor. Hatta amcası onu maaşa bile bağladı ki işe daha hevesli gelsin. Ne kadar maaş aldığını tam bilmiyorum ama en azından bir asgari ücret civarında veriliyordur. Amacımız çocuğun şevkle işe bağlanması, sokakta boş vakit geçirmemesi, kötü alışkanlıklardan uzak durması oldu. Benim küçük torunum Bekir Güldüoğlu da aynı şekilde. Onu da Orhan&#39;la birlikte maaşa bağladılar. Sabahları 'maaş alıyorum' diye benden önce kalkıp işe geliyor. Yani biz yeni nesli de küçük yaştan itibaren işin içine alarak, çalışmayı sevdirerek yetiştirmeye devam ediyoruz.</p><strong>'En önemli değerlerimizden biri tasarruftu'</strong><p><strong>Ali Rıza Güldüoğlu için akide şekerinin kokusu, sahurda başlayan mesailer, kumbarada biriken paralar, büyük bir hayat anlayışının temeli olmuş. Tasarrufu alışkanlık haline getiren Güldüoğlu, günümüzün tüketim anlayışına karşı üretmenin ve biriktirmenin önemine vurgu yapıyor ve üretmeden pahalı demenin doğru olmadığının altını çiziyor…</strong></p><p><strong>-</strong>Babam akide, cam ve Mevlna şekeri yaparken biz de küçük yaşta bu işin içindeydik. Bayramlarda çikolata yerine akide şekeri verilirdi. Sahurda imalathaneye giderdik akşama kadar azimle, şevkle çalışırdık. En önemli değerlerimizden biri tasarruftu. Kumbaralarda para biriktirir, 'Ak akçe kara gün içindir' anlayışıyla büyüdük. Bugün ise tasarrufun yerini tüketim alışkanlığı almış durumda. İster esnaf ister sanayici ister çocuk ya da ev hanımı olsun, herkesin tasarruf etmeyi bilmesi gerekiyor. Bunun yanında çok çalışmak şarttır. Bugün lokantalar dolu ama sanayide çalışacak insan bulamıyoruz. Bence herkesin üretmesi lazım. Tarlası olan eksin, çünkü meyve olmazsa reçel, meyve suyu olmaz. Üretmeden pahalı demek doğru değildir, bu bir arz-talep meselesidir. Bu yüzden üretmek, tasarruf etmek ve çok çalışmak gerekir. Bunlara dikkat eden herkes mutlaka karşılığını alır.</p><p><strong>Ali Rıza Güldüoğlu&#39;nun hayatı sade ama bir o kadar da anlamlı. Anlattığı hikyede paltonun yakasından tutularak düzeltilmesi, aile içi düzenin ve dayanışmanın en saf ifadesi… Güldüoğlu Ailesi&#39;nde bugün babadan kalma alışkanlıkların hl devam etmesi ise geçmişten gelen bu değerlerin yaşatıldığının en güzel göstergesi…</strong></p><p>-Şimdi babamdan bir örnek vereyim… Bizim gelinlerimiz ve hanımlarımız da buna çok dikkat ederler. Eskiden palto derdik, şimdi pardösü deniyor. Annem, babamın paltosunu giyerken yakasından tutardı, düzeltirdi. Babam da öyle giyinirdi. Biz babama 'Niye böyle yapıyorsun?' diye sorduğumuzda, 'Oğlum, annen tutsun ki söküklerini, yırtıklarını görsün' derdi. Yani hem düzen hem de tasarruf için böyle bir alışkanlık vardı. Bugün bizim hanımlar da aynı şekilde davranır. Sabah kalktığımızda ceketimizi hazır ederler, düzeltirler. Allah hepsinden razı olsun. Bu da babadan gelen bir alışkanlıktır. Zamanla onlar da bu düzene alıştılar. Biz de onların hayatına saygı gösteririz. Gündüzleri kendi gezmeleri, vakitleri olur. Biz karışmayız. Onlar da bize karışmaz. Böyle karşılıklı anlayış ve saygı içinde bir düzen kurmuş olduk.</p><p><strong>Bir nesli yetiştirmek, ona sadece ekonomik imkn sunmakla olmaz, değerleri zamanında aktarabilmekle mümkün olur. Ali Rıza Güldüoğlu da çocuklarını büyütürken sadece iş değil, çalışma azmi, dürüstlük ve disiplinin olduğu bir hayat anlayışı kazandırmış. Ona göre 'fabrikatör çocuğu' olmak lüks değil, daha fazla sorumluluk demek. Güldüoğlu da tam da bu yüzden gençlere çalışmayı sevmeyi ve işinin kıymetini bilmeyi öğütlüyor…</strong></p><p>-Benim oğlum Osman Güldoğulu, Genç Girişimciler&#39;de başkanlık yaptı. Biz de onu orada destekledik. Çalışma azmi, işini zevkle yapma, dürüstlük, doğruluk, beceri ve kabiliyet… Bunların hepsini çocuklarımıza öğretmeye gayret ettik. Bunun yanında tasarruf yapmayı da özellikle vurguladık. Bugün maalesef bazı ailelerde, 'fabrikatör çocuğu' anlayışıyla büyüyen gençler lüks içinde yetişiyor. Ancak Allah gecinden versin, büyükleri ortadan çekildiğinde zor durumda kalabiliyorlar. Biz hamdolsun bu anlayışı aşmaya çalıştık. Bizim çocuklara verdiğimiz en önemli öğütler şunlar oldu. Tasarruf etmeyi bilmek, çok çalışmak, işin başında olmak… Sabah saat 8&#39;de evden çıkıp akşam 5–6&#39;ya kadar işin takibini yapmak, boş boş gezmemek, piyasayı sürekli izlemek. Genç girişimcilere de tavsiyem işinizi sevin, disiplinli olun, piyasayı takip edin ve asla çalışmaktan geri durmayın.</p><strong>'Hl kendime &#39;patronum&#39; demem'</strong><p><strong>Tevazu bir insanın en büyük gücüdür. Ali Rıza Güldüoğlu, 13 yaşında başladığı meslek yolculuğunda bugünlere gelirken hiçbir zaman 'patronum' dememiş. Mütevazılığı, çalışkanlığı ve dürüstlüğü kendine ilke edinen Güldüoğlu, sabahın erken saatlerinden akşama kadar işine emek vermiş. Bir de babadan kalan bir hatırası var: Aynı sofrada buluşmak, aynı yemeği paylaşmak ve kimseye ayrıcalık tanımamak…</strong></p><p>-Ben 13 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bugün 71 yaşındayım ama hl kendime 'patronum' demem, herkese 'abi' diye hitap ederim ve mütevazı olmayı severim. Başarının özünde özverili ve akıllı çalışma, tasarruf, anne-baba duası ve iyi insan ilişkileri vardır. Ancak en önemlisi mütevazı olmak, disiplinli çalışmak, doğru ve dürüst olmaktır. Sabah işinin başında olmak ve emeğini sonuna kadar vermek gerekir. Babamdan unutamadığım bir hatıra var. Bir gün iş yerinde yemekhanede bizim masada salata varken diğerlerinde yoktu. Babam, 'Bir masada salata varsa her masada olacak, yoksa hiçbirinde olmayacak' dedi. O günden sonra işçilerimizle aynı sofrayı paylaştık, onlar ne yiyorsa bizde aynı yemeği yedik ve hiçbir ayrıcalık yapmadık. Bu anlayışı tüm tesislerimizde sürdürdük. Babamızdan aldığımız bu nasihatlerle yolumuza devam ediyoruz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gulduoglu-nun-oldum-demeden-em_1783340365_3pD8Bc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Güldüoğlu’nun ‘oldum’ demeden emekle geçen ömrü ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gulduoglu-nun-oldum-demeden-em_1783340365_3pD8Bc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yunus Tarla’nın emekle yoğrulan sanayi yolculuğu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/yunus-tarla-nin-emekle-yogrulan-sanayi-yolculugu/24396/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de azmin, emeğin ve öğrenme isteğinin vücut bulmuş hâli: Yunus Tarla… Anadolu’nun kadim kültürünü hayatına yansıtan Tarla, çıraklık eğitimiyle adım attığı mesleğinde plastik sektörünü sadece geçim kaynağı olarak değil, sıkı sıkıya bağlı olduğu üretim alanı olarak görüyor. Bugün Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren dört şirketiyle hem plastik mobilya aksesuarı hem de ev mobilyası üretimi yapan Tarla, ulaştığı noktayı bireysel bir başarı olarak görmüyor. Ona göre bu yolculuk birlikte üretmenin, birlikte büyümenin ve birlikte başarmanın güçlü bir örneği…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/yunus-tarla-nin-emekle-yogrulan-sanayi-yolculugu/24396/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 15:07:43 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Yunus Tarla, 1968 yılında Kayseri-Kocasinan Yuvalı Köyü&#39;nde doğdum. Kalabalık ve çok geniş bir ailede büyüdük. Sonra Kayseri&#39;de, tabii ilkokul yıllarından sonra Kayseri&#39;ye geldik. Kayseri&#39;de çıraklık eğitim meslek olarak plastik bölümünü bitirdik. Ustalık ve usta öğreticilik belgesini aldık. Bu vesileyle ticarete başlamış olduk. Kayseri&#39;de yaşamak için, ailemi geçindirmek için, evime ekmek götürmek için elbette bir iş benimsemem, öğrenmem gerekiyordu. Plastik sektörünü tercih ettim. Çok sevdim bu mesleği. Mesleğimi çok severek yaptım. Allah&#39;a şükür ki şu anda geldiğimiz nokta iyi bir seviyeye geldik. 1997&#39;de plastik sektöründe kendi yerimi kurdum. Kayseri&#39;de ilk mobilyanın kelebek somununu biz ürettik. Yenilikçi olmayı çok seviyoruz. Teknolojiyi ülkemize getirmeyi seviyoruz. Bu noktada yaptığımız bütün teknolojik işler hep bizi başarıya taşıdı. Dört tane şirketimiz var şu anda organize sanayide. Hem mobilya aksesuarı, plastik mobilya aksesuarı üretiyoruz hem de mobilya üretiyoruz. Ev mobilyası, yemek odası, yatak odası gibi ürünler de üretiyoruz. Bu başarı sadece benim başarım veya bu hikye sadece benim hikyem değil. Bizim çalışanlarımız, mühendislerimiz, hepsinin başarısı. Çalışan ekip başarısı bu. Biz ekibin başındayız, şu anda işletmenin başındayız.</p><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın hayatı manevi değerlerle şekillenirken onun için aile, sadece kan bağı değil, aynı zamanda yol gösteren en güçlü pusula… Hayatındaki en büyük gücün onların duası olduğunu söyleyen Tarla, anne ve baba duasını almadan elde edilen başarının kalıcı olmayacağına inananlardan…</strong></p><p>-Annem babam, Allah rahmet eylesin, bizleri çok severdi. Biz mutlaka annenin, babanın duasını almadan hiçbir şeyin olmayacağını bilenlerdeniz. Aile yapısı olarak da büyüklerin duası bizim için çok önemli. Özellikle ben, annenin ve babanın duasını almayan insanın bir başarıya kesinlikle gidemeyeceğine inanıyorum.</p><strong>Kayserilinin mertliği ticaretine bereket olarak yansır</strong><p><strong>Yunus Tarla&#39;ya göre Kayseri&#39;de ticaret, yalnızca bir meslek değil, sürekli düşünülen, geliştirilen ve yaşamın her alanına yayılan bir kültürdür. Bu nedenle Kayseri insanının mertliği, ticaretine de doğrudan bereket olarak yansır…</strong></p><p>-Kayseri&#39;de ticarette sıkça kullandığımız bir söz vardır: 'Kayseri&#39;nin suyu serttir, insanları merttir, ticareti de hep berekettir.' Biz bu sözü özellikle vurgularız. Çünkü Kayseri&#39;de ticaret eğitimi almış ve Kayseri&#39;de yaşamış insanlar, toplumda da görüldüğü üzere başarıya ulaşmıştır. Bu noktada Kayseri&#39;de yetişmiş insanların başarısının en önemli sebeplerinden biri, sürekli işi düşünmeleri ve ticareti hayatlarının merkezinde tutmalarıdır.</p><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın hikyesinde hep ön planda tutulan kavram aile olmuş. Alınan her kararda, atılan her adımda arkasında hissettiği en güçlü destek… Bir de eşinin fedakarlığını ve desteğini özellikle vurgulayan Tarla, kızlarını da işin içine dahil ederek aile dayanışmasını daha da güçlendirmiş…</strong></p><p>-Aile çok önemli, öncelikle bunu söylemek istiyorum. Biz bunu çok önemsiyoruz. 'Ailemizin dediği doğru' diyerek, hep bu düşünceyle kararlar alıyoruz. Başarı yolculuğumda, özellikle işin başından bu sürece kadar, eşim çok fedakrlık yaptı ve bana çok destek oldu. Özellikle kızlarım, okul hayatlarından sonra ticarete atıldı ve bana çok destek oldular. Halen de iş yerimizdeler. Çocuklarımdan ve eşimden çok büyük destekler aldım. Bu da bizi başarıya taşıdı.</p><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın Tarlasan Plastik&#39;teki yolculuğu, bir iş hikyesinden çok daha fazlasını anlatıyor… Kardeşiyle birlikte kurdukları Tarlasan Plastik, onun vefatıyla adeta bir emanete dönüşüyor. Bu büyük kaybın ardından sorumluluğu tek başına üstlenen Tarla, yaklaşık 28 yıldır faaliyet gösteren firmayı, cesaretle alınan kararlar ve doğru zamanda yapılan yatırımlarla büyütmeye devam ediyor…</strong></p><p>-Şimdi biz Tarlasan Plastik&#39;i iki kardeş kurduk. Küçük kardeşim vefat etti. Onun çocukları var şu anda. Aile büyüğü olarak ben de bu süreci devam ettiriyorum. Biz yaklaşık 28 yıldır Tarlasan olarak faaliyet gösteriyoruz. Bizi başarıya taşıyan şey, aldığımız kararlar ve cesaretle yaptığımız yatırımlar oldu. Bu yatırımlar bizi hep ileriye taşıdı. Bu sadece bizden de kaynaklanmadı, kararları alırken ekibimize güveniyorduk. Bu bir ekip başarısıdır. Şu an plastik sektöründe hep ileriye doğru, zirveye doğru gidiyoruz. Bu noktada geldiğimiz yerde kendimizi başarılı sayıyoruz, çok şükür.</p><strong>'Kayseri&#39;nin yerini anlatamam, yani yaşamak lazım'</strong><p><strong>Kayseri&#39;de ticaret, hayatın içine yerleşmiş bir yaşam biçimi. Kayserilinin ticarette verdiği sözün altın değerinde olduğunu hatırlatan Yunus Tarla, ortaya çıkan güven kültürünün şehrin ticari başarısının en temel yapı taşlarından biri olduğunu vurguluyor.</strong> <strong>AyrıcaKayseri&#39;nin mütevazı insan yapısına dikkat çeken Tarla&#39;ya göre, şehrin değerini anlatmak değil, yaşamak gerekiyor…</strong></p><p>-Kayseri&#39;de söz her zaman için senet diye geçmez, &#39;altın&#39; diye geçer. Sözü verdin mi, Kayseri&#39;de bütün insanlar buna mutlaka riayet eder. Bütün insanların verdiği söz, kendi gücünden daha büyüktür. Biz buna çok dikkat ederiz. Bu bizim için, karşı tarafı da üzmemek adına, kesinlikle önemsenen bir konudur. Doğduğumuz ve büyüdüğümüz bir şehirde ticaret yapmak, bizleri hem onurlandırıyor hem de gururlandırıyor. Elbette biz bu ticareti başka ülkelerde, başka şehirlerde de yapabiliriz ama bizi mutlu eden, ecdadımızın burada olmasıdır. Biz Kayseri&#39;yi önemsiyoruz. Kayseri&#39;ye değer katmak için mücadele ediyoruz. Kayseri bizim şehrimiz ve çok mütevazı insanları var. Biz dünyanın birçok şehrine ve ülkesine gittik ama Kayseri&#39;nin yerini anlatamam, yani yaşamak lazım.</p><p><strong>Kayserili hesabını bilir, adımını ölçerek atar ve çoğu zaman bulunduğu ortamda kendini hissettirir. Ancak Yunus Tarla&#39;ya göre bu hesaplılığın temelinde, sarsılmaz bir güven kültürü yer alır.</strong></p><p>-Kayserili zeksı gittiği şehirde kendini belli eder. Kayserili hep hesabını yapar; nasıl alacağını, nasıl ödeyeceğini, sohbet ederken bile düşünür. Kesinlikle bu, Kayseri&#39;de söze güvenilmesine bağlıdır. Kayseri&#39;de söz verilmişse, o konu zarar da etse mutlaka yerine getirilir. Biz bu anlayışa sahibiz.</p><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın iş dünyasına dair en çok üzerinde durduğu konulardan biri, bakış açısının değişmesi ve dünyanın doğru okunması… Ona göre bir şehrin ya da bir işletmenin gelişimi, sadece içeride üretilenle değil, dışarıda görülenle de doğrudan bağlantılı. Kayseri&#39;ye dışarıdan bakabilmenin önemine sık sık vurgu yapan Tarla, teknolojiyi yerinde görmenin ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmenin, insanı ve işi dönüştüren en önemli adımlardan biri olduğunu ifade ediyor.</strong></p><p>-Kayseri&#39;de insanlara hep vurguluyorum. Diyorum ki, bakın gidin Kayseri&#39;ye dışarıdan bakın, yurt dışından bakın Türkiye&#39;ye. Yolda yürümeniz bile değişiyor, teknolojiyi görünce. Hele bir de o teknolojiyi buraya getirince daha da farklı oluyor. Kesinlikle insanlar yurt dışı seyahatine gitsinler. Dünyada neler oluyor, neler bitiyor görsünler. Benim arkadaşlara tavsiyem çok özellikle, birçok arkadaşıma da rica ettim genç nesil çocuklarını yetiştirsinler, dünyanın her yerine göndersinler, teknolojiyi görsünler. Evet, bizler görmediğimiz sürece bir şeyi yapamayız. Bu, her işletmeyi başarıya taşıyan bir durum. Ben gururla geziyorum. Giden ve gönderdiğim arkadaşlara bakıyorum, gerçekten gurur duyuyorum. Bu bizim için çok önemli. </p><strong>'Çocuklarımızı nasıl yetiştirirsek, karşılığını o şekilde alırız'</strong><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın gençliğe dair en çok üzerinde durduğu temel mesele, üretimin ve emeğin merkezinde duran bir yaşam anlayışına dayanıyor… Ona göre yeni neslin en büyük kazanımı, sanayinin içinde, ustaların yanında ve işin mutfağında yetişmekten geçiyor. Günümüz dünyasında kolay kazanç algısının sıkça öne çıktığını ancak bunun sağlıklı bir yol olmadığını düşünen Tarla, her şeyin temelde bir emek ve sabır karşılığı olduğunu hatırlatıyor.</strong></p><p>-Yeni gençliğe şunu özellikle sizin aracılığınızla seslenmek istiyorum: Hiç korkmasınlar, sanayide abilerinin yanına gitsinler, fabrikalara gitsinler. Her biri bunu rahatlıkla anlatabilir. Şimdi gençler tabii çekiniyor, diyor ki 'Ben gitmeyeyim, o fabrikaya giremem.' Büyüklerin sözünü dinlemeleri gerekiyor. Büyüklerini dinlediklerinde, o büyükler onlara nasıl yürüyeceklerini anlatır. Gençlik bizim gençliğimiz, biz bu gençlikle gurur duyuyoruz. Şu anda evet, kolay para kazanılan internet ortamı gibi konular çok konuşuluyor ama ben bunu çok doğru bulmuyorum. Bir çocuğu nasıl yetiştirirsen, bir meyve ağacını nasıl dikersen öyledir. Hiç görülmemiş bir şeydir, elma dikip armut verildiği görülmemiştir bugüne kadar. Çocuklarımızı nasıl yetiştirirsek, onları nasıl geleceğe hazırlarsak, biz de onun karşılığını o şekilde alırız.</p><p><strong>Yunus Tarla, her başlangıcın doğal bir sonu olduğunu bilerek yaşamını şekillendiriyor. Onun en büyük amacı, kendisinden sonraki nesillere sadece bir meslek değil, ülkesine ve şehrine faydalı olacak bir duruş bırakmak oluyor. Çocukların yetişmesinde değerler eğitiminin ve doğru yönlendirmenin önemine değinen Tarla, bu konuda içlerinin rahat olduğunu dile getiriyor.</strong></p><p>-Şimdi tabii bizler, nasıl belli bir yaşta bu işi yaptıysak ve başladıysak, elbette bir son olacak. Biz de çocuklarımızı, bizden gelen nesilleri, ülkesine, şehrine, vatanına ve milletine hizmet edecek insanlar olarak bırakmak istiyoruz. Bizden sonraki nesillerin hem ülkemize hem de şehrimize hizmet etmesi bizim için çok önemlidir. Biz Allah&#39;a şükür ki çocuklarımızı bu doğrultuda yetiştirdik. Bu konuda bir şüphemiz yok. Ben onların başarıya gideceğini düşünüyorum.</p><p><strong>Yunus Tarla&#39;nın insanlara en temel çağrısı, umutsuz olmamaları… Çünkü ona göre yola çıkmadan yol kat edilmez, her büyük başarı ise atılan ilk adımla başlar…</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yunus-tarla-nin-emekle-yogrula_1783080461_fxRzQq.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yunus Tarla’nın emekle yoğrulan sanayi yolculuğu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yunus-tarla-nin-emekle-yogrula_1783080461_fxRzQq.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ünlü Şef Hüseyin Özer’e Kayserili 16 yıllık pastırmacıdan yanıt]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/unlu-sef-huseyin-ozer-e-kayserili-16-yillik-pastirmacidan-yanit/21292/</link>
            <description><![CDATA[Şef Hüseyin Özer’in Kastamonu pastırmasını överek yaptığı açıklamalar gastronomi gündeminde tartışma yarattı. Özer’in sözlerine Kayseri’den yanıt geldi.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/unlu-sef-huseyin-ozer-e-kayserili-16-yillik-pastirmacidan-yanit/21292/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 15 May 2026 17:34:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p data-start='0' data-end='306'>Şef Hüseyin Özer&#39;in İngiltere&#39;de Kastamonu pastırmasını tattıktan sonra yaptığı 'Böyle bir pastırma olmaz, dünyanın en güzel pastırması. Asıl bunların meşhur olması lazımken Kayseri meşhur olmuş, ne tesadüf' açıklamaları Kayseri&#39;de yankı uyandırdı. Özer&#39;in sözlerine Kayserili pastırmacılardan yanıt geldi.</p><p data-start='308' data-end='711'>16 yıldır pastırma sektöründe olduğunu belirten Yasin Güzel, Kayseri ve Kastamonu pastırmasını ayıran en önemli farkın üretim süreci ve oluşum süresi olduğunu söyledi. Güzel, Kayseri pastırmasının yaklaşık 2,5–3 ayda, Erciyes&#39;in ayazı olarak bilinen doğal hava şartlarında kurutularak üretildiğini ifade etti. Ayrıca 'Gün kurusu dediğimiz güneşte kurutma yöntemi uygulanıyor. En önemli fark budur' dedi.</p><p data-start='713' data-end='1020'>Kastamonu pastırmasının ise daha kısa sürede ve fırında işlem gördüğünü öne süren Güzel, 'Kastamonu&#39;da üretilen pastırmalar fırına giriyor ve yarım ile 1 saat içinde suni şekilde pişirilerek oluşuyor. Kayseri pastırmasında ise et fırına girmez, tamamen doğal kurutma yöntemi uygulanır' ifadelerini kullandı.</p><p data-start='1022' data-end='1281'>Ünlü şefin yorumlarına da değinen Güzel, 'Şefimize Kastamonu pastırması tattırılmış. Eğer Kayseri pastırmasını da tatmış olsaydı, coğrafi işaretin neden Kayseri&#39;ye verildiğini daha net görürdü' dedi. Ancak her iki yöre ürününün de kıymetli olduğunu vurguladı.</p><p data-start='1283' data-end='1434'>Güzel, 'Konu tartışmaya kapalı. Pastırma Kayseri&#39;nindir. Dünyaca ünlü şefler Kayseri&#39;ye gelip tattığında aradaki farkı net görür' ifadelerini kullandı.</p><p data-start='1436' data-end='1595' data-is-last-node='' data-is-only-node=''>Kayserili bir vatandaş ise, 'Pastırma Kayseri&#39;de çıktı. En iyi pastırmayı Kayserililer yapar, diğerleri benzetmedir. Pastırma denince akla Kayseri gelir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/unlu-sef-huseyin-ozer-e-kayser_1778855691_PQ0HgR.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ünlü Şef Hüseyin Özer’e Kayserili 16 yıllık pastırmacıdan yanıt ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/unlu-sef-huseyin-ozer-e-kayser_1778855691_PQ0HgR.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’nin ticaret ruhu Yüksel İlbasmış’ta hayat buluyor]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-ticaret-ruhu-yuksel-ilbasmis-ta-hayat-buluyor/20944/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin köklü ticaret geleneği, genç yaşta işin içinde yetişen Yüksel İlbasmış, Çobanoğlu Grup’un üçüncü kuşak temsilcisi olarak, aile mirasını sadece sürdürüyor. Dormir Yatak markasıyla güven ve kaliteyi bir arada sunan İlbasmış hem geleneğe bağlı hem de geleceğe yön veren bir isim.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-ticaret-ruhu-yuksel-ilbasmis-ta-hayat-buluyor/20944/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 02 May 2026 12:12:05 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Merhabalar, ben Yüksel İlbasmış, 36 yaşındayım. İlk, orta ve lise öğrenimimi Kayseri&#39;de tamamladım. Üniversite eğitimimi ise İstanbul&#39;da, Kadir Has Üniversitesi Finans ve Ekonomi Bölümü&#39;nde aldım. Yaklaşık 15 yıldır aile şirketimiz olan Çobanoğlu Grup&#39;ta görev yapıyorum. Grup bünyesinde yer alan Dormir Yatak markamızda ise 15 yıldır tüketiciye doğrudan hizmet veren bir firmanın genel müdürü olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. </p><p><strong>Kayseri&#39;nin ticaret ruhu Yüksel İlbasmış&#39;ın küçük yaşta hayatına işlemiş. Ambar bölgesinde geçen çocukluk günlerinde gelen giden müşteriler, yapılan işin canlılığı ve ticaretin kokusu onu kendine çekmiş. Ticaretin içine doğmuş her çocuk gibi o da küçük yaşta limonata ve su satarak ilk ticari deneyimini kazanmış. İlbasmış&#39;ın o günlerden bugünlere uzanan bu yolculuğunda aile büyüklerinden aldığı mirasla ticaret hayatını şekillendirmiş…</strong></p><p>-Ticaretin içinde olan bir ailede büyüdüm. 90&#39;lı yıllarda rahmetli dedem, babam ve amcam her sabah aynı arabayla iş yerimize giderdi. O dönemlerde traktör ticareti yapıyorduk. Faaliyet gösterdiğimiz yer Ambar bölgesi, yani Traktörcüler Sitesiydi. Evimiz ise eski otogarın karşısında, Aydınlıkevler Mahallesi&#39;ndeydi. Oradan Ambara minibüsler kalkardı. Henüz 7 yaşındayken, ailemden habersiz bir şekilde okul çıkışında minibüse binip iş yerine giderdim. Oradaki ortam beni çok heyecanlandırırdı. Kimler geliyor kimler gidiyor, ne alınıyor ne satılıyor… Hepsini merakla izlerdim. O yıllarda sitedeki esnafa su ve limonata satarak ticarete ilk adımımızı atmış olduk diyebilirim. Aslında herkesin dükknında bir mutfağı, bir tezghı vardı ama yine de bizi destekler, bizden alışveriş yaparlardı. O dayanışma ve esnaf kültürü çocuk yaşta beni ticarete daha da bağladı. Dedemden, babamdan, amcamdan ve dayımdan kısacası ticaretle uğraşan büyüklerimden çok şey öğrendim. Aile şirketi yapısı içinde adeta bir berber çırağının ustasını izleyerek mesleği öğrenmesi gibi, onları gözlemleyerek yetiştim. 'Öğrendim' demek belki iddialı olur çünkü hl onlardan öğrendiklerimizle bir şeyler yapmaya devam ediyoruz.</p><strong>Ticaret, sadece ürün satmak değil</strong><p><strong>İlbasmış ailesi için ticaret, sadece ürün satmaktan ibaret değil. Her müşteriyi misafir ağırlarmış gibi karşılamak, onların iş yapma biçiminin temel taşı olmuş. Yüksel İlbasmış da ailesinden öğrendiği bu geleneği Dormir Yatak&#39;ta sürdürüyor. Kr etmeyi yalnızca bir rakam olarak değil, sürdürülebilir başarının bir sonucu olarak görüyor. </strong></p><p>-Ailemiz için en önemli düstur, müşteriyi bir yabancı gibi değil, evine gelen bir misafir gibi ağırlamaktır. Verdiğiniz hizmet bir seferlik olmamalı. Uzun vadeli ve sürdürülebilir olmalıdır. Çünkü biz bir defalık ürün satmıyoruz. Bugün yatak üretiyoruz ve bu işte müşteri memnuniyeti, müşterinin üreticiyi sahiplenmesi, üreticinin de bayisini sahiplenmesi büyük önem taşıyor. Ticarette krlılık anlayışımız da bu bakış açısında. Diyelim ki bir üründen 10 bin lira kazanma imknınız var. Biz daha makul kr oranlarıyla çalışıp bir üründen 3 birim kazansak bile, bunu 10 kez sattığınızda toplamda daha sürdürülebilir ve güçlü bir kazanç elde edersiniz. Ailemden gördüğüm en önemli prensiplerden biri budur.</p><p><strong>Yüksel İlbasmış için dua büyük bir güç kaynağı… İlbasmış, büyüklerinin duasının bugün ayakta durmasını sağlayan en kıymetli değerler arasında olduğunu söylüyor…</strong></p><p>-Ata duası, ana duası, baba duası… Bunların bizi bugün ayakta tutan en kıymetli değerler olduğunu düşünüyorum. Annemin bana ettiği en güzel duası 'Kum diye avuçladığın altın olsun oğlum' oldu. Bu söz hem iş hayatımda hem sosyal yaşamımda bana güç ve motivasyon veren en özel dualardan biridir.</p><strong>'Tercihim kesinlikle Kayseri&#39;de sahada yetişmek olurdu'</strong><p><strong>Kayseri, tarihi stratejik konumuyla yüzyıllardır ticaretin kalbinin attığı şehirlerden biri. Bu topraklarda yetişen Yüksel İlbasmış ise, dünyanın en prestijli üniversitelerinden birinde eğitim almak yerine, Kayseri&#39;de ticaretin çekirdeklerinden yetişmeyi tercih ediyor.</strong></p><p>-Kayseri, yüzyıllardır hatta belki bin yıllardır ticaretin merkezde olduğu bir şehir. Tarih boyunca İpek Yolu&#39;nun önemli geçiş noktalarından biri olmuş, doğu ile batıyı birleştiren stratejik bir konumda yer almış. Bu yönüyle hem geçmişte hem de bugün Türkiye&#39;de sanayi ve ticaretin merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kendi özelime geldiğimde, Kayseri gibi bir ticaret şehrinde yetişmiş olmak beni hem mektepli hem alaylı bir noktaya taşıdı. Finans ve Ekonomi Bölümü mezunuyum; teorik bilgiye sahibim. Ancak teori ile pratiğin her zaman birebir örtüşmediğini de biliyorum. Bugün bana 'Kayseri&#39;de çekirdekten yetişerek ticareti öğrenmek mi, yoksa dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde ticaret eğitimi almak mı?' diye sorsalar, tercihim kesinlikle Kayseri&#39;de sahada yetişmek olurdu.</p><p><strong>Yüksel İlbasmış için aile şirketlerinde başarı, saygı ve sevgi üzerine inşa edilir. Görevlerin doğru şekilde paylaşılmasının hem iş düzenine hem de aile içi dengeye katkı sağladığını söylüyor. İlbasmış, 'söz uçar, yazı kalır' anlayışıyla hukuka ve değerlerine uygun çalışıyor...</strong></p><p>-Aile şirketlerinde sürdürülebilirliğin temelinde saygı yatar. Saygı ve sevgi olmazsa olmazdır. Bunun yanında görevlerin doğru şekilde verilmesi çok önemlidir. Herkesin sorumluluk alanı net olduğunda ve görev paylaşımı sağlıklı yapıldığında hem iş düzeni korunur hem de aile içi denge sağlanır. Büyüklerimize karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bizim için temel bir prensiptir. Ayrıca ben 'söz uçar, yazı kalır' anlayışını benimseyenlerdenim. Yapılan her işin yazılı, kurallara uygun ve hukuka dayalı olması gerektiğine inanıyorum. Hem anayasal hukuka hem de inanç değerlerimize uygun bir ticaret anlayışını savunuyorum.</p><strong>'Bu şehirde doğal bir girişimcilik ortamı var'</strong><p><strong>Kayseri&#39;de çocuk olmak, doğuştan girişimci olmak ve ticaretle tanışmak demek. Kayserilinin ticari zekasının burada yetişenler için bir ayrıcalık olarak gören Yüksel İlbasmış, verilen emeğin ve temiz niyetin karşılığını sadece dünyada değil, ahirette de alınacağına inananlardan…</strong></p><p>-Kayseri bir ticaret şehri olduğu için, burada büyüyen çocuklar doğal olarak girişimcilikle iç içe yetişir. Aileler ticaretle uğraştığı için çocuklar da bu kültürün içinde büyür. Bu şehirde adeta doğal bir girişimcilik ortamı vardır. Kişi çocukluğundan itibaren ya girişimci ruhu benimser ya da benimsemez bu biraz karakter meselesidir. Kayserili olmanın şehir dışında da ciddi avantajlarını gördüm. Özellikle ticari ve pratik zek konusunda olumlu bir algı var. Yeni girdiğimiz ortamlarda, ilk ziyaretlerde bunun pozitif etkilerini hissediyoruz. Bu sadece ticarette değil, hayatın farklı alanlarında da karşımıza çıkıyor. Elbette Türkiye&#39;de de dünyada da bazı şehirlerin ve kültürlerin bir ayrıcalığı olduğunu söyleyebiliriz. Biz inanıyoruz ki bu emeğin, bu niyetin karşılığı sadece dünyada değil, ahirette de olacaktır.</p><strong>'Dedesinin duası ona iş hayatında rehber oluyor'</strong><p><strong>Birine 'İşler nasıl?' sorusuna 'Kötü' yanıtı verildiğinde, dedesinin 'Dükknını duayla açıp duayla kapatan insanın işi kötü olmaz' sözü Yüksel İlbasmış&#39;ın iş hayatındaki rehberi olmuş… Bu disiplin ve inanç düsturuyla çalışma anlayışını oluşturan İlbasmış, işine inanmayı ve sevmeyi başarının temel şartı olarak görüyor.</strong></p><p>-Başarı süreklilik, iş takibi, istikrar ve disiplinle mümkündür. Bunlar olmazsa olmazdır. Bu noktada dedemin hayatımda çok etkili olan bir sözünü paylaşmak isterim. Birine 'İşler nasıl?' diye sorduğunda, eğer karşısındaki 'Kötü' derse kızardı ve 'Çeşidini dükknında bulunduran, işine erken gelen, akşam evine geç giden, dükknını duayla açıp duayla kapatan adamın işi kötü olmaz. Cenab-ı Allah bir kere söz verdi vereceğim diye' derdi. Biz de bu düsturla çalışmaya gayret ediyoruz. Disiplin bizim için vazgeçilmezdir. İnsan önce yaptığı işe inanmalı, sonra da o işi sevmelidir. Sevmeden yapılan bir işte kalıcı başarı mümkün değildir. Bunun yanında işin her noktasına hkim olmak gerekir. Birinci basamaktan doksan dokuzuncu basamağa kadar sürecin tamamını bilmek, anlamak ve gerektiğinde müdahil olabilmek çok önemlidir. 'Bu benim işim değil', 'Buna ben bakamam', 'Bunu başkası yapsın' gibi cümlelerin başarı yolculuğunda yeri olmamalıdır. Girişimci işine inanmalı, işini sevmeli ve her aşamasında sorumluluk almalıdır.</p><strong>Hedef Dormir&#39;le 100&#39;ün üzerinde ülkeye ulaşmak</strong><p><strong>Çobanoğlu Grup&#39;un yatak sektöründeki yüzü Dormir, kısa sürede Türkiye sınırlarını aşıp 40&#39;tan fazla ülkeye ulaşmayı başarmış. Bugün Avrupa, Balkanlar, İskandinavya ve Orta Doğu&#39;nun gelişmiş pazarlarında söz sahibi olan Dormir, Yüksel İlbasmış&#39;ın hedefinde ise 100&#39;ün üzerinde ülkeye ulaşarak gelecek kuşaklara güçlü bir miras bırakmak var.</strong></p><p>-Çobanoğlu Grup olarak yay ve malzemecilik faaliyetlerimizin ardından Dormir Yatak markasını kurduğumuzda ihracat yapan bir firma değildik. Bugün ise 40&#39;tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. İhracat rakamlarımız, ülke ekonomisine katkı sağlayacak ölçüde önemli bir seviyeye ulaştı. Bugün 40&#39;tan fazla ülkeye ihracat yapan bir şirketin genel müdürü olarak görev yapıyorum. Ancak en büyük hedeflerimden biri, şirketimizi en az 100 ülkeye ihracat yapan bir konuma getirerek bir sonraki kuşağa devretmek. Böylece hem ülke ekonomisine hem de cari açığın azaltılmasına daha güçlü bir katkı sunmak istiyorum. Dormir isminin anlamından da bahsetmek isterim. 'Dormir', Latince kökenli bir kelime olup Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Portekizce&#39;de 'uyumak' anlamına gelir. Şirketi kurarken en önemli hedefimiz ihracattı. Bu nedenle ismi seçerken, Avrupalı bir tüketicinin duyduğunda anlamını kavrayabileceği, evrensel bir çağrışımı olan bir marka tercih ettik. 'Dormir' dendiğinde uyku kavramının zihinlerde net bir şekilde canlanmasını istedik. Bugün geldiğimiz noktada Avrupa en büyük pazarlarımızdan biri. Özellikle İskandinav ülkeleri, Balkanlar ve Orta Doğu&#39;nun gelişmiş pazarlarında yatak sektöründe söz sahibi firmalardan biri konumundayız. Bundan sonraki hedefimiz ise bu başarıyı daha geniş coğrafyalara taşıyarak sürdürülebilir şekilde büyümek.</p><p><strong>Dormir, Yüksel İlbasmış için yalnızca bir yatak markası değil… Ulaşılabilir yüksek kalite, güven ve sağlam ticaret anlayışı... İlbasmış&#39;a göre gelenek ve yenilik birbirinden ayrılamaz, birini korumadan diğerini sürdüremezsiniz. Bu anlayış ise Dormir&#39;in hem tüketiciye hem de bayilere sunduğu güvenin temelini oluşturuyor.</strong></p><p>-Dormir, her şeyden önce ulaşılabilir rahatlığı vaat ediyor. Ülkemizde ve dünyada enteresan fiyatlarla ürünler satılıyor, fakat bizi diğerlerinden ayıran en büyük fark, ulaşılabilir premium rahatlığı gerçekçi fiyatlarla tüketiciye ulaştırma hedefimizdir. Bu hem en büyük gayemiz hem de çalışma motivasyonumuz. Bayiler açısından Dormir&#39;i farklı kılan en önemli unsur ise güven. Ticaret yaparken her işlem peşin olmuyor vadeli ticaretler, çek ve senetle ticaretler de yapıyoruz. Bayiler bize bağlantı veya ön ödeme verdiklerinde, ürünlerini en doğru zamanda, problemsiz bir şekilde teslim alacaklarını biliyorlar. Çünkü gelenek olmadan yenilik olmaz, yenilik olmadan da geleneklerimize sahip çıkamayız.</p><p><strong>Yüksel İlbasmış için iş dünyasında en zorlayıcı anlar, Dormir Yatak&#39;ı ilk kurduğu zamanlarda gelen 'En ucuz yatağınız ne kadar?' sorusu olmuş…</strong><strong>  </strong><strong>Yapılan yatırımlar ve kurulan makine parkurlarına rağmen zaman zaman vazgeçmeyi düşünen İlbasmış&#39;a, bir ciğercide karşılaştığı 'Yeter ki bir sefer deneyiniz. İkinciye kendiniz geleceksiniz' sözü büyük bir motivasyon kaynağı olmuş.</strong></p><p>-İş hayatımda beni en çok zorlayan süreç, baştaki süreçti. Çünkü olmayanı yaratmak için çok uğraştım en iyisini yapmak istedim. Türkiye&#39;deki mobilya üretimini en iyi noktaya taşımak için en kaliteli ürünü üretmek istedik. Ancak en kaliteli ürünü üretmek, fiyat noktasında ciddi zorluklar getirdi. Dünyanın farklı ülkelerinde ve Türkiye&#39;nin farklı şehirlerinde, ilk pazarlama faaliyetlerimizde çok zorlandık. Katalog hazırladık eşsiz bir katalogdu. Müşteriye sunduğumuzda, çoğu kişi en son sayfayı açıp 'En ucuz yatağınız ne kadar?' diye soruyordu. Bu, beni çok üzüyordu. Çünkü bizim amacımız en ucuz yatağı yapmak değil, en kaliteli ürünü en uygun fiyata sunabilmekti. Bu süreçte ciddi yatırımlar yaptık, büyük makine parkurları kurduk. İstediğimiz satışları elde edemediğimizde zaman zaman vazgeçmeyi düşündük. Ancak bir ciğercide gördüğüm söz beni çok etkilemişti ve hala kullanırım: 'Yeter ki bir sefer deneyiniz. İkinciye kendiniz geleceksiniz.' Biz de bir ürünümüzü müşteriye satmak için ikinci kez zorlamadık ürünümüz kendini sattı ve müşteri hep geri geldi. Bu, bizim en büyük motivasyon kaynağımız oldu. Bugün geldiğimiz noktada, iş hayatımda en çok zorlandığımız anı da bu süreç olarak anlatabilirim.</p><strong>'Dormir, artık reşit olma noktasına doğru ilerliyor'</strong><p><strong>Yüksel İlbasmış için Dormir, yılların emeğiyle büyüyen bir 'bebek.' Çobanoğlu Grup&#39;un endüstriyel işlerinden farklı olarak doğrudan tüketiciyle buluşan bu kurum, İlbasmış&#39;ın ifadeleriyle emekle yürüyen, koşan ve bugün adeta reşit olma yolunda ilerleyen bir yıldız…</strong></p><p>-Bir kere bu konuda çok şanslı olduğumu söylemem gerekiyor. Anne, baba, rahmetli dedem ve eşim her zaman yanımda ve arkamda durdular. Biraz hırslı ve inatçı bir yapım var. Aile şirketlerimizde hep endüstriyel işler yürütüldü ancak Dormir, Çobanoğlu Grup&#39;un nihayet tüketiciyle buluşan tek kurumu. Dormir bizim bebeğimiz. Bu bebek doğdu, emekleyecek, yürüyecek, koşacak, okula gidecek ve belli bir noktaya ulaşacak. Ve Dormir, Allah&#39;ın izniyle artık reşit olma noktasına doğru ilerliyor. Şirketlerimiz arasında parlayan bir yıldızdan öte, adeta bir kutup yıldızı oldu ve en iyi iş yaptığımız kurumlardan biri haline geldi.</p><p><strong>Yüksel İlbasmış, ticaretin doğrularını ve yanlışlarını öğrendiği amcası Hasan İlbasmış&#39;ın katkısını özellikle vurguluyor. Ona göre, ticarette hata yapmaktan korkmamak ve hatayı düzeltebilmek anlayışını kazandıran kişi amcası olmuş. İlbasmış, birçok ticari hayalini gerçekleştirebilmesini sağlayan bu sağlam zemine minnettar…</strong></p><p>-Bu noktada ailemin desteği her zaman benim arkamda çok önemli oldu. Hikyelerde genellikle dedeler ve babalar ön plana çıkıyor Allah onlardan razı olsun. Ancak amcam Hasan İlbasmış&#39;a da teşekkür etmeden geçmek istemiyorum. Çünkü onun sayesinde bu ticaretle hemhal oldum, ticaretin doğrularını ve yanlışlarını öğrendim. Bana 'Hata yapmaktan korkma, hata yaptıktan sonra bunu düzeltmek senin elinde' anlayışını kazandıran kişidir. Bu rahatlığı bana veren adama da ayrıca teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Bunlar belki klişe kelimeler gibi görünebilir, ama doğruluk, dürüstlük, disiplin ve iş ahlakı bu ticaretin temel taşlarıdır. Öncelikle dedeme, babama, amcama ve dayıma, bana bu imknı sağladıkları için çok teşekkür ederim. Bu benim için olmazsa olmazdı. Hep bir şeyler üretip, hep bir şeyler satma hayalimi gerçekleştirmemi sağlayan doğru zemini bana sunan insanlara minnettarım. İyi ki varlar, iyi ki hayatımdalar.</p><strong>'Geleceğe peşinen teşekkür ediyorum'</strong><p><strong>Yüksel İlbasmış, gerçekleşmeyi bekleyen hayaller ve gitmek istediği yollar için durmadan çalışmaya devam edeceğini, bunun sadece kendi nesline değil, çocuklarına, belki torunlarına da ilham olacağını söylüyor. Ve esprili bir şekilde ekliyor: 'Kayserililer peşin almayı sever, ben de geleceğe bu vesileyle peşinen teşekkür ediyorum.'</strong></p><p>-Gelecekle ilgili de henüz gerçekleştirmediğim hayallerim var gitmek istediğim yollar var. Bunun için çalışmaya, koşturmaya devam edeceğiz. Durmadan, yorulmadan, elimizden gelenin en iyisini yapmak için çaba sarf edeceğiz. Dediğiniz gibi, bundan sonraki süreçte çocuklarımız, belki torunlarımız bunu izleyecek. Buradan geçmişe ve geleceğe teşekkür etmek istiyorum. Kayserililer peşin almayı sever, ben de geleceğe bu vesileyle peşinen teşekkür ediyorum. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-nin-ticaret-ruhu-yukse_1777713120_Gl5NXQ.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’nin ticaret ruhu Yüksel İlbasmış’ta hayat buluyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-nin-ticaret-ruhu-yukse_1777713120_Gl5NXQ.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Analitik zekanın ticaretle buluştuğu isim: Önder İnce]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/analitik-zekanin-ticaretle-bulustugu-isim-onder-ince/20893/</link>
            <description><![CDATA[İş dünyasında analitik bakış açısı ticari vizyonla birleşince sürdürülebilir başarı ve güçlü markalar ortaya çıkar. Önder İnce de muhasebe disiplininden aldığı o sistemli bakışı işletme danışmanlığına taşıyarak Kayseri’de birçok firmanın görünmeyen altyapısını güçlendirmiş böylece kendi kariyerinin yönünü de belirlemiş…
Önder İnce’nin 2022’de ortak olduğu ilaç firmasında kısa sürede yönetim kurulu başkanlığına uzanan yolculuğu, analitik aklın ticari vizyonla buluştuğunda nelerin mümkün olabileceğini gösteriyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/analitik-zekanin-ticaretle-bulustugu-isim-onder-ince/20893/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:52:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Önder İnce, mali müşavirim. 2009 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra bir mali müşavirlik ofisinde staj yaparak iş hayatına başladım. Ardından kendi ofisimizi kurduk ve süreç içinde işletme danışmanlığına yöneldik. Bu sayede farklı sektörleri tanıma ve ticaretin mutfağını öğrenme fırsatı bulduk. 2022 yılında bir ilaç firmasına ortak oldum ve yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak başladığım görevime bugün yönetim kurulu başkanı olarak devam ediyorum. Eğitim hayatım bittikten sonra başladığım mali müşavirlik stajı döneminde işlerin analitik düşünce ve sistemli bakış açısıyla yürüdüğünü fark ettim. Bu anlayışla farklı sektörlerde danışmanlık yaptık. Kayseri&#39;de birçok firmanın potansiyelinin yüksek olduğunu, ancak veri ve sistem altyapısında eksikler bulunduğunu gördük. Bu alanlarda katkı sağlarken biz de önemli tecrübeler edindik. Muhasebe alanındaki birikimimizi ticari alana taşımamız ve yönümüzü değiştirmemiz bu süreçte gerçekleşti; bizim için asıl kırılma noktası da bu oldu.</p><p><strong>Mali müşavirlikten ticarete geçiş kolay olmasa da sistemli çalışmayla Önder İnce bu gücünü kanıtlamış ve Kayseri merkezli ilaç firması kısa sürede ulusal ecza depolarında yer alarak profesyonel iş anlayışıyla fark yaratıyor. İşe danışman olarak başlayan İnce, yönetim kurulu başkanlığına uzanan yolculuğunu, ailesi ve çevresinin desteğiyle başarıya taşımış…</strong></p><p>-Başlangıçta bu bir hayaldi. Mali müşavirlik gibi daha teknik bir alandan ticarete geçmek kolay değildi. Ancak şunu anladım ki bu işi sistematik yürüttüğünüz sürece birçok şeyi başarabiliyorsunuz. Başarıdan sonra mesele vizyona dönüşüyor. Şu anda vizyonumuzu netleştirdiğimizi düşünüyorum. Özellikle Kayseri&#39;de bu işi yapmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Çünkü burada bu derece profesyonel şekilde çalışan bir firma örneğini çok fazla görmedim. Şu anda ulusal ecza depolarında yer alan ve yaklaşık 30 şehirde aktif çalışan bir firma haline geldik. Bunu kısa sürede başarmış olmak ve bunun Kayseri&#39;den çıkması beni ayrıca mutlu ediyor. Kayserili olmamama rağmen bu şehirle gurur duyuyorum. Burada büyüdük, buranın ekmeğini yedik ve bu noktaya geldik. Bundan sonraki süreçte de büyümeye devam edeceğiz inşallah. Bu yolda kimseden olumsuz bir tepki almadım. Ailem, dostlarım ve çevrem hep destek oldu. Aslında firmaya ilk olarak işletme danışmanı olarak girdim. Süreç ilerledikçe yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlendim finans, stok ve üretim alanlarına odaklandım. Zamanla sorumluluk alanım genişledi ve yönetim kurulu başkanlığı görevine getirildim. Başarı geldikten sonra elbette tebrikler de geldi ancak başlangıçta kimse bunu konuşmuyordu. Bizim işimiz bir işletmeyi bulunduğu noktadan daha ileriye taşımak olduğu için, başka firmalarda başardığımızı kendi işimizde de uyguladık.</p><strong>'Bizi farklı kılan kalite anlayışımız'</strong><p><strong>İlaç sektöründe fark yaratmak kolay değildir. Önder İnce, Türkiye&#39;de nadir bulunan laboratuvarlardan biriyle iş birliği kurarak ürünlerinin standartlarını yükseltmiş böylece kaliteyi ve güveni birlikte güçlendirmiş…</strong></p><p>-Bizi sektörde farklı kılan en önemli unsur kalite anlayışımız. Türkiye&#39;de nadir laboratuvarlardan biriyle çalışıyoruz. Ankara&#39;da bulunan ve Türkiye Eczacılar Birliği Vakfı&#39;na ait bir laboratuvarla iş birliği yapıyoruz. Bu iş birliğini kurmak başlangıçta oldukça zordu aylarca randevu almaya çalıştık. Bugün ise ortak paydada buluştuğumuz, hatta iştirak düzeyinde birlikte çalıştığımız bir yapıya ulaştık.</p><p><strong>Bugün dünya genelinde insanlar gıda takviyelerine yönelimini artırırken, Önder İnce ve ekibi bu değişimi fırsata dönüştürerek kaliteyi ve güveni bir arada tuttuğu Dr. Over markasını kullanıcıya gerçek fayda sağlayan bir referans haline getirmiş. Ürünleri kullanan herkesin memnuniyetini ve faydasını düşünen İnce, bu yaklaşımıyla da markayı sadece bir ürün değil, güven ve kalitenin simgesi haline getiriyor.</strong></p><p>-Dünya genelinde gıda takviyelerine yönelim hızla artıyor. Büyük ilaç firmaları bile artık ilaç statüsünden ziyade gıda takviyesi alanına yöneliyor. Bu büyüyen bir ivme. Örneğin magnezyum almak isteyen bir kişi bunu kaliteli üretim yapan güvenilir bir firmadan temin etmek ister. Biz ekip yapımızı kurarken hekim odaklı bir sistem kurduk. Önceliğimiz yalnızca eczaneye satış yapmak değil, ürünümüzün bir hekim tarafından önerilebilir olmasıdır. Ar-Ge ekibimizi de bu anlayışla oluşturduk. Amerika&#39;dan gelen bir doçent kimyagerle çalışıyoruz. Finans tarafında doktorasını yapmış maliye mezunu bir ekip arkadaşımız var. Üretimi de Türkiye&#39;nin en iyi laboratuvarlarından birinde gerçekleştiriyoruz. Bu altyapı kaliteyi beraberinde getiriyor. Dr. Over markasının kullanıcıya sağladığı fayda ile anılmasını istiyoruz. Bizim tek odağımız ürünlerimizi kullanan kişilerin memnun kalması ve gerçek fayda görmesidir.</p><strong>'Kayseri&#39;nin girişim ruhu çok güçlü'</strong><p><strong>Kayseri&#39;nin girişimci ruhunun güçlü olduğunu söyleyen Önder İnce, sürdürülebilir ticarette hl aşılması gereken engeller ve bununla birlikte sistem, Ar-Ge, fizibilite ve kurumsallaşma eksikliklerinin büyümenin önünü kestiğini vurguluyor. İnce&#39;ye göre Kayseri büyük bir ticari potansiyele sahip ancak dışarıda hl 'cimrilik' algısıyla anılmasının şehrin gerçek değerini gölgeleyen bir yan olduğunu da ekliyor…</strong></p><p>-Kayseri&#39;nin girişim ruhu çok güçlü. Ancak sürdürülebilir ticaret noktasında bazı eksikler olduğunu düşünüyorum. Girişim cesareti var; fakat sistem, Ar-Ge, fizibilite ve kurumsallaşma konularında eksiklikler yaşanabiliyor. Aile şirketi yapısı bazen büyümenin önünde engel olabiliyor. Oysa doğru altyapı ve danışmanlıkla bu sorunlar aşılabilir. Kayseri ulaşım, konum ve ticaret açısından çok değerli bir şehir. Ancak dışarıda daha çok 'cimrilik' algısıyla anılması üzücü. Oysa burada hem ticaret hem yaşam kalitesi açısından ciddi bir potansiyel var.</p><strong>İyi fikir, kaliteli üretim, sistematik düzen</strong><p><strong>Bugüne kadar attığı her adımın kendisine değerli dersler verdiğini söyleyen Önder İnce, Dr. Over markasının kendilerini farklı bir noktaya taşıdığını belirtirken başarının para odaklı değil, fikir ve sistem odaklı çalışmakla geldiğine inanıyor…</strong></p><p>-Bugüne kadar yaptığım hiçbir işten pişman değilim. Hepsi bana bir ders verdi. Dr. Over markası bizi farklı bir noktaya taşıdı. Önümüzde yeni markalarla ilgili projeler de var. İnsanların para odaklı değil, fikir ve sistem odaklı çalışmaları gerektiğine inanıyorum. Başarı zaten beraberinde kazancı getirir. İyi bir fikir, kaliteli üretim ve sistematik bir düzen… Başarıyı getiren unsurlar bunlar.</p><p><strong>Gençlere en büyük tavsiyesini paylaşan Önder İnce, başarının sabır ve istikrarla geldiğini vurguluyor. Kolay para kazanmanın mümkün olmadığını hatırlatan İnce, gençlerin fikirlerinin arkasında durmaları ve asla vazgeçmemeleri gerektiğini söylüyor…</strong></p><p>-Gençlere en büyük tavsiyem sebat etmeleri. Kolay para kazanma diye bir şey yok. Özellikle bu çağda herkes her işi yapıyor. Farkı oluşturan şey sabır ve istikrar. Biz de zorlu süreçlerden geçtik. Vazgeçmesinler, fikirlerinin arkasında dursunlar. Başarı bir anda gelmiyor. Hiçbirimiz bir gecede lükse kavuşmadık. Benim için başarı, yaptığım işin takdir edilmesidir.</p><strong>'Üretim gücümüz ve yatırım altyapımız sağlam'</strong><p><strong>Önder İnce&#39;nin hedefi 5 yıl içinde Türkiye çapında tanınan ve güvenilen bir marka haline gelmek. Bugüne kadar ayakta kalmayı başardıklarını söyleyen İnce, bundan sonra da kararlılıkla yollarına devam edeceklerini ekliyor. </strong></p><p>-Önümüzdeki 5 yıl için net planlarımız var. Şirketimiz yatırımcı talebi gören bir yapıya ulaştı. İstanbul ve Ankara&#39;dan yatırımcılar bizimle iletişime geçiyor. Hedefimiz 5 yıl içinde Türkiye çapında güçlü bir marka haline gelmek. Belki bu süre daha da kısalabilir. Üretim gücümüz ve yatırım altyapımız sağlam. Bugüne kadar ayakta kaldık, bundan sonra da kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/analitik-zekanin-ticaretle-bul_1777459970_bGHchj.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Analitik zekanın ticaretle buluştuğu isim: Önder İnce ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/analitik-zekanin-ticaretle-bul_1777459970_bGHchj.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’nin tüccar kadını Begüm Başmısırlı]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-tuccar-kadini-begum-basmisirli/20855/</link>
            <description><![CDATA[Begüm Başmısırlı… Kayseri’de ticaretin içine doğmuş bir isim. O, 1928’den bu yana aktif olarak sürdürülen aile mirasını sırtlanmak yerine, kendi adımını kendi cesaretiyle atmış ve nitelikli üretimle kendi markasını inşa etmiş. Köklerine sadık kalan Başmısırlı, kendi kimliğini çocukluğundan beri gözlemlediği ticaret kültürü ile harmanlamış. Şimdilerde hedefi sadece üretim değil, bulunduğu bölgede güçlü bir kadın figürü olarak gençlere ilham olabilmek…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-tuccar-kadini-begum-basmisirli/20855/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:17:20 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben 29 Ekim 1977 Kayseri doğumluyum. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimim Kayseri&#39;de geçti. İş hayatına kırklı yaşlarımda başladım. Ailem 1928&#39;den beri ticaretle uğraşıyor. Başmısırlı ailesinin bilinen bir üyesiyim ve ailemde ticaretle uğraşan tek kadın benim. Anne tarafım da ticaretle ilgileniyordu pastırmacı Cemal Ünlü&#39;nün torunuyum. Köklerimiz tamamen ticarete dayanıyor. Kayseri&#39;de tekstil sektörüne, iş kıyafetlerine odaklandım ve toplu üretim yapmayı tercih ettim. Kapasitemi aşmadan, yılda sadece 3-5 firmaya üretim yapmayı tercih ettim. O dönemde Arısal firmasından kumaş tedarik eden küçük çaplı bir üreticiydim. Şirketimin adı Garmenta oldu. Soy ismimi kullanmadım çünkü güçlü aile isimlerinin gölgesinde kalmak istemedim. </p><p>Çocukluğumdan beri ticaretle uyumlu bir yapım vardı, üretmek ve bunu başkalarına göstermek bana her zaman keyif verdi. Başarı odaklı biriyim ve yaptığım işleri her zaman en iyi şekilde yapmayı hedefledim. Hayalim, İç Anadolu&#39;da bir kadın figürü olarak örnek olmak ve genç nesillere rol model olabilmek. Ticaretle uğraşan aileler içinde büyümem, gözlem yeteneğimi geliştirdi ve bana ticaret hayatında önemli tecrübeler kazandırdı.</p><strong>Ticaret pusulası babasının üç soruluk nasihatinde gizli</strong><p><strong>Kayseri&#39;de ticaret çoğu zaman soyadıyla başlar, kuşaktan kuşağa aktarılır. Begüm Başmısırlı da ailesinin soyadı yerine, yönünü kendi iradesiyle tayin ederek iş dünyasına kırklı yaşlarında cesur bir adım atıyor. Ticari yolculuğunda en büyük pusulası ise babasının ona bıraktığı üç soruluk nasihat oluyor…</strong></p><p>-Kayseri&#39;de birçok şirket aile şirketi, yani patron şirketleridir. Bizim Başmısırlı şirketimiz de böyle bir yapıdadır. Ne yazık ki bu tür şirketlerin sürdürülebilirliği çoğu zaman zordur. Benim için en büyük tecrübe, sürdürülebilirliği başarmaktır. Her zaman hayalim, kendi şirketimi kurmak ve işimi kendi istediğim yönde yönetmekti. Çünkü kendi ticaretimde aileye bağımlı olmayı istemedim. Patron şirketlerde destek talep ettiğinizde başarı sağlarsanız 'Benim sayemde gücümü kullandın' denir, başarısız olursanız da sizi sorumlu gösterebilirler. Bu yüzden hem dedemden hem babamdan öğrendiğim ticari prensiplere bağlı kaldım. Hayallerinizi gerçekleştirebilmek için özgüven çok önemlidir.</p><p>Ticaret hayatına kırklı yaşlarımda başladım ve şirketimiz COVID döneminde büyüdü. Babam Ali Başmısırlı&#39;ya, ticaretimi büyütmek ve Türkiye&#39;ye açılmak istediğimi söylediğimde bana 'Öncelikle yorulmanı istemiyorum, ama bu yola gireceksen, sana üç şey söyleyeceğim. Bu üçünü yaparsan, yolun açık olsun kızım. İşçinin ve emekçinin alın terini yere düşürmeden maaşını verebilecek misin? Devlete olan borcunu vaktinde ödeyebilecek misin? Borcunu her zaman zamanında ödeyebilir misin? Bunları başarabilirsen, yaptığın işin ve emeğinin karşılığını fazlasıyla alırsın' dedi. Bu öğüt, benim için büyük bir rehber oldu. Kurulduğumuzdan bu yana, bu ilkelerden şaşmadan şirketimizi yönetiyoruz ve ekip olarak bu konularda son derece hassasız. </p><p><strong>Başmısırlı soyadı bugün ticarette yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda bir güven duygusu da taşıyor. Yıllardır itibarıyla anılan bu soyadı, Begüm Başmısırlı&#39;nın ticaretindeki sağlam duruşu ve başarısıyla bu mirası devam ediyor. Onun ticaret anlayışında kazanç kadar vicdan, büyüme kadar dua var. Onun için yola çıkmadan edilen bir dua, alın terine gösterilen saygı ve etik sınırları aşmamak net bir duruş…</strong></p><p>-Biz Türkiye&#39;nin her yerine ticaret yapıyoruz. Her şehirde ailemin mutlaka bir ticareti olmuştur. Başmısırlı soyadı geçtiğinde aile büyüklerim sayesinde karşıma çıkan en önemli unsur güvendir. Bu anlayışı ticaretimde uyguluyorum ve gelecek nesillere aktarmaya devam edeceğim. Biz inançlı bir aileyiz. Zaman zaman sıkıntı yaşadığımda anneme ve babama danışırım. Yoğun çalışma hayatıma rağmen onları ziyaret ettiğimde, annemin duasını almak benim için önemlidir. Babam da bana sık sık 'Ayetel Kürsi&#39;yi okumadan arabanın kontağını açma, duayla başla. Allah her zaman yanınızda olur' öğüdünü verir. Bu değerleri hem uyguluyor hem de diğer nesillere aktarıyoruz çünkü ticaret ve değerler aktarımla geçer.</p><p>İnsanların ahlakı, sosyal yaşamına, aile yaşamına ve ticaretine yansır. Ticarette önceliğim her zaman ilke ve etik kurallardır. Elbette ticaret kazanç içindir, ama bizim için başarı odaklı olmak ve doğru şekilde kazanç sağlamak önceliklidir. İnsanlar 'Begüm Başmısırlı' dediğinde genellikle 'Başarı odaklı bir kadın' der. Ticarette 'Her şey mübah' anlayışına kesinlikle karşıyım. Ahlak her şeyin başıdır çünkü ahlakın çöküşü, toplumun temelini sarsar.</p><strong>'Begüm Hanım, tüccar kadın'</strong><p><strong>Anadolu&#39;nun göbeğinde ticaretin hafızasını tutan kadim şehir Kayseri&#39;de Begüm Başmısırlı kendisine yakıştırılan 'tüccar kadın' sıfatını gururla taşıyor. Çünkü bu ifade, yalnızca iş yapan bir kadını değil, şehrin ruhunu özümsemiş bir temsilciyi anlatıyor.</strong></p><p>-Kayseri&#39;de ticaret kolay olmasa da şehir, Karum, Kaniş, Kültepe gibi merkezleriyle ticaretin başlangıç noktalarındandır. Gevher Nesibe&#39;nin açtığı ilk ruh ve sinir hastalıkları hastanesi, sağlık turizminin temeli, kervansaraylar ve ipek yolu üzerindeki konumu ise şehrin ticarete yatkınlığını gösterir. Farklı şehirlerde ticaret yapıyorum ve bana verilen 'Begüm Hanım, tüccar kadın' sıfatı var. Bu sıfatı çok seviyorum ve tüccar kadın olmak şehrin kültürünü özümsemiş biri olduğumu gösteriyor. Kayseri sanayisi gelişmiş olsa da yüksek katma değerli üretimde sınırlı kalıyoruz. Bazı sanayiciler 'Kayseri&#39;yi biz geçtik' dese de ben, şehrimizin Türkiye&#39;de markalaşmada hızlı ilerlediğini vurguluyorum. </p><p>Ticarette büyüme doğru finans kullanımına bağlıdır ancak ekip çalışması, mentorluk ve şirketi geliştirmek de önemlidir. Kazancın şahsa değil, şirkete ve sürdürülebilirliğe ait olduğunu düşünüyorum. Kayseri&#39;de patron şirketlerin fazlalığı bazen bu anlayışı zayıflatıyor. Eğitim, kültür ve uyumu sağlayabilen şirketler ise üçüncü nesile kadar sürdürülebilir olabiliyor.</p><strong>'Mış' gibi davranılmasından çok rahatsız oluyorum…</strong><p><strong>İş dünyasında bazen en zor mücadele görünür olmak değil, gerçekten görülmektir. Kadınlar bu düzende kimi zaman alkışlanır kimi zaman en öne çıkarılır ama karar verme aşamasında genelde 'mış' gibi düzeni vardır. İşte tam da bu noktada Begüm Başmısırlı, 'mış' gibi yaklaşımlara güçlü bir duruşla karşılık veriyor.</strong></p><p>-Ben 'mış' gibi davranılmasından çok rahatsız oluyorum. Bazı sanayiciler ve siyasetçiler, kadınları sadece 'mış' gibi görür. STK&#39;larda ve platformlarda önde gösterirler ama masaya oturup birlikte iş yapmak istediğinizde, aynı tavrı göstermezler. Ben bunu sesimi yükseltmeden, yaptığım işle gösteriyorum. Türkiye&#39;nin birçok ilinde, devlet ve özel sektörde birçok firmayla bir kadın olarak çalışıyor ve kazancımı tekrar ticarete yatırıyorum. Duruşum, iş bilincim, iş ahlakım ve güvenliğe verdiğim önem sanayicilerin dikkatini çekiyor. Kadınların birbirine destek olması, kenetlenmesi ise 'mış' gibi davranışlara en iyi cevaptır.</p><p>Bir anekdot paylaşayım. Kayseri&#39;nin tanınan iş insanlarının toplantısına katıldım. Yaklaşık 15 iş insanı bir aradaydı. Ben espri yaptım, güncel konuları konuştuk ve toplantı sonunda 'Ben de sizler gibi insanım, ticaretle uğraşıyorum, iş insanıyım, siyasetle ilgilenmiş biriyim, kayınvalideyim, anneanneyim ve Umre&#39;ye gittim. Herhalde imanın şartları gibi yerine getirdim' dedim. Herkes gülünce toplantı sahibi, 'İnanılmaz hazır cevapsınız Begüm Hanım' dedi. Ticaret, kıvrak zekayı gerektirir ve erkek egemen bir ortamda hazır cevabı rahat söyleyebilen bir kadın nadirdir. Bu benim için unutulmaz bir anı oldu.</p><strong>'Kendim için beş temel kural belirledim'</strong><p><strong>Begüm Başmısırlı&#39;nın dünyasında her şey bir hayalle başlıyor ama o hayal ayağı yere basmıyorsa bir anlam taşımıyor. O, önce insanın kendini tanıması, sınırlarını ve gücünü bilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hayalinin dışında ise hayatını beş temel başlık altında topluyor. Var olmak, hedef koymak, kırmızı çizgiler, ait olmak ve hayatı gerektiği yerde hafife alabilmek…</strong></p><p>-Hayal kurmak çok önemlidir. Hayaller, doğru bir şekilde peşinden gidildiğinde başarıyı getirir. Ben hayal etmeyi severim ve hayallerimin arkasından koşarım, ancak bu hayaller uçuk veya ütopya olmamalıdır. Öncelikle kendinizi tanımak, yeteneklerinizi bilmek ve ne iş yapabileceğinizi görmek gerekir. Bunları birleştirdiğinizde, hayallerinizi başarıyla gerçekleştirebilirsiniz. Başarı için en önemli noktalar ise hayal etmek, sabırlı ve sebatlı olmak ve yaptığınız işi sevmektir. İşinizi sevdiğinizde, karşılaştığınız sorunları kolayca çözebilirsiniz. Çözüm odaklı bir insanımdır ama zaman zaman duygusal yaklaşsam da sonra sakin kalıp çözüm üretebiliyorum. </p><p>Ben hayatımda kendim için beş temel kural belirledim ve hayatımı beş parmağım gibi gördüm. Bu beş parmakta hep kendi yolumu izledim. Bunlar var olmak, hedef koymak, kırmızı çizgiler, ait olmak, hayatı hafife almak. Bu beş kural hem iş hem özel hayatımda disiplinli kalmamı ve başarıya odaklanmamı sağladı.</p><strong>'Kayseri sanayisinde yeni dönem kadın sayısının artmasıyla mümkün'</strong><p><strong>Begüm Başmısırlı, Kayseri sanayisinin yıllardır üretim gücüyle anıldığını söylüyor ancak yeni bir dönemin üretimin içindeki kadın sayısının artmasıyla mümkün olacağına inanıyor. Bu değişimi kendi şirket yapısında ortaya koyan Başmısırlı, 'mış' gibi yaklaşımların ötesine geçildiğinde, kadınların yalnızca vitrinde değil karar mekanizmalarında da yer aldığı bir Kayseri&#39;nin mümkün olabileceğini vurguluyor…</strong></p><p>-Kadınlarımızın iş hayatında daha fazla yer almasını istiyorum. Sanayide ve üretimde kadınlarımız ne kadar çok olursa, Kayseri sanayisinin bakış açısı, birlikteliği ve üretkenliği de o kadar artar. Şirketimizde çalışanların yaklaşık yüzde 70&#39;i kadın, mağazalarda ve üretim planlarında yönetici pozisyonunda kadınlar bulunuyor ve depomuzda depo müdürü de kadın. Kadından aldığımız güçle ilerliyoruz ve aynı bilinçle Kayseri&#39;de de hareket edersek, sanayide fark yaratacağımıza inanıyorum. 'Mış gibi' yaklaşımları bir kenara bırakarak kadınların önünü açarsak, Kayseri sanayisinde çok farklı işler yapılabilir.</p><p><strong>Begüm Başmısırlı&#39;nın iş dünyasında en temel prensibi 'yok' kelimesinin olmaması. Ona göre her sorunun bir çözümü ve alternatifi vardır. Bu yaklaşımıyla iş hayatındaki yol haritasını oluşturan Başmısırlı, aslında çevresine de vazgeçmemeyi ve çözüm odaklı olmayı öğütlüyor…</strong></p><p>-Benim iş hayatındaki en büyük prensibim, 'yok' kelimesinin hafızamda yer almamasıdır. Her şeyin bir alternatifi, her sorunun bir çözümü vardır. Yeter ki analitik zekamızı kullanabilelim. Benim için 'yok' demek, vazgeçmek demektir. Çözümsüz olmak ise, problemi kabullenmemek ve varoluşu reddetmek anlamına gelir. Bu nedenle, gençlere de iş hayatımda da sık sık söylediğim şey şudur: 'yok' kelimesini kabul etmiyorum ve hafızamızda olmayacak. Mutlaka çözümcü olmalı, analitik zekamızı ön plana çıkarmalı ve muhakeme gücümüzü geliştirmeliyiz. Bu yaklaşım hem hayatımızda hem de ticaretimizde önümüzü açacak en önemli unsurlardan biridir.</p><strong>'Golden smile'</strong><p><strong>Begüm Başmısırlı, iş dünyasında sadece üretim ve ticaretle sınırlı kalmamış… O, aynı zamanda bir enerji, neşe ve pozitiflik alanı olarak da görülüyor. Ona göre iş, severek, gülerek ve keyif alarak yapıldığında anlam kazanırken 'Begüm Başmısırlı' denildiğinde akla ilk gelen 'golden smile' oluyor…</strong></p><p>-Bir kadın olarak rol model olmak, benim en büyük isteklerimden biridir. Çünkü özellikle kız çocukları, hayatlarında hayal ettikleri rol modellerle büyürler. Ben de geçmişte rol model aldığım kadın figürleri oldu. Üretici olmak, üretim sürecinde yer almak ve aynı zamanda kadın enerjisi, neşe ve keyfi yansıtabilmek çok önemlidir. Ticarette zorluklar her zaman vardır ama pozitif enerji ve keyfi göstermek, işin enerjisini yükseltir. Yüksek enerji ve pozitiflik, evrene verilen bir mesajdır. Bunu yansıtabilmek bana büyük mutluluk verir. Şehrimde ve ülkenin farklı bölgelerinde, bu enerjiyi göstermek bana keyif verir. İnsanların 'Begüm Hanım' dediğinde 'golden smile' demesi beni çok mutlu ediyor. Ticarette enerjiyi kullanmak ve işten keyif aldığınızı göstermek eşsiz bir duygudur. Genç arkadaşlarıma tekrar söylemek istiyorum. Lütfen ama lütfen işinizi severek, gülerek ve keyif alarak yapın.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-nin-tuccar-kadini-begu_1777281437_OxGDvu.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’nin tüccar kadını Begüm Başmısırlı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-nin-tuccar-kadini-begu_1777281437_OxGDvu.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ayşegül İçöz’ün Madame ile kadınlara ilham veren yolculuğu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/aysegul-icoz-un-madame-ile-kadinlara-ilham-veren-yolculugu/20815/</link>
            <description><![CDATA[Madame Beauty Wellness’da kapıdan içeri adımınızı attığınız anda, sizi yalnızca bir güzellik merkezi değil, kendinizi yeniden keşfetmeye davet eden şık bir atmosfer karşılıyor. Enerji, güven ve gülümsemelerin olduğu bu mekanın arkasında Ayşegül İçöz gibi, kadınların kendilerini değerli hissetmelerini amaç edinen bir girişimci duruyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/aysegul-icoz-un-madame-ile-kadinlara-ilham-veren-yolculugu/20815/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 13:53:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ayşegül İçöz, 1979 yılında Kayseri&#39;de doğdum. Evliyim ve üç erkek çocuk annesiyim. Kadınların sadece güzelleşmesini değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfetmelerini sağlamak için bir uzman estetisyen ve girişimci olarak buradayım. 'Mutlu Kadın Güzeldir' sloganıyla, Madame Beauty Wellness&#39;da kadınlara kendilerine olan değerlerini hatırlatacak çalışmalar yapıyorum. Amacım, kadınlar güvenle bu kapıdan girdiklerinde, ışıl ışıl ve gülümseyen bir yüzle buradan ayrılmalarını sağlamak.</p><p><strong>İyi niyet, merhamet ve paylaşmanın merkezde olduğu bir evde büyüyen Ayşegül İçöz, bu değerleri hayatının her alanına taşıyor. Onun için güzellik sadece dış görünüşten ibaret değil, insanlara dokunmak ve onları değerli hissettirmekte odaklı… Bugün Madame Beauty Wellness&#39;ta kapıdan giren her kadın, sadece bakımla değil, gördüğü özen ve şefkatle de bunu hissediyor.</strong></p><p>-Çocukluğumdan beri insanların iyi olmalarını ve iyi hissetmelerini sağlamanın benim için ne kadar önemli olduğunun tohumları atılmıştı. Çok sevgi dolu bir ailede büyüdüm ve mahallemizde yardıma açık, misafirperver insanların bir arada olduğunu gördüm. Annem bize, evimize gelen herkesin değerli olduğunu, 'ben' değil 'biz' bilinciyle yaklaşmamız gerektiğini öğretti. Yardımlaşmanın önemini çocukluğumdan bugüne kadar birçok kez deneyimledim. Onlardan gördüğüm şefkat, merhamet ve farkındalık, bugün içimde hl yaşıyor ve yaptığım işlere yansıyor.</p><strong>'En büyük zenginlik, buradan ayrılan kadınların yüzündeki ışıltıdır'</strong><p><strong>Madame Beauty Wellness&#39;ın kapısından içeri girdiğiniz anda bir güzellik merkezinden çok daha fazlası olduğunu hissediyorsunuz. Kadınlar burayı sadece bakım yaptırdıkları bir yer değil, aynı zamanda anlaşıldıkları, dinlendikleri ve değer gördükleri bir dünya olarak görüyor. Onlar için bu dünyayı oluşturan Ayşegül İçöz ise cilde dokunmadan önce hikayeye dokunmayı tercih ediyor…</strong></p><p>-Madame Beauty Wellness&#39;ta kadınlara yaklaşımım, kendi değerlerimin bir yansımasıdır. Bu işletmeyi kurarken amacım maddi kazanç değil, kadınlara kendilerini değerli ve özel hissettirebileceğim güvenli bir alan oluşturmaktı. Çocukluğumdan gelen insani değerler ve sosyal sorumluluk bilinci, bu anlayışın temelini oluşturdu. En büyük hedefim, kapıdan giren her kadının kendini güvende hissetmesi ve buradan ışıl ışıl, gülümseyerek ayrılmasıdır. Sloganım 'Mutlu Kadın Güzeldir' tam olarak bunu ifade eder. Madame, sadece bir güzellik merkezi değil kadınların anlaşılmak ve değer görmek için geldiği sıcak bir ortamdır. Her danışanımı önce dinler, ihtiyaçlarını analiz ederim. Çünkü cilde dokunmadan önce onların hikayesine dokunmak gerektiğine inanırım. Alınan hizmette memnuniyet duyan kadınlarımız bir daha gelmek istiyorlar bende güveni korumak için de her gün kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Benim için en büyük zenginlik, buradan mutlu ayrılan kadınların yüzündeki ışıltıdır.</p><p><strong>Hayallerinin yönü değişse de öğrenme arzusundan hiç vazgeçmeyen Ayşegül İçöz, üniversiteye giremese de hayatın sunduğu her deneyimi bir ders gibi görmüş. Sevgi dolu bir ailede kendini prenses gibi hisseden küçük bir kız, sorumluluk almayı erken öğrenen ve çalışkan bir kadına dönüşmüş. Bazı insanlar için en büyük öğretmen hayatın kendisi oluyor…</strong></p><p>-Ben aslında lise mezunuyum. O dönemdeki ailevi şartlar nedeniyle üniversiteye gitme fırsatı bulamadım. Ancak çok sevildiğim, sevgi dolu ve mutlu bir ailede büyüdüm. Ben de bana duyulan bu sevgiye layık olmak için çalışkan ve düzgün bir kız olmaya gayret ettim. Babam ilkokul yıllarımda Libya&#39;da çalışıyordu, annem ve iki abimle birlikteydik. Babam çeşitli hediyeler gönderirdi, içlerinde kendimi prenses gibi hissederdim. Küçük abim anneme destek olmak için erken yaşta çalışmaya başladı. Ben okul hayatımda başarılıydım, edebiyatı çok severdim. Üniversite sınavında iyi bir puan aldım ancak şartlar nedeniyle istediğim edebiyat bölümüne yerleşemedim. Bu durum beni yıldırmadı. Abilerimden biri evlenmiş, diğeri askere gitmişti, dershaneler pahalıydı, ben de çalışmaya başladım. İlk maaşımla pembe kaplı bir edebiyat soru bankası aldım ve yıllarca sakladım. Hem çalıştım hem test çözdüm. Çünkü öğrenmek benim için her zaman bir tutku oldu.</p><strong>'Hiçbir zaman hayata küsmedim veya kimseye kızmadım'</strong><p><strong>Edebiyat aşığı bir genç kız, hayatın kapattığı bazı kapıları aldığı kurslarla yeniden aralamış. Kızmadan küsmeden kendi tutkularının peşinden giderek çıktığı bu yolculuğu, onu bugün Madame Beauty Wellness&#39;ta, her kadının kapıdan girerken hissettiği değer ve güvenin bir yansıması hline getirmiş…</strong></p><p>-Üniversiteye gidemeyince bilgisayar ve muhasebe kurslarına yazıldım ve aldığım bu eğitimlerle bir işe girdim. Yaklaşık bir yıl kadar bir iş yerinde ön muhasebe yaptım. Böylece, üniversite okuma hayallerim yüreğimde dururken, iş hayatına da adım atmış oldum. Hiçbir zaman hayata küsmedim veya kimseye kızmadım. Bilgisayar ve muhasebe kursuyla bir iş yerinde ön muhasebe yapmak beni korkutmadı ve kısa süre içinde çok başarılıda oldum. Ancak hayallerim hl edebiyat öğretmeni olmak yönündeydi bu yönüm içimde saklı kaldı. Ben de bu ilgimi araştırmaya, okumaya ve bilgimi çevremdeki insanlarla paylaşmaya yönlendirdim. Bugün ise, Madame Beauty Wellness&#39;ta kapıdan içeri giren her kadının ihtiyaçlarının görülmesini sağlamak ve onları mutlu bir şekilde uğurlamak bana dünyanın en büyük zenginliği gibi geliyor.</p><strong>Madame Beauty Wellness, bir terapi merkezi gibi…</strong><p><strong>Madame Beauty Wellness&#39;ta her şey kadınlar için tasarlanmış. Merkezde yalnızca estetiğe değil, insan ilişkilerine de yatırım yapan Ayşegül İçöz, ekibine pozitif bir bakış kazandırmak için çeşitli eğitimler aldırmış. Bugün oluşturduğu ekip, birbirini anlayan bir anlayışla misafirlerine hizmet veriyor.</strong></p><p>-Madame Beauty Wellness, sadece kadınlara özel bir merkez ve ekibim de tamamen kadınlardan oluşuyor. Burası, adımız 'sağlıklı yaşam ve güzellik merkezi' olsa da bir terapi merkezi gibi. Amacımız çok daha derin. Merkezi açarken hem devletime hem çevreme karşı örnek bir vatandaş olmayı ve zorluklar karşısında umutlu olmayı benimsedim. Bu bakış açısını ekip arkadaşlarıma da aşılamaya çalışıyorum, olumsuzluklara karşı pozitif bir perspektif geliştirmelerini önemsiyorum. Üç yıldır benimle çalışan ekibime sadece cilt ve saç bakımı değil, iletişim, danışan karşılama ve pazarlama gibi eğitimler de veriyorum. Mesai saatinden çalsa da bunları büyük bir keyifle alıyoruz çünkü insana yapılan yatırım benim için en değerli hazinedir. Bugün geliştirdiğimiz ekip, yarın da birbirini anlayan bir anlayışla hizmet verecek.</p><p><strong>Ayşegül İçöz, aileyi hayatının temel gücü olarak görüyor. Küçük yaşlarda aldığı sorumluluklar, anne ve babasının duaları, eşinin desteği ona hayat yolculuğunda pusula olmuş. İçöz, Madame Beauty Wellness&#39;ta kadınlara dokunduğu her anı, aslında bu güçlü bağlardan aldığı manevi güçle şekillendiriyor.</strong></p><p>-Annem ve babamla hayatımız dönem dönem ayrı geçti. Biz küçükken annem yanımızdaydı; babam ise işi nedeniyle uzun süre yurt dışında çalıştı ve daha çok biz büyüdüğümüzde yanımızda olabildi. Annemin rahatsızlığı ve tedavi sürecinde evin ihtiyaçları ile ben ilgilendim. Bir süreliğine annemin annesi gibi oldum. Buna rağmen derslerimde hep başarılıydım. Öğretmenlerim anneme teşekkür eder, babam da 'Sen bizi hiç üzmedin, Rabbim de seni üzmesin' diyerek dua ederdi. Bu dualar benim en büyük gücüm oldu. Evlendikten sonra da eşim ve ailemle sevgi dolu, güçlü bir bağ içinde oldum. Bugün hangi işi yaparsam yapayım başarılı olacağıma dair inancım ailemden, eşimden ve çocuklarımdan aldığım manevi destek sayesinde şekillendi. Madame Beauty Wellness&#39;taki yolculuğumun temelinde de bu güç yatıyor.</p><p><strong>Babasının öğütleri ve milli değerleri, Ayşegül İçöz&#39;ün hayatına yön vermiş. Çocukluğunda izlediği törenler ve ezberlediği İstiklal Marşı, ona sadece anı değil, sorumluluk ve aidiyet duygusunu da kazandırmış. Bugün bu değerler hem hayatına hem de yetiştirdiği nesillere rehberlik ediyor.</strong></p><p>-Çalışmak, sabretmek, şükretmek ve dua etmek, insanın yolunu aydınlatır diye düşünüyorum. Babam sağlam bir Türk milliyetçisiydi. Bizi milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmamız konusunda yetiştirdi. Çocukken milli bayramlarda en güzel kıyafetlerimi giydirir, elime Türk bayrağı verip törenleri izletirdi. Ben ilkokula gitmeden İstiklal Marşı&#39;nı babamdan ezberlemiştim ve Bayrak şiirini de bana o ezberletmişti, bu anıları hl unutamam. Babamın bu hassasiyeti, bugün ülkemize ve dinimize hizmet eden evlatlarıma örnek olmamda bana yol gösteriyor ve hayatımın her alanına keyifle yansıyor.</p><strong>'Öğrenmenin yaşı olmadığını gösterdim'</strong><p><strong>Hayatta insanı güçlendiren temel noktalardan birisi de yaşadığı zorluklardır. Ayşegül İçöz de o zorluklar karşısında yılmak yerine daha da güçlenmiş ve 'öğrenmenin yaşı yoktur' diyerek 43 yaşında Madame Beauty Wellness&#39;ı kurmuş… Bu merkez, aslında onun için pes etmemenin, sürekli kendini geliştirmenin ve mücadele ruhunun bir yansıması…</strong></p><p>-Hayatım boyunca birçok zorlukla karşılaştım. En çok içimde kalan ise eğitimimin yarım kalmasıydı. Öğretmenlerim benden büyük başarılar bekliyordu, ben de kendimi o noktada görüyordum. O dönem nasip olmayanlar ise bugün beni yeni fikirler üreten, zorluklar karşısında pes etmeyen ve öğrenmeye devam eden bir Ayşegül yaptı. Öğrenmenin yaşı olmadığını, 43 yaşında Madame Beauty Wellness&#39;ı açarak gösterdim. Hayatın sadece günlük rutinlerden ibaret olmaması gerektiğini biliyordum ve bunu başaramamaktan korkuyordum. Bu korkuyu, kendimi sürekli geliştirerek aştım. Kitaplar okudum, eğitimlere katıldım, kişisel gelişim alanında kendime yatırım yaptım. Henüz bir mesleğim yokken bile önce kendime, sonra aileme ve çevreme faydalı olmayı hedefledim. Zorluklar her zaman vardır önemli olan pes etmemek ve mücadeleye devam etmektir. Ben bunu hayatımın her alanında gördüm ve kadınlara da en çok bunu tavsiye ediyorum.</p><p><strong>Ayşegül İçöz&#39;ün hayalleri, ailesinin desteği ve kendi azmiyle şekillenmiş. Sürekli öğrenen ve kendini geliştiren İçöz, çocuklarının desteği ve onlara örnek olma hedefiyle Madame Beauty Wellness&#39;ı hayata geçirerek, kadınların kendilerini değerli hissettikleri bir alan yaratmış.</strong></p><p>-Üç oğlum var. Büyük oğlum Ömer işletme mezunu ve evli. Gelinim Gökşin&#39;i çok seviyorum, bana kız evlat sevgisini yaşattığı için şükrediyorum. İlker Eczacılık Fakültesi&#39;nde son sınıfta, Melih ise üniversite sınavına hazırlanıyor. Çocuklarımın beni sürekli eğitim alırken görmesi ve özellikle İlker&#39;in 'Anne, sen eczacılık fakültesi bitene kadar ya optisyenlik kazan ya da kozmetik üzerine eğitim al ama eczanede yanımda ol' sözleri bu yolda adım atmamı sağladı. Bir aile dostumuzun güzellik merkezi fikriyle cesaretim birleşince harekete geçtim. Milli Eğitim Bakanlığı&#39;na bağlı kurumda 826 saatlik güzellik uzmanlığı eğitimi alarak ustalık belgesi kazandım, ardından farklı alanlarda eğitimlerle kendimi geliştirdim. Kişisel gelişimle mesleki bilgimi birleştirerek Madame Beauty Wellness&#39;ı kurduk. Kadınların tüm ihtiyaçlarını tek çatı altında, güvenle karşılayabilecekleri bir merkez hayal ettim. Eşimin ve oğullarımın desteğiyle bu hayali gerçekleştirdik ve yolumuza güçlü şekilde devam ediyoruz.</p><strong>'Madame Beauty Wellness benim için çok kıymetli…'</strong><p><strong>Madame Beauty Wellness, Ayşegül İçöz için bir güzellik merkezi olmanın ötesinde, birçok duygunun bir arada hissedildiği özel bir yuva olmuş. Bu yüzden gelen franchise tekliflerini geri çevirirken tüm değerlerini koruma kararlılığını gösteriyor… İçöz&#39;ün en büyük arzusu, buranın kadınlar için uzun yıllar boyunca güvenli ve değerli bir alan olarak kalması.</strong></p><p>-Madame Beauty Wellness, benim için güvenin, samimiyetin ve iyilikle mutluluğun bir arada olduğu özel bir merkez. Bu süreçte yurt içi ve yurt dışından birçok franchise teklifi aldık. Ancak markanın sahip olduğu güvenilirliği, hijyen ve mahremiyet konusundaki hassasiyetimizi ve misyonumuzu başka yerlerde aynı titizlikle yansıtamama ihtimali beni düşündürdü. Bu çizgiden sapılması durumunda markanın zarar görebileceğini düşündüğüm için franchise tekliflerini kabul etmedim. Madame Beauty Wellness benim için çok kıymetli. Adının yanlış algılanmasını ya da değer kaybetmesini istemem. En büyük isteğim, buranın uzun yıllar kadınlar için güvenli bir yuva olarak kalması… Kahkahaların yükseldiği, kadınların kendini değerli ve güvende hissettiği sıcak bir mekn olması.</p><p><strong>Madame Beauty Wellness, dışarıdan Endülüs mimarisiyle göz alırken, içerideki her renk, kumaş ve aksesuar ise Ayşegül İçöz&#39;ün görüşünü yansıtıyor. Bekleme salonundaki Osmanlı ağacı, kalıcılık ve iz bırakmayı simgelerken aslında gelen misafirlere verilen mesajda çok net oluyor.</strong><strong>  </strong><strong>Bakım sonrası hissedilen ferahlık ve uzun yıllar süren güven ilişkisi…</strong></p><p>-Madame Beauty Wellness&#39;ın mimarisinde, dışarıdan bakıldığında Endülüs mimarisi ön plana çıkıyor.  İç mekan, renkler, kumaşlar ve aksesuarlar rastgele seçilmedi, tamamen benim görüşümü yansıtıyor aslında. Bekleme salonunda Osmanlı&#39;yı simgeleyen bir ağaç figürü bulunuyor. Bu, Osmanlıların fethettikleri yerlere diktiği ağaç gibi iz bırakmayı ve kalıcı olmayı simgeliyor. Bizim merkezimizde güzellik ve sağlıklı yaşam bir bütün. Önce danışanlarımızı anlayıp dinliyoruz, yaşam biçimleri ve sağlık durumlarına göre hizmet sunuyoruz. Analizlerimizle yeterli sonuç alınamayacaksa, ilgili doktor veya uzmana yönlendiriyoruz. Tüm bakım hizmetlerimiz insan sağlığına, çevreye ve hayvanlara zarar vermeyen içeriklerle sunuluyor. Temizlik ve hijyen her zaman önceliğimiz.</p><p>Kadın olmanın kutsallığını ve üretkenliğini hayatın her alanında taşımanın önemine inanıyorum. Mevlana&#39;nın dediği gibi 'İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir' kendini bilen kadın, topluma faydalı olur. Kadınlar birbirine destek olduğunda güçlüdür. Zarafet ve üretkenlik kadınlara çok yakışır, birlikte güzel ve güçlü olurlar. Kadınlara özellikle şunu vurgulamak istiyorum. Zarafet, kadınlara çok yakışır, üretmek onların elinden çok güzel sonuçlar doğurur. Türk kadını olarak, Türkiye ekonomisine katkı sağlamak, sosyal alanlarda birbirimize destek olmak ve aile yapımızı güçlendirmek, çok değerli bir hazine oluşturur. Bu nedenle kadının birbirine olan desteği çok kıymetlidir. Kadın birlikte güzel, kadın birlikte güçlüdür.</p><strong>'Kendinize bahane üretmeden öğrenmeye gayret edin'</strong><p><strong>Hayallerini ertelemeyen, cesaretini ise bilgisi ve azmiyle birleştiren Ayşegül İçöz, yollarını kendi elleriyle aydınlatıyor. Madame Beauty Wellness&#39;ta bu düşünce ile hayata geçirilmiş ve kadınlara ilham veren bir merkez olmuş. Ve son söz:</strong></p><p><strong>Bir kadın gerçekten isterse, önünde hiçbir engel duramaz…</strong></p><p>-Gerçekten hayali olan kadınlara söylemek istediklerim var. Kendinize bahane üretmeden, yapmak istediğiniz iş üzerinde öğrenmeye gayret edin ve çevrenizin bunu görmesini sağlayın. Ben Madame Beauty Wellness&#39;ı açarken, 'Üç yıl önce bu kadın evde oturuyordu. Nasıl oldu da güzellik uzmanı oldu?' diye soruyla hiç karşılaşmadım. Herkes, 'Sen yapardın, zaten iyi bir şey yapmayı istiyordun. Bizim senden beklediğimiz zaten bunu yapabileceğini görmekti' dedi. Cesaretimi gösterdim ve bilgi, fikir üretmek ve eğitimlerle yolumu aydınlattım. Çevreniz bu gayreti gördüğünde önünüzdeki engellerin çoğu kalkar. Benim kadınlara mesajım çok net. Gerçekten isterseniz önünüzde hiçbir engel duramaz. İyilik, güvenilirlik, samimiyet ve dürüstlük, hangi işi yaparsak yapalım en değerli sermayemizdir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/aysegul-icoz-un-madame-ile-kad_1776941596_EB7khZ.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ayşegül İçöz’ün Madame ile kadınlara ilham veren yolculuğu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/aysegul-icoz-un-madame-ile-kad_1776941596_EB7khZ.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kendi yolunu çizen girişimci: Tuba Nur Akçin]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kendi-yolunu-cizen-girisimci-tuba-nur-akcin/20707/</link>
            <description><![CDATA[Mücadeleci ve inatçı ruhuyla kendi yolunu çizen bir kadın: Tuba Nur Akçin… Kayseri’de başladığı girişimcilik serüveninde, şehrin ticaret kültürünü öğrenmiş ve hayallerini de cesurca gerçekleştirmiş. Bugün nerede olacağı önemli değil, onun için önemli olan üretmek ve cesaretle yürümek. İşte bu duruş, tüm kadınlara ilham veren, hayallerinde adım atmaktan korkmayan bir örnek oluyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kendi-yolunu-cizen-girisimci-tuba-nur-akcin/20707/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:38:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Tuba Nur Akçin… Kökleri Karadeniz&#39;e uzanan ama hayatını İstanbul&#39;da şekillendiren bir isim. Kalabalık bir ailenin içinde, sorumluluk bilinci ile büyüyen Akçin, bugün Kayseri&#39;de kendi hikayesini yazan güçlü bir kadın girişimci…</strong></p><p>-11 Aralık 1992 doğumluyum. Aslen Karadenizliyim, ancak İstanbul&#39;da büyüdüm ve eğitimimi burada tamamladım. İlk iş tecrübemi de İstanbul&#39;da edindim. Esnaf bir babanın kızıyım. Babaannem, dedem ve amcalarımla birlikte aile apartmanında büyüdüm. Ailenin en büyük çocuğu olarak, üç kardeşim ve amcalarımın dört çocuğu dahil toplam yedi çocuğun sorumluluğunu erken yaşta üstlendim. Bugün elde ettiğim başarıda, erken yaşta aldığım bu sorumluluk bilincinin çok büyük payı olduğuna inanıyorum.</p><p><strong>Fabrikada badem şekeri ve çikolata kokularıyla büyüyen Tuba Nur Akçin, gururla 'Ben babamın kızıyım' diyor. Baba mesleğini ileride hiç yapacağını düşünmeyen Akçin, çocukluğunu şekillendiren deneyimleri sayesinde oluşan girişimci ruhuyla bugün, yenilikçi fikirleri hayata geçiriyor…</strong></p><p>-Her zaman gururla söylerim 'Ben babamın kızıyım.' Babam esnaftı ve badem şekeri ile çikolata imalathanesi işletiyordu. Çocukluğum adeta fabrikanın içinde geçti. Badem şekerlerinin kavrulmasını, çikolataların paketlenmesini izleyerek büyüdüm. O dönemlerde baba mesleğini ileride yapacağımı hiç düşünmezdim. Eğitimimi Okan Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü&#39;nde tamamladım. Mezuniyet sonrası kendi alanımda iş bulamadım bunun üzerine Koç Holding&#39;deki bir çağrı merkezinde sekiz ay çalıştım. Ardından zorlu sınav süreçlerinden geçerek Pegasus Hava Yolları&#39;nda kabin memuru oldum. Altı yıl süren bu deneyim, bana disiplin, kriz yönetimi ve insan ilişkileri konusunda çok değerli kazanımlar sağladı.</p><strong>'Cesaret bana dedemden miras'</strong><p><strong>Tuba Nur Akçin, hayatını yalnızca çalışarak değil, dedesinden aldığı cesaret mirasını taşıyarak yaşıyor. Onun için başarı kişisel bir hedeften ziyade kuşaktan kuşağa aktarılan bir emeğin devamı. Dedesinin disiplinli hayatı bugün Akçin&#39;in attığı her adımda hissediliyor… </strong></p><p>-En büyük motivasyon kaynağım yurt dışını gezmek. Çok çalışırım ve cesur bir insanım; bu cesaretin bana dedemden geçtiğine inanıyorum. Dedem, İstanbul&#39;da Eminönü&#39;nde Ermeni bir ustanın yanında badem şekerini öğrenmiş ve disiplinin başarıdaki önemini bize her zaman örnek olarak gösterirdi. Rahmetli dedem, başarılı bir badem şekeri ustasıydı bugün bulunduğum noktada onun emeği ve izleri çok büyük. Kabin memuru olmamda da en büyük destekçim oydu. Yurt dışını gezmek, farklı kültürleri ve vizyonları görmek hep güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Kabin memurluğu döneminde bu vizyonu birebir deneyimledim ve bugün Kayseri&#39;deki girişimlerimde de yurt dışı tecrübelerimin büyük katkısı olduğunu görüyorum.</p><p><strong>Kruvasan Fabrikası Kayseri için sadece bir işletme değil, alışkanlıkların da değiştiği bir mekan oldu. 'Kruvasan Fabrikası' tabelası bir markadan öte Tuba Nur Akçin için cesaretin de simgesi olurken ardından gelen 'Bu Gelato' ise onun vizyonunun sınır tanımadığının en net göstergesi… </strong></p><p>-Kayseri&#39;de hayata geçirdiğim iki marka Kruvasan Fabrikası ve Bu Gelato, şehirde bir ilk oldu. Kruvasan Fabrikası&#39;nı açtığımda Kayseri&#39;de bu konseptte bir örnek yoktu. Elbette sonrasında pek çok işletme açıldı ancak 'Kruvasan Fabrikası' denildiğinde akla ilk gelen isim Tuba Nur Akçin oldu. Marka, zamanla benimle özdeşleşti. Geçtiğimiz yıl açtığım Bu Gelato ise İtalyan dondurması konseptiyle yine bir ilk oldu. Yurt dışında aldığımız eğitimlerin ardından bu markayı hayata geçirdik. Açılıştan sonra yaşadığım en büyük mutluluk ise yaz aylarında işletmenin önünde oluşan uzun kuyrukları görmekti. Bazen mutluluk somut bir şey değildir ama o sırayı gördüğüm an, 'Ben gerçekten başardım' dediğim çok özel bir andı.</p><strong>'Hiç pişman değilim iyi ki Kayseri&#39;deyim…'</strong><p><strong>Tuba Nur Akçin, şehrin ticaret geleneğinin zincir markaların gölgesinde kaldığını fark ederek alışılmışın dışında bir lezzeti Kayseri&#39;ye kazandırdı. Şehri dönüştüren bu girişim cesur bir adım olurken elbette bazı risklerde taşımış… Ancak Tuba Nur Akçin, konforu değil vizyonu seçmiş ve işletmenin her detayında karakteri olan bir marka inşa etmiş…</strong></p><p>-Hiç pişman değilim iyi ki Kayseri&#39;deyim ve girişimlerimi burada hayata geçirdim. 2020&#39;de Kayseri&#39;ye geldiğimde, çoğunluğun franchising markalar olduğunu fark ettim. İstanbul&#39;dan misafirlerim geldiğinde onları götürebileceğim, günlük ve butik üretim yapan çok az mekn vardı. İstanbul&#39;da kruvasan yemek istediğimde ise uzun kuyruklar görüyordum. Kendi kendime 'Kayseri ticaret şehri ve yeniliğe açık bir şehir. Neden burada butik bir kruvasan fabrikası açmayayım?' dedim ve 2022&#39;de Kruvasan Fabrikası&#39;nı açtım. Karar öncesinde iki büyük risk vardı o da kruvasanı Kayseri&#39;ye benimsetmek ve merkezi olmayan Esenyurt Mahallesi&#39;nde satış yapmak. Mekn seçimimde dört kriterim vardı: müstakil bina, arkasında park alanı, otopark sorunu olmaması ve özgün mimari. Kendi kendime 'Bir risk alınır, iki risk de alınır. Sen İstanbullusun Tuba, başardın, bunu da başarabilirsin' dedim ve cesaretle adım attım. Kruvasanı açmadan önce ciddi eğitimler aldım ve İstanbul&#39;da bir kruvasan işletmesinde dört ay boyunca fiilen çalıştım. Bu detayı en yakın çevrem bilir. Çünkü bir girişimi hayata geçirmeden önce sadece teorik bilgi yetmez o mutfağın içinde olmak, hamura dokunmak gerekir. Bugün ben yalnızca bir girişimci değilim aynı zamanda Kruvasan Fabrikası&#39;nın şefiyim. Ürünlerimizin büyük kısmı kendi ellerimden çıkıyor. Bu başarı, dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Çok büyük emek, disiplin ve inancın sonucu.</p><p><strong>Tuba Nur Akçin&#39;in Kayseri&#39;deki girişimcilik yolculuğunun en büyük destekçisi ailesi olmuş ama aynı dönemde 'yapamazsın' diyen sesler de eksik olmamış. Hayallerinin karşısına dikilen o kesin 'yapamazsınlar' moralini bozmuş fakat yönünü değiştirmemiş. O, köklerinden aldığı 'Karadenizli bir ailenin kızıyım ve babamın kızıyım' derken mücadelenin sıradan değil, doğal olduğu bir karakteri tarif ediyor…</strong></p><p>-Bana destek verenler sadece annem, babam ve kardeşlerimdi. 2020 yılında Kayseri&#39;ye ilk geldiğimde, o dönem 'ailem' olarak gördüğüm bazı kişilerden ise destek yerine tam tersine en ağır ve en negatif cümleleri duydum. Benden yaşça büyük biri karşıma geçip, 'Sen bunu başarabileceğini mi sanıyorsun? Tabii ki yapamayacaksın. Gel, bu sevdadan vazgeç' diyerek beni vazgeçirmeye çalıştı. 28 yaşındaydım. Hayatta neleri başarabileceğime dair hiçbir fikri olmayan insanların hedeflerim hakkında bu kadar kesin konuşması elbette moralimi bozdu. Ama ben vazgeçen biri değilim. Her zaman şunu söylerim: 'Karadenizli bir ailenin kızıyım ve babamın kızıyım.' Mücadele bizim karakterimizde var. Bu yüzden başarı benim için bir ihtimal değil, bir sonuçtu.</p><strong>'Bu şehir bana ticari anlamda çok şey kattı'</strong><p><strong>Kayseri, ticaretin nabzını tutan bir şehir… Ancak bu şehirde iz bırakmak, özellikle 'Kayserili' olmayanlar için her zaman kolay olmaz. Tuba Nur Akçin&#39;e 'Sen Kayserili değilsin' diyenler de olmuş, 'Bunu biz yapardık' cümlesini kuranlar da… Fakat o, düşünmekle cesaret edip harekete geçmek arasındaki farkı çok iyi bilenlerden. Neyse ki Kayseri, çalışana kapısını kapatmayan bir şehir… O, bu şehirde emek veriyor ve karşılığını takdir ile görüyor…</strong></p><p>-Kayseri&#39;nin bir ticaret şehri olduğu bilinen bir gerçek. İstanbul&#39;da doğup büyümüş biri olarak burada girişim yapmak büyük bir riskti. Zaman zaman 'Sen Kayserili değilsin' ya da 'Bunu senden önce biz yapabilirdik' gibi cümlelerle karşılaştım. Düşünmekle yapmak arasında büyük bir fark var. Ancak Kayseri&#39;de yatırımcı çok ve ticaret kültürü güçlü. Bu şehir bana ticari anlamda çok şey kattı. İyi ki ilk girişimimi burada yapmışım. İstanbul&#39;da tanınmak ve marka olmak çok daha zor, Kayseri&#39;de ise emek verip başarılı olduğunuzda ciddi destek görüyorsunuz. Bu nedenle Kayseri&#39;yi çok seviyorum.</p><p><strong>Tuba Nur Akçin, Kayseri&#39;nin ticaret geleneği içinde girişimciliğin inceliklerini öğrenmiş, o yüzden Kruvasan Fabrikası onun için sadece bir işletme değil, kendisini yetiştiren bir okul gibi olmuş. Bugün ise aynı cesareti daha bilinçli bir tecrübeyle birleştirerek Bu Gelato&#39;yu hayata geçiren Akçin, dünya trendlerini Kayseri&#39;ye uyarlayan bir girişimci olarak fark ediliyor.</strong></p><p>-Kayseri&#39;nin güçlü ticaret geleneği sayesinde burada disiplinli ticaret yapmayı öğrendim. Kruvasan Fabrikası ilk girişimimdi ve birçok şeyi deneyimleyerek öğrendim. Bu Gelato&#39;yu açarken ise, Kruvasan&#39;da yaptığım hataları tekrarlamamak için büyüklerimden öğrendiğim ticaret tecrübelerinden faydalandım. Kruvasan Fabrikası bugün özgün bir kimliğe sahip. Misafirler ürünleri tanıyor, tatları biliyor ve yurt dışı deneyimlerini benimle paylaşıyor. Menümü sürekli güncel tutuyor, yeniliklere adapte oluyorum. Neredeyse her ay yurt dışına çıkarak gördüğüm trendleri ve lezzetleri Kayseri&#39;ye uyarlamaya çalışıyorum.</p><strong>Vazgeçme!</strong><p><strong>Başarı çoğu zaman dışarıdan kolay görünür. Oysa işin arkasında sabırla aşılmış birçok zorlu süreçler vardır. Tuba Nur Akçin için Bu Gelato&#39;yu açmak da tam olarak böyle bir dönem olmuş. Kruvasan&#39;daki tecrübesine güvense de Kayseri&#39;de karşılaştığı resmi prosedürlerden sonra kendisine zaman zaman 'Vaz mı geçeceğim, yoksa devam mı edeceğim?' sorularını sormuş. Ama devam etmeyi seçmiş, bugün ise geri dönüp baktığında 'İyi ki vazgeçmemişim' diyor…</strong></p><p>-'İyi ki vazgeçmemişim' dediğim anlardan biri de Bu Gelato&#39;yu açtığım dönemdi. Açılış süreci düşündüğümden çok daha zorlu geçti. Kruvasan&#39;daki deneyimime güvenerek bazı şeylerin daha kolay ilerleyeceğini sanmıştım. Ancak Kayseri&#39;de resmi süreçler oldukça prosedürlü ilerliyor. Ankara, İstanbul ve İzmir&#39;de dondurmacı açan arkadaşlarımla konuştuğumda, onların karşılaşmadığı birçok süreci benim yaşadığımı gördüm. Resmi dairelerle ilgili oldukça yorucu bir dönemden geçtim. Bir noktada kendime şu soruyu sordum: 'Vaz mı geçeceğim, yoksa devam mı edeceğim?' İyi ki devam etmeyi seçmişim.</p><p><strong>Tuba Nur Akçin&#39;in 'İyi ki' dediği anlardan biri de Cezayir&#39;de düzenlenecek uluslararası yarışmaya davet edilmesi olmuş. Gastro Kayseri çatısı altında hem Kruvasan Fabrikası kimliğiyle hem de 'Tuba Şef' olarak Türkiye&#39;yi ve Kayseri&#39;yi temsil edecek Akçin, tüm negatifliklere rağmen 'İyi ki' onlara teslim olmamış. Ve bugün karşımızda, vazgeçmeyenlerin kazandığını gösteren güçlü bir kadın var…</strong></p><p>-Evet, Kruvasan Fabrikası ve Bu Gelato&#39;yu yurt dışına taşıma fikrimiz elbette var. Öncelikle şunu paylaşmak isterim. Nisan ayında Gastro Kayseri ekibi olarak bir dernek kurduk. Bu oluşumla birlikte Cezayir&#39;de düzenlenecek bir yarışmaya katılacağız. Bu teklifi ilk aldığım an, 'İyi ki bu yoldan vazgeçmemişim' dediğim en özel anlardan biriydi. Çünkü orada hem Kruvasan Fabrikası kimliğiyle hem de 'Tuba Şef' olarak önce ülkemizi, ardından Kayseri&#39;yi temsil edeceğim. Kadınların daha görünür olabilmesi için en önemli şartın, çevredeki negatif seslere kulaklarını kapatabilmeleri olduğuna inanıyorum. Hiçbir şey benim için de kolay olmadı. Sosyal medyada görünen tabloyla gerçekte yaşananlar arasında büyük fark var. Ben duygularını içinde yaşayan biriyimdir birçok şeyi sadece ailem ve en yakın dostlarım bilir. Negatif söylemler karşısında tamamen kulaklarımı kapattım. Dinlerim, saygısızlık yapmam ancak hedefim belliydi. Ben başarmak istiyordum. Hatta bir noktadan sonra başarmaktan başka seçeneğim kalmamıştı. Kayseri&#39;deydim, tek başımaydım ve yapmak zorundaydım.</p><strong>'Hayal etmek, hedefe giden yolun en güçlü adımlarından biri'</strong><p><strong>Tuba Nur Akçin, kalabalığın içinde kaybolmaktansa kendini göstermeyi ve hayallerini cesurca yaşatmayı seçen bir girişimci. Ona göre hayal etmek, hedefe giden yolun en güçlü adımı…</strong></p><p>-'Hedeflerinizden vazgeçmeyin' cümlesi artık çok klasik. Ama bence asıl mesele, görünür olabilmek için kalabalığın arasından sıyrılabilmek. Kendini ifade edebilmek, hedeflerinden açıkça bahsedebilmek insanı her zaman bir adım yukarı taşıyor. Ben Bu Gelato&#39;yu açmadan önce, daha dükknı tutma aşamasındayken içeri girdiğimde mekn bomboştu. Ama ben o boş alanın içinde bugün bulunduğum o sıcak ve şirin atmosferi hayal ettim. Hayal etmek, hedefe giden yolun en güçlü adımlarından biri. Beyin, hayal edilen şeyi gerçekmiş gibi algılar. Bu yüzden herkesin hayal kurmaktan vazgeçmemesi gerektiğine inanıyorum.</p><p><strong>Tuba Nur Akçin&#39;in girişimcilik yolculuğunun temelinde babasının fırsatları değerlendirmeyi ve tutumlu olmayı öğreten esnaf ruhu, annesinin ise cesaret ve korkusuzluk mirası var. Babasının küçük yaşta yönlendirmeleri, annesinin arkasında durduğunu söylemesi onun gem risk almasını hem de kararlı adımlar atmasını sağlayan en güçlü rehber olmuş…</strong></p><p>-Babam çocukluğumda bana hep 'Sen erkek doğmalıymışsın, kız doğmuşsun' derdi. Bugün bana baktığında eminim o cümlesinin anlamı değişti. İstanbul&#39;dan gelip hem Kruvasan Fabrikası&#39;nı hem de Bu Gelato&#39;yu ziyaret ettiğinde, o gün imalathanede yemek yapan kızını örnek göstererek benimle gurur duyduğunu söylüyor. Babamın esnaflıktan gelen tarafı daha yatırımcıdır. Hep 'Su akarken testini doldur kızım, hiçbir şeyi israf etme' der. Yani fırsat varken çalışmayı, kazanmayı ve birikim yapmayı öğretti. Annem ise çok cesur bir kadındır. Bize çocukluğumuzdan beri bıraktığı en büyük miras şu cümledir: 'Her zaman cesur olun, hiçbir şeyden korkmayın. Ben her zaman arkanızdayım.'</p><strong>'Hayatımın rotasını her zaman kendim çizmek istedim'</strong><p><strong>O, mücadeleci ve inatçı ruhuyla kendi yolunu çizmiş, bugün Kayseri ya da başka bir şehir… Hiç fark etmiyor. Önemli olanın nerede olursa olsun üretmeye devam etmek ve cesaretle yürümek olduğunu biliyor. İşte bu duruşu sayesinde Tuba Nur Akçin&#39;in hikayesi tüm kadınlara ilham veriyor…</strong></p><p>-Mücadeleci ve biraz da inatçı ruhum sayesinde hayatımın rotasını her zaman kendim çizmek istedim. Bugün Kayseri&#39;deyim ama ileride hangi şehirde yaşarım, hangi şehirde ticaret yaparım bunu zaman gösterecek. Benim için önemli olan, nerede olursam olayım üretmeye ve cesaretle yürümeye devam etmek.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kendi-yolunu-cizen-girisimci-t_1776339503_c60AMz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kendi yolunu çizen girişimci: Tuba Nur Akçin ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kendi-yolunu-cizen-girisimci-t_1776339503_c60AMz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri'nin kalbine dokunan Vali]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-kalbine-dokunan-vali/20627/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de adını sadece bir makamdan değil, sahadaki izinden duyduğumuz isim Vali Gökmen Çiçek… Onu hepimiz devlet adamı kimliği ile tanıdık ancak bu yazıda çocukluk hatıralarından inandığı değerlere, kırılma anlarından Türk milletine olan sevgisine uzanan içten bir yolculuğu kaleme alacağız.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-kalbine-dokunan-vali/20627/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 23:02:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>İş yapmak ile o işe tutunmak arasındaki çizgide kendisini 'hastalık derecesinde takipçi' olarak tanımlayan Gökmen Çiçek, yüzünde beliren kararlılığı ile aslında yönetim anlayışını özetliyor. Bir meseleyi dert edindi mi peşini bırakmayan bu tavrı ile büyük cümleler kurmaktan ziyade sorumluluğunun ağırlığını omuzlarında taşımayı tercih ediyor… </strong></p><p>-Çocukluğumdan itibaren, arkadaşlarımla ya da ailemle konuşsanız benim en çok 'hastalık seviyesinde' takipçi olduğumu söylerler. Bir konuyu üzerime aldığımda, bir meseleyi dert edindiğimde adeta şizofren derecesinde o işin peşine düşerim. İstediğim bir şey varsa defalarca sorarım. Oldu mu? Ne zaman olacak? Ne zaman? Israrla, vazgeçmeden takip ederim. Bir şeyi kafama koyduysam bırakmam. Sanırım benim en belirgin karakter özelliğim, dert edindiğim bir konuyu sonuna kadar ve çok sıkı bir şekilde takip etmem. Yöneticilik anlayışımda da bu var. 'Çok harika projeler yapıyorum, muhteşem işler çıkarıyorum' diyemem belki ama çocukluğumdan beri üstlendiğim işi, sorumluluğunu aldığım meseleyi sonuna kadar takip ederim. Israrcıyımdır. Bu yönüm bazen çevremdekileri yorar. Çalışma arkadaşlarım, dostlarım, hatta ailem zaman zaman 'Bir konuyu fazla ısrarla takip ediyorsun' diye sitem ederler. Ama herhalde beni ben yapan, en güçlü karakter özelliğim aşırı derecede takipçi olmam.</p><strong>'Gerçekten çok mutlu bir çocukluk yaşadım'</strong><p><strong>Vali Gökmen Çiçek&#39;in bugünkü yönetim anlayışını kavramak için makamına değil, çocukluğunun geçtiği kapıları hiç kapanmayan o apartmana, kalabalık ailesine ve birçok duygunun hep birlikte yaşandığı dünyasına bakmak gerekiyor. O kalabalığın içinde öğrenilen en kıymetli ders 'dayanışma' olurken bugün Kayseri&#39;nin huzuruna katkı sunduğu anlayışın temellerinin de yıllar önce o hiç kapanmayan kapının eşiğinde filizlendiğini görmek zor değil…</strong></p><p>-Çocukluğum Gebze&#39;de, kalabalık bir aile içinde geçti. Beş kardeştik, ayrıca yedi amcam ve iki halam vardı. Amcalarımla ve amca çocuklarımla o kadar yakındık ki kimin kardeş, kimin kuzen olduğu bazen karışırdı. Aynı apartmanda oturur, kapılarımızı hiç kapatmazdık. Pikniklere, gezmelere birlikte gider kimseye ihtiyaç duymadan kendi aramızda vakit geçirirdik. Gerçekten çok mutlu bir çocukluk yaşadım. Kalabalık ailenin insana paylaşmayı ve dayanışmayı öğrettiğine inanıyorum. Yedi amcanız olunca sadece yeğen değil, adeta kardeş gibi büyüyorsunuz. Ben de çoğu zaman arabulucu rolündeydim. Babam da özellikle, 'Kardeşlerimin yanında ben haklı olsam bile beni savunmayacaksın' derdi. Bu yüzden aile içinde sorun olduğunda hem amcalarımın yanında durur hem de barışmaları için çaba gösterirdim. Bugün hl aramızdaki bağ çok güçlü. Kalabalık bir ailede büyümenin mutluluğunu doyasıya yaşadım.</p><p><strong>Vali Gökmen Çiçek&#39;in yolculuğu Kafkasya&#39;dan Anadolu&#39;ya uzanan bir hikaye ile başlıyor. Kaybedilmiş bir vatanın ardından yakılan ağıtların arasında büyüyen bir çocuk için 'devlet' elbette sıradan bir kavram değil, adeta bir 'kızıl elma' olmuş.</strong></p><p><strong>Gökmen Çiçek için devlete hizmet etmek kariyer tercihi olmanın ötesinde bir emanetin de karşılığı…</strong></p><p>-Biz Kafkas göçmeniyiz. Ailem o coğrafyadan geliyor. Dedem hayattayken evde sürekli vatan, millet ve memleket üzerine şiirler okunur, ağıtlar yakılırdı. Bizim evde devlet çok kutsaldı. Devlet bambaşka bir şeydi. Bu millete hizmet etmek adeta bir 'kızıl elma' gibiydi. Çünkü kaybedilmiş bir vatanın hikyeleriyle büyüdük. Ailem 1939–40 yıllarında bir gecede evini barkını bırakıp, mayın tarlalarından geçerek Türkiye&#39;ye sığınmak zorunda kalmış. O bilinmezlik ve geri gönderilme korkusuyla yola çıkmışlar ama Türkiye Cumhuriyeti onlara kucak açmış. Bahar mevsiminde geldikleri için bir kaymakam soyadımızı 'Çiçek' koymuş. Bu hatıra bile devletin bizim için ne ifade ettiğini anlatmaya yeter.</p><p>Rus işgali ve komünizm baskısı altında zorla kolhozlara götürülen bir neslin çocuklarıyız. Böyle bir geçmişe sahip bir ailede devlete hizmet etmek kutsal bir meseleydi. Evde anlatılan bütün hikyelerin merkezinde kaybedilen vatan ve bir daha toprak kaybetmeme duası vardı. Bu yüzden devlet çatısı altında hizmet etme hedefim vardı ve içimde hep bu memlekete hizmet etme arzusu vardı. Yöneticilik tarafım da küçük yaşlardan itibaren belliydi. Mahalle maçlarında kaptan olurdum, okulda arkadaşlarım arasında öne çıkardım. Ortaokuldan itibaren 'Kaymakam olacağım' derdim. Üniversitede bir dönem 'Acaba yapabilir miyim, sınavı kazanabilir miyim?' desem de bu hedef hiç değişmedi. Ailem ve çevrem de bunu bildiği için kaymakam olduğumda kimse şaşırmadı. Benim hayalim hep buydu.</p><strong>'Sen artık sadece bizim evladımız değilsin'</strong><p><strong>Vali Gökmen Çiçek için 'vatan' kelimesi yalnızca bir coğrafi sınır değil, omuzlara yüklenmiş bir sorumluluk… Kaymakam olduğunda da ailesinden duyduğu 'Artık sadece bizim değil, bu memleketin evladısın' sözü de işte o günden beri taşıdığı sorumluluğun, anne duasının ve helal–haram çizgisinde şekillenmiş bir hayat terbiyesinin özeti gibi…</strong></p><p>-Annem Batum&#39;dan, babam Ahıska&#39;dan bu memlekete sığınmış. Aynı yıllarda vatanlarını bırakıp Türkiye&#39;ye gelmişler. Bu yüzden vatan, millet ve memleket meselesi onlar için son derece hassas ve kıymetli bir konu. Kaymakam olduğumda bana, 'Sen artık sadece bizim evladımız değilsin, bu memleketin evladısın. Gidecek ve hizmet edeceksin' dediler. Annem bunu hl sık sık hatırlatır. Sosyal medyada 'Allah seni yetiştiren anne babadan razı olsun' gibi yorumlar gördüğünde çok duygulanır, 'Oğlum dua al, memlekete hizmet et' diye beni teşvik eder.24 yaşımdan beri bu mesleğin içindeyim. Yanlarına sık gidemediğim zamanlarda babam, 'Milletimize hizmet ediyorsun, bu bana yeter' der. Fotoğraflarda yaşlı büyüklerimizin yanında olduğumu gördüğünde arar, 'Seni orada görünce kendimi yanında hissettim' diye söyler. Onların gururunu hissetmek benim için tarifsiz bir duygu. Bana bıraktıkları en büyük miras, şartlar ne olursa olsun görevi ihmal etmeden hizmet etmenin kutsallığı oldu. Haram–helal konusunda da büyük bir hassasiyetle yetiştirildim. İnşallah onları mahcup etmiyorumdur.</p><strong>'Hayatta iyi insanlarla karşılaşmak en büyük zenginlik' </strong><p><strong>Gökmen Çiçek&#39;in hayatının pusulası çocukken babaannesinin yıllara meydan okuyan 'Allah seni iyi insanlarla karşılaştırsın' temennisiyle oluşmuş. O zamanlar büyük hayaller kurmuş, zenginlik ve makamı daha kıymetli sanmış ama zamanla o duanın aslında en büyük servet olduğunu anlamış…</strong></p><p><strong>Şimdilerde ise bir insanın yoluna çıkan iyi kalplerin hayatı daha anlamlı kıldığını söyleyen Çiçek, iyi insanlarla yürünen yolun dünyada yaşanan bir cennet olduğunun da altını çiziyor…</strong></p><p>-Babaannemin bana küçükken ettiği bir dua vardı. Bana hep 'Allah seni iyi insanlarla karşılaştırsın' derdi. O zamanlar bu duayı basit bulurdum. İçimden, 'Allah seni zengin etsin, makamlara getirsin, büyük başarılar versin desene' diye geçirirdim. Bana daha büyük dualar varmış gibi gelirdi. Ama o hep aynı duayı etti, hl da eder. Yıllar geçtikçe anladım ki en büyük dua buymuş. Hayatta iyi insanlarla karşılaşmak en büyük zenginlik. En güçlü makamda da olsanız, kötü bir insanın iftirası ya da dost sandığınız birinin yanıltması insanı derinden sarsabiliyor. Eğer iyi insanlarla karşılaşıyorsanız, bu dünyada adeta cenneti yaşıyorsunuz. Cennete giden bir yolda yürüyorsunuz demektir bu. Bugün dönüp baktığımda babaannemin duasının kıymetini çok daha iyi anlıyorum. Hayatınızda iyi insanlar varsa, iyilikler de peş peşe geliyor. Bu dua hiç aklımdan çıkmıyor.</p><strong>'O üç gün, yöneticilik hayatımın en ağır sınavıydı'</strong><p><strong>30 Haziran 2024… Kayseri&#39;nin hafızasında yer edinen o acı hadise, Vali Gökmen Çiçek için yöneticilik hayatının en ağır imtihanı olarak hafızasında duruyor. Sokaklarda binlerce insan, asılsız haberler, yerel basının doğru haber mücadelesi ve sonunda Kayserilinin sağduyusuyla geride bırakılan o günler… Bir şehrin yöneticisinin sorumluluk duygusunun, ortak aklın ve toplumsal anlayışın sınandığı zamanlardı. Geride kaldı ama hafızalarda bir uyarı, bir ders ve bir dayanışma örneği olarak yaşamaya devam ediyor… </strong></p><p>-Meslek hayatımın en zor günlerini Kayseri&#39;de yaşadım. Özellikle Suriye olaylarının olduğu o üç gün, yöneticilik hayatımın en ağır sınavıydı. Yaklaşık 15 bin kişi sokaktaydı ve çoğu 15–17 yaşındaki gençlerdi. Sosyal medyada 'Bir Türk öldürüldü' gibi tamamen asılsız haberler yayılıyor, büyük bir algı ve manipülasyon mekanizması çalışıyordu. En büyük korkum o kargaşada bir çocuğumuzun zarar görmesiydi. Uydurma açıklamalar, benim ağzımdan söylenmemiş sözler dolaşıma sokuldu. Bu süreçte Kayseri yerel basını önemli bir sınav verdi. Doğru ve hızlı bilgi akışıyla birlik ve beraberliğin korunmasına büyük katkı sağladı. O gün en kıymetli şey doğru haberdi. Gündüz mahalle mahalle dolaşıp yanlış bilgileri düzeltmeye çalıştım, akşam ve gece sahadaydım. Sürekli 'Allah&#39;ım, bir çocuğumuzdan ya da bir göçmenden acı haber almayalım' diye dua ettim. Çünkü bir provokasyon yüzünden bir evladımızın zarar görmesi kabul edilemezdi. Çok şükür Kayseri&#39;nin sağduyusu galip geldi. Büyük gerilime rağmen can kaybı yaşanmadı. Hayatımın en korkulu üç günüydü ama bu şehir birlik içinde o süreci atlattı. Çok şükür.</p><strong>'Bu sevgiyi hak edecek ne yaptım?'</strong><p><strong>Vali Gökmen Çiçek&#39;in Kayseri sokaklarında bir amcayla samimiyetle sohbet ettiğine, bir teyzenin elini hürmetle öptüğüne, bir çocuğun başını şefkatle okşadığına hepimiz şahit olduk. Belki de onun bu şehirle kurduğu bağ, protokol çizgilerinin çok ötesine geçiyor. Makamın sağladığı yetkiden daha ağır bir sorumluluk yüklüyor omuzlarına tabi. Sevgiye layık olma sorumluluğu… </strong></p><p>-Ben bu millete aşığım. Türk milleti çok büyük bir millet. Her anneyi kendi annem, her babayı kendi babam gibi görmeye çalışıyorum. Yöneticilikte en önemli şeyin empati olduğuna inanıyorum ve kendime hep 'Ben olsam ne hissederdim?' diye soruyorum. Çünkü empati gerçekten sihirli bir şey. En büyük motivasyonuma gelecek olursak buradaki herkes benim ailem gibi. Bu bir söz değil, gerçekten böyle hissediyorum. Sokakta bir amcayla konuşurken amcamla konuşur gibi oluyorum. Geçenlerde 80 yaşlarında bir teyze, Belçika&#39;ya gitmeden önce sırf beni görmek için uçağını bir gün ertelemiş. Geldi, sarıldı, fotoğraf çektik ve gitti. Hiçbir talebi yoktu. O an kendi kendime, 'Bu sevgiyi hak edecek ne yaptım?' diye sordum. Sadece görevimi yapıyorum.</p><p>Kayseri&#39;de gördüğüm teveccüh çok farklı. Kayserili büyük şeyler istemiyor; 'Beni adam yerine koy, değer ver' diyor. Bir adım atarsanız Kayserili size on adım geliyor, sizi yarı yolda bırakmıyor. Ama bu şehir kibri asla sevmez. Saygısızlık etmez ama kibirli insanı hayatından çıkarır. Mütevazı olanı ise baş tacı yapar. Bu şehrin vefasını gerçekten yaşayarak gördüm.</p><strong>'Kayserili çok vefalı'</strong><p><strong>Vali Gökmen Çiçek, bir şehirden ayrılırken en çok 'hayırla anılmayı' manevi bir kazanç olarak görüyor. Geride bırakılacak en kıymetli mirasın, hayırla anılan bir iz olduğuna inanıyor. Tabi bu yolculuğunda en büyük destekçisi ise hayat arkadaşı oluyor… </strong></p><p><strong>Bir de 'vefa' konusu var... </strong><strong> </strong><strong>Vefa… 'Artık İstanbul&#39;da sadece semt adı' klişesiyle başlamayalım değil mi? Vefa bizim içinçoğu zaman insanlık ödevidir ancak Gökmen Çiçek ve eşi Sümeyra Çiçek, Kayserilinin gösterdiği vefa karşısında birlikte mahcup oluyorlar. Ve her defasında aynı cümlede buluşuyorlar: 'Kayserili çok vefalı.'</strong></p><p>-Belki çok iddialı olur mu diye düşünüyorum ama şu bir gerçek ki; 'Buraya geldi, bir şeyleri değiştirdi. Allah razı olsun ondan. Bak şunları yaptı' cümlesi çok kıymetli bir cümle. Bizim kültürümüzde hayırla anılmak çok değerli. Görev yaptığım yerlerde yıllar sonra bile 'Şunu yapmıştınız, hl devam ediyor' denilmesi manevi kazançtır. Asıl mesele, hayırla anılacak bir iz bırakmak. Eşimle aynı mahallede büyüdük. Evlendiğimiz günden beri hep yanımda oldu, sosyal projelerin içinde yer aldı, kadın kooperatifleri fikri de ona aitti. Görünür olmayı sevmez ama sahadadır, ihtiyaç sahiplerini takip eder, özellikle gençler konusunda çok hassastır. Bazen beni eleştirir ama aynı duyguyu paylaşmamız büyük güç veriyor. Kayseri&#39;yi o da çok seviyor. Gösterilen ilgi karşısında mahcup oluyor. Biz de aramızda bunu konuşuyoruz. Gerçekten bazen Kayseri&#39;nin gösterdiği sevginin, bizim hak ettiğimizden fazla olduğunu düşünüyoruz. Eşim de hep 'Kayserili çok vefalı' der. Ve biz bu vefayı her gün yaşayarak görüyoruz.</p><strong>'ERVA Spor Okulları Projesi de bir feryadın yansımasıydı'</strong><p><strong>Vali Gökmen Çiçek&#39;e göre gençlik, tesadüflerin değil bilinçli yönlendirmelerin hedefinde. Uyuşturucudan dijital mecralardaki değer aşınmasına kadar uzanan görünmez baskılara karşı verdiği mücadeleyi, yalnızca idari bir görev değil, tarihi bir sorumluluk olarak görüyor. Kayseri&#39;de hayata geçirilen Erva Spor Okulları Projesi de bu hassasiyetin somut karşılığı olarak çıkıyor. Çünkü o, her çocuğun sadece ailesine değil, binlerce yıllık bir milletin istikbaline emanet olduğuna inanıyor… </strong></p><p>-Bu memleketin çocuklarına yönelik bilinçli bir kuşatma olduğunu düşünüyorum. Uyuşturucunun özendirilmesi, sosyal medya üzerinden aile yapısının zayıflatılması ve değerlerin aşındırılması bana tesadüf gelmiyor. Gençlerimizin görünmeyen bir baskı altında olduğuna inanıyorum. Onlara hep 'Siz sadece ailenizin değil, binlerce yıllık bir milletin evlatlarısınız' diyorum. Böyle köklü bir tarihin çocuklarının uyuşturucu gibi tehditlerle anılmasını kabullenemem. Bu nedenle topyekûn mücadele etmeliyiz. Kayseri&#39;de başlattığımız Erva Spor Okulları Projesi de aslında böyle bir feryadın yansımasıydı. Amacımız çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve güçlü bir aidiyetle yetişmelerine katkı sağlamak. Onlara her zaman şunu söylüyorum: 'Sizden sadece aileniz değil, koca bir millet istikbal bekliyor, bu topraklar için can vermiş şehitler istikbal bekliyor. Kalbinizdeki millet sevgisinin, en kutsal değerlerinizden biri olduğunu asla unutmayın.'</p><p>Bir çocuğun düşen Türk bayrağını yerden alıp öpmesi bana umut veriyor. Bu bilinç yaşadıkça geleceğe dair inancım da güçlü kalıyor. Gerçekten inanıyorum ki çocuklarımız bizim geleceğimiz. Binlerce yıllık bir tarihe ait olduklarını unutmadan, o sorumluluğun farkında olarak büyümelerini istiyorum.</p><p><strong>Bizler bu röportajı yaparken aldığımız her cevabı, insanın kendi hayat yolculuğuna tuttuğu ayna olarak görüyoruz. Geçmişin kırılma anları, atılan cesur adımlar, verilen mücadeleler hepsi birer heyecan hepsi birer pusula aslında… Vali Gökmen Çiçek ile yaptığımız bu röportajda da söz dönüp dolaşıp yine Kayseri&#39;de kalıyor ve onun bu şehrin insanına verdiği mesaj ise çok net:</strong></p><p><strong>'Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek, el ele verip Kayseri&#39;yi hak ettiği noktaya taşımak için çalışmaya devam edelim</strong>.'</p><p>-Kayseri BOSS bu hikayeyi anlattırmayı gerçekten iyi başarıyor. Önceki programlarda da hissetmiştim insanların hayat hikayelerini anlatırken gözlerindeki heyecanı görmek mümkündü. Şimdi aynı duyguyu bizzat yaşadım. Sorular doğrudan insanın hayatına, kararlarına ve kırılma anlarına dokunuyor. Kendinizle yüzleştiğiniz için de çok kıymetli. Açıkçası kolay kolay zorlanan bir insan değilimdir; ancak bu söyleşide zaman zaman zorlandım. Çünkü sorular beni çocukluğuma, gençliğime; 15 yaşıma, 20 yaşıma, 30 yaşıma ve mesleğe ilk başladığım günlere götürdü. Hayat serüvenimi yeniden gözden geçirmeme vesile oldu. Bu yönüyle benim için de çok anlamlı bir sohbetti. Hem kendimi yeniden hatırlamama hem de kendimi daha iyi anlatmama fırsat verdiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.</p><p>Kayserililere şunu söylemek isterim: Bu şehir ve bu şehrin çocukları çok kıymetli. Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek, el ele verip Kayseri&#39;yi hak ettiği noktaya taşımak için çalışmaya devam edelim. En önemlisi de çocuklarımıza birlikte sahip çıkalım. Teşekkür ediyorum.</p><p><strong>Kayseri BOSS Ailesi olarak Vali Gökmen Çiçek&#39;in şehrin hafızasına not düşen, geleceğine ışık tutan bu kıymetli hayat paylaşımlarına tanıklık etmekten onur duyduk… </strong></p><p><strong>Bu anlamlı ve samimi sohbet için teşekkür ederiz.</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-nin-kalbine-dokunan-va_1775764948_iRmTAE.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri'nin kalbine dokunan Vali ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-nin-kalbine-dokunan-va_1775764948_iRmTAE.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Başarıyı dürüstlükle taçlandıran isim Orhan Say]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/basariyi-durustlukle-taclandiran-isim-orhan-say/19989/</link>
            <description><![CDATA[Talas’ın taş sokaklarında başlayan bir hikâye…
Çocuk yaşta duyduğu “mimarlık” kelimesi, onun hayatının yönünü belirlemişti. Devlet kapısında aradığı imkânı bulamayınca, kendi yolunu inşa etti; tuğla tuğla, emekle, inançla. Bugün hem Arven Yapı’nın kurucusu hem de yerel yönetimde yılların tecrübesiyle kente hizmet eden bir isim olarak, aynı kararlılıkla üretmeye devam ediyor. Orhan Say’ın hikâyesi, bir ömrün emeğe, şehre ve gençlere adanmış hâlidir…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/basariyi-durustlukle-taclandiran-isim-orhan-say/19989/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 15:02:36 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>- Ben 1959 yılında Talas&#39;ta doğdum. İlkokul ve ortaokulu Talas&#39;ta, liseyi Kayseri Lisesi&#39;nde tamamladım. Konya Selçuk Üniversitesi Mimarlık Bölümü&#39;ne başladım. Mimarlığa ilgim, ilkokul ikinci sınıftayken öğretmenimizin yerine gelen bir öğretmenin eşinin mimar olmasıyla başladı. O dönem mesleklerin ne işe yaradığını bilmiyorduk ama mimarlık ilgimi çekmişti ve bu karar hayatımda önemli bir dönüm noktası oldu. Üniversiteyi bitirdikten sonra devlet dairelerinde iş bulamadım. Bunun üzerine inşaat sektöründe firma kurduk; Kayseri&#39;de önemli projelere imza attık ve Arven Yapı olarak hlen faaliyetimizi sürdürüyoruz. Başlangıçtan itibaren yoğun mesaiyle çalıştık ve personelimizle birlikte büyüdük.</p><p>Siyasete 1988&#39;de Milliyetçi Hareket Partisi&#39;nde il yönetiminde başlayarak girdim; ardından Kocasinan İlçe Başkanlığı, Kocasinan Belediye Meclis üyeliği ve Talas Belediye Başkanlığı yaptım. Hlen Talas ve Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisi&#39;nde görevim devam ediyor; mimarlık ve imar planlama tecrübemle katkı sağlamaya çalışıyoruz.</p><p>Yaşadığım zorluklar ve emekle inşa edilen iş hayatım bana güç ve deneyim kattı; artık gençlerin önünü açmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.</p><strong>'Çevrenize faydanız yoksa gerçek anlamda başarılı sayılmazsınız'</strong><p><strong>Orhan Say için 'görev' hiçbir zaman makamla sınırlı olmamış. Belediye başkanlığı dönemi sona ermiş olsa da kapısını çalan, bir derdini paylaşan insan eksik olmamış. Çünkü o, hizmeti bir sorumluluk değil, bir yaşam biçimi olarak görüyor. 'İnsanlığa faydası olmayan biri, ne kadar kazansa da eksiktir' diyor. Bu anlayışla geçen yıllar, onu sadece bir mimar ya da siyasetçi değil; hizmet etmeyi yaşamın özü sayan bir gönül insanı kılmış.</strong></p><p>-Gerçekten bizim işimiz her zaman hizmet üzerine kurulu. Siyasette de durum farklı değil. Belediye başkanlığı görevim sona ermiş olsa da bizden destek veya yardım bekleyen insanların sayısı hiç azalmadı. Kızımın veya oğlumun işi, çevredeki yardıma muhtaç insanlar veya çeşitli kurumlarla ilgili işler… Her zaman bir şekilde hizmet ihtiyacı oluyor. Allah eksikliklerini vermesin; bize ulaşan her insan, bizden bir şey bekleyen her kişi, bize hatırlatıyor ki görevimiz hizmet etmek.</p><p>Belediye döneminde bu sorumluluk en yoğun halindeydi. Çünkü hizmet etmezseniz, insanlığa faydası olmayan biri hline gelirsiniz. Çok para kazanabilir, birçok iş yapabilirsiniz; ama çevrenize faydanız yoksa gerçek anlamda başarılı sayılmazsınız. Biz de işimizi yaparken her zaman çevremize faydalı olmaya gayret ettik ve inşallah ömrümüz yettiğince bunu sürdürmeye devam edeceğiz.</p><strong>Arven&#39;in temelinde vefa ve emek var</strong><p><strong>Yapmak kolaydır; ama yapılanın arkasında durmak, yıllar sonra bile aynı sorumlulukla sahiplenmek, gerçek ustalığın göstergesidir. Orhan Say&#39;a göre mimarlık yalnızca bina inşa etmek değil, güven inşa etmektir. Çünkü Arven Yapı&#39;nın temeli sadece betonla değil, vefa ve emekle atılmıştır.</strong></p><p>- Sanırım 30 ya da 40 bin üzerinde konut inşa etmişizdir. Kayseri&#39;de epeyce projeye imza attık. Eskiden yılda 700–1000 konut teslim ediyorduk; şimdi sayılar biraz azalsa da hl yılda 500&#39;ün üzerinde konut üretip teslim ediyoruz. Burada önemli olan sadece 'yaptım, teslim ettim' demek değil; teslim sonrası hizmeti de sürdürmek. Örneğin, otuz yıl önce teslim ettiğimiz bir konutun sahibi arayıp, 'Suda bir problem var, elektrikle ilgili bir sıkıntı var, boya malzemesinde sorun var' dediğinde hemen müdahale ediyoruz. Bunun için özel bir teknik destek ekibi kurduk ve böylece müşterilerimiz her zaman güvenle bize ulaşabiliyor.</p><p>Bu süreç, bizim için en değerli olan şeylerden biri. Çünkü bir konutun teslimiyle iş bitmiyor; ufak tefek arızalara, iki–beş yıl sonra ortaya çıkabilecek sorunlara da anında çözüm üretiyoruz. Ömrümüz yettiğince bu hizmeti sürdürmeye devam edeceğiz. Emekli olmak pek mümkün değil; çalışanlarımız ve işin devamlılığı buna izin vermiyor. Yavaş yavaş işi gençlere devrediyoruz ama teslim sonrası hizmet anlayışımız her zaman önceliğimiz olacak.</p><strong>'Bizim için her zaman iyisini yapmak esastır; geçiştirme yok'</strong><p><strong>Bir binanın sadece duvarları değil, duygusu da vardır. Onlar için her proje, yeniden düşünülmesi, güzelleştirilmesi gereken bir eserdir. Çünkü Arven Yapı&#39;nın felsefesi net: geçiştirmek değil, her zaman en iyisini yapmak.</strong></p><p>-Bazen bakıyorum, yaptığımız bir binayı beğeniyoruz ama 'Acaba şöyle de yapsak daha güzel olur muydu?' diye düşünüyoruz. Cephesini değiştirerek ya da farklı dokunuşlarla daha estetik hle getirebilirdik. Ama insanlar gelip, 'Teşekkür ederiz, elinize sağlık, çok güzel oldu, çok memnunuz' dediğinde gerçekten mutlu oluyorsunuz. Hatta bazıları çocuklarını veya akrabalarını getirdiğinde, yaptığımız işin etkisini bir kez daha görüyoruz. Bizim için her zaman iyisini yapmak esastır; geçiştirme yok. Yanlış bir şey olursa hemen düzeltilir. Her binada ayrı bir şantiye şefimiz ve mühendislerimiz var; kalabalık olduğumuz zaman bile hataya izin verilmez. Bu disiplinle ve özenle çalıştığımızda insanlar mutlu oluyor ve biz de bu mutluluğu paylaşıyoruz.</p><strong>'Ticarette en önemli şey, dürüstlükten şaşmamaktır'</strong><p><strong>Onun başarısının sırrı ne hızda ne de hırsta saklı. Temeli dürüstlüğe, emeğe ve titizliğe dayanıyor. Çünkü o, yalanın kısa, doğruluğun ise uzun bir ömrü olduğuna inanıyor. Her adımını sağlam atan, her işini özenle takip eden Orhan Say&#39;ın bu anlayışı yıllar içinde Arven Yapı&#39;yı sadece bir marka değil, güvenin simgesi hline getirmiş…</strong></p><p>-Aslında her işte dürüstlük, yalan söylememe ve işi titizlikle takip etme olgusu olmazsa, bir yere kadar ilerleyebilirsiniz. Yalanla dolanla kısa süreliğine yol alabilirsiniz ama uzun vadede başarı gelmez. Müşteriye karşı da işinize karşı da her zaman dürüst olursanız, Allah da bunun karşılığını verir; işiniz devamlı büyür. Hızlı ve ani bir yükseliş, altyapısı olmadığı için ileride sıkıntı yaratabilir. Bu yüzden yavaş ve sağlam büyümeye gayret etmek her zaman daha iyidir. Ticarette en önemli şey, dürüstlükten şaşmamaktır. Yalan söylemek yok, işinizi düzgün yapmak şart. Bu prensiplerle hareket eden herkes, sürdürülebilir başarıyı yakalayabilir. Tüm ticarette başarılı insanlara bakarsanız, dürüstlük temelini görebilirsiniz; yalanla başlamış olan bir iş uzun vadede devam etmez, mutlaka sarsılır.</p><strong>'Onların bana verdiği emek tarifsizdir'</strong><p><strong>Her başarı hikyesinin ardında sessiz bir emek vardır; çoğu zaman bir anne duası, bir baba desteği. Orhan Say da hayat yolculuğunda en büyük gücü ailesinden almış. Babasının anısına, annesinin sabrına minnetle… Çünkü onun için başarı yalnızca azimle değil, dualarla da inşa edilir.</strong></p><p>-Annem ve babam bana her zaman tam destek oldular. Aslında en çok eziyeti de onlar çekti benim okul hayatım yüzünden; bu süreçte onları çok üzdüğümü biliyorum. Babam hayatta değil, Allah rahmet eylesin, annem ise hl aramızda. Ama her zaman desteklerini hissettim, beni sevdiler ve doğru yönlendirdiler. Onların bana verdiği emek tarifsizdir; beni hiç üzmediler, her zaman yanımda oldular. Bu yüzden onlara minnettarım. Hayatta başarı, aile desteğiyle başlar. Anne ve babanın rızasını almak, onların desteğini hissetmek, insanı hem güçlendirir hem de başarıya taşır. Çocuklara da destek olmak ama yanlış giden bir şey varsa onları uyarmak gerekir; çünkü gerçek başarı buradan geçer.</p><strong>'Torun sevgisi farklı; evlat sevgisiyle kıyaslanamaz'</strong><p><strong>İş dünyasının temposu içinde Orhan Say&#39;a en büyük mutluluğu veren, torunlarının neşesi ve doğayla buluştuğu anlar. Torunlarıyla kurduğu köprü, evlat sevgisinden farklı, bambaşka bir sıcaklık sunuyor…</strong></p><p>Torunlarım İstanbul&#39;da yaşıyorlar. Bu yüzden ya onlar gelir, birkaç gün kalırlar ya da ben onları ziyarete giderim. Üç torunum var: iki oğlan ve bir kız. İki oğlanla özellikle haşır neşir oluyoruz. Torun sevgisi gerçekten farklı; evlat sevgisiyle kıyaslanamaz. Her gün olmasa da sık sık telefonda görüşüyor veya mümkün olduğunda yüz yüze bir araya geliyoruz. Bu, çok güzel bir duygu ve Allah herkese nasip etsin. İş hayatı dışında doğa da vazgeçilmezim. Dağlara çıkarım; arkadaş grubumuzla pazar günleri yürüyüş yapar, ardından sohbet ve yemekle keyifli bir birliktelik yaşarız. Bu hem ruhumu hem de enerjimi besleyen bir alışkanlık.</p><p><strong>Talas&#39;ta çocuk yaşta başlayan küçük kazançlar, Kayseri&#39;nin köklü ticaret kültüründe olgunlaştı. Kayseri, ticarette 'işini bilen' şehrin adı olmuş; başarının yolu ise sabır, disiplin ve kültürden geçiyor. Orhan Say&#39;ın hikyesi de bu anlayışla şekillenerek küçük yaşta öğrenilen ticaret dersleri, yıllar içinde büyük bir tecrübeye dönüşmüş.</strong></p><p>-Talas&#39;ta çoğu insan genellikle şoförlükle uğraşırdı, Kayseri&#39;deki gibi bir ticaret kültürü yoktu. Otobüslerle haşır neşir olsalar da pek kazanç sağlayamazlardı. Biz Talaslılar, Kayserililer gibi değiliz; Kayseri&#39;nin ticaret anlayışı çok farklıdır. Biz ise küçük yaşlardan itibaren yaz tatillerinde çalışarak, bir şeyler satarak ticareti öğrenmeye başladık. Bu deneyim hayatımızda çok faydalı oldu. Kayseri&#39;de aileler, çocuklarının ticareti de öğrenmesini ister; bazen okumasına gerek bile yoktur. Ticaret hayatını öğrenen çocuklar başarılı olabiliyor. Ancak burada ticaret yapmak kolay değil. İstanbul veya diğer şehirlerde işler farklı yürür; insanlar bazen pazarlığa hiç girmeden alır-satar. Ama Kayseri&#39;de herkes hesap bilir, maliyeti ve karını takip eder; buranın suyu ve kültürü böyle şekillendirmiştir. Bu nedenle Kayseri&#39;de başarılı olmak başka türlü olur. Türkiye&#39;de Kayseri&#39;nin adı ticarette 'işini bilen, pazarlığı iyi yapan' olarak çıkmıştır. Yine de dışarıdaki gibi farklı, çok karlı işler yapmak mümkün, ama burada işlerin yürütülme biçimi farklıdır ve köklü bir ticaret geleneği gerektirir.</p><strong>'Ticarette başarılı olanlar dürüstlükten ödün vermemiş kişilerdir'</strong><p><strong>Başarı, zorla değil, sevgi ve kararlılıkla başlar. Orhan Say, gençlerin öncelikle sevdikleri işi yapmalarını, ardından dürüstlük ve disiplinle ilerlemelerini öğütlüyor. Hızlı yükselme hırsı yerine, sabırla ve çalışarak yol almanın önemini vurguluyor; çünkü gerçek başarı, yalnızca kendine değil, çevresine ve yardıma muhtaçlara da dokunabilenlerin kaderidir.</strong></p><p>- Bence çocukların ilkokul, ortaokul veya lise yıllarında bir mesleğe zorlanarak yönlendirilmesi, onların başarısız olmasına yol açar. Öncelikle sevmeleri gerekir yaptıkları işi. Üniversiteye gitmek zorunlu değildir; bazıları ticaretle ilgilenmek isteyebilir. Önemli olan, seçtikleri alanda hedef belirleyip, bu hedefe ulaşmak için çalışmalarıdır. Mesleğini edindikten sonra hemen zengin olma, hızlı bir şekilde yükselme gibi hırslarla hareket etmemeliler. İşlerini düzgün ve disiplinli şekilde yaparlarsa, kazanç ve başarı doğal olarak gelir. Allah verir; yeter ki dürüst ve çalışkan olsunlar. Ticarette başarılı olanlar, her zaman dürüstlükten ödün vermemiş kişilerdir. Yalanla, dolanla hızlı kazanmayı hedefleyenler ise kısa sürede başarısız olur.</p><p>Üniversite hayatımda biz de oldukça zorlu bir süreç yaşadık. Bu zorluk, aslında başarımızın temelini oluşturdu. O dönem, başarılı olmak zorundaydık; başka çaremiz yoktu. Şimdi gençlerin imkanları çok daha fazla. Onlar da dürüstlük ve çok çalışmayla başarılı olabilirler. Ama hiçbir zaman çevresini, arkadaşlarını ve yardıma ihtiyacı olanları unutmamalı, onlara da yardımcı olmalıdır. Böyle yapanların yolu her zaman açılır, Allah da onları destekler.</p><strong>'Gerçek kazanç, yalanla değil, emek ve samimiyetle gelir…'</strong><p><strong>Orhan Say, hayatını büyük hayaller üzerine kurmamış; sadece dürüst, rahat ve anlamlı bir yaşam istemiş. Ama çalışmak ve doğru olanı yapmak, onu beklenmedik başarılara taşımış. Say&#39;ın gençlere ve torunlarına sürekli hatırlattığı bir öğüt var: dürüstlükten şaşmayın. Çünkü gerçek kazanç, yalanla değil, emek ve samimiyetle gelir…</strong></p><p>-Allah&#39;a şükür, hayatta büyük bir hedefim olduğunu hiç düşünmedim. Belki sadece bir evim, bir arabam olsun ve düzgün, rahat bir hayatım olsun istiyordum. Ama hedefler, bazen tahmin ettiğimizden çok daha fazlası olarak karşımıza çıkabiliyor; hatta daha büyük başarılara ulaşabiliyorsunuz. Bunun sırrı ise çalışmak ve dürüst olmak. Şu anda gençleri kafelerde otururken görüyorum ve biraz üzülüyorum. Hayatı orada sanıyorlar; oysa iş hayatına atıldıklarında her şeyin farklı olduğunu görecekler. Ben de gençlere, torunlarıma da hep şunu tembih ediyorum: Dürüstlükten şaşmayın. Yalan ve dolan hiçbir zaman işe yaramaz. Allah, dürüst ve çalışkan olanlara en iyisini verir. Bunu unutmamak gerekiyor.</p><strong>Ülkü ve mücadele ile yoğrulmuş yaşamın öyküsü…</strong><p><strong>Orhan Say, genç yaşta ülkücü idealleriyle şekillendi; hayatı, inanç ve cesaretle sınandı. 1977&#39;de yaşadığı pusu sonucu ağır yaralanmasına rağmen pes etmedi, o dönem ona dayanıklılığı ve mücadeleyi öğretti. Bu zorluklar, onun karakterini inşa ederken, genç yaşta edindiği idealler hayatının pusulası oldu.</strong></p><p><strong>Siyasete adım attığında da bu inançlar rehberiydi. Milliyetçi Hareket Partisi&#39;nde il yönetiminden başlayarak Kocasinan İlçe Başkanlığı&#39;na, ardından Talas Belediye Başkanlığı&#39;na uzanan bir yolculuk… Bugün hl Talas ve Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisi&#39;nde görev yapıyor, ideallerini, tecrübelerini ve mimarlık bilgeliğini birleştirerek Kayseri&#39;ye hizmet ediyor. Onun hikyesi, ülkü ve mücadele ile yoğrulmuş, azimle örülmüş bir yaşamın öyküsü.</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/basariyi-durustlukle-taclandir_1768996955_WMfyUw.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Başarıyı dürüstlükle taçlandıran isim Orhan Say ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/basariyi-durustlukle-taclandir_1768996955_WMfyUw.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Rakamların düzeninden çocuğun dünyasına uzanan bir yolculuk…]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/rakamlarin-duzeninden-cocugun-dunyasina-uzanan-bir-yolculuk/19976/</link>
            <description><![CDATA[Nefika Boylu, finansın hesaplı sessizliğinden çıkıp çocukların renkli dünyasında kendi sesini buldu. Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken şekillenen analitik bakışı, bugün okul öncesi eğitimde vizyona dönüşmüş durumda. Şimdi hem eğitimin niteliğini yükseltmek hem de geleceğe umutla bakan bir nesil yetiştirmek için çalışıyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/rakamlarin-duzeninden-cocugun-dunyasina-uzanan-bir-yolculuk/19976/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 13:08:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben Nefika Boylu. 1985 yılında Kayseri&#39;de doğdum. Üniversite eğitimimi Karadeniz&#39;de tamamladım. Ardından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi&#39;nde yüksek lisans yaptım. Bu süreçte finansal yönetim ve maliyet muhasebesi alanlarında özel dersler verdim, farklı kuruluşlarda çalıştım. Rakamlarla iç içe bir iş hayatım vardı; ancak durağan masa başı işler bana yetmedi. Daha aktif, insan odaklı bir iş yapma isteğim arttı. Bu dönemde eşim, bir okul öncesi eğitim kurumu açma fikrini getirdi. Ankara&#39;dan Kayseri&#39;ye dönerek devralmayı düşündüğümüz kurumun idarecileri ve öğretmenleriyle görüştüm ve bu işe adım atmaya karar verdim.</p><p>Yalnızca yönetimle yetinmeyip, eğitim alanında da yer almam gerektiğini fark ettim ve Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü bitirdim. Ardından Kırıkkale Üniversitesi&#39;nde formasyon eğitimimi tamamlayarak kendi kurumum ve başka kurumlar için eğitim planları hazırlamaya başladım. Çünkü biliyordum ki, bu işi yapacaksam en iyisini yapmalıydım. Kayseri&#39;de okul öncesi eğitim kurumlarını bir araya getiren bir dernek olmadığını fark ettik. İl Müdürlüğü&#39;nde yapılan toplantının ardından derneği kurduk ve başkanlığını üstlendim. Pandemi döneminde ise Türkiye&#39;deki diğer derneklerle bir federasyon kurarak, okul öncesi eğitimi geliştirmek ve yönetmeliklerde iyileştirmeler yapılabilir mi düşünceleriyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.</p><p><strong>Nefika Boylu&#39;nun motivasyonunun merkezinde çocuklar var. Hem kendi evlatları hem de kendisine emanet edilen minik kalpler. Aktif bir yaşamdan aldığı enerjiyle, eşinin desteğini arkasına alarak çıktığı bu yolculukta, eğitim onun için bir meslekten çok daha fazlası… Kısaca hayata dokunmanın en anlamlı yolu.</strong></p><p>-Beni en çok motive eden şey, çocuklar; hem bana emanet edilen minik kalpler hem de kendi çocuklarım. Onlarla vakit geçirmek, onlardan öğrenmek ve onlara bir şeyler katabilmek, beni her zaman diri tutuyor. Bunun yanında aktif olmak, durağan bir yaşam sürmemek de çok önemli; insan aktif oldukça kendini daha güçlü hissediyor ve bir başka ruhun hayatına dokunduğunu hissettiğinde gerçek bir işe yaradığını anlıyor. Motivasyonumun kaynağı öncelikle eşim ve işim. Eşim okul öncesi eğitim kurumunu açma fikrini bana getirdi ve süreç çok güzel ilerledi. Bana her zaman saygı duyan, fikirlerime değer veren ve yanımda olan eşim ve ailem, en büyük destekçilerim. Onların güveni ve desteği, her gün daha çok motive olmamı sağlıyor.</p><strong>'Başarı, emeğin ve inancın kendisidir'</strong><p><strong>Nefika Boylu için başarı, rakamlarla ölçülebilen bir hedef değil; inançla örülen bir yolculuk. Onun için önemli olan sonuç değil, o sonuca giden yoldaki emek, sabır ve adanmışlık. Çünkü Boylu&#39;ya göre, asıl başarı sürecin ta kendisi...</strong></p><p>-Başarı benim için rakamlarla ya da ölçülebilir göstergelerle tanımlanabilecek bir kavram değil. Başarı, bir süreçtir. O sürecin içinde yer alan emek, inanç ve gayrettir. Benim için bir velinin güvenle çocuğunu bana emanet etmesi başarıdır. Bir öğretmenimin gelişimine katkı sağlayabilmek, bir çocuğun hayatına dokunup ona güzel alışkanlıklar kazandırabilmek başarıdır. Kısacası, benim için önemli olan sonuç değil; o sonuca giden yolda gösterilen çabadır. Çünkü gerçek başarı, o sürecin içindeki emeğin ve inancın kendisidir.</p><strong>'Durağan bir hayattan, rengrenk bir dünyaya adım attım' </strong><p><strong>Nefika Boylu&#39;nun rakamların sessizliğinden çocuk seslerinin neşesine uzanan bu yolculuğu sadece bir meslek değişimi değil, yaşam enerjisini yeniden keşfettiği ve kendini bulduğu bir dönüşüm olmuş.</strong></p><p>-Benim için en büyük dönüm noktası, ekonomistlikten okul öncesi eğitim kurumuna geçişimdi. Çok durağan ve pasif bir hayattan, son derece aktif ve eğlenceli bir hayata adım atmak demekti bu. Her dönüm noktası bu kadar keyifli ve tatmin edici olmayabiliyor; bu yüzden kendimi gerçekten şanslı hissediyorum.</p><p><strong>Nefika Boylu&#39;nun eğitim anlayışında her şey sevgiyle başlıyor ve çocuklar doğayla iç içe büyüyor. Onun vizyonu, doğayla bağ kuran, teknolojiyi doğru kullanan ve dengeli gelişen nesiller yetiştirmek üzerine kurulu.</strong></p><p>-Yaşam felsefemizi şekillendiren en önemli değerlerden biri, çocukların doğayla iç içe büyümesidir. Doğa temelli bir okul anlayışımız var ve her şeyin sevgiyle başladığını biliyoruz. Bu, bizim düsturumuz ve vizyonumuzun temelini oluşturuyor. Aynı zamanda, hızla ilerleyen teknoloji çağında çocuklarımızı bilinçli bir şekilde teknolojiyle güçlendirmeyi de önemsiyoruz. Böylece hem doğayla hem de teknolojiyi doğru kullanarak dengeli bir gelişim sağlayabiliyorlar.</p><strong>'Hayatta kolay kazanılan her şey kolay kaybolur'</strong><p><strong>Nefika Boylu&#39;nun hayat felsefesi, babasından dinlediği 'Kabak ile Kavak' hikyesiyle şekillenmiş. Hikye, emeğin ve zamanın değerini anlatırken Nefika Boylu ise kendine bir öğüdü rehber edindi: 'Hayatta kolay kazanılan her şey kolay kaybolur. Koşacağız, yorulacağız ama asla vazgeçmeyeceğiz; dinlenmeyi ise başarıdan sonra düşüneceğiz.'</strong></p><p>-Babamın sık sık anlattığı ve çok sevdiğim bir hikye vardır: 'Kabak ile Kavak'. Hikyeyi hep 'unutma, içinde hayatın özeti var' diyerek aktarırdı. Yıllar önce kavak ağacı bir tohumken büyümüş, gelişmiş, yıllar içinde uzun ve güçlü bir ağaç hline gelmiş. Altına ekilen kabak ise baharla birlikte hızla büyümüş ve kısa sürede meyve vermiş. Kabak, kavak ağacına dönüp sorar: 'Sen bu boya ne kadar sürede geldin?' Kavak cevabı verir: 'On iki yılda.' Kabak gülerek: 'Ben iki ayda geldim!' der. Sonbahar geldiğinde kabak solmaya başlar ve kavak ağacına sorar: 'Ne oluyor bana?' Kavak ağacı sakinlikle yanıtlar: 'Sen ölüyorsun; çünkü iki ayda ulaştığın boy, benim on iki yılda ulaştığım güce eş değil.'</p><p>Babam bu hikyeyle bize şunu anlatırdı: Hayatta kolay kazanılan her şey kolay kaybolur. Hiçbir şey emek ve zaman harcamadan kalıcı olmaz. Yeni bir bebeğe hemen konuşmayı veya yürümeyi öğretemezsiniz; her şeyin bir olgunlaşma süresi vardır. Ben de hayatım boyunca bu öğüdü rehber edindim: Koşacağız, yorulacağız ama asla vazgeçmeyeceğiz. Dinlenmeyi ise başarıdan sonra düşüneceğiz.</p><p><strong>Nefika Boylu, kariyerinin ilk yıllarında hatalarını hep kendi eksikliği olarak görmüş, zamanla öğrendiği şey ise hatanın, öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğuydu.</strong></p><p>-Kariyerimin ilk yıllarında yaptığım her hatayı, kendi eksikliğim olarak görürdüm. Kendime çok yüklenir, hata yapmaktan korkar hale gelirdim. Çünkü mükemmeliyetçi bir yapım vardı; bir işi yapıyorsam kusursuz ve mükemmel olmalıydı. Ancak zamanla bunun bana zarar verdiğini fark ettim. Hata yapmanın, öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğunu kabul ettim. Bu kabul, bana her şeyi daha esnek ve şeffaf görmeyi öğretti. Artık bazı hataları fırsata çevirebiliyorum ve günün sonunda hiçbir şey olmasa bile kendime diyorum ki: 'Hadi yine iyisin Nefika, günü güzel bir tecrübeyle kapattın.'</p><strong>'Sevdiğimiz bir işi yapmak çok önemli'</strong><p><strong>Nefika Boylu, kendi işini kurmak isteyenlere seslenerek sevmeden yapılan işin başarıya ulaşamayacağını vurguluyor. Kadınların kendi işlerini kurmalarını ve imkanları doğrultusunda en iyisini yapmalarını destekleyen Boylu, kendi emeğiyle üretmeye çalışan girişimcileri de büyük bir gurur kaynağı olarak görüyor.</strong></p><p>-Kesinlikle herkesin seveceği işleri yapmasını isterim. Çünkü hiçbir iş, sevmeden yapılamıyor. Ben her zaman şunu söylerim: Her sabah aynı enerjiyle uyanamıyoruz. Eğer bir de sevmediğimiz bir işi yapıyorsak, o gün gerçekten zulüm gibi geçiyor. Bu nedenle, sevdiğimiz bir işi doğru tercihlerle yapmak çok önemli. O işe elimizden gelen gayreti, çabayı ve emeği koyduğumuzda doğru yolda olduğumuzu anlayabiliriz. Çünkü seçtiğimiz meslek ve iş, hayatımıza büyük ölçüde yön veren ve yaşamımızı şekillendiren unsurlardır. Bu yüzden iş seçimi, dikkatle ve özenle verilmesi gereken bir karar. Aslında her şey biraz da imkanlarla ilgili. Elindeki imkanlar doğrultusunda kadınların en iyisini yapmalarını isterim. Ancak kendi işinin kurucusu olmak bambaşka bir duygu. İmkanları olan kadın girişimciler, her zaman başımın tacıdır. Kendi emekleriyle, üretimleriyle ve imalatlarıyla bir yere gelmeye çalışan kadınlar, gerçekten büyük bir gurur kaynağıdır.</p><strong>'Akıl Küpü çok daha sıcak geldi'</strong><p><strong>Nefika Boylu&#39;nun 'Akıl Küpü' fikri, çocukları sadece zeklarıyla değil, düşünme, sorgulama ve çözüm üretme becerileriyle geliştirme arzusundan doğdu. Profesyonel bir kadro ile desteklenen bu vizyon, çocuklara en kaliteli eğitim ortamını sunmayı mümkün kılıyor.</strong></p><p>-'Akıl Küpü' ismi aslında benim yaptığım araştırmalar sonucunda ortaya çıktı. Başta her yerde 'Zek Küpü' ismini görüyordum; ancak 'Akıl Küpü' bana hem anlam olarak hem de kulağa geliş biçimiyle çok daha sıcak geldi. Çünkü biz çocukları sadece zek yönünden değil, düşünme, sorgulama ve çözüm üretme becerileriyle de geliştirmek istiyoruz. Bu nedenle, çocukları gerçekten birer 'akıl küpü' olarak yetiştirmek fikriyle bu isme karar verdik. Personel seçiminde profesyonel bir kadro oluşturmayı önemsiyoruz; insan kaynaklarımız bu konuda oldukça güçlü. Bu sayede çocuklarımıza en kaliteli eğitim ortamını sunabiliyoruz.</p><strong>Akıl Küpü ile her deneyimde maksimum fayda </strong><p><strong>Nefika Boylu, Akıl Küpü&#39;nü bir eğitim kurumu olmaktan çıkarıp bir vizyon olarak görürken güvenli ortamda, spor, fen, sanat ve doğa etkinlikleriyle hem bilişsel hem motor gelişimleri desteklenen çocuklar, uzman öğretmenler eşliğinde her deneyimden maksimum faydayı alıyor.</strong></p><p>-Akıl Küpü&#39;nü önümüzdeki süreçte bir eğitim kurumundan çok bir vizyon olarak görmek istiyoruz. Çünkü her şeyin sevgiyle başladığını biliyoruz ve bu anlayışla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Çocuklarımız doğayla iç içe öğreniyor; bunu deneyimliyor ve önemsiyoruz. Neden bu yaklaşımı yaygınlaştırmayalım? Geleneklerimizden ve köklerimizden kopmadan, çocuklarımızı doğayla uyumlu, kendine saygılı ve karşısındaki insanlara saygılı bireyler olarak yetiştirmek amacıyla Akıl Küpü&#39;nü bir vizyon olarak konumlandırıyoruz. Ayrıca çocuklar, öncelikle kendilerini güvende hissettikleri ortamda mutlu olurlar. Bu nedenle önceliğimiz her zaman çocuklarımızın güvenliğini sağlamak. Kendilerini güvende ve rahat hissettiklerinde, sunduğumuz tüm aktivitelere kolayca uyum sağlayabiliyorlar. Spor aktiviteleri, fen ve doğa etkinlikleri, sanat çalışmaları gibi etkinlikler, çocukların hem bilişsel hem de motor becerilerini destekliyor. Bu süreçte profesyonel ve uzman öğretmenlerimiz, çocukların adaptasyonunu kolaylaştırıyor ve her etkinlikten maksimum fayda sağlamalarını sağlıyor.</p><strong>'Okul öncesi eğitim, çocuklarımız için kıymetli bir dönem'</strong><p><strong>Nefika Boylu, okul öncesi eğitimin çocuklar için kritik bir dönem olduğunu vurguluyor. Boylu, ebeveynlere bu dönemi iyi değerlendirmelerinin önemli olduğunu hatırlatarak okul öncesi eğitimin ilkokula hazırlık süreci için çocuklara sağlam bir temel sunduğunu söylüyor. </strong></p><p>-Okul öncesi eğitim, çocuklarımız için gerçekten çok kıymetli bir dönem. Biliyorsunuz, beyin gelişimlerinin neredeyse yüzde 70&#39;i bu süreçte tamamlanıyor; dolayısıyla bu dönemi iyi değerlendirmek büyük önem taşıyor. Erken tanı ve gelişim takibi açısından da kritik bir dönem olan okul öncesi eğitim, aynı zamanda ilkokula hazırlık süreci için de çok değerli. Bu nedenle, çocuklarımızı gönderecekleri okul öncesi eğitim kurumunu dikkatle araştırmalı ve onların gerçekten nitelikli bir eğitim almasını sağlamalıyız.</p><p><strong>Nefika Boylu, dürüstlüğün ve emeğin iş dünyasında başarının anahtarı olduğunu vurguluyor. Çocuklarına da aynı öğüdü veren Boylu, ne iş yapılırsa yapılsın dürüstlükle yapılması gerektiğini söylüyor. </strong></p><p>-Babam her zaman derdi ki, 'Yeniden dünyaya gelsem yine esnaf olmayı, kendi işimi yapmayı ve pazarlama ile uğraşmayı tercih ederdim. Ticaret gerçekten mükemmel bir şey, ama dürüst ticaret.'Ben de çocuklarıma aynı öğüdü veriyorum. Burası bir eğitim kurumu olsa da özel bir işletme; dolayısıyla dürüst bir şekilde çalışırsanız, ne iş olursa olsun başarılı olabilirsiniz. Emek verirseniz başarı gelir, çaba göstermeden hazıra konmayı asla istemem. Bu nedenle, yeni açacağımız okullar ve projeler çocuklarımızın; ama onları kendi emekleriyle bir yere gelmeye teşvik ediyorum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/rakamlarin-duzeninden-cocugun-_1768903721_TeZR9M.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Rakamların düzeninden çocuğun dünyasına uzanan bir yolculuk… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/rakamlarin-duzeninden-cocugun-_1768903721_TeZR9M.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Mustafa Kaygısız’ın ışık yolculuğu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/mustafa-kaygisiz-in-isik-yolculugu/19918/</link>
            <description><![CDATA[Elektrik mesleğine çocuk yaşta adım atan, ayakkabı boyacılığından elektrikçilik ve aydınlatma sektörüne uzanan bir yolculuğun kahramanı Mustafa Kaygısız… MKG Lighthouse’un arkasındaki isim, sadece bir iş insanı değil; işine tutkuyla bağlı, her detayıyla ilgilenen ve genç yetenekleri yetiştiren bir rehber. Başarısını tesadüflere bırakmayan Kaygısız, her proje ve her tasarımda hem estetiği hem kaliteyi gözetiyor, mimarlara ve müşterilere ilham kaynağı oluyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/mustafa-kaygisiz-in-isik-yolculugu/19918/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:49:15 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Mustafa Kaygısız&#39;ın çocuklukta ayakkabı boyacılığıyla başlayan serüveni elektrikçilik ticaret macerasıyla birleşiyor. 1996&#39;da Kartal Meslek Lisesi&#39;nde elektrik eğitimiyle başlayan yolculuk, çıraklık yılları ve Hulusi Arpacı&#39;nın güveniyle dönüm noktasına ulaşıyor. O günden sonra kendi işini severek kuruyor ve bugünlere taşıyor.</strong></p><p>-Çocukluğumda elektrikçi olacağımı hiç düşünmezdim, hele aydınlatma sektörüne yöneleceğimi tahmin etmezdim. Ticarete ise 13–14 yaşlarında ayakkabı boyacılığıyla başladım. Gün boyu sandığımızı taşıyarak farklı bölgelerde çalışır, akşam evimize dönerdik. Elektrikçilikle tanışmam 1996&#39;da Kartal Meslek Lisesi&#39;nin elektrik bölümüne kaydolmamla oldu. Yaz tatillerinde ustaların yanında çıraklık yaptım hem mesleği öğrendim hem de para kazandım. İşimi severek yapmam, bugünkü noktama gelmemde en büyük etken oldu. Mezuniyet sonrası üç yıl farklı firmalarda çalışıp deneyim kazandım. Hikyemizin dönüm noktası ise rahmetli oldu ama emekli savcı Hulusi Arpacı amcam ile yollarım kesişti. 36 dairelik bir inşaat işini tamamlamamız için bize güvendi ve destek verdi. Eksik olan işleri ustaları izleyerek öğrendik ve başarılı olduk. O gün kendi kendime dedim: 'Artık bir yerde çalışmayacağım, kendi işimi kuracağım.' Ve öyle yaptım; işimi severek büyüterek bugünlere geldim.</p><p><strong>Mustafa Kaygısız, iş hayatına yönlendiren özel bir rehber olmadan kendi yolunu çizmiş bir isim... Elektrik mesleğini kendi isteğiyle seçen Kaygısız, ustaların yanında çalışarak yetkinleşti. Hayat ona fırsatlar sunduğunda kendi yolunu çizmekten çekinmedi; bugün ise, severek ve adanarak başladığı bu meslekte ulaştığı noktada hikyesi ilham veriyor.</strong></p><p>-İş hayatına yönlendiren özel bir kişi yoktu. İşçi bir babanın, ev hanımı bir annenin oğluydum; bizim için çalışmak, aileye katkıda bulunmanın bir yoluydu. O zamanlar geçim zordu ve ben 7–8 yaşlarındayken aileme destek olmam gerektiğini biliyordum. Elektrik mesleğini ise tamamen kendi isteğimle seçtim. Bu süreçte hayatıma yön veren ustalardan biri rahmetli İbrahim abiydi. Üç yıl boyunca yanında çalıştım, bana güven verdi ve: 'Mustafa, sen bu işte çok başarılı olacaksın. Vizyonun farklı, düşüncen farklı. Devam et koçum' dedi. </p><p>İbrahim abi rahmetli olduktan sonra çocukları bana dükknı devretmek istediler, ama orada devam etmek duygusal olarak ağır geldi. Ben de kendi yolumu çizip farklı yerlerde çalışmaya karar verdim. Kısacası, bu mesleğe aileme destek olmak için başladım; ama severek ve isteyerek, kendimi adadığım için bugünlere geldim.</p><strong>'Elektrik işi, öngörü ve dikkat ister'</strong><p><strong>Mustafa Kaygısız ve ekibi, yıllarca kurumsal projelerde deneyim kazandı. Son üç yıldır ise MKG Lighthouse ile aydınlatma sektörüne odaklandılar. Sürekli uygulama ve tecrübe, onları müteahhitlerin aradığı bir ekip hline getirdi; çünkü elektrik işi, öngörü ve dikkat ister.</strong></p><p>-Bugüne kadar daha çok kurumsal projelerde yer aldık; belki 100&#39;e yakın Ziraat Bankası şubesi, PTT, hastane, okul ve idari bina projeleri yaptık. Ancak son üç–üç buçuk yıldır ağırlığımızı aydınlatma sektörüne verdik. Daha önce yaptığımız projeler artık rutinleşmişti, fakat sürekli uygulama sayesinde uzmanlaştık. Bu da bizi müteahhit firmalar arasında aranan bir ekip hline getirdi. Elektrik işi hata affetmez; altyapı tamamlandıktan sonra düzeltmek hem zor hem de maliyetlidir. Bu yüzden tecrübe, dikkat ve öngörü her şeyden önce gelir.</p><p><strong>MKG Lighthouse, genç yeteneklerin de yolu olmuş bir okul gibi. İş güvenliği ve disiplin ilk sırada ama en önemlisi, işin sevilmesi. Mustafa Kaygısız, gönülsüz çalışanın bu meslekte yer bulamayacağını açıkça söylüyor: 'Bu meslek, gönül vermeden yapılmaz.'</strong></p><p>-Son iki yıldır çıraklık okullarından bize çok başvuru geliyor; şu anda oğlumla birlikte dört çırak çalışıyor. Bu bizi mutlu ediyor, çünkü gençlerin mesleğe ilgisi artıyor. Ekibimizdeki ustaların çoğu 10–11 yıldır bizimle hem tekniği öğreniyorlar hem de çalışma disiplinimize uyum sağlıyorlar. Herkesle çalışamıyoruz; uyum ve iş ahlakı çok önemli. Yeni başlayanlara ilk öğrettiğimiz konu iş güvenliği. Elektrik işi şakaya gelmez. Sonra diyoruz ki: 'Bu işi seveceksiniz.' Bir işi sevmiyorsanız zorla yapmak anlamsızdır. Her ay çırakları ve ustaları toplar, soruyorum: 'Bu işi seviyor musunuz? Yapacak mısınız?' Kararsız olanlara diyorum ki: 'Sevdiğiniz işi yapın.' Böylece beş çıraktan üç kişi kaldı. Babasının yönlendirdiği ama istemeyenleri ise açıkça söylüyorum: 'Sen elektrikçi olamazsın.' Bu meslek, gönül vermeden yapılmaz.</p><strong>Sevdiğin işin peşinde koş: hayallerini gerçeğe dönüştür</strong><p><strong>Mustafa Kaygısız&#39;ın hikyesi, kendi yolunu çizmenin ve tutkuyla çalışmanın bir örneği. Başlarda ailesi onu fabrikada ya da memuriyette görmek istemiş ama bugün o geriye dönüp baktığında, sevdiği işi yapmanın ve emeğinin karşılığını almanın verdiği mutlulukla dolu…</strong></p><p>-Bugün geriye baktığımda, 'İyi ki elektrikçi olmuşum' diyorum, gerçekten çok mutluyum. O dönem annem ve babam bu kararıma sıcak bakmamıştı, 'Bir fabrikaya gir ya da memur ol' diye ısrar ettiler. Devlet memurluğu o dönem revaçtaydı ve ailem de bu geleneği takip ediyordu. Ama ben kendi yolumu seçtim: 'Ben elektrikçi olacağım, çalışacağım, kendi işimi kuracağım.' O kararı vermek zor olsa da şimdi hem ailem hem de ben çok mutluyuz. Sevdiğim işi yapmak ve emeğimin karşılığını almak, her şeye değer.</p><p><strong>Mustafa Kaygısız, meslek sahibi olmanın ve kendi ayakları üzerinde durabilmenin önemini çocukluğundan beri bilen biri. Bugün geldiği noktada, onun başarısında aile desteğinin ve dualarının payı büyük.</strong></p><p>-Annem ve babamın en büyük isteği, benim meslek sahibi olmam ve kendi ayaklarım üzerinde durabilmemdi. Babam çobanlık yaptıktan sonra işçiliğe geçmiş, annem ev hanımıydı. Tek amaçları, çocuklarının iyi bir meslek edinip sağlam bir geleceğe sahip olmasıydı. Bize her zaman öğüt verdiler, yön göstermeye çalıştılar ama baskı yapmadılar. Ne yaparsak yapalım, duaları ve destekleriyle hep yanımızda oldular. Bugün geldiğim noktada onların emeği, duası ve güveni çok büyük. Sağ olsunlar, her zaman yanımda olduklarını hissettirdiler.</p><strong>MKG Lighthouse fark yarattı</strong><p><strong>Son 3,5 yıldır MKG Lighthouse markasıyla aydınlatma sektöründe fark yaratan Mustafa Kaygısız için aydınlatma, sadece ürün almak değil; sürekli takip etmek, yenilikleri sunmak ve tasarımları gerektiğinde yeniden şekillendirmek demek. Mimarlara sunumlar yapmak, fuarlardan ilham almak ve kendi çizimlerini üreticilere iletmek ise onun işine olan tutkusunu her gün besliyor.</strong></p><p>-Yaklaşık 3,5 yıldır aydınlatma sektöründeyiz. Bu alana yönelmemin ilginç bir sebebi var: İnşaat projelerinde çalışırken, taahhüt kısmında yer alıyorduk. İnşaat bitince mal sahipleri ve mimarlar bize soruyordu: 'Aydınlatmayı nasıl yapalım?' Ben de piyasada aradığım ürünleri bulmaya çalıştım, ancak istediğim kalite ve çeşit pek ulaşılabilir değildi. İstanbul&#39;da bir hafta boyunca farklı aydınlatma firmalarını gezip araştırdım; üretim, ithalat ve çözüm yollarını inceledim. İşte bulamadığım ürünler beni bu sektöre yönlendirdi. </p><p>Aydınlatma sektöründe geride kalmak kabul edilemez; takip etmezsen kaybedersin. Ürün yelpazesi hızla değişiyor, minimum üç ayda bir yeni modeller çıkıyor. Bu değişimi izlemek, mağazada bulundurmak ve mimarlara sunmak gerekiyor. Sunum yaptıkça ve mimarlar mağazayı ziyaret ettikçe işten keyif almaya başlıyorsun. Bu motivasyonla her yıl aydınlatma fuarlarına gidiyor, beğendiğim ürünleri hafızama kazıyor ve kendi projelerimde değişiklikler yapıyorum. Sadece ürün almakla kalmıyorum; bazen ürünü kullanacağım alana göre yeniden tasarlıyorum. Üretici firmaya boy, uzunluk, çap gibi değişiklikleri iletip kendi çizimlerimi sunuyorum. Bu süreç firmalar için de yenilik oluyor ve hem benim hem de onların portföyü için faydalı hale geliyor.</p><p><strong>Mustafa Kaygısız, fuarlardan seçtiği yeni aydınlatma ürünlerini mağazasına getirip anında uygulayarak fark yaratıyor. Onun için ilk olmak sadece prestij değil; tasarım ve orijinallikte rakipsiz olmak demek…</strong></p><p>-Kısa zaman önce fuardan döndüm ve yeni ürün yelpazesi çıktığı anda getirip imalatını yapıyorum. Bu ürünlerin piyasaya yeniden gelmesi yaklaşık 6 ay sürüyor; biz ilk uyguladığımız için görsel ve tasarım olarak rakipsiz oluyoruz. Fuarlarda bir hafta, bazen 15 gün kalarak araştırma yapıyor, ürünleri seçiyor, mağazama getiriyor ve uyguluyorum. Müşteriler ve mimarlar mağazayı ziyaret ettiğinde çok ilgileniyor, fotoğraf ve görselleri talep ediyor. Ancak amacım fotoğraf çektirmek değil; ürünlerin kopyalanması bizi rahatsız ediyor. Kopyalanan ürünler ne yazık ki aynı kalite ve tasarımı yakalayamıyor; ortaya orijinal olmayan, standart altı ürünler çıkıyor. Bu yüzden orijinalliğe ve tasarımın korunmasına büyük önem veriyoruz.</p><p><strong>MKG Lighthouse, neredeyse her ziyarette yeni bir keşif sunuyor, müşteri ve mimarları heyecanlandırıyor. İşte o anlar, Mustafa Kaygısız&#39;ın özenle ve tutkuyla hazırladığı her detayın en keyifli karşılığı…</strong></p><p>-Mağazamızda yaklaşık 700–800 çeşit ürün bulunuyor. İthal ettiğimiz özel ürünler de var ve bunların montajına bu hafta başlayacağız. Yılbaşına kadar ise çok daha farklı ürünler eklemeyi planlıyoruz. Ürün yelpazemiz üç ayda bir tamamen yenileniyor; her gelişimizde neredeyse tüm malzemeler değişiyor. Müşteriler ve mimarlar mağazaya geldiklerinde sık sık 'Bu ürün yeni mi geldi?' diye soruyorlar. Bu tepkiler beni gerçekten çok mutlu ediyor çünkü yaptığımız işin fark edildiğini ve değer bulduğunu gösteriyor.</p><strong>Her detayda memnuniyet önemli</strong><p><strong>MKG Lighthouse&#39;ta aydınlatma, yalnızca ışık vermekle kalmıyor; bir evin aksesuarı, bir tasarım objesi hline geliyor. Mustafa Kaygısız ve ekibi, montajı tamamladıktan sonra müşterilerle iletişimi asla kesmiyor; her detayın memnuniyetini kontrol ediyorlar. Sorun varsa ürünü yeniden monte etmekten çekinmiyorlar. İşte bu titizlik ve özen hem müşteri hem de firma için en büyük kazanç.</strong></p><p>-Bizim için tasarım, farklılık ve müşteri memnuniyeti her zaman ön plandadır. Yaptığımız işin arkasındayız; montajı tamamladıktan sonra müşterilerle iletişimi hiç kesmiyoruz. Onlara soruyoruz: 'Üründen memnun musunuz? Bir eksik ya da sorun var mı?' Montaj sırasında sorun yaşandıysa veya ürün müşteriye yakışmadıysa, çekinmeden ürünü tekrar alıyor ve gerekirse yeniden monte ediyoruz. Çünkü aydınlatma artık sadece ışık değil; evin bir aksesuarı, bir tasarım objesi gibi düşünülüyor ve yıllarca kullanılıyor. Bu prensip, temel ilkemizdir. Şimdiye kadar müşterilerimizden 'Ürün burada duruyor ama beğenmedik' şeklinde bir geri dönüş almadık. Memnuniyet sağlanmadığında ürün sökülüp yerine başka bir tasarım sunuyoruz; böylece hem müşteri hem biz her zaman kazançlı çıkıyoruz.</p><p><strong>Mustafa Kaygısız için pes etmek kelimesi yok. Zaman zaman yorgunluk ve stres yaşansa da bunlar işin doğal parçası ve onu daha da güçlü kılıyor.</strong></p><p>-Hiç pes etme noktasına gelmedim. Zaman zaman yorulduğumuz, stres yaptığımız anlar olsa da bunlar işin doğal parçası ve bizi güçlendiriyor. Talep arttıkça ekibimizin ve benim motivasyonumuz da artıyor. Ne kadar kendimizi geliştirirsek, o kadar çok talebe cevap verebiliyoruz. İnsanlar bize 'MKG yapar, bu ürünü burada bulursunuz' dediğinde büyük bir mutluluk yaşıyoruz. Bu başarı ve güven duygusu, yaşanan olumsuzlukları önemsiz kılıyor ve bizi sürekli motive ediyor.</p><strong>Tasarım ve ilham </strong><strong>MKG&#39;de</strong><strong> buluşuyor</strong><p><strong>Tasarım ve fark arayan mimarlar için MKG Lighthouse kapılarını sonuna kadar açıyor. Çünkü bir ürünün sadece fotoğrafını görmek, ona dokunup incelemek kadar etkili değil. Mağazayı gezip tasarımları hissettiklerinde, projelerine ilham bulabiliyorlar. Mustafa Kaygısız ve ekibi, istedikleri ürünleri bulmak ve özel tasarımlar konusunda her zaman yanlarında; adeta bir çözüm ortağı gibi. Bu yüzden tüm mimarları, mağazaya gelmeye ve yaratıcı iş birliği fırsatlarını keşfetmeye davet ediyor.</strong></p><p>-Tasarım ürün arayan özellikle mimar arkadaşlarımızı mağazamıza davet ediyoruz. Çünkü ürünleri sadece fotoğrafta görmek, dokunup incelemek kadar etkili değil. Mağazayı gezip ürünleri gördüklerinde, tasarımları hissedip projelerine ilham bulabiliyorlar. Biz ekibimizle birlikte bir çözüm ortağıyız; istedikleri ürünleri bulmak veya özel tasarımlar konusunda destek olmak için her zaman yanlarındayız. Bu yüzden tüm mimar arkadaşlarımızı mağazamıza davet ediyoruz, gelsinler ve ürünlerimizi inceleyip iş birliği yapsınlar.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/mustafa-kaygisiz-in-isik-yolcu_1768391354_6sF5rv.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Mustafa Kaygısız’ın ışık yolculuğu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/mustafa-kaygisiz-in-isik-yolcu_1768391354_6sF5rv.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Biz kazandık, biz başardık: Başkal Ailesi’nin hikâyesi]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/biz-kazandik-biz-basardik-baskal-ailesi-nin-hikayesi/19907/</link>
            <description><![CDATA[Mustafa Kamil Başkal’ın hikâyesi, sadece bir iş insanının değil; bir ailenin, bir kültürün ve Kayseri’nin girişimci ruhunun da öyküsü. Babasıyla başladığı ticaret yolculuğu, bugün oğulları ve torunlarıyla devam ediyor; her kuşak, emeğin, dürüstlüğün ve birlikte çalışmanın değerini öğreniyor…
Başkal Ailesi için başarı, tek başına kazanılan bir şey değil; paylaşmak, istişare etmek ve geçmişten aldıkları ilhamla geleceğe yön vermek…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/biz-kazandik-biz-basardik-baskal-ailesi-nin-hikayesi/19907/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 13 Jan 2026 12:24:07 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Mustafa Kamil Başkal, 1948 yılında Kayseri&#39;de doğmuş ve eğitim hayatını Kayseri&#39;de tamamlamış… Küçük yaşlardan itibaren ticarete ilgisi olan Başkal, babasının yanında başladığı ticari hayatına bugün oğulları Latif ve Ahmet Onur ile tecrübelerini paylaşarak devam ediyor…</strong></p><p>-Ben Mustafa Kamil Başkal, 1948 Kayseri doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Kayseri&#39;de tamamladım. Kısa bir süre fakülte hayatım oldu ancak o dönemde yaşanan terör olayları nedeniyle eğitimime devam edemedim ve Kayseri&#39;ye dönerek babamla ticaret hayatına başladım. Küçük yaşlardan itibaren ticarete ilgim vardı. Ortaokul yıllarımda Kazancılar Çarşısı&#39;nda bir tuhafiye dükknında iki yaz tezgahtarlık yaptım. Sonrasında babamın inşaat malzemeleri işinde abimle birlikte çalıştım. Yaz tatillerinde de işin başında olduk. Daha sonra babam akaryakıt sektörüne geçti. Ben de yaz aylarında yanında çalışmaya başladım. Yeni bir iş olduğu için elimizden geldiğince destek olduk. Zamanla bu sektör bizim mesleğimiz haline geldi ve babamdan sonra biz devam ettirdik. Hayatım boyunca başka bir meslek tanımadım. İşimi severek yaptım, doğruluktan ve helal kazançtan ödün vermedim. Bugün çocuklarım bu işi üçüncü nesil olarak sürdürüyor. Artık ticaretle birebir ilgilenmesem de zaman zaman bana danışıyorlar. Ben de tecrübelerimi paylaşarak onlara rehberlik etmeye çalışıyorum. Ticari hayatım kısaca böyle geçti.</p><p><strong>Kayseri&#39;nin girişimcilik geleneğinde emekle yoğrulmuş, alın teriyle büyümüş nice hikye vardır. Ancak bazıları vardır ki, sadece bir işin değil, bir ahlakın, bir duruşun da hikyesidir. Babasından gördüğünü çocuklarına öğreten, disiplini miras bilen, emeği kutsal sayan Mustafa Kamil Başkal&#39;dan bahsediyoruz…</strong></p><p><strong>Başkal Ailesi&#39;nin, işin mutfağından gelen bu hikyesi; alın terinin, sadeliğin ve istikrarın adı oluyor.</strong></p><p>-Babam beni yazıhanede oturtmaz, pompacılık yaptırırdı; işçilerle aynı şartlarda çalışırdım. Bu bana işin temelini, yani mutfağını öğrenme fırsatı verdi. Çocuklarımı bende aynı şekilde yetiştirdim. Latif ve Ahmet&#39;i bende iki yıl kadar büroya çıkarmadım bugün ise hl istasyonda müşterilerle ilgilenir, hizmetin temel kurallarını uygular. Sağ olsunlar, bu işi bizden daha da iyi yapıyorlar. Bizim zamanımızda istasyonlar bugünkü kadar modern değildi; o dönem kullandığım makineler hl Bizim dönemimizde istasyonlar bugünkü kadar modern değildi. Bilgisayar, internet yoktu; fasit makinelerle çalışırdık. O dönem kullandığım makineleri hl saklıyorum. Onlar benim için birer hatıra. Şimdi çocuklarım işi başarıyla sürdürüyor. Onları görmek, bu disiplini devam ettirdiklerini bilmek beni mutlu ediyor. Bizim yetiştirme tarzımız başarıyla sonuçlandığı için bunu devam ettirmek istedim; ben bu yoldan çok faydalandım, çocuklarımın da faydalanmasını arzu ettim.</p><strong>'Emek, kuşaktan kuşağa'</strong><p><strong>Bugün istasyonun önünde limonata satan torunlar, aslında bir geleneği sürdürüyor.</strong><br><strong>'Hiç bedava iş yok' diyen bir dedenin öğrettiği çalışma kültürü, şimdi üçüncü kuşakta hayat buluyor. Kayseri&#39;nin girişimci ruhunu en saf haliyle anlatan bu hikye, emeğin nesiller boyu süren gücünü gösteriyor.</strong></p><p>-Yazları Latif&#39;in ve Ahmet&#39;in çocukları burada limonata satarlar, bir şeyler yaparlar benim bir dede olarak hoşuma gidiyor. Aşağıda satış yaparken onları izlerim; hitabetlerine, diksiyonlarına bakarım. Bir gün Ahmet&#39;in oğlu ile Latif&#39;in oğlu limonata satıyordu. Kenarda oturuyordum. Bir beyefendi gelip, 'Hoşuma gitti, şu parayı size vereceğim' dedi. Çocuklar hemen itiraz ettiler: 'Limonata içmezseniz parayı alamayız.' Adama zorla limonata içirdiler, sonra parayı aldılar. Çok hoşuma gitmişti. 'Aferin' dedim. 'Hiç bedava iş yok. Hazır para yok. Ağaç yaşken eğilir.' Çocuğa ne verirsen onu alır götürür. Yarın büyüdüklerinde, küçük yaşta ne öğretirsen kafalarına o şekilde kazınır. Biz babalarına ne öğretiysek, onlar da çocuklarına onu öğretiyorlar. Bir dede için bundan daha büyük mutluluk olamaz. Bunlardan çok memnun ve mutlu oluyorum.</p><strong>Her şey bir fotoğrafla başlamış…</strong><p><strong>Bazen tek bir fotoğraf, bir geçmişi hatırlatmanın ötesinde geleceği şekillendirir.</strong><br><strong>Dedesiyle hiç tanışamayan Mustafa Kamil Başkal, bir fotoğraf karesinde dedesinin can bulan girişimci ruhu ve emeğinden aldığı ilhamla yeni bir dönemin temellerini atmış. Bir fotoğraftan doğan ilham, bugün bir şirket kültürüne, bir aile mirasına ve Kayseri&#39;nin üretim geleneğine dönüşmüş…</strong></p><p>Ben dedemi tanımadım; o, doğumumdan bir yıl önce, 1947&#39;de vefat etmişti. Anlatılanlara göre çok müteşebbis, yardımsever bir insandı ve bakırcılıkla uğraşır, haddanesinde kazan, tabak, tepsi gibi ürünler imal edermiş. O döneme göre oldukça zordu ve ürünlerini Ankara, İstanbul ve Sivas&#39;tan alırlardı. Babam o zaman 16 yaşındaydı. Ev taşırken dedemin bir fotoğrafını buldum, babama sordum. Babam, 'O, Osman Bey, Kayseri&#39;nin ilk milletvekili; dedenin imalat, muhasebe ve ustabaşı sorumlularından biri' dedi. Bu fotoğraf beni çok etkiledi ve 1973-74&#39;te firmamızı anonim şirkete dönüştürdüm. O zamanlar büromuz küçük bir alandaydı; daha sonra üst katta bir daire tuttum, muhasebe bürosunu kurdum ve defterlerimizi kendimiz tutmaya başladık. Çalışma düzenini en kıdemli arkadaşımız yönetiyordu; bana haftalık rapor sunuyordu. Bu düzeni, bir fotoğraftan aldığım ilham ve rahmetli babamla yaptığımız istişarelerle kurdum. Hatta çalışanlarımız için bir aşçı tuttum, her gün öğle yemeği çıkarmak şartıyla. Tüm bunları, bir fotoğraf karesinden aldığım ilhamla yaptım. Kısacası, bir fotoğraf bana geçmişimizi hatırlatırken geleceğe yön veren bir vizyon kazandırdı.</p><strong>Ben değil, biz olmanın hikyesi</strong><p><strong>Başkal Ailesi için başarı tek başına kazanılan bir şey değildi; 'biz' ile anlam buluyordu.</strong><br><strong>Emekle, istişareyle ve aile gibi görülen çalışanlarla büyüyen bir işin sessiz sırrı aslında bu felsefede saklı.</strong></p><p>-Babam benim idolümdü. Hep onun öğütleri, fikirleri ve tecrübeleriyle kendimi yetiştirdim. Bana kattığı değerlerle bugünlere geldim. Ona danışmadan hiçbir işe girişmezdim. Bizde 'ben yaptım' anlayışı yoktu; 'biz yaptık, biz başardık' anlayışı vardı. Bende bugün burada oturabiliyorsam, pompacı kardeşlerimin sayesindedir. İşi gören onlar, müşteriyi memnun eden yine onlar. Biz burada sadece gözlemler, eksikleri veya hataları değerlendiririz. İstasyonda bir müdürümüz vardır; çalışanlar onunla istişare eder, biz de gerektiğinde birlikte çözüm buluruz. Bu, ticaretin olmazsa olmazıdır. Bizim felsefemize göre çalışanlarla ilgilenmek, onlara yardımcı olmak, onları sadece işçi olarak değil, ailenin bir ferdi olarak görmek gerekir. Çok şükür, bu anlayışla bugünlere kadar geldik; büyük bir sorun yaşamadan, istikrarla yolumuza devam ettik.</p><strong>'Bir babadan kalan sessiz miras'</strong><p><strong>Bazı kelimeler az söylenir ama ömür boyu kulaklarımızda yankılanır.</strong><br><strong>Latif Başkal 'aferin' demeyi sevmezmiş belki, ama Mustafa Kamil Başkal onun her davranışıyla öğreti dolu bir insan olduğunu söylüyor. Bugün hl her başarıda, o sessiz mirasın izi var: çalışmak, düşünmek ve hep bir adım ötesini hedeflemek.</strong></p><p>-Babam kendine özgü, fazla iltifatı sevmeyen bir insandı; 'aferin' kelimesini çok nadir duyardık. Ona göre, görevini yapıyorsan başarı ve başarısızlık senin sorumluluğundur. İlerleyen yıllarda rahatsızlandığında ise, 'Aslan oğlum, çok hizmetin var. Hakkını helal et.' dediğinde çok duygulanmıştım. Baba ile evlat arasında böyle bir helalleşme ağır gelir; ben iki gün kendime gelemedim. Aile, hayatın temelidir. Okul ayrı, ama çocuklara oturmayı, kalkmayı, adabı muaşereti öğretmek aileye düşer. Babam da bu konuda hep uyarırdı. Bir işin başarılı olduğunu düşündüğüm bir gün, anlattım. Önce 'İyi, elinize sağlık' dedi, sonra odasına geçti. On dakika sonra geri geldi ve 'Bunu şöyle yapsaydık daha iyi olmaz mıydı?' dedi. Bizimki fevkalade ise, onunki fevkaladenin fevkinde. Her zaman bir adım ötesini düşünürdü. Babamla her konuyu konuşmazdık ama ticarette sürekli istişare ederdik. Misafir geldiğinde ise sohbeti, zarafeti ve insana saygısı dikkat çekiciydi.</p><strong>'Boş laf edilmez, her sözden bir ders alınırdı'</strong><p><strong>Eskiden sohbetler sadece sözden ibaret değildi; her kelimesi bir öğüt, her buluşması bir hayır kapısıydı. Bir kuşağın insanlığa, yardımlaşmaya ve gönüllü hizmete dair taşıdığı o ruh, bugün aslında hl aynı samimiyetle yaşamaya devam ediyor.</strong></p><p>-Eskiden büyüklerin oturmalarına gitmeyi çok severdim. Yaşlıların bir araya geldiği bu sohbetlerde boş laf edilmez, her sözden bir ders alınırdı. Hizmet görecek kimsesi olmayanların evlerine de gider, kenara otururdum. Bir gün bu oturmalardan doğan 'Hakka Hizmet Derneği' kuruldu. Bugünkü Özel Erciyes Koleji&#39;nin bağlı olduğu vakıf aslında onun devamıdır. Dernek, cenaze hizmetleriyle ilgilenir; para talep edilmez, isteyen gönüllü bağışta bulunurdu. Ben de bir dönem katkıda bulunmuştum. Eski Kayseri insanı dirayetli, vefalı ve kültürüne sahip çıkardı. O oturmalarda hep toplumun veya bireyin faydasına olacak konular konuşulur, ihtiyaçlar el birliğiyle çözülürdü. Her toplantıdan bir ders, fikir ve kazançla ayrılırdık; hayat ve insanlık üzerine çok şey öğrendim.</p><strong>'Eğitim, yarın için insan yetiştirmektir'</strong><p><strong>Kayseri&#39;de ticaret eskiden okul sıralarından ziyade hayatın içinden öğrenilirmiş. Bugün ise bilgiyle pratiğin el ele yürüdüğü bir dönemi yaşıyoruz. Mustafa Kamil Başkal&#39;a göre mesele diploma değil, yarına insan yetiştirebilmek…</strong></p><p><strong>Aslında Kayseri&#39;nin ticaret kültürünü şekillendiren denge; hızlı düşünmek, doğru karar vermek ve emeği bilgiyle birleştirmekte gizli. </strong></p><p>-Eskiden derlerdi ya, 'Ticarette yüzü olmayanı okuturlar, ticarete yatkın olanı okutmazlar' diye. Ben buna inanmıyorum. Bugünkü imknlar öyle değil. Önemli olan yarına insan yetiştirmek. O günlerde, çocuğunu yanına alan bir baba, eğitimini tamamlayamasın diye suçlanmazdı; şartlar onu öyle yönlendirmişti. Ortaokula kadar okutmuş, ilkokula kadar okutmuş, liseyi tamamlamış, askere göndermiş ve yanında çalıştırmış. Bu şekilde pratik bir eğitim verilmiş. Günümüzde çoğu, tahsilli ve donanımlı kişiler, ailenin ticaretine başlarken başa geçiyor. O zamanlar ise pratik zek ön plandaydı. Kayserililer kısa düşünür, hızlı karar verir. Fazla düşünmek işleri geciktirir, fırsatları kaçırtır. Başarının çoğu, o an alınan doğru kararlardan gelir.</p><strong>'Yakınmayı bırak, yekinmeye bak!'</strong><p><strong>Bazı sözler vardır, bir öğüt değil; bir hayat pusulasıdır. Mustafa Kamil Başkal için ise rahmetli Kemal Dedeman&#39;ın söylediği 'Yakınmayı bırak, yekinmeye bak!' sözü, yıllar sonra bile motivasyonun en sade hlini anlatıyor. Kayseri&#39;nin çalışkan, pes etmeyen ruhunu yansıtan bu cümle, bir iş insanının yaşam felsefesi olmuş; her zorlukta yeniden kalkmanın, yeniden başlamanın sembolü hline gelmiş.</strong></p><p>-Kayserililere has sözler deyince rahmetli amcamız Kemal Dedeman aklıma gelir. Kendisi Ankara&#39;da yaşardı, biz de o dönem yönetimdeydik. Bir toplantıya gitmiştik; amaç, Ankara&#39;daki bürokratları ve siyasetçileri tanımaktı. A ya da B partisi fark etmeksizin herkesi bir araya getiren bir organizasyondu. Kemal amca da sağ olsun, bize otelini açmıştı. Yemek dhil her konuda destek olmuştu. Çünkü o, derneğin kurucularındandı. O toplantı, rahatsızlığı nedeniyle yaptığı son konuşmalardan biriydi. Yaklaşık 15-20 dakikalık bir konuşma planlanmıştı. Ben de köşede onu dikkatle dinliyordum. Konuşmasında şöyle bir cümle söyledi:<br>'Bazen yorulurum, zorlanırım, içimden &#39;aman, üf, püf&#39; derim… Sonra birden kendime gelir, kendi kendime &#39;Ulan Kemal, yakınmayı bırak, yekinmeye bak!&#39; derim.'</p><p>Bu söz, benim hayat felsefem oldu. Gerçekten insan bazen tükenmiş hisseder ama o söz aklıma gelir ve toparlanırım. O günden sonra, ne zaman zorlansam hep bu cümleyi hatırlarım.</p><strong>Ailenin en tatlı kazancı: Torunlar</strong><p><strong>Kayseri&#39;nin vefakr kızları, aileye adanmış hayatlarıyla nesilleri şekillendirir.</strong><br><strong>Bir annenin titizliği ve fedakrlığı, bugün torunlara aktarılan sevgi ve disiplinle hayat buluyor.</strong><br><strong>Beş torun, bu ailenin en değerli kazancı; maddi başarıların ötesinde, manevi bir zenginlik olarak büyüyor…</strong></p><p>-Annem tam bir Kayseri kadınıydı; ailesi için kendini tamamen adamıştı ve bize her şeyi titizlikle sunardı. Babam giyime çok önem verirdi; her şey ütülü ve düzenli olurdu. Annem, babamdan önce vefat etti. Ailesi için kendini feda etmiş bir insandı; sosyal hayatı neredeyse yoktu. Yılda belki bir haftalık kaplıca gezileri gibi küçük ayrıcalıkları olurdu, o kadar. Şimdi sevgili eşim Nazan Hanım da annem gibi. Biz annem ve babamın yanına oturduk; Ahmet ve Latif orada doğdu, büyüklerimizden terbiyelerini ve değerlerini öğrendiler. Eşim de torunlarına aynı hassasiyeti gösteriyor. Onların bir dediği iki olmaz. Akşam yorgun olsa bile, torunlardan biri geldi mi dimdik ayağa kalkar onlarla ilgilenir. Kayseri&#39;nin kızları gerçekten vefakardır; yetişme adabı bunu gerektirir. Evlatlar sermaye, torunlar ise tatlı kar gibidir. Bizim beş torunumuz var ve en büyük kazancımız onlar. Bu manevi mutluluk, maddi kazançtan çok daha değerli.</p><strong>'Görev ve mirasın sevinci'</strong><p><strong>Başarıyı tek başına değil, görev bilinciyle ölçen bir anlayış… Mustafa Kamil Başkal&#39;ın çocuklarının da aynı tutkuyla sahip çıktığı bu meslek, bir miras ve mutluluk kaynağı olarak sürüyor.</strong></p><p>-Bu mesleğe devam ettirmem iyi ki olmuş diyorum. Çocuklarımın bu işe sahip çıkmasına da çok memnun olduğumu söylüyorum. Yaptığım işleri asla 'ben şunu yaptım, bunu yaptım' diye görmüyorum; hepsi o andaki vazifemdi, görevimdi. İnsanların yaptıklarımızdan faydalanmaları, katkı sağlamaları beni daha da mutlu ediyor. Elimizden geldiğince hayır işlerine de zaman ayırıyoruz. Allah kısmet ettikçe bazı şeyleri yaptık, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.</p><strong>'Gönülden yapılan hizmet'</strong><p><strong>Bazı hizmetler sözle değil, sessizce ve samimiyetle yapılır. Latif Başkal tarafından Esenyurt Mahallesi&#39;ne kazandırılan sağlık ocağı, bu anlayışın bir sembolü ve Allah rızası için yapılan bir emeğin hikyesi olarak yaşamaya devam ediyor.</strong></p><p>-Bu konular Allah&#39;la bizim aramızda, kimsenin bilmesine gerek yok. Şahitlik de istemem. Sadece şunu söyleyebilirim: Gözlemlediğimiz, ihtiyaç gördüğümüz yerlere yöneldik. 'Mutlaka şunu yapacağız' diye değil, yerinde ve anlamlı olanı yaptık. Ama birini anlatayım; babam bir gün 'Esenyurt Mahallesi&#39;ne bir sağlık ocağı yaptıracağım' dedi. O zaman Melikgazi Belediye Başkanı olan Şevket Bey&#39;e gittim, sağ olsun hemen ilgilendi. Bir gün sonra 'Ağa, uygun bir yer buldum' dedi. Babamla gidip baktık, beğendik ve Allah kısmet etti, orayı yaptırdık.</p><p>Yıllar sonra babama sordum, 'Neden Esenyurt&#39;u seçtin?' diye. Dedi ki:<br>'Zamanın Hava İkmal Paşası Mehmet Ali Pekman beni çağırdı. İşçilerimizin evi yok, kooperatif kuracağız, bize yardımcı ol dedi.'<br>Babam da arkadaşlarıyla birlikte bu işe destek olmuş. Arsaları belirlemişler, kooperatif kurulmuş, evler yapılmaya başlanmış. Kongrede teşekkür olarak kendilerine ikişer parsel hediye etmişler. Babam çok rahatsız olmuş, hemen kalkıp &#39;Ben bunu kabul edemem, kooperatife hibe ediyorum&#39; demiş. Diğer arkadaşları da aynısını yapmış. Altı parsel yeniden kooperatife geçmiş, o parayla da başka bir arsa alınmış. Babam da 'Benim hizmetim orada Esenyurt Sağlık Ocağı&#39;nın temelinde yaşasın' demiş. Biz de kısa sürede yaptık, teslim ettik. Şimdi hl hizmet veriyor.</p><p>Bu hikayeyi paylaştım ama genel olarak bu tür hayır işlerini anlatmayı sevmem. Gönülden yapılan şeylerdir bunlar. 'Yaptım, ettim' demeyi de hiç sevmem. Sadece Allah&#39;a sığınırım.</p><strong>'Ben kelimesini hayatınızdan çıkarın'</strong><p><strong>Mustafa Kamil Başkal, başarının tek başına gelmediğini; paylaşmanın ve birlikte çalışmanın gerektiğini söylüyor. Gençlere en büyük öğüdü ise &#39;ben&#39; kelimesini hayatlarından çıkarması ve &#39;biz&#39; kelimesi ile yaşanması…</strong></p><p>-Gençlere tavsiyem: 'Ben' kelimesini hayatınızdan çıkarıp 'biz'i öne çıkarın. Tek başına büyük iş yapılamaz; paylaşımcı olun. Sevgi, saygı, doğruluk ve dürüstlükten sapmayın. Ego, kibir ve bencilliği terk edin. Topluma uyum, ailede başlar; aile neyi öğretirse çocuk onu alır. Okuldan her şeyi beklemeyin; aile sorumluluğu çok önemlidir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/biz-kazandik-biz-basardik-bask_1768296239_x9RnSs.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Biz kazandık, biz başardık: Başkal Ailesi’nin hikâyesi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/biz-kazandik-biz-basardik-bask_1768296239_x9RnSs.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’de bir düşten gerçeğe: Fier Life Center’ın öyküsü]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-de-bir-dusten-gercege-fier-life-center-in-oykusu/19892/</link>
            <description><![CDATA[FİER Life Center’ın arkasındaki isim Murat Erdal… Çocukluğu, işitme engelli öğrencilerle dolu sınıflarda şekillenen bir şükran ve empati hikâyesi. Matematik ve fiziğe ilgisiyle aile beklentilerine meydan okuyan bir genç; İstanbul ve Amerika’da edindiği akademik ve profesyonel deneyimlerle donanmış. Ancak hayat, onu beklenmedik bir telefonla Kayseri’ye, kendi projelerini hayata geçirmeye çağırdı. O an, bir yatırım değil, bir yaşam hikâyesi başlamış oldu. Bugün, 10 yıldır yaşamın her anına dokunan bir merkez olan FİER Life Center’ı yöneten Murat Erdal, başarı ve tutkuyu bu deneyimlerin harmanında buluyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-de-bir-dusten-gercege-fier-life-center-in-oykusu/19892/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 16:05:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben Murat Erdal. Emekli bir öğretmen annenin ve mali müşavir bir babanın iki oğlundan biriyim; ağabeyimle birlikte büyüdüm. Annem işitme engelliler öğretmeniydi; çocukluk yıllarım özellikle annemin öğrencileriyle iç içe geçti. Bu özel bireylerle yaşamak, şükretmeyi, sabrı ve empatiyi küçük yaşta öğrenmemi sağladı. Ortaokul ve lise dönemlerinde ise babamın etkisi daha belirgin oldu. Abim benden beş yaş büyük ve tıp fakültesindeydi; ailemin beklentisi benim de doktor olmamdı. Ancak ilgim her zaman matematik ve fiziğe, yani mühendisliğe yönelikti. Üniversite tercihlerinde ailemin ısrarlarına rağmen kendi kararımı verdim: 'Ben mühendis olacağım' dedim ve Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne yerleştim. İstanbul&#39;a giderken tek düşüncem vardı: hayatım burada devam edecek.</p><p>Üniversiteye başladığımda karşılaştığım ilk zorluk dil oldu. Bu engeli aşmak için 2007 yazında Amerika&#39;ya 'Work and Travel' programıyla gittim. İlk iş deneyimim, kasiyerlik ve yiyecek-içecek alanında çalışmak oldu; disiplin ve emekle çalışmanın değerini o dönemde öğrendim. Üniversitenin son yıllarında burslu olarak New York Üniversitesi Politeknik Enstitüsü&#39;nde Management alanında yüksek lisansa başladım. Proje bazlı eğitim sisteminde 'Project Management' dersindeki projem, bugün yönettiğim FİER Life Center&#39;ın temelini oluşturdu. Tabii o dönemde ailemle sürekli Skype üzerinden iletişimdeydik. Babamla sık sık fikir alışverişinde bulunuyorduk; o dönemde Türkiye&#39;deki yatırımlarını sonlandırmıştı.</p><p>Hayatımın dönüm noktası, bir gece babamdan gelen Skype araması oldu: 'Eşyalarını topla, ülkeye dönüyorsun. Bir yatırım yapıyoruz. Bu projen artık gerçeğe dönüşecek.' İşte o an, sadece bir proje değil, bir hayat hikyesi de başlamış oldu.</p><strong>'Her şeyi bırak, ülkeye dön'</strong><p><strong>Bazen tek bir telefon, insanın tüm hayatını değiştirir. Murat Erdal için o sabah babasından gelen cümle, Amerika&#39;da kurduğu kariyer planlarını bir anda tersine çevirdi: 'Her şeyi bırak, ülkeye dön. Senin projen dediğin şeyi birlikte hayata geçireceğiz.'</strong></p><p><strong>Ve o an, bir ders projesi, bugün 10 yıldır yaşayan bir markaya FİER Life Center&#39;a dönüştü.</strong></p><p>-Yüksek lisans dönemime kadar hayatım tamamen kariyer odaklıydı. 24–25 yaşlarımda Amerika&#39;da yaşıyor, orada kalıcı bir düzen kurmayı ve global bir kariyer inşa etmeyi planlıyordum. İstanbul&#39;a dönmeyi bile düşünmüyordum. Ancak bir sabah babam aradı ve 'Her şeyi bırak, ülkeye dön. Senin projen dediğin şeyi birlikte hayata geçireceğiz' dedi. Babam, Babam, o dönemde Tuğçe&#39;yi de tanıyordu; mimarlık eğitimi aldığını bildiği için, 'Tuğçe ile birlikte bu projeyi çizin, yönetin, işletin' dediğinde aslında hayatımın akışı tamamen değişmişti. Amerika&#39;da kalıcı bir düzen kurmayı planlarken, İstanbul&#39;a bile dönmeyi düşünmezken bir anda Kayseri&#39;ye dönüş yolundaydım.</p><p>2013–2014 döneminde Kayseri&#39;ye döndük, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ihalesini aldık ve tesisimizin proje çizimlerini eşimle birlikte hazırladık, inşaat sürecini de birlikte yürüttük. O dönemde çevremdeki birçok kişi beni mimar ya da inşaat mühendisi sanıyordu; şantiyede sabahtan akşama kadar taşeronlarla çalışmam ve mimari çizim programlarına hkim olmam bunda etkiliydi. </p><p>2015 Eylül&#39;ünde FİER Life Center&#39;ı faaliyete geçirdik. Geçen ay itibariyle 10. yılımızı devirdik ve bu dönüm noktasını özel bir etkinlikle kutlamayı planlıyoruz. FİER Life Center, akademik bir projenin sahadaki yansıması aslında. Üniversitede 'Project Management' dersi kapsamında geliştirdiğim bir fikir, bugün 10 yıldır yaşayan bir markaya dönüşmüş durumda. FİER; otel – konaklama ve misafir ağırlama, restoranlar, organizasyon (banket) salonları, Spa &amp; Sport, güzellik ve sağlık birimi olmak üzere beş ana birimden oluşan entegre bir yaşam merkezi.</p><p>Kısacası FİER, sağlığı, sporu, konforu ve sosyal yaşamı bir araya getiren çok yönlü bir yaşam merkezi olarak tasarlandı.</p><strong>'Mimarisi ve işleyişi tamamen akademik bir altyapıya dayanıyor'</strong><p><strong>Amerika&#39;da akademik başarılarla örülü bir gelecek planlarken, rotasını Kayseri&#39;ye çeviren Erdal; bir dönem kğıt üzerinde tasarladığı projeyi, bugün binlerce insanın yaşamına dokunan bir yapıya dönüştürdü. FİER Life Center… Bir yüksek lisans ödevi olarak başlayan fikir, şimdi onuncu yılını kutlayan, şehrin en özgün yaşam merkezlerinden biri.</strong></p><p>-Bugünkü FİER Life Center&#39;ın mimarisi ve işleyişi tamamen akademik bir altyapıya dayanıyor. Ancak o dönemde yaptığım çalışmaların bir gün gerçek bir yatırıma dönüşeceğini hiç tahmin etmiyordum. Yüksek lisans dönemimde proje yönetimi, organizasyon şemaları, hizmet sektörü analizi gibi birçok derste örnek olarak hep aynı projeyi, yani FİER&#39;i işlemiştim; ama bu seçtiğim bir konu değildi, bana hizmet sektörüne dair bir yapı verilmişti ve ben onu kurgusal olarak geliştirmiştim.</p><p>Babamın o sabahki telefon görüşmesi, bu projenin hayat bulmasını sağladı ve benim için en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Akademik geçmiş bana planlama ve süreç yönetiminde büyük avantaj sağladı, ancak teori ile pratiğin ne kadar farklı olduğunu da o dönemde çok net gördüm. Kağıt üzerinde mükemmel işleyen sistemler, sahada tamamen başka dinamiklerle karşılaşıyordu.</p><p>İlk yılımız, hayatımın en öğretici dönemlerinden biriydi. Otel açılışından sadece bir hafta sonra eşimle düğünümüz oldu; evimiz henüz teslim edilmediği için yaklaşık dokuz ay otelde yaşamak zorunda kaldık. Otelcilik bizim için tamamen yeni bir sektördü. Babamın sağlık sektöründeki deneyimi bazı yönetimsel bakış açıları kazandırsa da müşteri deneyimi ve operasyonel detaylar bambaşkaydı. Her biri başlı başına öğrenilmesi gereken alanlardı. Bu nedenle birçok konuda adeta 'Fransız' kalmıştık.</p><p>O dokuz ay boyunca 7/24 tesiste bulunmak, işin mutfağını birebir deneyimlememi sağladı. Turizmin, konaklamanın ve müşteri memnuniyetinin ne anlama geldiğini teoriden pratiğe taşıdım. Eşim için elbette zordu; özel hayatımızdan fedakrlık yapmak zorunda kaldık. Ama bugün dönüp baktığımda şunu net söyleyebilirim: o dokuz ay olmasaydı, FİER Life Center bugünkü seviyesinde olmazdı.</p><strong>Kayseri&#39;nin kalbinde, bir yaşam biçimini dönüştüren hikye…</strong><p><strong>FİER Life Center, yalnızca bir otel değil; iyi hissetmenin, kendini keşfetmenin ve yaşamı paylaşmanın adresi. FİER&#39;in kapısından içeri adım atan herkes, aslında bir misafir değil; büyük bir ailenin parçası oluyor.</strong></p><p>-FİER Life Center, klasik bir otel veya konaklama tesisinden çok daha fazlası olarak tasarlanmış bir yaşam merkezidir. Konseptimiz, 'kulüp mantığıyla' oluşturulmuş, üyelik sistemiyle çalışan bir merkezdir. Alışılagelmiş turizm anlayışının dışında konumlanıyoruz. Elbette kış aylarında, Erciyes&#39;in yoğun sezonunda turist ağırlıyoruz; ancak asıl hedefimiz, sosyoekonomik olarak üst gelir grubuna hitap eden ve yıl boyunca merkezimizi aktif biçimde kullanan misafirlerdir. FİER&#39;de bulunan çeşitlilik, burayı sadece bir konaklama tesisi olmaktan çıkarıp misafirlerimizin günlük yaşamının doğal bir parçası hline getiriyor. Bugün geldiğimiz noktada, FİER Life Center&#39;ı tercih edenlerin memnuniyeti, bizim için en büyük motivasyon kaynağıdır. Çünkü burada yalnızca hizmet sunmuyor, insanların kendilerini iyi hissettikleri bir yaşam alanı inşa ediyoruz.</p><strong>Tutkuyla yapılan bir iş, sevgiyle kurulan bir yaşam</strong><p><strong>Murat Erdal için hayat, aslında iki kelimede saklı: aile ve sorumluluk. Kayseri&#39;nin turizm vizyonuna yön veren bu isim, neredeyse tüm zamanını işine ve sevdiklerine adıyor. Kimi zaman gece yarılarına kadar süren mesailer, kimi zaman çocuklarının gülüşleriyle dolan birkaç kısa saat…</strong></p><p><strong>Ama hepsinin ortak noktası aynı… Tutkuyla yapılan bir iş, sevgiyle kurulan bir yaşam. Ve belki de FİER&#39;in başarısının sırrı tam burada saklı; bir işten çok, bir yaşam hikyesi olması…</strong></p><p>-Aslında şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Amerika&#39;daki veya İstanbul&#39;daki arkadaşlarımla konuştuğumda, Kayseri&#39;deki sosyal hayatı ya da iş dışında neler yaptığımı soruyorlar, ama genellikle cevap veremiyorum. İş ve ev hayatım dışında boş zamanım yok. Eğer böyle bir boşluğum olsaydı, Kayseri&#39;deki sosyal hayat hakkında yorum yapabilirdim ama iş yoğunluğum buna fırsat bırakmıyor. 2015&#39;te evlendim, tesisin açıldığı dönemdi. 2019&#39;da kızım, geçtiğimiz yıl da oğlum doğdu. Hayatım artık tamamen ikiye bölünmüş durumda: ailem ve işim. Üçüncü bir alan neredeyse yok. </p><p>Sosyal hayatım çoğunlukla işimin içinde geçiyor; turizm sektörü zaten misafirler ve iş ilişkileriyle doğal bir sosyalleşme ortamı sunuyor. İşten sonra eve gitmek benim için en büyük mutluluklardan biri. Saat bazen gece 1–2&#39;yi buluyor, bazen sabah erken saatler… Hatta kimi zaman eve hiç gidemediğimiz de oluyor. Ama genel olarak eve gitmek, işe gelmekten daha fazla mutluluk veriyor. Çocuklarımla vakit geçirmek benim için çok değerli; kızımla oyun oynamakta uzmandım, oğlumla ise zamanla kuracağımız ilişkiyi sabırsızlıkla bekliyorum. Onlar hayatımdaki en değerli varlıklarım. </p><p>FİER&#39;i de çoğu zaman üçüncü çocuğum gibi görüyorum. Bugün 100&#39;den fazla kişinin çalıştığı, Kayseri&#39;nin en büyük turizm işletmelerinden biri haline geldi. Beş farklı birimiyle farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu yapı, kendi içinde doğal bir sinerji yaratıyor. Misafir ilişkilerinden personel yönetimine kadar tüm süreçler büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Yaklaşık 10 yılda tüm departmanları yöneterek hedeflediğimiz noktaya ulaştık. İlk 10 yıllık iş planımız bu hedefi gösteriyordu. Şimdi ikinci 10 yıla girerken, aynı konsepti şehir otelciliği anlayışıyla büyütmeyi ve yeni yatırımlarla markayı bir üst seviyeye taşımayı planlıyoruz.</p><p><strong>Bir mekndan öte, insanların en özel anlarına tanıklık eden bir yer… FİER Life Center yalnızca konuklarını ağırlamıyor; onların hayat hikyelerine dokunuyor. </strong></p><p>-Yaptığımız iş aslında birçok kişinin hayatına dokunuyor. Bunu özellikle yönettiğim departman üzerinden gözlemleyebiliyorum. Organizasyon kısmıyla ilgileniyorum ve misafirlerimizin deneyimlerini yakından takip edebiliyorum. Geçenlerde fark ettim ki, pek çok çiftin düğününü organize etmişiz; bunların çocukları olmuş, farklı dönüm noktalarına tanıklık etmişiz. İnsanların bu mutluluklarına şahit olmak bizim için tarif edilemez bir sevinç kaynağı.</p><p>Eşim bu konuda daha çok deneyim sahibi ve birçok çifti birebir evlendirdi. Ben ise üyelerle ilgileniyorum; yaklaşık 1000 kişiye ulaşan bir üye portföyümüz var.  Burada bireylerin sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmesi için bir atmosfer yaratıyoruz. Bu süreçlerde 'İyi ki varsınız, sizin sayenizde başardım' demeleri, bizim için çok değerli. </p><strong>Murat Erdal kendini memleketinde, turizmin kalbinde bulmuş</strong><p><strong>Hayat, bazen en büyük planlarımızı sessizce değiştirir. Murat Erdal, her defasında 'Kayseri&#39;ye dönmem' derken kendini memleketinde, turizmin kalbinde bulmuş. Bir işitme engelli öğretmenin oğlu olarak, şükretmeyi hayat felsefesi hline getirmiş. Belki de bu yüzden, başarıyı büyük hedeflerde değil; tevazuda, emekte ve sabırda arıyor.</strong></p><p>-Şunu net bir şekilde söyleyebilirim; hayatı planlarken büyük konuşmamak çok önemli. Belki ben bir işitme engelli öğretmenin oğlu olduğum için şükreder, şükreden bir zihniyete sahip olmayı öğrendim. Hayatım boyunca İstanbul&#39;a giderken 'Kayseri&#39;ye dönmem' dedim, Amerika&#39;ya giderken 'İstanbul&#39;a dönmem' dedim ve tüm bunları akademik başarıyla, burslar kazanarak ilerlettim. Sonrasında mühendislik veya tıp yerine turizm alanında Kayseri&#39;de bulunuyor olmam, büyük konuşmamanın en güzel örneklerinden biri.</p><p>Şükretmenin önemi tabii ki çok büyük. Ancak kariyer haftalarında, üniversitelerde veya liselerde konuşmalar yaptığımda gençlere en çok vurguladığım konu şudur: Günümüzde diziler ve hızlı zengin olma hayali, gençleri çoğu zaman yanlış yönlendiriyor. İnsanlar, çok az çabayla kısa yoldan başarılı olmayı hayal ediyor ve bu da emin adımlarla ilerlemeyi engelliyor.</p><strong>Sabredenin yolu bir gün mutlaka açılır</strong><p><strong>İnsan çoğu zaman sabrın ve emeğin ödülünü geç de olsa alır. Murat Erdal&#39;ın hikyesi tam da bunun kanıtı. Ne bir gecede gelen başarıya inanıyor ne de kolay kazanılan zaferlere… Amerika&#39;da asgari ücretle çalışırken bile yüzünde bir şükür ifadesi varmış; çünkü biliyordu, sabredenin yolu bir gün mutlaka açılır…</strong></p><p>-Abim de eşim de ben de akademik anlamda ciddi bir mücadele verdik. İlginçtir ki bu mücadele çocuklukta başladı: Sokakta top oynamak yerine ders çalışmak, sporla ilgilenirken eğitim ve öğretimi ön planda tutmak… Eğlendik mi? Çok eğlendik. Basketbol oynadım, lisede ve üniversitede aktif bir şekilde spora devam ettim. Ancak eğitim her zaman öncelikliydi. Ve bu çabanın meyvesini ileride alacağımızın farkındaydım.</p><p>Gençlere söylemek istediğim şey şudur: Başarı bir anda gelmez. Bugünün sabırsız gençleri, diplomasını aldığı anda önüne bir masa konacağını, kravatını takıp iş hayatına hemen atılacağını düşünüyor. Ben ne lisans mezuniyetimden sonra ne de yüksek lisansımı tamamladıktan sonra böyle bir hayata adım attım. Hatta yüksek lisansımı bitirdiğimde Amerika&#39;da asgari ücretle çalışıyordum ve hiç burnumu kıvırmıyordum. Sonrasında kazançlarım arttı ama bunun için sabretmek ve adım adım ilerlemek gerektiğini bizzat yaşadım.</p><strong>Aslolan insanın yaptığı işe gösterdiği özen</strong><p><strong>Bazı öğütler vardır, yıllar geçse de insanın kulağından silinmez. Murat Erdal ve ağabeyi için o cümle, babalarının hayat mottosuydu: 'Ne yapıyorsan, en iyisini yap.' Bugün geriye dönüp baktığında, Murat Erdal için başarının sihirli bir formülü yok ama dürüstlük ve çalışkanlık her zaman kazandırıyor. Zeka, yetenek, disiplin… Hepsi bir yana; asıl belirleyici olan, insanın yaptığı işe gösterdiği özen.</strong></p><p>-Abimle benim hayatımızda babamızın çok belirgin bir etkisi oldu ve bize sürekli aktardığı bir motto vardı. Biz abimle Nuh Mehmet Küçükçalık Anadolu Lisesi&#39;ndeyken basketbol takımındaydık. Abimle benim lise hayatımız birbirine oldukça benzerdi. İlk iki-üç yıl biraz haylaz öğrenciler olarak geçti; son yılda ise derslere tam gaz sarılan bir profil sergiledik. Babamın bir cümlesi vardı, sık sık tekrar ederdi; bu sözler kulaklarımdan hiç çıkmaz: 'Hayatta ne yapıyorsanız yapın, en iyisini yapın. Eğleniyorsanız en iyi şekilde eğlenin. Ders çalışıyorsanız en iyi şekilde çalışın. Ne üretiyorsanız ne yapıyorsanız, bunu en iyi şekilde yapın.' Babamızın bu öğüdü hem akademik hem de kişisel hayatımızı şekillendiren temel ilke oldu. Bizim hayatımızın çerçevesi, abimde ve bende hep bu mottoyla belirlenmişti. Başarıya giden yolun kesin bir formülü yoktur; herkes için tek bir reçete yok. Ama genel olarak bazı unsurların başarıda önemli rol oynadığını gözlemleyebiliriz. Dürüst olmak mutlaka gerekir. Elbette dürüst olmayıp da başarılı olan insanlar vardır, ama istatistiksel olarak dürüst olanların daha yüksek başarı şansı olduğunu söyleyebiliriz. Çalışkan olmak da şarttır. Zeka ve yetenek, Allah vergisi olarak insanın altyapısını oluşturur; üzerine çalışmayı ve dürüstlüğü eklediğinizde başarıya ulaşamama ihtimalini pek görmüyorum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-de-bir-dusten-gercege-_1768050316_8VOEXH.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’de bir düşten gerçeğe: Fier Life Center’ın öyküsü ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-de-bir-dusten-gercege-_1768050316_8VOEXH.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çıtalardan kıtalara uzanan bir yolculuk…]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/citalardan-kitalara-uzanan-bir-yolculuk/19878/</link>
            <description><![CDATA[Makara çıtası çakarak başladığı yolculuğunu, azmin ve alın terinin rehberliğinde küresel bir başarı hikâyesine dönüştüren Fatih Erkan; bugün üç kıtada, 46 ülkeye ihracat yapan bir markanın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olarak, emeğin ve kararlılığın insana neler kazandırabileceğinin yaşayan bir örneği haline geldi. Genç yaşta yaz tatillerinde çalışarak girişimciliğin ilk adımlarını atan Erkan, babasından ve dedesinden miras aldığı girişimcilik ruhunu, kendi vizyonuyla harmanladı. Bugün, üretimden ihracata uzanan güçlü bir ekosistemin öncüsü olarak, emeğini ve birikimini yalnızca işine değil; Kayseri’ye, Hacılar’a ve yeni nesil girişimcilere de ilham olacak şekilde armağan ediyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/citalardan-kitalara-uzanan-bir-yolculuk/19878/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 13:59:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>- Ben Fatih Erkan, 1976 yılında Kayseri Hacılar&#39;da doğdum. Gençlik yıllarımda Hacılar&#39;daki sanayileşme sürecine yaz tatillerinde ayakkabı boyacılığı, karpuz indirme ve mobilya tezghtarlığı yaparak dhil oldum. Babam Hacılar Belediyesi&#39;nde otobüs şoförüydü; girişimcilik ruhu ise dedem Asım Erkan&#39;dan geldi. Dedem 1950&#39;de Hacılar&#39;a ilk arabayı getirip taşımacılık yapmıştı ve bu ruh dolaylı olarak bize aktarıldı. Eğitimime Hacılar&#39;da ilkokul, Kayseri Kadı Burhanettin Ortaokulu ve Kayseri Lisesi&#39;nde devam ettim. Üniversiteyi kazanmıştım, fakat o dönemde içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar nedeniyle eğitimime devam edemedim.  Aileme destek olabilmek için çalışma hayatına yöneldim. Buna rağmen, çocuk yaşlarımdan beri içimde, ticaret ve girişimciliğe karşı büyük bir ilgim vardı.</p><p>Üretim ve sanayiciliğe adım atmak bana büyük mutluluk verdi. Kazandığımızı yatırıma dönüştürerek büyümeye devam ediyoruz. Hacılar&#39;daki iş insanları ve bize bu fırsatları sunan herkese teşekkür ediyorum; onların öncülüğü olmasaydı bugünlere gelmemiz mümkün olmazdı.</p><p><strong>Türkiye&#39;nin ilk Telekom kablosu HES Kablo&#39;da üretiliyor, genç Fatih Erkan ise yevmiyeci olarak fabrikanın kapısından içeri adım atıyor. Bu ilk iş deneyimi, sadece bir başlangıç değil; üretimi, emeği ve disiplinli çalışmayı öğrenmenin yolu oluyor. 1993–1995 arasında Malezya&#39;da kazandığı yurtdışı deneyimiyle dünyaya bakışı değişen Erkan, uluslararası başarının mimarı olarak genç girişimcilere ilham veriyor.</strong></p><p>- HES Kablo kurulduğunda Türkiye&#39;de ilk Telekom haberleşme kablosu üretimi başladı ve bu kabloların sarımında üstünde koruma çıtaları bulunan makaralar kullanılıyordu. 1986-1987 yazlarında, okul tatillerinde HES Kablo gençlere yevmiyeci olarak fırsatlar sundu ve biz de fabrika hayatını gözlemleme imknı bulduk. 1990&#39;a kadar birçok bölümde görev yaptım.</p><p>Liseyi bitirdikten sonra, 1991&#39;de Türkiye&#39;de fiber optik kablonun doğduğu Kayseri HES Fiber&#39;de çalışmaya başladım. Aynı yıl Hacılar ilçe oldu ve HES Fiber&#39;in açılışına dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal katıldı. 1991–1997 arasında farklı görevlerde bulundum; 1993–1995&#39;te Malezya&#39;da Telekom altyapı projelerinde çalışarak yurtdışı deneyimi kazandım. Bu deneyim, dünyaya bakış açımı tamamen değiştirdi. Gençlerin de 15–20 yaş arasında yurt dışı deneyimi edinmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.</p><strong>'Hayal edin, çalışın ve asla pes etmeyin'</strong><p><strong>Fatih Erkan&#39;ın 1998&#39;de küçük bir atölyede başlayan yolculuğu, bugün 14 bin metrekarelik tesiste Türkiye ve Avrupa&#39;ya hizmet veren bir başarıya dönüşürken mesajı ise net: 'Hayal edin, çalışın ve asla pes etmeyin.'</strong></p><p>-1998&#39;de girişimci ruhumla kendi işimi kurdum. Erat Kablo (o dönemde Erat Telekom) ile fiber optik kablo alt montajına başladık. 2005&#39;te Türkiye&#39;de Telekom lisanslarının çeşitlenmesiyle montaj işlerinin geleceğini öngöremeyince üretime yöneldim. O dönem yarım yamalak İngilizce ve cebimde yalnızca 1000 dolar ile bir ay boyunca Çin&#39;in Shenzhen şehrinde çalışıp fiber optik ara bağlantı kabloları ürettim. Türkiye&#39;ye dönerek ilk yatırımımızı yaptık ve basit fiber optik kabloların üretimine başladık.</p><p>2005&#39;te 25 metrekarelik küçük bir alanda başladığımız üretim, bugün 14 bin metrekarelik tesisimizde, 9 bin metrekare kapalı alanda devam ediyor. Fiber optik kablo, data kablo ve aksesuar üretiminde, Türkiye ve Avrupa&#39;da kendi tesisleriyle üretim yapan nadir firmalardan biri olduk. Bu hikyem, hayal ettiğiniz her şeyi başarabileceğinizi gösteriyor. 1991&#39;de maaşlı başladığım bir firmada, bugün aynı sektörde kendi şirketimin sahibiyim. Başarmanın yolu hayal kurmak, fedakrlıkla çalışmak, vazgeçmemek ve mücadele etmektir. Bu, genç nesile iletmek istediğim en önemli mesajdır.</p><p><strong>Girişimci ruh, sadece iş yapmak değil; her adımda mutluluk ve gurur verir. Fatih Erkan için ise sıfırdan başlayıp kendi hayat hikyesini yazmak, en büyük gurur kaynağı olurken gençlere ise kendi yollarını çizmelerini, araştırmalarını ve öğrenmelerini söylüyor. Erkan, başarının azim ve emekle geleceğine inanıyor. </strong></p><p>- Girişimci ruhuyla üretime başladığınızda, yaptığınız her şey size ayrı bir mutluluk verir. Kayseri Organize Sanayi&#39;deki duayen sanayici abilerimiz de bunu gösteriyor; yatırımları ve firmalarını büyütmedeki başarılarının ardında tamamen istihdam ve ülkeye katma değer yaratma çabası yatıyor. 'Bir kişi daha fazla çalıştırabilir miyim? Yeni yatırım yapabilir miyim? Ülkemize değer katabilir miyim?' soruları sizi motive ediyor ve büyük bir mutluluk veriyor. Kendi özelimde ise sıfırdan başlayıp bir noktaya gelmenin verdiği gurur çok farklı. Ben birinci kuşak girişimciyim; babam erken vefat etti ve bize miras kalmadı. Sıfırdan başlayarak kendi yapımızı kurduk. Bu nedenle kendi hayat hikyenizi yazmanın önemini çok iyi biliyorum.</p><p>İkinci ve üçüncü kuşak gençlere de şunu söylüyorum: Evet, birilerinin hikyesinde oyuncu olarak başlayabilirsiniz; ama mutlaka kendi hayat hikyenizi yazmalısınız. Bunun yolu çalışmak, araştırmak ve öğrenmekten geçiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in 'İlim Çin&#39;de de olsa gidin' hadisi şerifi gibi, bilimi ve teknolojiyi öğrenip çalışmayla birleştirdiğinizde herkes başarılı olabilir.</p><strong>Aile şirketlerini başarıya taşıyan 3 kural: saygı, sevgi, sorumluluk</strong><p><strong>Aile şirketi olmanın inceliklerini ve uzun ömürlü olmanın sırlarını kendi deneyimleriyle yorumlayan Fatih Erkan, 'Aile Şirketlerinde İnovasyon' adlı kitabıyla bu bilgeliğini paylaşmaya hazırlanıyor.</strong><strong>  </strong><strong>Kurumsallığın klişelerinden uzak, Türk fıtratına uygun inovasyon anlayışını anlatan Erkan, sevgi ve saygı temelinde sorumluluk bilinciyle sergilenen yaklaşımın aile şirketlerini başarıyla geleceğe taşımanın sırrı olduğunu söylüyor. </strong></p><p>- Biz de bir aile şirketiyiz. Hatta bununla ilgili kitap yazıyorum. Yakında yayımlanacak 'Aile Şirketlerinde İnovasyon' adlı bir kitap üzerinde çalıştım. Kurumsallıkla ilgili pek çok kitap yazıldı, fakat Türk fıtratına tam uymuyor; bizim inovasyon anlayışımız ise gelişim ve değişime ayak uydurabilmek üzerine kurulu.</p><p>Aile şirketimizde, uzun yıllar devam etmesi için belli bir sistem kurduk ve bunu sürdürmeye çalışıyoruz. Japonya&#39;da 250 yıllık aile şirketleri var; Türkiye&#39;de ise uzun geçmişe sahip şirketler çok az. Hatta bazı büyük şirketler ikinci kuşakta dağıldı. Benden sonraki kuşaklara tavsiyem: Aile içi iletişimi, gelenek ve görenekten kopmadan, sevgi ve saygı temelinde sürdürün; birlik ve beraberlik içinde paylaşmayı öğrenin. Sorumluluk bilinciyle hareket edin ve kan bağının verdiği maneviyatı koruyun. Bunu sağlarsanız, başarısız bir aile şirketi olacağına inanmıyorum.</p><strong>Kayseri&#39;ye dair içim yanıyor…</strong><p><strong>Kayseri sanayisi çalışkan ve üretken, ama hak ettiği ekonomik ve kültürel seviyeye ulaşamadı. Fatih Erkan&#39;a göre çözüm, AR-GE ve katma değerli üretime yatırım yapmak; çünkü krlılık olmayan yerde sürdürülebilir başarı mümkün değil.</strong></p><p>-Kayseri&#39;ye dair içim yanıyor. Sanayicimiz çok çalışkan; birçok duayen ağabeyimiz Anadolu tabiriyle kuru soğandan cücük çıkararak bugünlere geldiler, kh evlerine çeyrek ekmek götürdüler, kh aç yattılar. Ama yatırım yaparak, istihdam sağlayarak ve katma değerli ürünler üreterek bugüne ulaştılar. Buna rağmen Kayseri sanayisi hak ettiği ekonomik, sosyal ve kültürel seviyeye ulaşamadı. Son 10 yılda ulusal veya uluslararası ölçekte yalnızca 3-4 marka çıkarabildik. Şirketlerimizin AR-GE ve ÜR-GE faaliyetlerini geliştirip ürün değerini artıracak yapısal yatırımlara yönelmesi gerekiyor. Yatırımların önündeki en büyük engel krsızlık. Örneğin 2024 verilerine göre Kayseri OSB 3,75 milyar dolar, Konya OSB 3,6 milyar dolar ihracat yaptı; ama krlılık Kayseri&#39;de yüzde 4-5, Konya&#39;da yüzde 15-20. Yani kr olmayan yerde yatırım olmaz.</p><p>Kayseri sanayisi maliyet odaklı çalışıyor; çok ciddi rekabet nedeniyle kr marjı düşük ve farklılaşma stratejisine geçilemiyor. Oysa düşük üretimle yüksek kr ve inovasyon mümkün. OSB&#39;deki üreticilerimizin endüstriyel katma değerli ve know-how odaklı üretime hızla geçmesi, krlılık ve sürdürülebilirlik için şart.</p><strong>Şirketin adı, disiplin ve çalışkanlığı simgeliyor</strong><p><strong>1997&#39;de HES Kablo ve HES Fiber&#39;de saha montaj sorumlusu olarak çalışırken, girişimcilik ruhu Fatih Erkan&#39;ı kendi yolunu çizmeye yöneltti. O dönem maaşı iyi olmasına rağmen riskin peşinden gitti ve Erat Kablo&#39;yu kurdu. Şirketin adı, disiplin ve çalışkanlığı simgeleyen bir sembol olurken hayallerle dolu bir serüven başladı.</strong></p><p>-1997 yılında HES Kablo ve HES Fiber&#39;de saha montaj sorumlusu olarak çalışıyordum. O dönem Türk Telekom&#39;un Türkiye genelindeki altyapı işlerinde görev alıyordum. Saha sorumlusu olarak çeşitli ilçelerde montaj işleri yürüttüm. 1997&#39;de HES Sibel&#39;den ayrılıp kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, maaşım bugünün asker ücret skalasıyla üç katıydı. Lise mezunu olmama rağmen oldukça iyi bir gelir elde ediyordum. Bu nedenle başta ailem ve çevrem, 3-4 ay boyunca girişimcilik kararımı desteklemedi; kaygıları doğal olarak riskten kaynaklanıyordu.</p><p>Ancak ben girişimci ruhumun peşinden gitmek istedim ve gerekli adımları attım. Rabbime şükür, bugün Erat Kablo&#39;yu kurmuş bulunuyoruz. Erat ismi, ilk ortağımız Hacılar&#39;dan akrabamızın soyadı Ateş&#39;in 'AT' kısmından geliyor. Biz de bunu kendi soyadımız Erkan ile birleştirip 'Erat' olarak adlandırdık. Ayrıca Türkçe karşılığı asker anlamına geldiği için, işimizi disiplinli ve çalışkan bir anlayışla yürütme hedefimizi simgeliyor. Bu şekilde yola çıktık ve bugünlere geldik.</p><p><strong>Çocukluğundan itibaren kitaplara ilgi duyan Fatih Erkan, liderlerin hikyelerini okuyarak motivasyonunu keşfetti. Genç yaşta benimsediği felsefe ise basitti: 'İbadet sadece Yaradan için değil, topluma faydalı birey olabilmek içindir.' Sanayinin yeni filizlendiği dönemde duayen sanayicileri görmek, ona 'Biz niye yapamayalım?' sorusunu sordurdu ve girişimcilik yolculuğuna ilham verdi.</strong></p><p>- Çocukluğumdan beri okumaya büyük ilgim vardı. Ortaokul ve lise yıllarında, özellikle Kadı Burhaneddin Ortaokulu&#39;nda başarılı bir öğrenciydim. Kütüphanede liderlerin ve başarılı insanların hikyelerini okudukça, bu büyüleyici dünyaya kapıldım; motivasyonum okumayla başladı. Gençliğimde benimsediğim felsefe şuydu: İbadet yalnızca Yaradan için değil, insanın kendisi için de bir ihtiyaçtır; asıl amaç, toplum ve vatana faydalı bir birey olabilmektir. Bu yaklaşım, sürekli 'Ne yapabilirim?' sorusunu sormama ve moralimi yüksek tutmama yol açtı.</p><p>Bugün hl o ilk heyecanı hissediyorum. Aile şirketimizde her yönetim kurulu toplantısında şunu vurguluyorum: Yatırımı bıraktığınız gün beni kaybedersiniz. Çünkü yatırım bana haz, motivasyon ve mutluluk veriyor hem ülkeye katma değer sağlıyor hem de ek istihdam yaratıyor. Gençliğimde, sanayinin yeni gelişmekte olduğu dönemde, özellikle mobilya sektöründeki duayen sanayicilerimizi görmek büyük bir moral kaynağıydı. Onların üretimle beraber sosyal statülerinin hızlı değişimi bize 'Biz niye yapamayalım?' sorusunu sordurdu ve sürece katılmamız için güçlü bir motivasyon oluşturdu.</p><strong>'Güçlü bir sanayi şehri olmanın yolu, birlik ve beraberlikten geçiyor'</strong><p><strong>Kayseri sanayisinin güçlü isimlerinden Fatih Erkan, sözlerini hem inançla hem de sorumluluk bilinciyle noktalıyor. Erkan&#39;a göre Kayseri&#39;nin daha güçlü bir sanayi şehri olmasının yolu, birlik ve beraberlikten geçiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in 'Müslümanlar kardeştir; aranıza ayrılık sokmayın' hadisini anımsatarak, dayanışmanın altını çiziyor.</strong></p><p>-Ben bir Kayserili sanayici olarak şunu ifade etmek istiyorum: Bu topraklarda, karşılığını kan ve canla ödeyerek mücadele etmiş, şehit olmuş ve yaşayan gazilerimiz var. Onlara Allah&#39;tan rahmet diliyorum ve borcumuz olduğunu düşünüyorum. Bugün bu vatanın geldiği noktada, kanlarıyla bedel ödeyenlere borcumuz her zaman var.</p><p>Bu nedenle çalışmak, üretmek ve ülkemiz için yapılacak her şeyin içinde hem şahsım hem de dernek olarak olacağımızı belirtmek isterim. Kayseri&#39;nin hem ülke hem de dünya ölçeğinde üretimi ve ürünleriyle yer alabilmesi için birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in de buyurduğu gibi: 'Ey Müslümanlar, kardeşsiniz, birlikten ve beraberlikten diyaloğunuzu kesmeyin.'</p><p>Kayseri&#39;de gelinen noktayı elbette takdir ediyoruz, fakat bundan sonrası için STK&#39;lar ve duayen sanayicilerimizin birlik ve beraberliğiyle şehrimizi çok daha ileriye taşıyabileceğine inanıyorum. Ben Fatih Erkan olarak, Erat Kablo ve HAGİAD başkanı sıfatımla bu sürecin sonuna kadar arkasında olduğumu ifade etmek isterim.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/citalardan-kitalara-uzanan-bir_1767956345_2ek7XK.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çıtalardan kıtalara uzanan bir yolculuk… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/citalardan-kitalara-uzanan-bir_1767956345_2ek7XK.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hacı Usta ve Tokyat’ın alın teriyle örülen destanı]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/haci-usta-ve-tokyat-in-alin-teriyle-orulen-destani/19839/</link>
            <description><![CDATA[Bazı hikâyeler vardır; bir mesleğin ötesinde, emeğin ve azmin sessiz destanıdır.
Altan Aydemir’in hikâyesi de öyle… Pınarbaşı’nın küçük bir köyünde “Hacı” lakabıyla başlayan yolculuğu kazan başında pişen bir pilavla kaderini değiştirmiş. O ne okul sıralarında ne de sermaye ile öğrenmiş hayatı; elleriyle, alın teriyle, ustasının gölgesinde büyümüş...]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/haci-usta-ve-tokyat-in-alin-teriyle-orulen-destani/19839/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 14:34:42 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Henüz 12 yaşında bulaşık suyunun buharı arasında şekillenen bir çocuk, bugün Kayseri&#39;nin lezzet hafızasında iz bırakan bir ustaya dönüşmüşse, bunda sabrın, merakın ve dürüst emeğin payı büyük…</strong></p><p>-Ben Altan Aydemir. 4 Ekim 1967&#39;de Pınarbaşı&#39;nın Kızılören köyünde doğdum. Köyde herkes bana 'Hacı' derdi; askere gidene kadar gerçek adımı bile bilmiyordum. İlkokulu köyde bitirdikten sonra şehre geldik. Okumaya çok hevesli değildim. Babam beni önce traktör, sonra elektrik tamirciliğine verdi, ama tutunamadım. Arkadaşlarım lokantalarda çalışıyordu; 12 yaşımda Erciyes Lokantası&#39;nda işe başladım. Lokantacılığı sevdim. Yaklaşık 3 yıl boyunca bulaşık yıkadıktan sonra yemek yapmaya merak sardım. Pilav ve kebap işine ilgi duydum. Ben çırakken pilav kavururdum. Ustam bazen beni bir şey almaya gönderirdi. Döndüğümde pilavın suyunu, tuzunu çoktan atmış olurdu. Ne kadar koyduğunu göremezdim. Bu yüzden bir gün, büyük kazanların arkasına saklanıp ustamın nasıl yaptığını izlemeye başladım. Onun büyük elleriyle aldığı tuz miktarını, su oranını aklımda tutmaya çalıştım. Bir gün ustam hasta olunca pilavı tek başıma yaptım ve herkes çok beğendi. Böylece çıraklıktan kalfalığa geçtim. Zamanla işin her yönünü öğrenip İstanbul&#39;da döner ve kebap işini de geliştirdim. Bugün geriye dönüp baktığımda, o kazanın başında başlayan yolculuk bana sadece bir meslek değil, bir ömürlük tecrübe kazandırdı.</p><p><strong>Bazı insanların hayatı boyunca kazandığı en değerli şey güven olur. Altan Aydemir de onlardan biri. Bir müşterinin memnun ayrılışını, bir teşekkürün sıcaklığını en büyük kazanç sayıyor. Onun için lokantacılık sadece yemek yapmak değil, insanlara hizmet etmenin, gönül kazanmanın bir yolu.</strong></p><p>-Askerlikten sonra evlendim, üç çocuğum var; iki oğlum, bir kızım. Şimdi iki torunum var ve onlarla fırsat buldukça vakit geçiriyorum. İçimde hep bir heves vardı: 'Bir işletme kurayım, kendi işimi yapayım.' Çünkü lokantacılığı ve insanlara hizmet etmeyi gerçekten seviyorum. Bir müşteri memnun ayrıldığında, tıpkı evdeki misafirimiz teşekkür ederek kalktığında hissettiğimiz mutluluğu yaşıyorum. Sivas Caddesi&#39;nin başında 3 ortakla küçük bir işletme açtık. İşçilikten işletmeciliğe geçmek kolay değildi; sermayemiz yoktu. Babam bizi köyden şehre getirmişti; onun bile bize sağladığı bu imkan büyük bir servetti. Gariban bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm ama hep bir hırs vardı: 'Okumadım ama çalışarak bir şeyler yapacağım.'</p><p>İşletmeyi kurarken birçok zorlukla karşılaştık, ama güzel anılar biriktirdik. Kızım öğretmen olarak Şanlıurfa Siverek&#39;e atandı. Orada gittiği aile hekimi, lise yıllarında bizim lokantaya gelen öğrencilerden biriymiş. Sohbet esnasında Kayseri&#39;den ortak bir konu açılmış ve kızıma bizim işletmenin adını söyleyerek anlatmış: 'Biz üç arkadaş giderdik, bazen ücret ödemezdik. Kasada bir bıyıklı amca vardı, gülümserdi ama hiçbir şey söylemezdi.' O bıyıklı amca bendim. Sonra kızımın yanına gitmiştim beni bir bahane ile sağlık ocağına götürdü ve o doktorla tanıştırdı. Doktor beni görünce hatırladı, sarıldı ve 'Amca, hakkını helal et' dedi. O an tarifsiz bir mutluluk hissettim. Gençler bazen parasını vermezdi ama biz hiçbirini geri çevirmedik; 'Gençtir, yesin' derdik. İşte bu helalleşme, emekle yapılan işin değerini bana bir kez daha gösterdi. Bunun gibi birçok anım var; her biri geçmişi hatırlatıyor ve bugün hl işimi neden sevdiğimi gösteriyor.</p><strong>Dua ve gönül kazanımlarının bereketiyle…</strong><p><strong>Bazı hikyeler vardır, parayla değil, dua ile büyür. Altan Aydemir&#39;in öyküsü de tam olarak böyle bir hikye… 1998&#39;de Tokyat&#39;ı açtıklarında sermaye azdı ama inanç çoktu. 'Dürüst ol, samimi ol; gerisini Allah tamamlar' diyordu kendi kendine. O inançla çalıştı, kazandığı her müşteriyi dost bilip her tabakta helalliği aradı.</strong></p><p><strong>Bugün Tokyat hl ayaktaysa, dua ve gönül kazanımlarının bereketiyle ayakta.</strong></p><p>-Biz işletmeciliği bilmezdik; kimse bize öğretmedi. Ama yıllar boyunca ustalarımı örnek alarak öğrendim. Sonradan fark ettim ki farkında olmadan Ahi Evran&#39;ın geleneğini yaşatmışız: doğruluk, dürüstlük ve el emeğine saygı. Bu anlayışla birçok personel yetiştirdik. 1998&#39;de Tokyat&#39;ı açtığımızda Kayseri&#39;de gece açık dönerci ya da kebapçı yoktu. Üniversite öğrencileri geç saatlerde yemek yiyemiyordu; biz gece 2-3&#39;e kadar açık kaldık. Aileler ve kız öğrenciler güvenle gelebiliyordu. Çünkü o dönem çorbacılarda kavga, gürültü eksik olmazdı. Biz nezih, güvenli bir ortam sunduk. Tokyat, ilk göz ağrımızdı. 'Yapamazsınız' diyen çoktu; elimizde sermaye yoktu. Ama hep şuna inandım: 'Dürüst ol, samimi ol; gerisini Allah tamamlar.' Hiçbir zaman 'Az verelim, çok kazanalım' demedik. Her zaman 'Müşteri memnun olsun, bir daha gelsin' diye düşündük. İnsan kazanmanın paradan daha kıymetli olduğunu öğrendik. </p><p>Unutamadığım bir anımı daha anlatayım: Bir kış günü, gece 2&#39;ye yakın, memleketinden gelmiş, üşüyen ve korkan bir kız valizle dükknın önündeki durakta duruyor. Yanına gittim ve 'Kızım korkma, ben buranın işletmecisiyim. Bu saatte otobüs falan geçmez, ya taksiye bineceksin ya da temizlik yapıyoruz bitince istersen seni bırakayım' dedim. Önce tedirgin oldu ama sonra güvendi. Biz temizliği bitirdik, arabaya bindik, önce onu evine bıraktım, sonra personelimi. Aradan 15-20 gün geçti. Bir gün dükknda çalışırken bir genç kız geldi, 'Bu amcaydı!' dedi. Ben tanımadım önce. Meğer o gece bıraktığım kızmış. Sarıldı, gözleri doldu. Ardından ailesi geldi, 'Allah sizden razı olsun, o gece çok dua ettik' dediler. 'Bu insanlık görevimiz' dedim ben de. Ama o günden sonra o kız beni 'amcam' olarak benimsedi. Arkadaşlarını, okuldan tanıdıklarını hep getirirdi. 'Tokyat benim amcamın yeri' derdi. Bir defasında bir arkadaşının bilet parasını bulamadığını söyledi. 'Amca, memleketine gidecek ama parası yok' dedi. 'Sorun değil kızım' dedim, elimden geleni yaptım. Çünkü ben hep şuna inanırım:<br><strong>Bir insanın duası, bir iyiliğin bereketi, bir işletmeyi yıllarca ayakta tutar.</strong></p><p>Belki de bugün hl dimdik ayaktaysak, o duaların, o gönül kazanımlarının bereketidir. Çünkü işçilikten gelip işletmeciliğe adım atmak kolay değil. Ama samimiyetle, inançla, alın teriyle olursa Rabbim de yolunu açıyor.</p><strong>Tokyat&#39;ta bir hayalin kuşaktan kuşağa yolculuğu</strong><p><strong>Bazı hikyeler, bir ustanın inancıyla başlar; bir çırağın azmiyle büyür.</strong><br><strong>Altan Aydemir&#39;in Ustası Yaşar Özdin&#39;in güveni, 'Sen yaparsın oğlum' diyerek verdiği cesaret, yıllar sonra o hayali gerçeğe dönüştürdü. Bugün artık o bayrak yeni kuşakta.</strong></p><p>-Ben 7 yıl Beyazsaray Lokantası&#39;nda çalıştım. O günlerde 'Bir gün bu işletmenin sahibi olacaksın' deseler inanmaz, gülerdim. Ama kaderin cilvesi, zamanın getirdikleriyle o hayal gerçek oldu.</p><p>Ustam Yaşar Özdin yıllarca bana yol gösterdi, ekmeğini yedim. 4 katlı zor bir işletmeydi; ama bana hep 'Sen yaparsın oğlum' diyerek güven verdi. Beyazsaray&#39;ı devralırken talip olmadım, pazarlık etmedim; her şeyi onlar belirledi. Allah da bize güç ve bereket verdi. 3 ortaktık; birimiz orada kaldı, biz iki arkadaş buraya geldik. Hiçbir şeyi değiştirmedik: ne personel ne yemek ne düzen… Ama bereket arttı. Örneğin, günlük ciro önce ikiye, sonra beşe, sonra on beşe katlandı. Samimiyetin, dürüstlüğün, alın terinin bereketiydi bu. Matematiksel olarak ödememiz imknsızdı ama sekiz ayda borçlarımızı kapattık. Hep 'çalış, öde, kazan' yöntemiyle büyüdük.</p><p>Şimdi sıra evlatlarda. İki oğlum var, onlara kontrolü bırakıyorum. 'Ben ilkokul mezunu olarak buraya kadar getirdim, siz üniversite okudunuz ister ileri taşıyın ister kendi yolunuzu çizin. Bayrak sizde artık' diyorum. Kontrolü yavaş yavaş onlara bıraktım. Yeni jenerasyon, enerjisi ve bizden aldıkları ahilik anlayışıyla işimizi sürdürüyor.</p><strong>'Artık bayrak onlarda'</strong><p><strong>Altan Aydemir&#39;in çocukları, babalarından devraldıkları mirası yeni bir enerjiyle taşıyor. Bir işletmeci gözüyle bakıldığında bile onların tutkusu, heyecanı ve detaylara gösterdikleri özen göz dolduruyor.</strong><strong>  </strong><strong>Ve belki en önemlisi, çocuklar müşterilerle ve tedarikçilerle kurdukları sağlam ilişkilerle, işletmenin geleceğine güven veriyor; yılların emeğinin boşa gitmediğini kanıtlıyor.</strong></p><p>-Şimdi çocuklarım benden de hızlı. Bunu bir baba olarak değil, bir işletmeci olarak söylüyorum. Onlarda yıllar önceki kendi heyecanımı, işe ilk başladığım enerjiyi görüyorum. Araştırıyorlar, konuşuyorlar, yenilikleri takip ediyorlar. En çok hoşuma giden şey ise şu: 'Babamız buraya kadar getirdi, biz de bu isme yakışır şekilde devam edeceğiz' diyorlar. Her detaya özen göstermeleri beni hem gururlandırıyor hem de mutlu ediyor. Ben yokluk içinde, alın teriyle, gayretle bir yere geldim. Onların ise bugün her imknı var ama buna rağmen emeğe, itibara, esnaflık geleneğine sahip çıkmaları beni derinden duygulandırıyor.</p><p>Bizim işin de iniş çıkışları var. Yaz ayları gurbetçi ve düğün sezonudur, işler yoğun olur. Kışın ise yüzde 50–60&#39;a kadar düşüş yaşanır. Okulların açılmasıyla ailelerin masrafları artar, döngü yavaşlar. Ama yazın öyle değildir; herkes dışarıdadır, gezer, alışveriş yapar. Acıkınca da bildiği, güvendiği yere gelir. Bazen şehir dışından, hatta yurt dışından gelen gurbetçiler 'Ooo Hacı Usta, nasılsın?' diyerek içeri girerler. 'Biz başka yere gitmeyiz' derler. İşte o an, dünyanın bütün servetinden daha kıymetli gelir bana. Çünkü o samimiyet, o bağlılık gösteriyor ki işimizi doğru yapmışız.</p><p>Şimdi çocuklarım hem müşterilerle hem de tedarikçilerle benden çok daha iyi ilişkiler kuruyorlar. Diyalogları güçlü, yaklaşımları samimi. Bu da hem işletmemizin geleceğine güven veriyor hem de yılların emeğinin boşa gitmediğini gösteriyor.</p><strong>'Bir işi sevmiyorsan, başarı da gelmez'</strong><p><strong>Altan Aydemir, başarının sırrını basit ama derin bir felsefede görüyor: Sevgi ve samimiyet. Ona göre ne iş yaparsanız yapın önemli olan içtenlikle, isteyerek yapmak…</strong></p><p>-Ben şuna inanıyorum: Ne iş yaparsanız yapın ister lokantacılık ister mobilyacılık ister sanayi işi olsun o işi severek yapmak şart. İnsan, yaptığı işi samimiyetle, içinden gelerek yapmalı. Çünkü bir işi gerçekten isteyerek yaparsanız, başarı zaten kaçınılmaz olur. Okumuş olmanız ya da büyük bir sermayenizin olması fark etmez. Eğer 'Ben bulaşıkçı değilim, beni niye buraya verdiler?' diye söylenirseniz, o işten hayır çıkmaz. Ben üç yıl boyunca aralıksız bulaşık yıkadım, ama hiç gocunmadım. Çünkü mutfağı seviyordum, aşçılığı seviyordum, insanlara hizmet etmek bana keyif veriyordu. Bugün dönüp baktığımda diyorum ki: 'Bir işin temelini öğrenmek istiyorsan, önce en altından başlamalısın.'</p><p>Bir işe tepeden başlarsan, o işin eksiklerini, aksayan yönlerini göremezsin. Ancak temelden gelen biri, neyin neden aksadığını ve nasıl düzeleceğini bilir. Bu her meslek için geçerli. Sermayenle ya da başkasının yönlendirmesiyle bir yere kadar gidersin ama o başarı uzun ömürlü olmaz. Ben bunu hep çevremdekilere anlattım. Yanımda çalışanlara, yetiştirdiğim çıraklara, kalfalara… 'Ne iş yaparsanız yapın, severek, isteyerek, samimiyetle yapın' dedim. Bugün onların birçoğu kendi ayakları üzerinde duruyor, bir yerlere gelmiş durumda. Bu da bana en büyük mutluluğu veriyor.</p><strong>'Bu işi en temelden öğrendim'</strong><p><strong>Yarım asrı aşkın bir süredir mutfakların içinde olan Altan Aydemir, bu işi sadece öğrenmekle kalmayıp; temelden yaşayarak, her aşamasını tecrübe etmiş. 'Başarı, temelden gelen emeğin ve sevginin meyvesidir' diyen Aydemir için Tokyat ve Beyazsaray&#39;ın ardındaki güç, tam da bu tutku ve samimiyette saklı.</strong></p><p>-Şu anda 50 yıla yaklaştık. Neredeyse yarım asırdır bu sektörün içindeyim. Ama bu sadece aşçılık, ustalık ya da kebapçılıkla sınırlı değil. Garsonluğunu da yaptım, fırıncılığını da. Bugün bir işletmede fırıncı rahatsızlansa ya da bir yere gitmek zorunda kalsa, hemen o açığı kapatırım. Aşçı yoksa, dönerci ya da kebap ustası eksikse, ben girerim tezghın başına. Gerekirse servise de çıkarım. Çünkü ben bu işi temelden öğrendim, temelden geldim. Her aşamasında alın terim var bu mesleğin. Belki de bugün hl dimdik ayakta durabiliyorsam, bunun sebebi o temelden gelen emeğim ve sevgimdir.</p><strong>'Çözümsüzlük yok'</strong><p><strong>Altan Aydemir&#39;in başarı öyküsü, sadece ustalıkla değil; insanı anlamak ve zor anlarda çözüm üretebilmekle de şekilleniyor…</strong></p><p>-Babam rahmetli, beni işe verdiğinde bana çok net söylemişti: 'Eti senin, kemiği benim.' Yani beni sadece çalıştırmak ya da eğitmek için değil, gerçek bir insan ve işletmeci olarak yetiştirmek için… Arkadaşlarla çalışırken elbette zor anlar ve sıkıntılar yaşadık. Mesela bir anda 60, hatta 100 kişilik bir grup gelir, panik yaparsınız. O yemeği yetiştirecek, insanları bekletmeden servis edeceksiniz… Ben her zaman şunu dedim: 'Çözümsüzlük yok. Her şeyin bir çözümü vardır.' Sakin olup, planlayarak hareket edersek, o insanları zamanında servis edebilir, mutlu edebiliriz. İşte bu anlayış, yıllardır hem işimizi hem de insanlarla ilişkilerimizi ayakta tutan temel prensibimiz oldu.</p><strong>Tokyat; kulağa hoş, anlamı derin: 'aç yatma, tok yat.'</strong><p><strong>Tokyat&#39;ın hikyesi, yalnızca bir işletmenin doğuşu değil; emek, sevgi ve samimiyetin bir araya geldiği bir yolculuk. Altan Aydemir, küçük bir işletme açarken ismine karar verememiş, ustası Yaşar Özdin&#39;in önerisiyle 'Tokyat' demiş; kulağa hoş, anlamı derin: 'Aç yatma, Tok yat.'</strong></p><p>-Biz Tokyat&#39;ı açtığımızda küçük bir işletmeydik ve ismine bir türlü karar verememiştik. Allah razı olsun, ustam Yaşar Özdin&#39;e danıştım. Dedim ki: 'Ustam, böyle bir yer açacağız, ne isim koyalım?' Bana dedi ki: 'Geceleri de açık olacak mısın?' dedi. 'Evet' dedim. Tamam ismi Tokyat olsun. Ama içini gramajından aşağı verme, lezzeti her zaman koru.' Ben de 'Tamam, o zaman adını Tokyat koyalım' dedim. Hem kulağa hoş geliyordu hem Türkçe bir anlamı vardı: 'Aç yatma, Tok yat.'</p><p>Dönerin lezzetini en iyi hle getirmek için Hatay&#39;a gittim. İskenderun&#39;da döner yapan ustaları izledim, pişirme tekniklerine baktım. Amacım, odun ve kömür ateşinin farkını deneyerek kendi tarzımı oluşturmaktı. Kayseri&#39;de Hatay usulü soslu dönerin fazla tutmayacağını düşündüm; bu yüzden kendi baharat karışımımızı, terbiyemizi oluşturduk. Birkaç deneme yaptık, müşterilere tattırdık, çok güzel geri dönüşler aldık.</p><p>1998&#39;de kapılarımızı açtık ve o günden bu yana hem Beyazsaray&#39;da hem Tokyat&#39;ta lezzeti hiç değiştirmedik. Ustalar, personel değişti ama baharat oranı, reçete, döner terbiyesi hep aynı kaldı. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Gelen müşteri, hangi yılda gelirse gelsin, aynı tadı bulmalı. Bu hassasiyetimizi asla kaybetmedik. Bir anım vardır, hiç unutmam. İki yıl önce Ramazan ayında Tokyat&#39;ta tadilat yaptırıyorduk. Lokantalar bu dönemde genelde daha sakin olur ama bizde tam tersi oldu; telefonlar susmadı. 'Tokyat kapandı mı? Neden açık değil?' diye arayan çok oldu. Yoldan gelen, uçaktan inen insanlar yemek planlarını Tokyat&#39;a göre yapmışlar. Bizler de tadilat yapıyoruz o sıralar… Onlara alternatif yerler gösterdik ama gösterdikleri o bağlılık, o samimiyet beni inanılmaz mutlu etti.</p><p>Bugün Tokyat, sadece bir işletme değil; lezzetin, samimiyetin ve güvenin buluştuğu bir yer.<br>Ve her zaman söylediğim gibi: <strong>Ne iş yaparsak yapalım, samimi, dürüst ve doğru olalım. Başka bir şey yok.</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/haci-usta-ve-tokyat-in-alin-te_1767440081_0ySRYx.png" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hacı Usta ve Tokyat’ın alın teriyle örülen destanı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/haci-usta-ve-tokyat-in-alin-te_1767440081_0ySRYx.png"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bayram Karaman’ın dürüstlük ve çalışkanlıkla yazdığı başarı hikâyesi: Karva]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/bayram-karaman-in-durustluk-ve-caliskanlikla-yazdigi-basari-hikayesi-karva/19751/</link>
            <description><![CDATA[Köyden başlayan bir yolculuk, sınav günü yaşanan bir hayal kırıklığı, ardından gelen tesadüfi tercihler… Ve bugün, sektöründe fark yaratan bir başarı öyküsü. Karva Plastik ve Termoform Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Karaman’ın hikâyesi, aslında iş dünyasına da güçlü bir mesaj veriyor: İnsan plan yapar, fakat hayat çoğu zaman kendi yolunu çizer. Çocukluk hayali doktorluk olan Karaman, bugün mühendis kimliğiyle sanayiye yön veriyor. “Dürüst ve çalışkan olmayı” ilke edinerek kurduğu Karva’da; birçok sektörü işin mutfakta kısmında destekliyor. Karaman, yarım kalan hayalini de kızının doktor olmasıyla taçlandırıyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/bayram-karaman-in-durustluk-ve-caliskanlikla-yazdigi-basari-hikayesi-karva/19751/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 11:32:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hayatın akışı çoğu zaman planladığımız gibi ilerlemez; bazen küçük bir tercih, bazen de alınan bir tavsiye tüm yönümüzü değiştirebilir. Çorum&#39;un köyünden çıkıp Kayseri&#39;ye gelen Bayram Karaman&#39;ın hikyesi de tam olarak böyle. Kendisinin deyimiyle, hayallerin tesadüflerle birleştiği bu yolculuk, sadece bir kariyer hikyesi değil, aynı zamanda hayatın sürprizlerine dair güçlü bir ders niteliğinde.</strong></p><p>-Ben Bayram Karaman, 1976 Çorum doğumluyum. Makine mühendisiyim; lisansımı Erciyes Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde tamamladım. Ardından polimer üzerine yüksek lisansımı yine Erciyes Üniversitesi&#39;nde yaptım. Aslında esasen taşra çocuğuyum, köylü bir aileden geliyorum. Hayatım enteresan bir hikyeye sahip. İnsanların hayatının nereden başlayıp nereye gittiğini hiçbir zaman tam olarak planlayamayacağınızı, ne kadar plan yaparsanız yapın, orada her zaman bir &#39;gaip güç&#39; olduğunu düşünüyorum. Benim hikyem de burada başlıyor.</p><p>Lise yıllarımda zeki ve başarılı bir öğrenci olarak biliniyordum. Hayalim doktor olmaktı. 1994 yılında deneme sınavlarımda ve tercih sıralamalarımda tıp hep ilk 7 tercihim arasında yer alıyordu. Rahatlıkla kazanabileceğim bir durumdaydım. Ancak üniversite sınavında, heyecanlı ve hiperaktif yapım nedeniyle tabiri caizse ters köşe oldum; sınav sonrası çok etkilendim, ağladım. O dönemde çok kıymetli bir hocam vardı. 11. tercihimle Erzurum Tıp&#39;ı, 13. tercihimle ise Kayseri Makine Mühendisliği&#39;ni yazmıştım. Hocam, 'Oğlum, baban yok, sen Erzurum&#39;a gidip 6 yıl tıp okuyacaksın, ne yapacaksın?' dedi ve tercihlerimi değiştirmemi önerdi. Sonuç olarak 13. tercihim olan Kayseri Makine Mühendisliği, 11. tercih konumuna geldi ve ben Makine Mühendisliği kazandım. Sınavdan çıktığımda takıldığım bir soru yüzünden ağlıyordum; o an büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım.</p><p>Günümüze geldiğimde, planladığımız ve çizdiğimiz hayat yolunun çoğu zaman bizi beklenmedik yerlere götürdüğünü net bir şekilde gördüm. Şimdi dönüp baktığımda, iyi ki doktor olmamışım diyorum; çünkü yapım gereği farklı bir insanım. Öte yandan hayallerimi tamamlayan bir kızım oldu ve şu anda o doktor. Bu durum beni ayrıca çok mutlu ediyor. Bugün, yaşadığım tüm süreçlere bakınca, hayatın bizi nerelere sürükleyeceğini asla tam olarak öngöremeyeceğimizi ve bazen tesadüflerin en doğru yolu getirebileceğini görüyorum.</p><p><strong>Bayram Karaman&#39;ın çocuk yaşta simit satarak başlayan ticaret serüveni, bugün Karva Plastik ve Termoform&#39;un başarı öyküsüne dönüştü. 'Dürüstlük ve çalışkanlık' ilkelerini İmam Hatip yıllarında edinen Karaman, üniversite kantininden sanayiye uzanan yolculuğunda 1997&#39;den bu yana iş dünyasının içinde. Onun hikyesi, girişimcilik ruhunun erken yaşta filizlenip nasıl büyük başarılara dönüştüğünün güçlü bir örneği.</strong></p><p>-Ticaret benim ruhumda var. Ben Çorum İmam Hatip Lisesi mezunuyum ve gerçekten iyi ki imam hatip okumuşum; orada aldığım temel, hayatım boyunca benim düsturum oldu: dürüstlük. Yani çalışkan ol, doğru ol. O dönemde devlet yurtlarında kaldım; Vakıflar Genel Müdürlüğü&#39;ne bağlı vakıflar yurdunda. Köylü bir çocuğum, babam 1986 yılında rahmetli oldu; o zaman ben 9 yaşındaydım. Annemle birlikte üç kardeş köyde kaldık. 1988 yılında İmam Hatip Lisesi&#39;ne başladığımda sınavla kazanmıştım ve 11 yıl boyunca devlet yurtlarında kaldım.</p><p>İşte o yıllarda ticarete başladım. Henüz 12 yaşındayken simit satmak gibi küçük işlerle ticaretin temellerini öğrenmeye başladım. Sabah dörtte kalkıyor, ürünlerinizi satmak için plan yapıyor ve dokuzda bitirmeniz gereken bir işi stratejiyle yürütüyordunuz. Bu yaşantı, bana geleceğe dair plan yapmayı ve strateji geliştirmeyi öğretti. Üniversiteye başladığımda bu deneyimlerin meyvesini gördüm; yurtta kantini aldım ve işletmeye başladım. Hem üniversite okuyordum hem de kantin işletiyordum. Orada ticareti öğreniyor, strateji belirliyordum.</p><p>1996 yılı sonunda, 1997 yılında ise Üniversite-Sanayi İşbirliği kapsamında, üniversite son sınıfa gelmeden, üçüncü sınıfta part-time olarak iş hayatına başladım. O günden bu yana, 1997 yılından itibaren resmi olarak iş hayatında aktif bir şekilde çalışıyorum.</p><p ><strong>'EN İYİ MALI EN KALİTELİ ŞEKİLDE ÜRETMEK ARTIK BİR ZORUNLULUK'</strong></p><p><strong>Karva Plastik ve Termoform Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Karaman, 'Geçmişte fiyatı üretici belirlerdi, bugün ise piyasa şartları belirliyor' sözleriyle değişen ticaret düzenine dikkat çekiyor. Ona göre iş dünyasında ayakta kalmanın yolu, nitelik ve niceliği aynı noktada buluşturup en kaliteli ürünü en doğru fiyatla sunmaktan geçiyor.</strong></p><p>-Esasen dünyadaki ticaret giderek zorlaşıyor. Bunun nedeni, global ağların ve yapay zeknın işin içine girmesiyle oluşan yeni dinamiklerdir. Günümüzde global networkler dünyaya farklı bir bakış açısı kazandırdı. Rekabet ortamı artık çok daha yoğun; örneğin, Avustralya&#39;da ürettiğiniz bir malı Türkiye&#39;ye satmak geçmişe göre çok daha kolay hle geldi. Ancak global dünyada iletişim kanalları hızlandıkça, rekabet de zorlaştı. Geçmişte ürettiğiniz mala kendi belirlediğiniz bir fiyat uygulayabiliyordunuz, şimdi ise piyasada oluşan fiyatlara uyum sağlamak zorundasınız. Bu noktada nitelik ve nicelik kavramlarını çok iyi eşleştirmek gerekiyor; en iyi malı en kaliteli şekilde üretmek artık bir zorunluluk. Tüketim hızı artarken, üretim ve iletişim kanalları da genişlediği için rekabet gün geçtikçe daha da sertleşiyor.</p><p><strong>'ÇALIŞMADAN DÜRÜST OLMA ŞANSINIZ YOK'</strong></p><p><strong>Gençlere daima en yüksek hedefi koymalarını tavsiye eden Bayram Karaman, başarının tek şartını 'çalışmak ve dürüst olmak' sözleriyle özetliyor. 27 yılı aşkın süredir plastik sektöründe edindiği tecrübeyi 2014&#39;te Karva ile taçlandıran Karaman, bugün endüstriyel plastik levha ve termoform alanında markasını sektörün öncülerinden biri haline getirdi.</strong></p><p>-Gençlere özellikle şunu söylüyorum: Bir hedef koyun ve o hedefi daima en yükseğe koyun. İkinciliği düşünmeyin, hedefiniz her zaman en tepede olsun. O hedef doğrultusunda ne gerekiyorsa yapmanız gerekir. Bunun tek şartı çalışmaktır; başka yolu yoktur. Çalışırken dürüst olacaksınız. İşinizi yaparken doğru olacaksınız. Çok net söylüyorum, çalışmadan dürüst olma şansınız yok. Çalıştığınız sürece, gereğini yaptığınız sürece doğruluğa ulaşırsınız. Ama çalışkan değilseniz, dürüst olma şansınız yoktur. Çünkü yaptığınızı doğru yapamazsınız. Doğru yapmadığınız zaman manipülatif davranmak zorunda kalırsınız, karşı tarafı kandırırsınız ve belli bir süre sonra yaptığınız işin karşılığını alamazsınız. Çalışkan olmadan, gereğini yerine getirmeden doğru olamazsınız.</p><p>Ben bu anlayışla bildiğim işi yapmak üzere yola çıktım. 1998 yılında üniversiteyi bitirdiğimde, polimer üzerine yüksek lisansımı tamamladım ve plastikler üzerine ihtisas yaptım. Yaklaşık 27-28 yıldır plastik sektörünün içindeyim. Bildiğim işi yapacağım dedim ve bu doğrultuda profesyonel yöneticilikler yaptım; önce beyaz eşya sektöründe, sonra plastik sektöründe. 2014 yılında da bildiğim işi yapmak üzere Karva&#39;yı kurduk. Bugün geldiğimiz noktada, endüstriyel plastik levha ve termoform alanında, kendi alanımızda gerçekten takdir edilen işler yaptık. Bunun karşılığı olarak da çok büyük emek harcadık ve bu emek, bugünkü başarıyı getirdi.</p><p><strong>Disiplin, dürüstlük ve ekip çalışması… Bayram Karaman&#39;ın iş felsefesini özetleyen üç temel değer. Her işi yakından takip eden, paylaşım ve istişareyi ön planda tutan Karaman, bu yaklaşımıyla hem şirketinde hem de Kayseri iş dünyasında örnek gösterilen bir isim.</strong></p><p>-Nasıl anlatsam bilmiyorum ama ben biraz sıra dışıyım. Bunun nedeni, disiplinli bir insan olmamdır. Esasen iyi bir insanım, güler yüzlüyüm ve hiperaktif yapımla bulunduğum ortamı şekillendirebilen biriyim. Ancak iş söz konusu olduğunda son derece disiplinliyim; ayrılmadığım tek değer disiplin ve işe sadakattir. Kendi işime ve şirketlerime olan saygı benim için çok önemlidir. Her işi anbean takip ederim ve kurumsal yapıya büyük önem veririm. Aile şirketi kavramı farklıdır; ben bu anlamda tektim. Bu nedenle belki biraz rahattım ama kurumsallaşmak bir şirketin temelini oluşturur. Kurumsallaşıp işi profesyonellere devretmediğiniz ve yalnızca kontrol ve takipte kalmadığınız sürece başarılı olma şansınız yoktur. Çünkü başarı bir ekip işidir; çalışmak, başarmak ve kurumsal yapı ekip çalışmasıyla mümkündür. Bu nedenle arkadaşlarımla sürekli istişare halindeyim, paylaşmayı önemsiyorum ve kurumsal yapıya büyük önem veriyorum. Bu yaklaşımım Kayseri toplumunda da takdir görüyor ve olumlu karşılanıyor.</p><p><strong>İş dünyasını bir maratona benzeten Bayram Karaman&#39;a göre rekabette fark yaratmanın tek yolu, know-how geliştirmek ve katma değerli üretime odaklanmak. Karva&#39;nın başarısını da bu anlayış özetliyor: kaliteyi önceleyen, fiyatla değil markasıyla öne çıkan bir üretim vizyonu.</strong></p><p>-Sadece plastik sektörüyle sınırlı değil; aslında dünya büyük bir maraton ve bu maratonda durmak yok. Önemli olan, koşunun hızı ve dengesidir. Eğer ortalama 10 kilometre hızla koşuluyorsa ve siz 9 kilometrede kalıyorsanız, ilerliyor görünseniz de aslında geride kalıyorsunuz. Bu, özellikle standart üretimlerde fiyat odaklı rekabette sıkça yaşanan bir durumdur.</p><p>Bu nedenle fark yaratmak şarttır. Özel ürünler geliştirmek, know-how oluşturmak ve katma değerli üretime odaklanmak rekabeti lehimize çevirmenin tek yoludur. Samimiyetle söyleyebilirim ki Karva olarak biz hiçbir zaman fiyat politikasıyla yola çıkmadık, kalite ve ürün politikasıyla yola çıktık. Çünkü biz bir markayız, biz bir kaliteyiz. Başarıya giden yol, kaliteyi ve bilgi birikimini öncelik haline getirmekten geçiyor.</p><p><strong>'VİTRİNDE DEĞİL, MUTFAKTA İŞ YAPIYORUZ'</strong></p><p><strong>Karva, vitrinde değil mutfakta iş yapan bir marka. Beyaz eşyadan sağlığa, otomotivden mobilyaya kadar pek çok sektörde yarı mamul ve ara mamul üretimi yapan Karva Plastik ve Termoform, her üretimin arkasında know-how ve kalite anlayışı taşıyor. Bayram Karaman, gelecekte AR-GE&#39;ye odaklanarak katma değerli ürünler geliştirmeyi ve Karva&#39;yı dünya çapında tanınan bir marka hline getirmeyi hedefliyor.</strong></p><p>-Karva, dışarıdan bakıldığında 'ne üretiyor?' sorusunu akla getiren bir firma gibi görünebilir; çünkü biz nihai bitmiş ürün üretmiyoruz. Ancak içeriye girdiğinizde işin derinliğini ve değerini görüyorsunuz. Karva, yarı mamul ve ara mamul üreticisidir ve her sektörde faaliyet gösteriyor: beyaz eşya, otomotiv, sağlık, mobilya, reklam, karavan ve tatil sektörleri…</p><p>Kısacası, vitrinde değil, mutfakta iş yapıyoruz; her mamulün arkasında üretim know-how&#39;ımız ve kalite anlayışımız vardır. Yarı mamul ve hacme dayalı üretime rağmen Karva&#39;nın ihracatı yüzde 35 civarında ve aktif olarak 45-50 ülkeye ihracat yapıyoruz. Hedefimiz uzun vadeli ve nettir: Kalıcı başarı. İnsanlar gelip geçicidir, ancak Karva markasının bizden sonra da varlığını sürdürmesini istiyoruz. Türkiye&#39;de plastik sektöründe Karva, bilinen ve saygı gören bir marka hline gelmiştir. Bu başarıda ekip arkadaşlarımızın katkısı büyüktür. Gelecekteki amacımız Karva&#39;yı dünya çapında güçlü bir marka hline getirmektir. AR-GE çalışmalarımızı yoğunlaştırıyor, sertifikalı bir laboratuvar kuruyoruz. Böylece daha katma değerli ürünler üretip Türkiye ekonomisine katkı sağlayacak ve Karva&#39;yı dünya çapında tanınan bir marka hline getireceğiz.</p><p><strong>Bayram Karaman&#39;ın gençlere mesajı net: bilgiye hızlı erişim kolay ama başarı için emek ve çaba vazgeçilmezdir.</strong></p><p>-Başlangıç noktası aslında çok net. Gençlere tek tavsiyem şudur: Günümüzde her şeye ulaşımın çok kolay olduğu bir ortamda yaşıyoruz; bilgiye ve kaynaklara çok hızlı ulaşıyoruz. Bu, emek sarf etmeyi neredeyse gereksiz kılıyor gibi görünüyor. Ancak şunu açıkça belirtmeliyim ve bunu klişe olarak söylemiyorum: Çok çalışmanız gerekiyor. Benim hikyemde bu net bir şekilde görülebilir. Karva&#39;yı kurduğumda, içerideki üretim yapılırken her makinenin, her hattın en ince detayına kadar bilgisine sahip değilsem, aslında o işi bilmiyorum demektir. Bu nedenle işin operatörlüğünden başladım. Yüksek lisans eğitimimle işin teorik bilgisini aldım; özel sektörde yönetici olarak çalışırken ise bizzat hat kullandım. Bildiğiniz işi yapmak için çaba göstermek gerekir. Bu çaba, zamanınızdan ve keyfinizden taviz vermeyi gerektirir. Yaptığınız işi en iyi şekilde bilmenin tek yolu çok çalışmaktır. Üstelik bunu severek yapmanız gerekir; sevmiyorsanız başarı mümkün değildir.</p><p><strong>'İKİ KIZIM VAR, BİR DE ÜÇÜNCÜ PARÇAM GALATASARAY'</strong></p><p><strong>Bayram Karaman&#39;ın hayatında iş kadar tutku da önemli: Galatasaray. 1905 Galatasaray Sanayici, Yönetici ve İş Adamları Derneği üyesi olan Karaman, kulüp ile sürekli iletişim halinde, sponsorluklar ve sosyal aktivitelerle bu bağı güçlendiriyor. 'İki kızım var, bir de üçüncü parçam Galatasaray' sözleri, onun iş ve özel hayatındaki dengeyi ve tutkularını özetliyor.</strong></p><p>-Ben Galatasaraylıyım; 1905 Galatasaray Sanayici, Yönetici ve İş Adamları Derneği üyesiyim. Galatasaray, benim çocukluk aşkım ve hayatımda çok özel bir yere sahip. Şu anda fiziksel olarak da kulüple iç içeyim; Ali Sami Yen Stadı&#39;nda her maça gidiyoruz ve orada bize ait bir yerimiz de var. Hayatta insanların çeşitli aktiviteleri olmalı; müzik, spor veya başka hobiler… Spor insanın hayatında olmalı ama bunu 'holiganizm' kavramının ötesinde, fair-play ve dostluk çerçevesinde yapmak gerekiyor. Farklı kulüplerden, Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor&#39;dan çok dostlarım ve yönetici arkadaşlarım var; onlarla da sürekli istişare halindeyim. Futbol benim sevdam oldu, spor da yapıyorum; özellikle yüzme ile ilgileniyorum. Galatasaray ise her zaman benim için çok özel bir konumda. Kulüple sürekli iletişim halindeyim; zaman zaman sponsorluklarımız da oluyor. Hagi&#39;nin forması gibi özel hatıralarımız, Sayın Dursun Başkan&#39;ın bize verdiği plaketler ve 1905 Galatasaray Sanayici ve Yönetici ve İş Adamları Derneği&#39;nin takdirleri, bu bağı güçlendiriyor.</p><p>Galatasaray benim hayatımın bir parçası ve bunu çok net söyleyebilirim: İki kızım var, onlarla gurur duyuyorum ve onları çok seviyorum. Buna ilaveten, üçüncü parçam Galatasaray&#39;dır.</p><p><strong>Bayram Karaman&#39;ın hayatında aile, en değerli yapı taşı. Babasını küçük yaşta kaybetmesine rağmen annesinin fedakrlığıyla eğitim hayatını sürdüren Karaman, bugün kızının doktor olmasından gurur duyuyor.</strong></p><p>-Bazı şeyleri anlatırken pas geçebiliyoruz. Allah rahmet eylesin; ben babamı çok küçük yaşta kaybettim. 1986 yılında, 9 yaşındaydım. Annem, abim ve ablamla birlikte üç çocuk kaldık. Annem bir köylü kadınıydı ve o dönemde gösterdiği fedakarlıkları asla unutamam. Bizi taşradan, köyden alıp devlet yurduna vererek okutması, hayatımıza yön veren en önemli etkenlerden biriydi. Annemi 2012 yılında kaybettim; Allah rahmet eylesin. Hayatımıza dokunan birçok kişi oldu; bazılarını kaybettik, bazıları hl hayatta. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.</p><p>Ailemle ilgili olarak şunu da belirtmek isterim: Kızım şu anda doktor ve diğer kızım 11 yaşında. Aile yaşantısı ve aile kimliği, çocuğa direkt olarak bir ayna gibi yansır. Ben 18 yaşına kadar kızımın eğitiminde aktif rol aldım; çünkü okul, hayatın temel taşlarından biridir. Ancak 18 yaşından sonra ona hiçbir şeyi dikte etmeye çalışmadım; verdiğiniz neyse, onu verdiniz. Aile, bence bir binanın temeli gibidir ve ben aileme minnettarım.</p><p><strong>GENÇLERE YATIRIM: GELECEĞE KATKI</strong></p><p><strong>Samimiyet, çalışkanlık ve dürüstlük… Bayram Karaman&#39;ın iş ve hayat felsefesini özetleyen üç temel değer. Karva&#39;da gençlere burslar sağlamak ve sosyal projelerde yer almak, onun toplumsal sorumluluk anlayışının en somut göstergesi.</strong></p><p>-Hayat felsefem çok net: Ben samimi bir insanım ve çalışkanlıktan, dürüstlükten asla ayrılmamak gerektiğine inanıyorum. Bu iki değer var olduğu sürece, başarının gelmeme ihtimali yoktur. Bunun yanı sıra Karva&#39;nın sosyal sorumluluk projeleri de hayatımızın önemli bir parçasıdır. Karva, birçok öğrenciye burs sağlıyor ve çeşitli sosyal projelerde yer alıyor. Sayın Valimiz ve Belediye Başkanımız da bu çalışmaları yakından biliyor. Paylaşmak gerekiyor; ben de burslarla okudum. Bu nedenle toplumsal olarak eğitime ve gençlere yatırım yapmak, geleceğimizi şekillendirecek en önemli adımlardan biridir. Gençlere yatırım yapmak, onları desteklemek ve fırsatlar sunmak, bizler için hem bir sorumluluk hem de bir görevdir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bayram-karaman-in-durustluk-ve_1766478769_iwvLs7.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bayram Karaman’ın dürüstlük ve çalışkanlıkla yazdığı başarı hikâyesi: Karva ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bayram-karaman-in-durustluk-ve_1766478769_iwvLs7.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Mimarlıktan tasarıma: Nadire Erdoğan Arık’ın estetik ve girişimcilik yolculuğu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/mimarliktan-tasarima-nadire-erdogan-arik-in-estetik-ve-girisimcilik-yolculugu/19739/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin yaratıcı ruhunu mimarlık ve tasarım alanında temsil eden isimlerden biri Nadire Erdoğan Arık. 2010 yılından bu yana serbest mimar olarak projeler üreten Nadire Hanım, ekip arkadaşlarıyla birlikte hem mimari hem de iç mimari alanında pek çok önemli çalışmaya imza attı. Sadece projeleriyle değil, kurduğu Nadire’N Design mağazasıyla da Kayseri’ye estetik ve fonksiyonelliği bir arada sunuyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/mimarliktan-tasarima-nadire-erdogan-arik-in-estetik-ve-girisimcilik-yolculugu/19739/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 13:16:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Küçüklüğünden beri tasarıma ilgi duyan Nadire Erdoğan Arık, mimarlık mesleğinde birçok başarılı projeye imza attı. 2019&#39;da ofisini erişilebilir bir mağaza hline getirerek Nadire&#39;N Design&#39;ı kuran Arık, Kayseri&#39;ye hem mimari hem de tasarımda yeni bir soluk kazandırdı.</strong></p><p>-Aslında küçüklüğümden beri tasarıma ilgim vardı, ancak mimarlık mesleğini seçtikten sonra dünyaya bakış açım biraz daha değişti. Mimari projelerle de birçok güzel çalışmaya imza attık. Markamızın kuruluşuna gelecek olursak, 2019 benim için bir dönüm noktası oldu. O zamanlar bir plazadaydık; mimar proje ofisi olarak, kapalı dünyamızdan çıkarak ofisimizi daha ulaşılabilir bir mağaza hline dönüştürdük. Burada hem müşterilerimize mimari proje hizmetleri sunmaya başladık hem de dünya markalarının ürünlerini, projelerimizin son dokunuşlarını tamamlamak için seçerek Nadire&#39;N Design aracılığıyla şehrimize hizmet vermeye başladık.</p><p><strong>Marka isimlerinin ardında çoğu zaman özel hikyeler yatar. Nadire Erdoğan Arık da Nadire&#39;N Design ile Kayseri&#39;ye estetik ve fonksiyonelliği taşırken, markasının isminin de babaannesinin adını ve &#39;az bulunan&#39; anlamını taşıyan &#39;Nadire&#39;n&#39; ile birleştirerek hem kişisel bir bağ hem de şehre değer katan bir marka hikyesi yaratmış…</strong></p><p>-Marka ismimizin hikayesi gerçekten çok ilginç. Aslında NEA Mimarlık yani &#39;Nadire Erdoğan Arık Mimarlık&#39; olarak başladık. Mağazaya geçtiğimizde ise farklı bir isim bulmak istedik. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız, &#39;Aslında Nadire, Nadiren… Nadiren az bulunan, seyrek bulunan anlamına geliyor. Bunu dizaynla birleştirerek 'Nadire&#39;n' olabilir&#39; dedi. Böylelikle markamızın ismi oluştu. Nadire ismi aslında babaannemin adıydı ve kendisi çok kıymetliydi; Allah rahmet eylesin. Bu sayede hem ismini yaşatmış olduk hem de markamıza anlam katmış olduk. Tabii bazen insanlar beni &#39;Nadiren&#39;, &#39;Nadiren Hanım&#39; ya da &#39;Nadiren&#39;cim&#39; gibi şekillerde de hitap ediyor; bu da ismimle ilişkili olarak küçük bir espri unsuru yaratıyor.</p><strong>Hizmetten ticarete: Emeğin ve işbirliğinin gücü…</strong><p><strong>Kendi işini kurarken önce bir ofis açan Nadire Erdoğan Arık, ekip arkadaşlarıyla birlikte birçok keyifli projeye imza attı. Hizmet sektöründen ticarete geçişiyle birlikte finansal planlama ve markaları doğru seçmek gibi zorluklarla karşılaşsa da eşinin desteği ve birlikte verdikleri emek sayesinde güçlü bir marka yarattı ve birçok dünya markasını Kayseri&#39;ye kazandırdı…</strong></p><p>-Kendi işimizi kurarken, mimari proje faaliyetlerimiz için önce bir ofis açtık. Burada ekip arkadaşlarımızla birlikte keyifli işler yaptık. Bu süreçte eşimin de büyük desteği oldu; işletmelerimizi ve ticaretimizi de onunla beraber yürütüyoruz. Hizmet sektöründen ticarete geçtiğimizde işler biraz daha farklı bir boyut kazandı. Çünkü bunun için finansal bir planlama gerekiyordu. Hayallerimiz büyük olsa da onları gerçekleştirmek için bütçe gerekiyor. Markaları ve ürünleri seçmek, finansı dengelemek gibi birçok zorlukla karşılaştık. Ama çok şükür, bazen yanlış kararlar alsak da onlardan ders çıkartmayı öğrendik. Eşimle sırt sırta vererek güzel bir marka oluşturduk ve birçok dünya markasını şehrimize kazandırmayı başardık.</p><p><strong>Nadire Erdoğan Arık&#39;ın yolculuğunda en büyük motivasyon kaynağı ailesi ve özellikle kızı. Hizmet sektöründe edindiği deneyimi ticaretle harmanlayarak eşinin girişimcilik ruhuyla güçlerini birleştirdi ve Kayseri&#39;de dikkat çeken bir marka yarattı. </strong></p><p>-Yolculuğumda beni en çok motive eden kişi… Aslında biz üç kişilik bir çekirdek aileyiz ve bir de kızımız var. Onun için her zaman daha iyi bir gelecek kaygısı taşıdım; aslında bu en büyük motivasyon sebeplerimden biri. Hizmet sektörü keyifli ve güzel olsa da ticarette de var olmak istedik. Açıkçası eşimle sırt sırta vererek, onun girişimcilik ruhunun etkisi ve benim mimari bakış açımla birlikte gücümüzü birleştirerek bu şirketi ve oluşumu ortaya çıkardık. İlk açtığımız günden beri ürün çeşitliliğimizi artırdık ve daha çok marka kazandırdık. Bununla beraber, sadece kendi projelerimizde değil, diğer mimar arkadaşlarımızın projelerinde de çözüm ortaklığı yaptık. Müşteriler ve danışanlarıyla gelen mimarlar, kaliteli niş projelerde müteahhitlerle birlikte çalıştık. Bu tür projelerde yer almak bize büyük keyif verdi. Ayrıca artık son kullanıcı müşterilerimiz de mağazamıza gelerek kendi ürünlerini seçebiliyor veya online olarak alışveriş yapabiliyorlar. Böylelikle farklı bir network oluşturduk; yeni insanlarla tanışıyor, farklı şehirlerden ve hatta farklı ülkelerden müşterilerle iletişim kurabiliyoruz.</p><strong>Kadın; projeden mağazaya, şantiyeden satışa her alanda fark yaratır</strong><p><strong>Kadın girişimci olarak sektörde olmanın, meknlara kadın bakış açısı katmanın ve müşterilerle empati kurabilmenin büyük bir artı olduğunu söyleyen Nadire Erdoğan Arık, masa başında proje çizmekten vitrinde satışa, şantiyede iş takibine kadar her aşamada aktif olmanın zor olsa da kadınların her alanda fark yaratabildiğinin altını çiziyor…</strong></p><p>-Kadın girişimci olarak sektörde olmanın avantajları var; sayı olarak az değiliz aslında. Şehirde çok sevdiğim, bu şehre gerçekten hizmet eden arkadaşlarım da var. Avantajlardan biri, bir evi, mekanı veya ofisi tasarlarken kadın gözüyle dokunuş katabilmek. Eşine destek olan hanımların mekanlarına baktığınızda, bir kadın eli değdiğini görmek mümkün; bu nedenle onlarla çözüm ortağı olarak birlikte karar almak da çok keyifli.</p><p>Kadın girişimci olmanın faydaları bunlar; kadın ruhunu ve isteklerini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Peki meslekte kadın olmanın dezavantajı var mı? Biraz var tabii. Biz bugün hem masa başında proje çiziyoruz hem vitrinin arkasında mağazacılık yapıyoruz hem de şantiyede iş takibi yapıyoruz, ustalarla iletişim halindeyiz. Ama gördük ki bu sadece erkek işi değil; kadın projenin her aşamasında aktif olabiliyor.</p><strong>Nesiller boyu aktarılan &#39;çalışma&#39; ilhamı</strong><p><strong>2010 yılında mimarlık mesleğine başladığında kendi işinin sahibi olarak yola çıkmayan Nadire Erdoğan Arık, yoğun mesaili projelerle deneyim kazandı. Babasının &#39;Kızım, çok çalışmalısın&#39; öğüdünü hayat mottosu hline getiren Arık, aynı vizyonu şimdi kızı Zeynep&#39;e aktarıyor…</strong></p><p>-2010 yılında mimarlık mesleğime başladığımda kendi iş yerimin sahibi olarak başlamadım; güzel proje ofislerinde mimarlık projeleri çizdik. Bu süreçte çok yoğun mesaili çalışmalar oldu. Babamın bana söylediği bir söz vardı: &#39;Kızım, çok çalışmalısın.&#39; Bugün de gördüm ki, çalıştığın yere gerçekten bir faydan oluyorsa, bu sana da geri döner. Babam sayesinde hiçbir emeğin sorgusuz ve çok çalışmadan karşılıksız kalmayacağını öğrendim ve bunu hayatımda bir motto hline getirdim. Aslında ben de kızım Zeynep&#39;e, babamın bana söylediği gibi, çok çalışması gerektiğini, vizyon sahibi olabilmesi için çok okuması gerektiğini söylüyorum. Yani Türkiye&#39;yi, dünyayı veya bir hedefi belirleyip ona yönelmesi gerektiğini vurguluyorum. Bu çaba ve emek, zamanla hem meslek hayatında hem de kendi kuracağı ailesinde mutlaka karşılığını verecektir.</p><p><strong>Nadire Erdoğan Arık, kızı Zeynep&#39;in iş hayatına küçük yaşta dokunmasına da önem veriyor. 11 yaşındaki Zeynep, doğrudan işin içine girmese de müşterilerle vakit geçiriyor ve işleri dikkatle gözlemliyor. Arık, önümüzdeki yıllarda kızını ticarette daha aktif görmeyi ve hangi mesleği seçerse seçsin, ticareti de öğrenmesini hedefliyor…</strong></p><p>-Aslında bu yaz biraz daha rahat geçti, ama zaman zaman yanımıza geldiğinde müşterilerle vakit geçiriyor ve işleri gözlemliyor. Şu an 11 yaşında olduğu için doğrudan işin içine girmiyor, ama çok iyi bir gözlemci. Umarım önümüzdeki yıllarda onu ticarette daha aktif görebiliriz. İsterim ki hangi mesleği seçerse seçsin, ticareti de öğrenmiş olsun.</p><strong>Kadın bakışıyla başarıya giden yol:</strong><strong> 'Emek boşa gitmez'</strong><p><strong>Nadire Erdoğan Arık&#39;ın başarıya giden yolda genç girişimcilere ve kadınlara tavsiyesi net: 'Gerçekten çok çalışın. Emek boşa gitmez.' Genç ya da orta yaşlı fark etmeksizin kadınların iş hayatında kendilerini göstermeleri gerektiğini vurgulayan Arık, kadın bakış açısının ve yaratıcılığın her projeye ayrı bir değer kattığını söylüyor.</strong></p><p>-Kendi işini kurmak isteyen gençlere tavsiyem şudur: Gerçekten çok çalışmaları gerekiyor. Bir yerde emek harcarken, &#39;Boşa mı harcıyorum?&#39; diye düşünmemeliler; çünkü emek mutlaka bir şekilde geri dönüyor. Kurulan sosyal ilişkiler, iş hayatında karşılaşılan zorluklar, ileride kendi işlerini yürütürken yol gösterici olabiliyor. Ayrıca genç hanımlar da orta yaşlı hanımlar da iş hayatında kendilerini göstermeleri için hiçbir zaman geç değil. Bence çalışmalı ister eşiyle ister aile şirketinde ister herhangi bir pozisyonda olsun; kadın bakış açısını ve o son dokunuşu işe yansıtabilmeli. Üretmek çok güzel bir şey. Bu yüzden buradan hanımlara tavsiyem: çalışsınlar.</p><strong>Hedef: Nadire&#39;N&#39;i dünyaya taşımak</strong><p><strong>Nadire Erdoğan Arık, Nadire&#39;N Design&#39;ı sadece Kayseri ile sınırlı görmüyor. Hedefi, markayı farklı şehirlerde ve hatta dünya çapında tanıtmak; Nadire&#39;N ismini bir global marka hline taşımak.</strong></p><p>Nadire&#39;N Design&#39;ın neden farklı şehirlerde şubeleri olmasın? Hatta dünyada, diğer ülkelerde de Nadire&#39;N ismini bir marka olarak taşımak istiyorum. Hedefimiz ve hayalimiz bu yönde. Aslında yüzyıllardır, 1700&#39;lerden beri birçok uygarlık, kültür ve ülke birbirinden esinlenmiş. Bugün biz burada bir Rus porseleni satarken, aynı zamanda bir İtalyan porseleni veya bir Türk tasarımcının ürününü de sunabiliyoruz. Bütün bu akımlar birbirinden etkilenmiş durumda. Örneğin, bir kahve fincanı diğer ülkelerde espresso için kullanılırken, Türkiye&#39;de tek kahve için kullanılıyor. Böylece kültürler birbirini etkiliyor. Nadire&#39;N markasını Türkiye&#39;de ve dünyada tanıtırken, aslında Türk kültürünü de dünyaya tanıtmayı hedefliyoruz.</p><p><strong>Nadire Erdoğan Arık, tasarım süreçlerinde hem kendisini hem ailesini düşünerek hareket ediyor. Kızının ve kendi yaşamını nasıl daha fonksiyonel ve minimalist hle getirebileceğini sorguluyor, işini kolaylaştıracak ayrıntıları göz önünde bulundurarak projelerini şekillendiriyor; çünkü tasarımda kullanıcı olarak etkisi büyük.</strong></p><p>-Aslında burada, kızım için, ailem ve kendim için nasıl bir dünyada yaşamak istediğimi düşünüyorum: Nasıl bir evde, daha minimalist bir şekilde; nasıl bir mutfakta, nasıl bir yaşam odasında yaşamayı tercih ederim? İşimi kolaylaştıracak ayrıntılar neler olabilir? Bu sorular doğrultusunda tasarımlarımızı şekillendiriyoruz. Sonuçta biz kullanıcı olduğumuz için, meknın tasarımındaki etkimiz de oldukça yüksek oluyor.</p><p><strong>Nadire Erdoğan Arık&#39;a göre mimarlık sadece teknik bir iş değil; zaman zaman vitrinin arkasına geçip insanlarla doğrudan iletişim kurmak da gerekiyor.</strong></p><p>-Mimarlık benim için sadece teknik bir iş değil. Bazen masa başından kalkıp vitrinin arkasına geçmek, insanlarla doğrudan iletişim kurmak gerekiyor. Bunu ben yaptım ve bu konuda hiç pişman değilim.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/mimarliktan-tasarima-nadire-er_1766225808_6be7sh.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Mimarlıktan tasarıma: Nadire Erdoğan Arık’ın estetik ve girişimcilik yolculuğu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/mimarliktan-tasarima-nadire-er_1766225808_6be7sh.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İsa Gün’ün Anadolu’dan başarıya uzanan yolu: Köşk Sosyete Pazarı]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/isa-gun-un-anadolu-dan-basariya-uzanan-yolu-kosk-sosyete-pazari/19653/</link>
            <description><![CDATA[Sivas’ın Koyulhisar ilçesinde doğan ve Anadolu’nun çalışma azmini İstanbul’a taşıyan Köşk Sosyete Yönetim Kurulu Başkanı İsa Gün, küçük yaşta başladığı pazarcılık serüvenini bugün Kayseri’de sosyete pazarıyla sürdürerek sektöre yenilikçi bir soluk getirdi. Tekstil ve züccaciye deneyimlerini AVM ve kapalı alanlarda uygulayarak esnaf ve müşteriye daha düzenli, güvenli ve kazançlı bir alışveriş imkânı sunan İsa Gün, sosyete pazarını sürdürülebilir bir ticaret modeli hâline getirdi.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/isa-gun-un-anadolu-dan-basariya-uzanan-yolu-kosk-sosyete-pazari/19653/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 05 Dec 2025 14:16:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>İsa Gün&#39;ün hayatı küçük yaşta İstanbul&#39;un kalabalık sokaklarına taşınan bir serüvenle şekillendi. Pazarcılıkla tanıştığı yıllardan, bugüne uzanan bu yolculuğu sadece ticaret değil, aynı zamanda öğrenmek, paylaşmak ve esnafla birlikte büyümek üzerine kurulu. Anadolu&#39;nun sıcaklığını ve samimiyetini modern ticaretle buluşturan İsa Gün&#39;ün hikyesi, küçük bir köyden büyük şehirlere uzanan azim ve kararlılığın, ticarette nasıl fark yarattığının canlı bir örneği…</strong></p><p>- Ben Anadolu çocuğuyum; 1977 yılında Sivas&#39;ın Koyulhisar ilçesinde doğdum. 1987 yılına kadar köyümde ilkokul eğitimimi tamamladım. Ailem çiftçilikle uğraşıyordu. O yılın sonunda amca oğlum Şaban Gün ile İstanbul&#39;a gittik ve Altay Marangoz ile Altay Konfeksiyon Atölyesi&#39;nde çalışmaya başladım. 1980&#39;lerin sonu ve 1990&#39;larda İstanbul&#39;da birçok kişi pazarcılıkla uğraşıyordu; AVM ve mağazacılık henüz yaygın değildi. Ben de tekstil ve züccaciye sektörlerinde akrabalarımın yanında çalıştım. Askerden döndükten sonra bankadan aldığım çek karinesiyle kendi işimi kurdum ve pazarcılığa başladım. Bu süreçte eşim Nurcan Hanım ile tanışıp evlendim.</p><p>2001&#39;den sonra Ankara&#39;ya geçtik. Ankara&#39;da pazarcılık henüz gelişmemişti ve İstanbul&#39;daki deneyimim sayesinde sosyete pazarcılığını belediyelerin kontrolünde, kapalı alanlarda ve AVM&#39;lerde uygulamaya başladım. Bu sistem hem esnaf hem de vatandaş açısından ilgi gördü; esnaf daha düzenli bir ortamda satış yaptı, vatandaşlar ise daha rahat alışveriş deneyimi yaşadı. Sosyete pazarı kavramı, AVM&#39;lerin popülerliği ve ünlülerin pazara gelmesinden doğdu. İstanbul&#39;daki Etiler Ak Merkezi&#39;ne gelen ünlüler, pazardan alışveriş yapınca bu alan 'Sosyete Pazarı' olarak anılmaya başladı. Zamanla Ankara&#39;da 'Ankara Sosyete', Kayseri&#39;de 'Köşk Sosyete' adıyla yaygınlaştı.</p><p>Sosyete pazarında esnafın, ürünleri uygun fiyatla sunması ve yoğun müşteri trafiğine uyum sağlaması gerekiyor. Günümüzde internet ve sosyal medya satışlarının artmasıyla müşteriler fiyat ve kaliteyi kolayca karşılaştırabiliyor; bu nedenle pazarda rekabet edebilmek için bu sisteme uyum sağlamak şart. Böylece sosyete pazarı hem esnaf hem de tüketici için sürdürülebilir ve kazançlı bir ticaret modeli haline gelmiştir.</p><strong>Engel tanımazsanız başarı kaçınılmazdır</strong><p><strong>Sivas&#39;tan İstanbul&#39;a uzanan bir yolculukla başlayan pazarcılık serüveni, bugün sosyete pazarlarının öncüsünü ortaya çıkardı. Zor şartlarda edinilen tecrübeler İsa Gün için hem kendi işini hem de hemşerilerinin çalışma koşullarını iyileştirme tutkusuyla birleşti. Anadolu&#39;nun duasıyla ve doğru niyetle büyüyen İsa Gün&#39;ün bu hikayesi işin ve inancın nasıl başarıya dönüştüğünü gözler önüne seriyor.</strong></p><p>-Kendi yaratıcılığımızın bir ürünü olarak bu iş ortaya çıkıyor ama en büyük motivasyon kaynağımız neydi diye sorarsanız; ben İstanbul&#39;da çalıştığım dönemde bu sektörün temelini aldım. Orada edindiğim tecrübeler ve çalışma arkadaşlarımla birlikte aynı işi yapmak, onları daha iyi şartlarda çalışma imknına kavuşturmak beni çok heyecanlandırıyordu. Pazarcılık, özellikle o dönemlerde açık havada ve zor koşullarda yapılan bir meslekti. Ülke geliştikçe biz de kendimizi geliştirdik. Hem kendi işimizi hem de beraber çalıştığımız hemşerilerimizin koşullarını iyileştirmek, onlara daha iyi bir çalışma imknı sağlamak bizi motive eden en büyük etkenlerden biri oldu. Aynı yerde, aynı mesleği yapıyor olmak, işin geleceği açısından hem onlar hem de bizim için heyecan vericiydi. Allah da nasip etti ve başarılı olduk.</p><p>Anadolu kültüründe dualar çok önemlidir. Biz de bu süreçte annemiz ve babamızın dualarını aldık; onların desteği ve duası, iş hayatımızda büyük bir güç kaynağı oldu. Onlarla ilgilenmek, emeklilik dönemlerinde yanlarında olmak bizim için bir sorumluluk ve aynı zamanda motivasyon kaynağıydı. Engeller konusunda ise şunu söyleyebilirim: Elbette engeller çıkıyor. Ama niyet çok önemli. Niyetiniz doğruysa, Allah kalbinize göre yol açar. Yaptığınız doğru bir işse, hiçbir engel doğruyu yürütmenize engel olamaz. Doğru olan yol her zaman yolunu bulur, bu benim inancım.</p><p><strong>Başarıya giden yolda çalışkanlığı ve sözünde durmasıyla öne çıkan İsa Gün, 'Benim ağzımdan çıkan söz adeta senettir' diyor. İsa Gün için Kayseri&#39;nin ticaretinde öne çıkmanın altın kuralları araştırmak, geliştirmek, işini en iyi şekilde yapmak ve bunu doğru şekilde alıcıya ulaştırmak.</strong></p><p>-Çalışkan olmam ve sözümde durmamdır. Benim ağzımdan çıkan söz, adeta senettir; ne konuşmuşsam bugün de 50 yıl sonra da o söz beni bağlar. Ailem ve çevrem bu yolculukta hep yanımda oldu. Ailemle çok mutluyum, eşimi çok seviyorum. Aynı bölgeden geliyoruz ve yoklukta da her dönemde yanımdaydı. Beş çocuk verdik, Allah ondan razı olsun. Eşimle burada birlikte çalışıyoruz; o aktarı işleriyle ilgileniyor, ben ise genel idareyi yürütüyorum. Geriye dönüp baktığımda 'iyi ki yapmışım' dediğim çok şey var. Sivas&#39;ta doğdum ve İstanbul&#39;a büyüklerimizin yönlendirmesiyle gittik. İstanbul büyük ve kalabalık bir şehirdi, ticaretin merkeziydi. Ben ise ticaretin her yerde yapılabileceğini düşündüm. Ankara&#39;ya davet edildim, orada da başarılı oldum. Sonrasında Kayseri&#39;ye geldim ve burada hiçbir sorun yaşamadan işimi geliştirerek sürdürdüm.</p><p>Başarı yolunda beni hiç kimse kesemez; ben çalışkan biriyim, duramam. Kayseri&#39;nin ticaretine baktığımızda, başarılı olmanın altın kuralları şunlar: Araştırmak, geliştirmek, işini iyisini yapmak ve bunu doğru şekilde alıcıya ulaştırmak. Ticaret yapıyorsan alıcının işine gelmelisin; ona uygun imkanları sunamazsan başarı gelmez. Kayseri&#39;de bu anlayışla ticaret yapanlar, isimlerini şehrin ticaret erbabı olarak yazdırmış ve bu başarılarıyla öne çıkmıştır. Biz de burada Kayseri&#39;de hemşerilerimizle birlikte iş yaparken onlardan esinlendik, onlar da bizden esinlendi. Birbirimizden öğrendiğimiz bu anlayış hem şehirde hem de ticarette önemli bir sinerji oluşturdu.</p><p><strong>İsa Gün&#39;e göre başarı, sıkı çalışmak ve süreci takip etmekle gelir; analiz, araştırma ve inanç olmadan gerçek başarı mümkün değil. Ticaretin ve hayatın sürekli değiştiği bir ülkede gelişime ayak uydurabilmek, gözlem yapmak ve işleri bu değişime göre şekillendirmek başarıyı kalıcı kılıyor.</strong></p><p>-Başarının kelime anlamı aslında çok açık: Başarı, çalışmakla ve takip etmekle gelir. Süreci takip edersen, analiz edersen, iyi incelersen, araştırırsan ve inanırsan başarı gelir. İnanç olmazsa başarı da gelmez. Ülkemizde dönem dönem ticaret ve insanlar gelişiyor, her şey değişiyor; ülke de ilerliyor. Bu gelişime ayak uydurabilmek çok önemli. Gelişmeleri iyi gözlemlemeli, analiz etmeli ve yaptığın işi bu değişime göre şekillendirmelisin. Bunu başarabildiğinde, başarı da sürekli olarak devam eder.</p><strong>'Ciddi anlamda hizmet ediyoruz'</strong><p><strong>Esnafa ve vatandaşa sunduğu hizmetten mutluluk duyan İsa Gün, teşekkür ve dua almanın kendisini motive ettiğini söylüyor. İsa Gün ayrıca; fiyat, hizmet ve ürün kalitesiyle müşteriye en iyi imknları sunan esnafın hem kendi işletmesine hem de ticaret alanına katkı sağlayacağını ve en önemlisi vatandaşın duasını alacağını vurguluyor.</strong></p><p>-Çok mutluyum. Burada esnafımıza gerçekten güzel bir imkn sunuyoruz. Sağladığımız olanaklar, her yerde bu şekilde sunulamaz. Vatandaşa ciddi anlamda hizmet ediyoruz; ücretsiz servislerimizle ve ihtiyaçlarını daha uygun şekilde karşılayabilmekle içimizde büyük bir huzur ve sevinç oluyor. Hepimiz biliyoruz, dünyada her şey sürekli artıyor. Biz de artan fiyatların etkisini en aza indirerek vatandaşımıza imkn sağlıyoruz. Bunun karşılığında teşekkürlerini ve dualarını aldığımızda, bu bizi daha da motive ediyor ve mutlu ediyor. Esnaf arkadaşlarımızın burada, vatandaşa fayda sağlayacak bir ortam oluşturması çok önemli. Eğer esnafımız vatandaşın işine gelen bir ortam yaratırsa hem kendi işletmesine hem de buradaki genel ticaret alanına katkı sağlamış olur ve en önemlisi vatandaşın duasını alır. Esnafımızın, fiyat, hizmet ve ürün kalitesi ile müşteriye en iyi imknları sunması gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Köşk Sosyete Pazarı esnafımızdan bizim ricamız ve beklentimiz budur.</p><p><strong>İsa Günü&#39;nün yönetimindeki Köşk Sosyete Pazarı, onun gözünde adeta bir ticaret okulu gibi. Burada başlayan esnaflık yolculuğu, genç girişimciler ve deneyimli iş insanları için tecrübe kazanma, birikim oluşturma ve daha üst düzey ticarete hazırlık imknı sunuyor. </strong></p><p>-Burası adeta büyük bir okul gibi. Ticaret burada başlıyor. Ben 11 yaşımda İstanbul&#39;a gittiğimde ilkokul mezunuydum. 40 yaşıma geldiğimde ortaokulu ve liseyi tamamladım; şimdi ise üniversite okuyorum. Burada, esnaflığa ve ticarete başlamak isteyenler için bir başlangıç noktası var. Buradaki ticaretin havasını ve suyunu almak, tecrübeyi edinmek, birikim kazanmak, onları daha üst düzey ticarete hazırlayacak. Burayı esnaflık ve ticaret için büyük bir okul olarak görüyorum. Herkesin gelip çalışabileceği, mezunların, üniversite mezunlarının veya iş insanlarının ticaret yapabileceği bir alan. İyi bir okul, herkesin menfaatine hizmet eden ve başarıyı yakalayabileceği bir iş merkezi burası.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/isa-gun-un-anadolu-dan-basariy_1764933390_BWj0zn.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İsa Gün’ün Anadolu’dan başarıya uzanan yolu: Köşk Sosyete Pazarı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/isa-gun-un-anadolu-dan-basariy_1764933390_BWj0zn.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’den dijital başarı: “Fikrin coğrafyası olmaz”]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-den-dijital-basari-fikrin-cografyasi-olmaz/19621/</link>
            <description><![CDATA[Kayserili Hasan Köse, üniversite yıllarında attığı ilk adımlarla dijital reklamcılığa yönelerek İstanbul’da edindiği deneyimlerin ardından memleketine dönerek firmaların dijital pazarlamadaki eksikliklerini fırsata çevirmiş. Google reklamlarıyla başlayan yolculuğu, bugün tasarım, prodüksiyon ve kreatif işler dahil 360 derece hizmet sunan Adlive ajansıyla sektörde öne çıkmasına dönüştü. Köse’nin hikayesi, sabır, disiplin ve iletişimin, doğru stratejiyle birleştiğinde genç girişimcileri nasıl başarıya taşıyabileceğinin canlı bir örneği.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-den-dijital-basari-fikrin-cografyasi-olmaz/19621/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 15:59:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hasan Köse, üniversite yıllarında attığı ilk adımlarla dijital reklamcılığa yönelmiş. Google reklamları ve AdWords kampanyalarıyla sektöre giriş yapan Köse, bugün; üniversite yıllarında kurduğu fikir temelleri üzerine inşa ettiği profesyonel ajansıyla sektörde öne çıkıyor.</strong></p><p>-1987 yılında Kayseri&#39;de doğdum. Erciyes Üniversitesi İşletme Bölümü&#39;nden mezun oldum.<br>Ajans yolculuğum aslında üniversite yıllarında başladı. 3. ve 4. sınıfta, sosyal medyanın henüz yaygın olmadığı dönemde Google reklamlarıyla ilgilenmeye başladım. Yaz aylarında firmaların AdWords kampanyalarını yöneterek ilk deneyimlerimi kazandım. 2011&#39;de mezun olduktan sonra yaklaşık bir buçuk yıl süren bir İstanbul serüvenim oldu. Üç ortakla başladığımız bu süreç bana önemli tecrübeler kattı. Ardından Kayseri&#39;ye döndüğümde, firmaların dijital pazarlama ve sosyal medya tarafında ciddi eksikleri olduğunu fark ettim. Bu da ajans fikrini hayata geçirmem için dönüm noktası oldu. Böylece üniversite yıllarında temellerini attığım fikir, 2011&#39;den sonra Kayseri&#39;de profesyonel bir ajans kimliğiyle devam etti.</p><p><strong>İstanbul&#39;da kazandığı deneyimle dijital reklamcılığın inceliklerini öğrenen Hasan Köse, başlangıçta sadece dijital reklam hizmeti sunarken, zamanla tasarım, prodüksiyon ve kreatif işler dahil tüm reklam alanlarını kapsayacak şekilde büyüdü ve Kayseri&#39;de sürdürülebilir bir başarıya ulaştı.</strong></p><p>-İstanbul&#39;daki tecrübem, Anadolu&#39;daki firmaların pazarlama bakış açısının daha geleneksel olduğunu gösterdi. Yenilikler önce Avrupa&#39;da, sonra İstanbul&#39;a, en son da Anadolu&#39;ya geliyordu. Biz de İstanbul&#39;da geçirdiğimiz 1,5 yılda interaktif reklamlar, internet reklamcılığı ve sosyal medya konusunda ciddi deneyim kazandık. Kayseri&#39;ye döndüğümüzde firmaların dijital mecraları henüz keşfetmediğini fark ettik. Bu nedenle Google reklamlarını yönettiğimiz firmalara, sosyal medyanın ve dijital reklamcılığın önemini anlattık. Onlar interaktif alanları keşfettikçe, tasarım, prodüksiyon ve kreatif işler gibi diğer hizmetleri de bizden talep etmeye başladılar. Böylece sadece internet reklamlarıyla başlayan ajans yolculuğumuz, zamanla tüm reklam hizmetlerini sunan bir yapıya dönüştü. İnsan gücüne ve bilgiye yatırım yaparak, ekibimizi güçlendirdik ve Kayseri&#39;de sürdürülebilir bir büyüme yakaladık.</p><strong>Üniversite hayalinden Kayseri&#39;nin seçkin ajansına yolculuk</strong><p><br><strong>Henüz üniversite yıllarında internet reklamcılığı üzerine çalışmalar yapılırken, 'büyük firmalara hizmet veren, 360 derece reklam çözümleri sunan bir ajans' hayaliyle yola çıktı. İsminin 'Ad' kısmı dijital reklamcılıktan, 'Live' kısmı ise ajansın dinamik yapısından esinlenerek doğan Adlive, bugün Kayseri&#39;nin önde gelen ajanslarından biri olarak sektördeki yerini sağlamlaştırdı.</strong></p><p >-Adlive isminin çıkış hikyesi aslında üniversite yıllarımıza dayanıyor. Henüz resmi bir şirketimiz yokken, internet reklamcılığı üzerine çalışıyorduk. O dönemde, tıpkı bugün de olduğu gibi, AdWords, AdSense gibi internet reklamcılığı terimleri sıklıkla kullanılıyordu. Biz de bir gün hayal kurduk: 'Keşke ileride bünyesinde büyük firmaların hizmet aldığı, geniş bir ekibi olan, 360 derece hizmet sunabilen bir ajansımız olsa.' Bu hayalden yola çıkarak, 'ad' kısmını internet reklamcılığı terimlerinden, 'live' kısmını ise ajansın yaşayan, dinamik ve her alanda hizmet sunan yapısını vurgulamak için ekledik. Böylece 'Adlive' ismi doğdu. Bugün geldiğimiz noktada, ajans fikrine ilk başladığımız dönemlerdeki heyecanımızı hl koruyoruz. Fakat o günlerde sadece internet reklamları yapan küçük bir ekipken, bugün Kayseri&#39;nin seçkin ajanslarından birine dönüşmüş olmanın gururunu yaşıyoruz.</p><strong>'Fikrin coğrafyası olmaz'</strong><p><br><strong>Adlive, yola çıkarken hissettikleri heyecanı bugün de koruyor. Kurucular, Kayseri&#39;de firmalara reklamın önemini anlatırken interaktif ve dijital alanlarda eksik kalan noktaları fark etmiş, o yıllarda bu boşluğu doldurarak firmalara katma değer sağlamış ve kendilerini sektörde birkaç adım öne taşımış. 'Fikrin coğrafyası olmaz' anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Adlive, bugün Kayseri&#39;nin öncü ajanslarından biri haline geldi…</strong></p><p>-Bu işi yapmaktan kesinlikle çok mutluyum. Beni en çok motive eden şeylerden biri, yola çıkarken hissettiğim heyecanı bugün hl aynı şekilde yaşamam. O dönem Kayseri&#39;de reklama ve reklamın önemine dair bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. Anadolu&#39;da bir şeyi anlatmak kolay değildir; Kayseri&#39;de ise şartlar biraz daha çetindir. Bu, sadece bizim sektörümüz için değil, tüm sektörler için geçerlidir. Firmalara reklamın önemini anlatırken, yaptığımız işin katma değerini göstermek için raporlamalar yapıyordum. Hep şunu söylerim: 'Fikrin coğrafyası olmaz.' Eskiden sektörde ciddi bir İstanbul hayranlığı vardı, ama bugün bu sözü Kayseri&#39;deki firmalara da inandırabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Ekibin, insan gücünün ve beyinlerin geri kalmadığını görmek ayrıca gurur verici.</p><p>Firmalarla çalışmaya başladığımızda, daha önce hiç reklam vermemiş birçok firmayı ikna ettik. İlk başta Google ve sosyal medya reklamlarını anlattık, sonrasında ise farklı mecralara da yöneldiler. Geri dönüşüm sorusuna ise iki bölümde cevap veririm: 2011-2012&#39;den 2017&#39;ye kadar, insanların çok yönelmediği alanlara katma değer sunduk. O dönemde birçok büyük firma geleneksel reklam metotlarını kullanırken interaktif reklamcılığı ihmal ediyordu. Biz ise tam da bu ihmal edilen alanlardan katma değer sağladık. Bu yaklaşım, bizi birkaç adım öne taşıyan en büyük etken oldu. Daha sonra ise kendimizi firmanın bir çalışanı gibi konumlandırarak sadece reklam yönetimi yapmakla kalmadık, yeni fikir ve projeler ürettik. Hazırladığımız projeler ulusal ödüller kazandı ve Anadolu&#39;dan çıkan bir ajansın İstanbul&#39;da finale kalması markaların bize güvenini artırdı. Bu yaklaşım, reklama ve sektöre bakış açımızı ortaya koydu.</p><strong>Fikir ve strateji ajansları ayakta tutuyor</strong><p><br><strong>Eskiden 'Neden bir ajansla çalışmalı?' sorusuna sıkça örnekler verilirken, günümüzde firmalar cevapları kendi deneyimleriyle görebiliyor. Pandemi sonrası metaverse ve yapay zek gündeme gelse de öz değişmiyor: Yatırım yapılan fikir ve strateji, ajansları ileri taşıyor.</strong></p><p>-Eskiden 'Neden bir ajansla çalışmalı?' veya 'Büyük markalar neden birden fazla ajansla iş birliği yapıyor?' soruları sıkça örneklerle anlatılırdı. Günümüzde ise bilgiye erişim hızlı ve etkileşimler arttığı için firmalar bu cevapları kendi deneyimleriyle görebiliyor. Bunu somut bir örnekle anlatayım: Kayseri&#39;de çok bilinen, sıra beklenen bir restoran markasıyla çalışıyorduk. Reklam ve iletişim konusunda hep sınırlı adımlar atıyorlardı. Bir gün rakip birkaç marka Kayseri&#39;ye girdi ve firma bizi arayarak 'Görüşmemiz lazım' dedi. Sebep açıktı: Tüketici ilgisi rakiplere kaymıştı. Bu, yıllardır anlattığımız şeyin somut örneğiydi; eğer kurumsallığınızı güçlendirmez, tüketiciyle bağınızı sağlamlaştırmaz ve reklamın önemine yatırım yapmazsanız, başka bir marka gelip ilgiyi üzerine çeker. Ders çıkaran markalar yollarına devam etti, bazıları ise kaybetti. Özetle, ayakta kalanlar fikri ve stratejiyi işin merkezine koyabilen ajanslar olacak. Pandemi sonrası biz de her toplantıda bu vizyonu taşıdık; metaverse ve yapay zek gündeme geldiğinde 'Buna neler ekleyebiliriz?' diye sorduk. Gelişmeler iş yapış şekillerini değiştirebilir ama özü değişmeyecek: Fikir ve stratejiye yatırım yapan ajanslar varlığını sürdürecek.</p><strong>'Bence böyle anlar çok kıymetli'</strong><p><strong>Ajansın ilk yılları Hasan Köse için tam bir sınav olmuş. İstanbul&#39;da home office çalışırken, bir akşam eve dönmek için yalnızca bir lira eksik parayla Taksim&#39;de yol aramak zorunda kalmışlar. Köse, bu anısını paylaşırken emeğin değerini, sabrı ve pes etmeme gücünü öğreten unutulmaz bir ders olduğunu söylüyor. </strong></p><p>-İlk birkaç yıl gerçekten zorluklarla ve unutulmaz anılarla dolu geçiyor. Benim de unutamadığım bir anım var. Üniversite sonrası İstanbul&#39;da ajans kurduk ama kimse bizi beklemiyordu. İlk etapta home office çalıştık; sonra Beyoğlu&#39;ndaki bir kahve şubesini ofis gibi kullanmaya başladık. Bir gün akşam eve dönerken fark ettik ki dönüş biletimizi alacak paramız yoktu; iki kişi ve sadece bir lira eksikti. Taksim Meydanı&#39;na yürürken yerde bir lira bulabilir miyim diye baktım. O an, hayatta bir liraya ne kadar ihtiyaç duyabileceğini iliklerime kadar hissettim. Üniversite mezunu, genç girişimci olarak cebimizde paramız olmaması bana büyük bir ders verdi. Bence böyle anlar çok kıymetli; insanın emeğin değerini, pes etmeme gücünü ve sabrı öğrenmesini sağlıyor.</p><p><strong>Hasan Köse, başarılı bir ajansın değişen şartlara hızla uyum sağlarken özünden ödün vermeyeceğini; sabrın ve emeğin, kısa sürede sonuç beklememenin, insan ve fikre yatırım yapmanın hl en değerli adımlar olduğunu vurguluyor. </strong></p><p>-Başarılı bir ajans yönetmenin sırrı, değişen şartlara uyum sağlamak ama özden ödün vermemek. On yıl önce dikey gelişmelere kayıtsız kalanlarla kalmayanlar net ayrılıyordu; bugün ise bilgiye erişim ve teknoloji farkları azaltıyor. En önemli tavsiyem aceleci olmamak. Ben ajans işiyle ciddi kazanca ulaşmam beş yıl sürdü; o sabır ve emek dönemi olmasaydı sonraki hızlı ivmeyi yakalayamazdım. Süreçlere sabırla yaklaşmak, insanlara ve fikre yatırım yapmak hl en kıymetli adım. Yapay zek veya metaverse ne kadar yaygınlaşırsa yayılsın, fikre önem veren ve insan gücünü güçlendiren ajanslar her zaman öne çıkacak.</p><strong>Başarıyı şekillendiren 3 kural: iletişim, sabır ve disiplin…</strong><br>Hasan Köse, gençlerin reklamcılık sektöründe öne çıkması için üç unsur olduğunu söylüyor. Köse için insanları ve markaları doğru anlamak, deneyimle olgunlaşmak ve her gün düzenli küçük adımlar atmak, sadece kariyerlerini değil sektörün geleceğini de ileri taşıyor.<p>-Gençler için bu sektörde başarılı olmanın üç temel unsuru var:</p><p>Birincisi <strong>iletişim</strong>. Sosyal medyanın gölgesinde kalsa da insanları, markaları anlamak ve doğru ifade etmek hl en kritik yetenek.<br>İkincisi <strong>sabır</strong>. Başarı deneyim, ikna süreçleri ve hatalarla olgunlaşıyor. Ben ilk ciddi kazancımı beş yılda elde ettim; bu yüzden acele etmemek önemli.<br>Üçüncüsü <strong>disiplin</strong>. Her gün düzenli küçük adımlar atabilmek, yolun başındayken kısa yoldan daha fazlasını istemekten daha değerli.</p><p>Özetle, iletişim, sabır ve disiplin. Bunları benimseyen gençler hem kendi kariyerlerini hem de sektörün gelişimini ileri taşıyabilir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-den-dijital-basari-fik_1764593984_jtF7iD.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’den dijital başarı: “Fikrin coğrafyası olmaz” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-den-dijital-basari-fik_1764593984_jtF7iD.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İş ve aile bir arada: Başkal’ın 5. kuşak hayali]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/is-ve-aile-bir-arada-baskal-in-5-kusak-hayali/19610/</link>
            <description><![CDATA[Ahmet Onur Başkal, 40 yaşında, evli ve iki çocuk babası. Ticaret, onun için bir miras; dedesinin 1965’te Petrol Ofisi bayisi olarak akaryakıt sektörüne girmesiyle bugün Latif Başkal AŞ’nin temellerini atmış. Ahmet Onur Başkal ise 7-8 yaşında sakız ve limonata satarak ticarete ilk adımını atmış, 2003’ten beri sektörün içinde. Başkal ailesi için iş, sadece para değil; bir görev ve miras.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/is-ve-aile-bir-arada-baskal-in-5-kusak-hayali/19610/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 29 Nov 2025 16:20:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben Ahmet Onur Başkal. 40 yaşındayım, evliyim ve 2 çocuğum var. Biz aslında ticarete, tüccar bir aileden geliyoruz. Dedem rahmetli, 1965 yılında akaryakıt sektörüne adım atmış. Ondan önce ise bakırcılık ve inşaat malzemeciliği ile uğraşmış. Daha doğru bir sıralamayla söylersek, önce bakırcılıkla başlamış, ardından inşaat malzemeciliği yapmış ve 1965-66 yıllarında Petrol Ofisi bayisi olarak akaryakıt sektörüne geçiş yapmış. Dedem bu sektöre çok ümitli bir şekilde katılmamış aslında. Bir gazete küpüründe Petrol Ofisi&#39;nin bayilik vereceğini gördüğünde başvurmuş ama çok da ümitli değilmiş. Ben dedemle aynı evde büyüdüm ve hatırladığımız, anlattığı hikyelerden kalanları bugün size aktarıyorum.</p><p>Dedem anlatırdı: Bir adam geldi ve dedi ki, 'Biz size bayilik vermeye geldik. Türkiye&#39;de üç istasyon açacağız; bu lokasyonlarda istiyoruz.' Dedem, ticareti iyi bilen, cevval bir insan olarak, sırasıyla 2-3 yıl arayla bu üç istasyonu faaliyete geçirdi. İşte şu anda sektörümüzdeki mevcut hlimiz, Latif Başkal AŞ olarak, bu başlangıca dayanıyor. Ben şahsen 2003-2004 yıllarından beri, askerlik sürecim hariç, tam zamanlı olarak akaryakıt sektörünün içindeyim. Kayseri&#39;de bu bir adettir; yaz aylarında sakız ve limonata satarak geçirdiğimiz, yani ticarete ilk adım attığımız dönemlerden itibaren, 7-8 yaşlarımızdan itibaren bize ticaret ruhu aşılanmış ve bu, bize bir görev olarak biçilmiş.</p><p><strong>Ahmet Onur Başkal, 7-8 yaşlarında Düvenönü&#39;ndeki benzinlik köşesinde limonata ve sakız satarak ticaretle tanışmış…</strong></p><p><strong>-</strong>Tabii ki sattık, 7-8 yaşlarımızdaydık. Bizim Düvenönü&#39;ndeki benzinliğimiz kapanmaya yakın zamanlardaydı. Orada bir yazıhanemiz de vardı aynı zamanda. O dönem akaryakıt istasyonları bana çok karışık geliyordu; sürekli birileri geliyor, birileri gidiyordu. Kurumlar vardı, fişler kesiliyor, faturalar yazılıyordu. O zaman akaryakıt istasyonları şimdiki kadar yoğun değildi, az sayıdaydı.</p><p>Ben istasyonumuzun köşesinde, surların dibinde, otobüs durağı civarında limonata satardım. Bazen büyüklerimiz izin vermezdi. Bunun sebebini siz de Kayseri&#39;de yaşamışsınızdır; yaz aylarında Kur&#39;an kurslarına giderdik. Kur&#39;an kursundayken, komşularımıza, bağdaki insanlara sakız satmaya çalışırdık. Bu şekilde bize ticareti alıştırmaya başlıyorlardı.</p><p>Elbette, 60-70 yaşındaki bir adam sakız almayacaktı ama çocukları şevklendirmek için bizden sakız alıyordu. İşte böyle başladık ticarete.</p><strong>Mesleğin kokusunu çocuk yaşta aldı</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal, dedesi ve babasıyla aynı evde büyüyerek iş hayatının içine doğmuş. 1990&#39;ların başında Kayseri&#39;de istasyonlar basit ve iki pompaya sahipmiş ve su satışının hayal bile edilemediği söyleniyor. O dönemde bile Başkal ailesi, insanlara daha fazla imkn sunacak, geniş ve işlevsel istasyonlar hayal ederken Ahmet Onur Başkal, lisede öğrencilik yıllarında altyapıyı, pompaları merakla inceleyip mesleğin kokusunu içine çekmiş…</strong></p><p>-Biz Salih Avgun Paşa&#39;da yaşardık. Dedemle babamla aynı evde birlikte hayatımızı sürdürürdük. İş yerimizle evimizin arası dolmuşla 3-5 dakika, yürüyerek ise 10 dakikaydı. Sanırım bu durum genlerimde vardı; her fırsatta iş yerine giderdim. Hatta bazen beni götürmek istemezlerdi, 'derslerden kaytarmış' diye ama o yaşlarda işleyişi ve hareketi görmek, tatmak ve tecrübe etmek isterdim. O zamanlar akaryakıt istasyonları, 90-92 yıllarında, bugünkü gibi lüks değildi. Üstü kanopili, giydirmeli, markalı istasyonlar yoktu; daha çok iki pompa ile çalışan, üstü açık ve market kısmı olmayan veya sadece madeni yağ satılan yerlerdi. Biz o dönemlerden bu zamanları kafamızda canlandırıyorduk. Mesela çocuk yaşta yağ satıyorsak, 'Neden başka bir şey satamıyoruz?' diye merak ederdik. Kayseri&#39;de o zaman su satılmazdı; herkes çeşmeden su içerdi. Şimdi en çok satılan ürünümüz su.</p><p>O zamanlar su satılacağını hayal etmiyorduk ama istasyonların daha geniş olması ve insanlara daha fazla imkan sağlaması gerektiğini düşünüyorduk. Babam da yaz dönemlerinde, dedem hayattayken bizi istasyona getirirdi. Daha sonra Sivas Caddesi&#39;ndeki istasyonumuz, 1990&#39;ların sonu ile 2000&#39;ler arasında bu konseptle dönüşmeye başladı. Şehirdeki ilklerden biriydi; kanopili, geniş arazili, lüks bir akaryakıt istasyonu. Oranın inşaatından itibaren, o zaman lisede öğrenciydim ama her fırsatta gidip incelemek isterdim. Altyapısı nasıl, ürün yerin altından pompaya nasıl geliyor, tüm aşamalarını merak ederdim. Hep bir merakım vardı; daha doğrusu bizim mesleğin bir kokusu var ve bu kokuyu alarak kolay kolay bu mesleği bırakamıyorsun. İşte bizim hayatımızın, mesleki hayatımızın özeti budur.</p><strong>İşin özü: Manevi miras</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal, dedesini 'meknı cennet olsun' diyerek hep dua ile anıyor. Babası ve dedesi, ona işin manevi temelini öğretmiş: hak yememek, insanlara saygılı olmak, esnaf olmanın değerini bilmek... </strong></p><p><strong>Başkal, pompacılıktan markete, yıkamadan muhasebeye kadar işin tüm kademelerini deneyimleyerek bu sayede sahadaki çalışanları anladığını söylüyor.</strong></p><p>-Şöyle diyebilirim: Mekanı cennet olsun, her zaman dedemi duayla anarım. Hatta hep derim ki, keşke bir 10 yıl daha yanında olabilseydim, tecrübelerinden faydalanabilseydim. Hayatımdaki en büyük eksikliklerden biri de buydu. Babamız o dönemde çalışıyordu; biz ise dedemiz hayattayken onun öğrettikleriyle büyüdük. Daha sonra babamız da aynı şekilde bizi hiç bırakmadı. Dedemizden duyduğumuz öğütleri hep kulağımıza küpe ederek yetiştik. Bize işin manevi tarafını, temelini öğrettiler: Hak yememek, insanlara saygılı olmak, esnaf olmanın değerini bilmek… Maddi kısmının zaten otomatik olarak geleceğine inandırıldık. 'Sen tamah etme, paraya tamah etme, insanları hor görme. Yapacağın işin her şeyini bil' dediler.</p><p>Biz bu işi yaparken pompacılığını da deneyimledik. O zamanlar yıkama ve yağlama işleri de vardı; o dönemlerde çok çalışma fırsatımız olmadı ama ben tam o dönemin sonlarına yetiştim. Şimdi hl bu işler var ama eskisi kadar ihtiyaç yok. Abim, babam ve dedem sayesinde bu süreçten minnetle çıktım. Bize pompacılığı da market kısmını da muhasebeyi de öğrettiler; işin her tarafını deneyimledik. Şimdi bir kış ayı geldiğinde, sahadaki arkadaşlarımızın ne hissettiğini çok iyi anlıyorum. Onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz çünkü soğukta bir aracın hizmetini verirken yüzde yüz verim sağlamak zor. Biz bunu nasıl yüzde doksan, yüzde doksan beş, hatta yüzde seksen beş verime çıkarabiliriz diye düşünüyoruz; çünkü onları anlıyor ve akıllarından geçenleri hissedebiliyoruz.</p><p>Gece vardiyalarında da pompacılık yaptık; abim de ben de. Hl sahaya ineriz. Kalabalık olduğunda araçlara müdahale eder, arkadaşlara yardımcı oluruz. Gelen müşterilerle sohbet etmeyi ve onlarla hemhal olmayı hiçbir zaman bırakmadık. Abim de hl bunu yapıyor; hatta insanlarla iletişim konusunda benden daha iyi. Çalışanlarımızı hep dinledik, onları anlamaya çalıştık. Bugün geldiğimiz noktada işin her tarafındayız.</p><strong>'Bereket bilançoda yazmaz'</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal, bir STK toplantısında duyduğu bu cümleyi rehber edinmiş… Ortağı ile birlikte yönettikleri akaryakıt istasyonlarında, bilançolarla ölçülemeyecek bir bereket ve huzur bulduğunu söylüyor. Başkal&#39;ın hedefi ise nesiller boyu sürecek bir miras: Latif Başkal ismini 5. kuşağa taşımak ve bugün attığı adımlarla geleceği hazırlamak. </strong></p><p><strong>'Bunu başarabilirsek, benim için en büyük mutluluk bu olacak' </strong></p><p>-Ben bir STK toplantısında bir abimden bir cümle duymuştum: 'Bereket bilançoda yazmaz.' Bu cümle benim için adeta bir rehber, bir slogan oldu. Benim bir ortağım var; akaryakıt istasyonlarımız da var. Kardeşim, Mehmet Yapar, ortağımız. Çok güzel bir ortaklık geçiriyoruz; Allah nazarlardan saklasın. Birbirimize güveniyoruz ve eminiz. Hesap sormasam da o bana sürekli bilançoları gösteriyor, 'Şunun muz şöyle oldu, böyle oldu' diye anlatıyor. Ama oranın bana verdiği bereketi, huzuru o yazan bilanço ile kıyaslayamıyorum. Gerçekten farklı bir bereket, farklı bir huzur var. Hedefime gelince… Hep Japonlara imrenmişimdir. Adam kartvizitinde '7. kuşak' diye yazmış. Biz ise kendi işimizde genellikle 'Genel Müdür, CEO, Genel Müdür Yardımcısı' gibi ünvanlar kullanıyoruz. Onlar nesiller boyunca işlerini sürdürüyorlar. Benim şahsi hedefim de eğer becerebilirsek, Latif Başkal ismini beşinci kuşağa hazırlayabilmek. Bugünden itibaren hazırlayabilirsek benim için en büyük mutluluk bu olacaktır.</p><strong>Gelecek nesil, işin içinde büyüyor</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal, iş ve aile hayatını iç içe geçirerek 5. Kuşağı işe hazırlıyor. Çocuklar daha 7-8 yaşında istasyonlarda gözlem yapıyor, limonata satıyor, pompacılığı deneyimliyor ve müşteriyle iletişim kurmayı öğreniyor. Oğluna sorduğunda, 'Opetçi olacağım, burayı yöneteceğim' yanıtını alıyor; gelecekteki rolünü şimdiden kafasında canlandırıyor. Başkal, onların fikirlerini ciddiye alıyor ve üretmeye teşvik ederek, ticaretten soğumamalarını sağlıyor. Ayrıca bugün öğrendiklerini yarın şirkete taşıyacaklarını söylüyor.</strong></p><p>-Bence iş hayatı ve özel hayat birbirine çok bağlı. Eğer benim 5. kuşak gibi bir hedefim varsa, özel hayatımızı ve aile hayatımızı da buraya entegre etmeliyiz. Örneğin çocuklarımızın gelecekte yapacağı meslekleri düşünmek gerekiyor; abimin çocukları ve benim çocuklarım toplam beş evladımız var ve bu şirkete neler katabilir, hangi sektörde olabilir, bunu planlamak önemli. 3. kuşak olarak 5. kuşağa bu işi taşımak istiyorsak, özel hayat ve iş hayatını entegre etmeli, çocukları yeteneklerine göre yönlendirmeliyiz. Bazıları esnaf ruhlu, bazıları yönetici kabiliyetine sahip; bunları harmanlayarak hedefe ulaşabiliriz. Çocuklar gözlemliyor; yazları istasyona gelip limonata sattılar, sonra pompacılığa geçtiler araç camı sildiler. Ekibimiz onlara müşteriyle iletişimi öğretti; bu da çocukların erken deneyim kazanmasını sağlıyor. Oğlum 7 yaşında gelecekteki rolünü kafasında canlandırıyor: 'İlerde ne olmak istiyorsun?' diye sorduğumda, 'Opetçi olacağım, burayı yöneteceğim' diyor. Fikirlerini ciddiye almak ve uygulamaya geçirmek, ticaretten soğumamalarını önlüyor. Örneğin bir slogan bulup evde deniyor; bunlar onun üretme ve düşünme sürecine katkı sağlıyor. Hoşuma giden tarafı, bunu kafasında düşünüyor ve üretmeye çalışıyor olması. Böyle olunca, inşallah onlar da bizim koyduğumuz hedefe doğru adım atacaklar.</p><strong>Başarı, dua ve dürüstlükle ölçülür</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal, başarıyı maddiyatla değil, manevi değerlerle ölçüyor. Dürüstlük ve tamah etmemeyi iş hayatının temel öğütleri olarak gören Başkal, babasının bilinçli olarak verdiği tecrübeler sayesinde paranın en küçük birimine bile tamah etmeyi öğrenmiş ve bu öğretiyi nesillere aktarmayı hedefliyor.</strong></p><p>-Bizim başarı dediğimiz şey öncelikle ana baba duası almaktan başlar. Her türlü maddi başarının bizim gözümüzde bir kıymeti yok. Manevi olarak, insanlara başımızı eğmiyorsak, sokaklarda ve şehirde başımız dik yürüyebiliyorsak; bir kişi bile çıkıp 'Bu adamlar kötü' diyemiyorsa, bizim için en büyük başarı budur. Maddi başarı zaten bize öğretilen gibi her zaman gelir. 'Bana bir başarınız var mı?' dendiğinde, aileme ve soyadıma taşıdığım sorumluluk, benim için yeterli bir başarıdır. Gerisi, para veya başka şeylerle ölçülemez. Dürüstlük ve tamah etmemek asıl mesele. Aslında daha önce söylediğim değerlerin birleşimi. Başımızı eğmeyecek işler yapmak. Örneğin, ticarete girdiğimizde, babam bile bile bize para kaybettirdi. Biz bir iş yapmak istedik ve babam bunun sonunda paramızı kaybedeceğimizi biliyordu, ama önümüzü kesmedi. Bize tecrübe verdi. Ve bunu yaparken dedi ki: 'Oğlum, bakın, ben bunu sizin için özenle yaptım. Siz de evlatlarınız için aynı şekilde yol açacaksınız. Onların önüne tıkamayacaksınız. Ne olursa olsun, paranın en küçüğüne bile tamah etmeyeceksiniz.'</p><p>Bizim için en büyük öğüt budur. Onun bize bıraktığı isim, dışarıda konuşulduğunda iyi anılması, bizim için en büyük rehber ve öğüttür.</p><strong>Anne duası en büyük güç</strong><p><strong>Ahmet Onur Başkal&#39;a göre başarı ve huzurun kaynağı paradan çok manevi değerlerde gizli. Onun zor anlarında, annesinin duası yol gösterici oluyor…</strong></p><p>-Gitsek de gitmesek, biliyorum ki annem arkamda ve sürekli dua ediyor. Benim, abimin, babamın arkasında durmadan dua ediyor. Bazen bunalıp daraldığımda, 'Anne, ne yapıyorsun?' diye telefon açarım; bana iyi gelir.</p><p>Sadece tek konuşmam yeterlidir: 'Ne yapıyorsun, anne, iyi misin?' Ellerinden öperim. Yanına gittiğimde annem şöyle der: 'Bir liran trilyar olsun.' Ben de sorarım: 'Ya anne, trilyar ne, öyle bir para birimini bilmiyorum, görebilir miyiz?' O da der ki: 'Yok oğlum, sizin gönlünüz, kalbiniz temiz; Allah sizin gönlünüze göre versin.'</p><p>Anamızın duası bizden hiçbir zaman eksik olmaz. Allah, Rabbimiz, annemize hayırlı ve uzun ömür versin, hiçbir zaman eksik etmesin, inşallah.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/is-ve-aile-bir-arada-baskal-in_1764422430_1Hm8R3.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İş ve aile bir arada: Başkal’ın 5. kuşak hayali ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/is-ve-aile-bir-arada-baskal-in_1764422430_1Hm8R3.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’den dünya sahnesine: Ferhat Akmermer’in ticaret ve teknoloji yolculuğu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-den-dunya-sahnesine-ferhat-akmermer-in-ticaret-ve-teknoloji-yolculugu/19593/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin kalbinde doğup büyüyen MÜSİAD Kayseri Şube Başkanı Ferhat Akmermer, ticaretle tanışmayı çocuk yaşlarda deneyimlemiş bir isim. Camikebir’de geçen çocukluğu hem okul hem de iş yerinin iç içe geçtiği bir hayatla şekillendi. Daha 14 yaşındayken babasının izinden yürüyen Akmermer, ortaokul yıllarından itibaren ticaretin inceliklerini öğrenmeye başladı. Bugün, yılların tecrübesi ve kardeşleriyle birlikte taşıdığı aile bayrağıyla, Kayseri iş dünyasında hem geçmişin değerlerini hem de modern vizyonu temsil ediyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-den-dunya-sahnesine-ferhat-akmermer-in-ticaret-ve-teknoloji-yolculugu/19593/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 13:41:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kayseri&#39;nin köklü ticaret geleneğini temsil eden Ferhat Akmermer, çocukluğundan itibaren dürüstlük, ahilik kültürü ve Anadolu irfanıyla yoğrulmuş bir ailede büyüyerek işinin en iyisini yapmayı ilke edindi. Onun en büyük rehberi ise bıraktığı tecrübelerle bugünlerine ışık tutan rahmetli babası oldu.</strong></p><p>-Tüccar bir ailede büyüdüğümüz için hep daha iyisini yapma idealleriyle yetiştik. Dürüstlük, Anadolu irfanı ve ahilik kültürüyle yoğrulmuş bir Kayseri tüccarı ailesinin mensubu olarak, işimizin en iyisini ve en doğrusunu yapmak misyonuyla büyüdük. Büyüklerimizden gördüğümüz esnaflık ve ahilik değerleri bizim için hep bir ideal oldu. En büyük rehberimiz ise rahmetli babamızdı; onun aktardığı tecrübeler ve bıraktığı güzel işler sayesinde bugünlere geldik.</p><p><strong>Ferhat Akmermer&#39;in çocukluğu, Kayseri&#39;nin kalbi Camii Kebir&#39;de ticaretle iç içe geçti. Ev ve babasının dükknı arasında geçen günler, ona şehrin ekonomik ritmini hissettirirken gıdacılar merkezi Maarif Caddesi&#39;nde ticaretin ilk adımlarını attırdı.</strong></p><p>-Ticaretle tanışmam ilkokulla başladı. 6 yaşında Hacı Ali Karamercan İlköğretim Okulu&#39;na başladım; okul şimdiki Camii Kebir&#39;in arka kapısındaydı, evimiz ise Düvenönü Meydanı&#39;ndaydı. Babamın Camii Kebir önündeki dükknı, çocukluğumun ticaretle iç içe geçtiği yerdi. Asıl işimiz gıdaydı ve Camii Kebir çevresindeki Maarif Caddesi, adeta bir gıdacılar merkeziydi. Yaz dönemlerinde camiye gider, büyüklerimizin öncülüğünde Kur&#39;an-ı Kerim öğrenirdik. Camii Kebir, Kayseri&#39;nin ticaret merkezi ve ekonomisinin can damarıydı; yanındaki Kapalı Çarşı ile şehir hayatının kalbi orada atıyordu. 1984&#39;te ilkokula başladığım yıllarda Kayseri&#39;nin ticari ve sosyal hayatı işte bu bölge etrafında şekilleniyordu. Dedemi hiç görmedim, çünkü babam çok küçük yaşta dedemizi kaybetmiş. Biz hep babamızla iç içe büyüdük. Zaten Camii Kebir bölgesinde, Kapalı Çarşı ve kale etrafındaki en büyük kültür insana aşılanan esnaflık ruhuydu. Rahmetli babam bana bir gün, el arabasında sebze alıp sattığını anlatmıştı. 'Sen de buradan geçeceksin' dercesine bize o ticaret yolunu işaret etmişti. Daha sonra Paşabahçe bayiliğimiz oldu; gıda ile birlikte farklı iş kollarında da faaliyet göstermeye başladık. Çocukluğumdan hiç unutamadığım bir anım da Kapalı Çarşı&#39;nın girişindedir. Bugün evlerimizde hanımların 'borcam' dediği ürünlerle ben ilk kez o yıllarda tanıştım ve satışını yaptım. Aslında bu deneyim çok kıymetliydi.</p><strong>Babasından Akmermer&#39;e miras: 'Allah rızka kefildir'</strong><p><strong>Her insanın kahramanı babasıdır; Ferhat Akmermer için rehber, küçük yaşta kendi babasını kaybeden rahmetli babası oldu. 1988 yılında babasının 'Hacca gideceğim, annenizi de götüreceğim' demesi ve dükknı 40 gün kapatma kararı, ona rızka güvenmeyi ve ticarette cesareti öğreten unutulmaz bir ders oldu.</strong></p><p>-Gerçekten de her insanın kahramanı babasıdır, bu çok doğal bir gerçek. Rahmetli babam da küçük yaşta kendi babasını kaybetmiş. Belki bu yüzden biz üç erkek kardeş olarak büyürken, onunla çok daha yakın bir bağ kurduk. Babamın bize öğrettiği en önemli şey, rızık konusunda endişelenmemekti. Hiç unutmam, 1988 yılında bir gün 'Hacca gideceğim, annenizi de götüreceğim' dedi. O dönemin şartlarında hac yolculuğu 30-40 gün sürerdi. Biz kaygıyla sorduk: 'Baba iş yeri ne olacak?' O ise 'Kapatırız' dedi.</p><p>Gerçekten de Camii Kebir&#39;deki dükknı 40 gün kapattı. Komşu esnaflar şaşırmıştı: 'Mustafa abi, dükkn kapanır mı?' diye sordular. Babam ise 'Allah 40 günde bizim rızkımıza kefildir' cevabını verdi. Hacca gitmeden önce mahsulü almış, döndükten sonra harman zamanı gelince de bağlantıları yapmıştı. O yıl öyle bir bereketle karşılaştı ki, bana dönüp 'Oğlum, ben 40 yıl ticaret yaptım, ama o 40 günün karşılığını bambaşka bir şekilde buldum' dedi. Ve bana şu nasihati bıraktı:<br><strong>'Oğlum, Allah rızka kefildir. Bazen işin var olması da yok olması da insanın elinde değildir.'</strong></p><p>Babamdan unutamadığım bir diğer öğüt ise şudur:<br><strong>'Allah vakit geldiğinde &#39;oğlum, kızım, malım, gözüm&#39; dedirtmesin, yanlış yerde eylemesin.'</strong><br>Bu söz, hayatım boyunca nerede durmam gerektiğini hatırlatan bir rehber oldu. Bugün de yaşadığımız coğrafyada bu nasihat çok daha anlamlı hale geliyor.</p><strong>'Aile için yapılan fedakrlık bana çok şey kattı'</strong><p><strong>Ferhat Akmermer&#39;in hikyesi, Kayseri&#39;nin ticaret ve aile değerlerini çocuk yaşta öğrenen bir gençle başlıyor. Üniversite hayalleri, abilerinin askerlik kararları ve babasının rehberliğiyle şekillenen bu yolculuk, fedakrlığın ve ailenin izlerini taşıyan bir başarı öyküsüne dönüşüyor.</strong></p><p>-Anne ve babamız aynı bütünlüğü yansıttıkları için başarı da buradan doğuyordu. Babamız ne derse oydu; annemize sığınarak 'kaçamak' yapma şansımız hiç olmadı. Allah rahmet eylesin hem annemizi hem babamızı kaybettik; geçmişlerimize rahmet olsun. Ama anne ve baba duası olmadan gerçek başarı olmuyor. Hiç unutamadığım bir hatıram var: 1995&#39;te Kayseri İmam Hatip Lisesi&#39;nde üniversiteye hazırlanıyordum. Abilerimden biri üniversiteyi bitirmiş ve askere gitmeye karar vermişti; ortanca abim de babamla birlikte Argıncık Toptancılar Sitesi&#39;ndeki işyerinde çalışıyordu. Bir gün geldi ve 'Ben tecili bozdurdum, askere gidiyorum' dedi.</p><p>Babam bana döndü:<br>'Oğlum, abin gidiyor, ortanca da tecili bozdurmuş. Sen bu yıl biraz işlerin ucundan tut, seneye hazırlanırsın.'</p><p>O an hayatımda bir dönüm noktası oldu. O yıl üniversite sınavına giremedim, kendi ideallerimle planladığım üniversiteyi okuyamadım ama hamdolsun eğitimimi tamamladım, mesleğimi geliştirdim. O dönem kolay değildi, ama aile için yapılan fedakrlık bana çok şey kattı. Belki o gün öyle bir hikye yaşanmasaydı, ben tamamen farklı bir eğitim hayatı içinde olacaktım. Bugün başka bir hikyeyi konuşuyor olacaktık. Mühendislik, çok istediğim bir alandı ama sonuçta işletmeci olarak kaldım. Yine de bugün baktığımda, hiç pişman değilim. Eğer 1995 yılına dönüp üniversiteye hazırlanıyor olsaydım, mühendisliği yan dal olarak seçerdim; ana dalım ise yine işletmecilik olurdu.</p><strong>'Niyet bir tohumdur, amel ise onun meyvesi'</strong><p><strong>Ferhat Akmermer, hayat yolculuğunu büyüklerinden aldığı nasihat ve öğretilerle şekillendirmiş bir iş insanı. 'Kader gayrete aşıktır' sözüyle özetlediği yaklaşımıyla, niyetin ve gayretin önemini vurgularken, zorluklar karşısında pes etmeyen, pozitif bakış açısını her zaman rehber edinen bir duruş sergiliyor.</strong></p><p>-Kendimce, büyüklerimizden aldığımız çok nasihat ve nükte var. Ama şunu söylemek isterim: İnsan gayretli olmalı. Ben buna sevdiğim bir sözle özetliyorum: <strong>'Kader gayrete aşıktır.'</strong> Yani insanın çaba göstermesi, gayret etmesi gerekiyor. Dinimiz de bu noktada bize çizgiyi bozmamayı, doğru yolu takip etmeyi emrediyor. Biz buna sırat-ı müstakim diyoruz. İnanın, bu çizgi sizi bir şekilde menzile ulaştırıyor.</p><p>Bir de niyet çok önemli. Hep derler ya, 'Rüzgr eken, fırtına biçer.' Ben bunu şöyle yorumluyorum: Niyet bir tohumdur, amel ise onun meyvesi. Niyetimiz ne kadar halis olursa, amellerimiz ve ulaştığımız sonuçlar da o kadar bereketli olur. Yanlış niyetle yapılan işler mutlaka sıkıntı ve başarısızlık getirir. Biz de hayatımız boyunca bu tecrübelerden geçerek bugünlere geldik.</p><p>O nedenle çizgiyi bozmadan, niyeti halis tutarak ve akıbeti hayır bekleyerek yürümek gerektiğini söylüyorum. İşte ben kendimi hep bu şekilde motive ediyorum. Allah&#39;a şükürler olsun, ben pes etmeyen ve kendisiyle barışık bir insanım. Elbette herkesin düşüşe geçtiği, motivasyonunun azaldığı dönemler olur. Ancak ben her zaman pozitif düşünmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Pozitif bakış açısı her şeyde fark yaratır. Hem kendi hayatımızı hem de çevremizi etkiler. Psikolojik olarak da işleri kolaylaştırır. Ben bazen düşsem, umutsuz olsam da kendi kendini hızlı toparlayan bir yapıya sahibim. Allah&#39;a şükür, bu da bizim en büyük kazancımız ve şükrettiğimiz bir özelliğimiz diyebilirim.</p><p><strong>2015 yılında, gıda sektöründeki köklü tecrübelerini dijital dünyanın olanaklarıyla buluşturan Ferhat Akmermer, Kayseri&#39;den doğan bir yazılım hikyesinin öncüsü oldu. Bugün Amazon&#39;un Orta Doğu operasyonlarına destek veren bu girişim, Kayseri&#39;den uluslararası arenaya açılan bir başarı öyküsüne dönüştü.</strong></p><p>-2014-2015&#39;e kadar tamamen gıda sektöründeydik ve hl bu alanda faaliyetlerimiz devam ediyor. Ancak 2015&#39;te bugün bulunduğumuz yazılım şirketimizin temelleri atıldı. O dönem elektronik ticaret yeni yeni canlanıyordu; biz de gıda sektörümüzle bağlantılı bir departman kurduk. Türkiye&#39;deki büyük e-ticaret portallarında mağazalar açtık ve kısa sürede ciddi bir karşılık gördük. Artan kargo sayılarıyla operasyonu yönetmekte zorlanınca yazılım ihtiyacı ortaya çıktı. Bir gün bu durumla ilgili serzenişte bulunurken, karşımdaki yetkili bana 'Kardeşim, aklın yetiyorsa kendin yap' dedi. Herhalde bir Kayseriliye söylenebilecek en son söz buydu. Bu söz üzerine Hollanda&#39;dan dönen ve şu anda şirketimizin CTO&#39;su olan abime fikrimi anlattım. Ticaret, ihracat, kargo, faturalama ve depo yönetimlerini tek ekrandan yönetecek bir sistem geliştirmeye karar verdik ve Ar-Ge&#39;sine Erciyes Üniversitesi Teknopark&#39;ta başladık. Başarı için 2025&#39;i hedeflemiştik; pandemiyle süreç hızlandı ve 2020&#39;de hedeflerimize ulaştık. Bugün ise gururla söylüyorum: Amazon, Türkiye&#39;deki operasyonları için bizi seçti ve Orta Doğu&#39;daki bazı operasyonlarına destek sağlıyoruz. Kayseri&#39;den doğan bu girişim, uluslararası arenada yerini almış durumda.</p><strong>Başarıya giden yol emek ve gayretle örülüyor</strong><p><strong>Ferhat Akmermer, gençlerle olan yakın bağını ve Genç MÜSİAD&#39;daki deneyimlerini anlatarak, başarıya giden yolun emek ve gayretle örüldüğünü; dijital çağda imknları en iyi şekilde değerlendirebilmenin ise herkesin sorumluluğu olduğunu vurguluyor.</strong></p><p>-Bugün iletişim kanalları açık ve bilgiye ulaşmak çok kolay; bu yüzden girişimci sayısı arttı, ancak girişimciliğin 'kolay' algılanması bazı handikaplar da getiriyor. Bu nedenle kendi çocuklarıma ve gençlere hep şunu tavsiye ediyorum: Yaptığınız işin en iyisini yapabilmek için her zaman hazırlıklı olun. Biz de sivil toplum kuruluşlarında görev yapıyoruz; en fazla keyif aldığım alan Genç MÜSİAD. Kayseri şubemiz, Türkiye&#39;deki MÜSİAD&#39;lar arasında yaş ortalaması en düşük şubelerden biri. Gelecek gençlerimizdir ve onları desteklemek, yanında olmak aynı zamanda bizim samimiyetimizi sınayan bir süreçtir. Bu açıdan hem kendi çocuklarıma hem de kariyer ve başarı hedefleyen gençlere şunu vurguluyorum: Başarı tesadüf değildir; emek ve gayret ister. Dijital çağda ellerimizdeki imknlar çok daha fazladır ve bunları en iyi şekilde kullanmak herkesin sorumluluğudur.</p><p><strong>Ferhat Akmermer, dijital dönüşümün Türkiye&#39;deki seyrini yakından izleyen ve katkıda bulunan bir iş insanı. Geçmişten bugüne geldiğimiz noktayı değerlendirirken, yazılım ve bilişimdeki farkındalık ile insan kaynağının önemine dikkat çekiyor.</strong></p><p>-Dünya bugün büyük bir dijital dönüşüm yaşıyor. 20-30 yıl öncesiyle ilgili eksiklerimizi eleştirebiliriz, ama bugün geldiğimiz nokta çok kıymetli; bu dönüşümü yakaladık. İnsan kaynağımız ve eğitim altyapımız ciddi şekilde gelişti. Yazılım ve bilişim dünyasında farkındalık arttı ve Türkiye bu alanda çok güzel işler yapıyor. Kendi işimizle birlikte pek çok başarılı projeye imza attık. İnşallah, savunma sanayi başta olmak üzere günlük yaşamı kolaylaştıran uygulamalardan stratejik sistemleri güçlendiren yazılımlara kadar daha büyük projelerde yer alacağız. Doğru altyapımız ve yeterli insan kaynağımız sayesinde Türkiye&#39;den daha güzel işler çıkacağına inanıyorum.</p><strong>MÜSİAD görevi iş ve ahlak anlayışının motivasyon kaynağı</strong><p><strong>Ferhat Akmermer, iş dünyasında yol aldığı tecrübelerin ardından 2013&#39;te MÜSİAD ile tanıştı. Sadece ekonomik kazanımların değil, 'yüksek teknoloji, yüksek ahlak' çizgisinde erdemli bir hareketin parçası olmanın önemini vurgulayan Akmermer, MÜSİAD&#39;daki görevini, iş ve ahlak anlayışını buluşturan bir motivasyon kaynağı olarak tanımlıyor…</strong></p><p>-Benim MÜSİAD&#39;la tanışmam 2013 yılına dayanıyor. O dönemde, şimdiki Kocasinan Belediye Başkanımız Ahmet Çolakbayrakdar&#39;ın 'Ferhat, sen MÜSİAD&#39;da olmalısın' davetiyle MÜSİAD kimliğimiz başladı. Ahmet Başkanımızın o daveti benim için çok kıymetliydi. Daha önce sektör kurulları ve yönetim kurullarında görev yapmıştık; bu görevlerimizin ardından bize başkanlık nasip oldu.</p><p>Buradaki motivasyon çok açık: MÜSİAD bir erdemlik hareketidir. Sadece iş dünyası veya ekonomik gerçeklerle ilgilenen bir örgüt değiliz. Türkiye&#39;deki derneklerle karşılaştırıldığında bizi farklı kılan, olaya yalnızca ekonomik açıdan bakmamamızdır. Biz iş dünyası açısından ekonomik sonuçları önemserken, bir yandan da 'yüksek teknoloji, yüksek ahlak' mottosuyla yola çıkan bir çizgi üzerinde hareket ediyoruz. İşte bu ikisinin bir arada bulunması, MÜSİAD&#39;ta yaptığımız hizmetin en büyük motivasyon kaynağıdır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-den-dunya-sahnesine-fe_1764240103_2NhqtY.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’den dünya sahnesine: Ferhat Akmermer’in ticaret ve teknoloji yolculuğu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-den-dunya-sahnesine-fe_1764240103_2NhqtY.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Emekten geleceğe: Üç kuşağın Asır tutkusu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/emekten-gelecege-uc-kusagin-asir-tutkusu/19583/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de marangoz tezgâhlarının başında başlayan bir hayal, bugün Asır Mobilya olarak Türkiye’nin dört bir yanına ve 21 ülkeye uzanıyor. Ahmet Çanakçıoğlu ve Mustafa Çanakçıoğlu’nun ilkokuldan beri içinde olduğu bu iş, onlara alaylılığın emeğini, mektepliliğin bilgisini ve babadan miras dürüstlük ile sevgiyi öğretti. Üretilen her üründe sadece mobilya değil, bir ailenin yıllara sığan emeği ve tutkusu var.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/emekten-gelecege-uc-kusagin-asir-tutkusu/19583/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 25 Nov 2025 16:08:59 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kayseri&#39;nin sıcak atölyelerinden, dünyanın fuar salonlarına uzanan bir yolculuk… Ahmet Çanakçıoğlu, ticarete başladıkları ilk günden itibaren helal kazanç, dürüstlük ve işi zamanında teslim etmek ilkeleriyle büyüdüklerini söylüyor. </strong></p><p>-Ticarete başladığımızda bize helal kazanç, dürüst çalışma ve işleri zamanında teslim etmeyi öğrettiler. Mesleğimizin inceliklerini üstatlarımızdan öğrendik. Önce dürüstlük ve çalışkanlık temelimiz oldu; gece gündüz demeden çalıştık. Bu dürüstlüğü teknolojiyle birleştirip Türkiye ve dünya fuarlarını takip ederek üretimimize entegre ettik. Sektörümüzde kalite, termin ve fiyat bir arada olduğunda başarı kaçınılmazdır; buna çalışkanlığı da eklediğimizde ise başaramayacağımız hiçbir şey yok.</p><p><strong>Kayseri, mobilyanın kalbi… Burada üretilen her parça, emeğin, tutkunun ve nesiller boyu süren bir mirasın izlerini taşıyor. Ahmet Çanakçıoğlu, üretim kapasitesi, yan sanayi ve yetişmiş elemanıyla Türkiye&#39;de eşsiz olan bu şehrin, hak ettiği destekle dünya pazarında çok daha güçlü olabileceğini söylüyor.</strong></p><p>-Kayseri, mobilyanın gerçek başkentidir. İnegöl&#39;ü butik atölyelerle kıyasladığınızda, Kayseri&#39;deki üretim ve çalışan sayısı çok daha fazladır. Burada yan sanayi ve yetişmiş eleman bulunuyor; mobilyadaki sıkıntıları giderecek altyapı hazır. Ancak sektörün hak ettiği desteği göremiyoruz. Vekillerimizden, bakanlarımızdan ve yerel yöneticilerden mobilya sektörüne daha fazla destek bekliyoruz. Ham madde fiyatları kontrolsüz, asgari destek yetersiz. Cumhurbaşkanımızın 500 milyar dolar ihracat hedefi için biz gece gündüz çalışıyoruz; fuarlara katılıyor, yurt dışı ve içi müşterilerle temas kuruyoruz. Ancak yeşil pasaport gibi lojistik kolaylıklar hl sınırlı, ihracat potansiyelimizi sınırlıyor. Mobilya sektörü, Çin&#39;den daha kaliteli, İtalya kadar olmasa da rekabetçi üretim yapıyor. Eğer devlet destekleri ve kolaylıklar sağlanırsa ihracatımızı kısa sürede önemli ölçüde artırabiliriz. Kayseri&#39;nin mobilyada daha güçlü bir konuma ulaşması için bu adımlar şart.</p><strong>'Gençlere tavsiyem çalışmak, tek yol çalışmak'</strong><p><strong>Gençlere tek bir öğüt var: çalışmak. Aile şirketlerinde başarı, herkesin görevini sahiplenmesine bağlı. İşte Asır Mobilya&#39;nın hikyesi, sadece üretim değil; emek, aile ve inanç üzerine kurulu bir mücadele…</strong></p><p>-Gençlere tavsiyem çalışmak, tek yol çalışmak. Biz tecrübelerimizi aktarmaya, onları fuarlara götürmeye hazırız. Ancak 'masa başı iş istiyorum' diyenler sıkıntı yaratıyor. Kayseri&#39;de mobilya sektöründe yetişmiş eleman ciddi eksik. Kriz yok; önemli olan kazançları doğru yere, işimize yatırmak. Tezgahımıza, makinelerimize yatırım yaparsak sektör güçlü olur. Aile şirketlerinde başarı, herkesin görevini benimsemesine bağlı. Biz kardeşler olarak sorunları hızlıca çözüyoruz. Yurt dışı seyahatlerini yeğenim Ömer Bey, yurt içini Mustafa Bey ile yapıyoruz; beraber çok zorlukların üstesinden geldik. Bir anım var. Kurtlar Vadisi dizisine önceden reklam verirdik; İstanbul&#39;da bir müşterimiz bizi yemeğe götürdü ve dizi başlayacak. Müşterimiz şimdi Asır Mobilya&#39;yı dizi başlayınca görürüz dedi. O gün biz de reklam vermemiştik. Hemen kanalı arayıp 10 dakikada reklam verdik, kısa sürede yayınlandı. Masa başında verdiğimiz reklam anısını hiç unutamam. Televizyona Asır Mobilya&#39;nın reklamını vermiştik. Otelde uzanırken o an televizyonda reklamı gördüğümde sevinçten gözlerim doldu; işte bunun için mücadele ediyoruz.</p><p><strong>Üçüncü kuşak, teknolojiyi işin içine ustalıkla kattı. Asır Mobilya, doğruluk, dürüstlük ve kaliteyi rehber edinerek asırlık bir firma olmanın yolunda ilerliyor. Sabah 8&#39;de iş başı, her zaman çalışanlar, müşteriler ve yan sanayi için en iyisini yapmak demek.</strong></p><p>-Gençlik çok güzel gidiyor; üçüncü kuşak teknolojiyi işin içine iyi oturttu. İş ayrımları net; kimisi muhasebe, kimisi pazarlama, kimisi üretimde. Biz geriden takip ediyoruz ve yüzde 99 iyi yolda gidiyor. İnşallah Asır, asırlar boyu devam edecek. Bizim düsturlarımız: doğruluk, dürüstlük ve kalite. Üçünü bir arada tutmak zor, ama zoru başarırsan var oluyorsun, asırlık firma oluyorsun. İşimize sabah 8&#39;de başlar başlamaz, çalışanlarımız, müşterilerimiz ve yan sanayimiz için en iyisini yapmaya odaklanıyoruz. Kayseri&#39;de başarılı holdinglerimiz var; biz de inşallah büyümeye devam edeceğiz.</p><strong>Baba öğüdü en güzel yol haritası…</strong><p><strong>Kayseri&#39;de doğup büyümek ve baba yurduna bağlı kalmak, Asır Mobilya&#39;nın düsturu. Başarıyı aileyle birlikte kazanıyor, gençlerin heyecanını destekliyor ve doğru yolda ilerliyorlar. Babalarının öğüdü hl yol gösteriyor: 'İşi zamanında yapın; iş varsa çalışın, yoksa iş yaratın.'</strong></p><p>-Kayseri&#39;de doğup büyümek, baba yurduna bağlı kalmak ve çevreye yardımcı olmak bizim düsturumuz. Kayseri&#39;de büyümeyi seviyoruz ve bundan sonra da burada büyümeyi sürdüreceğiz. Başarıyı birlikte başardıkça motivasyonumuz artıyor; ailemizle her an toplantı yapıp işleri takip ediyoruz. Gençler heyecanlı, hedefleri yüksek; biz de onları destekleyip doğru yolda ilerliyoruz. Türkiye&#39;nin her yerini gezdim, dünyada 30 ülkeyi gördüm; ama sabah namazıyla başlayıp akşam ezanıyla ailemizle zaman geçirerek başarılı oluyoruz. Dürüstlük, verdiğin sözleri yerine getirmek, işi kaliteli ve zamanında teslim etmek bizim temel prensibimiz. Babamızın öğüdü hl yol gösteriyor: 'İşi zamanında yapın, iş varsa çalışın, yoksa iş yaratın.' Biz bu düsturla ilerliyoruz.</p><strong>Emekten geleceğe: Asır Mobilya&#39;nın 3 kuşak yolculuğu</strong><p><strong>Mustafa Çanakçıoğlu, Asır Mobilya Yönetim Kurulu Üyesi ve Satış Pazarlama Müdürü. 1955&#39;ten beri hizmet veren Asır Mobilya, teknoloji ve kaliteye önem veriyor; fuar ve ARGE çalışmaları her yıl devam ediyor. Firma, babası ve dedesiyle doğrama işiyle başlamış, mobilyaya yönelmiş; Mustafa Bey ise 3. kuşak olarak bu geleneği sürdürüyor. Mustafa Çanakçıoğlu&#39;nun işe yazıhane temizliğiyle başlayan süreci, zımpara, kenar işlemleri ve makine hattında deneyimle tamamlanmış; böylece üretimin her aşaması öğrenilmiş…</strong></p><p>- Asır Mobilya 1955&#39;ten beri hizmet veriyor ve teknoloji ile kaliteye önem veriyor; fuarlar ve ARGE çalışmaları her yıl devam ediyor. Firmamız babam ve dedemle doğrama işiyle başladı, sonra mobilyaya yöneldi. Ben, 3. kuşak olarak bu görevi sürdürüyorum. İşe ilk başladığımızda yazıhane temizliğiyle başladık; sonra zımpara ve kenar işlemleri yaptık, makine hattında çalıştık. Böylece üretimin her aşamasında deneyim kazanarak bugünlere geldik. Ustalığımız var; tır bazında sunta kesimi, model ve ARGE çalışmalarımız mevcut. Babam ve amcamdan aldığımız en büyük miras, doğruluk, dürüstlük ve çalışmaktır. Rahmetli Hacı Babam doğrama ile başladı, amcalarım mobilyaya yöneldi ve bugün Asır Mobilya olarak kanepe, koltuk, yatak odası ve yemek odası üretimi yapıyoruz. Her yıl hem Türkiye&#39;de hem yurt dışında fuarlara katılıyoruz, ürün yelpazemizi sunuyoruz ve yaklaşık 30 ülkeye ihracat yapıyoruz. Ürünlerimiz 2 yıl garantili, ama canımız sağ olduğu sürece her türlü destek ve garantiyi sonuna kadar veriyoruz.</p><p><strong>Asır Mobilya, sadece ürün değil; emek, kalite ve asırlık bir miras sunuyor... 23 bin metrekarelik fabrikasında, ergonomi ve tasarımın her detayı bizzat test edilerek üretiliyor. Türkiye ve yurt dışında teknik servisle desteklenen ürünler, her zaman güven ve sağlamlığın garantisiyle müşteriye ulaşıyor.</strong></p><p>-Yaptığımız işin her zaman arkasındayız. Ürünlerimizde teknik servis mevcut; Türkiye ve yurt dışında her türlü sıkıntıya müdahale ediyoruz. Asır kataloğundaki tüm ürünler bize ait olup, tasarım ve ARGE çalışmaları tamamen bizim imzamızı taşır. Ürünlerimiz asırlık ve sağlam kökenli şekilde üretilir. Mobilya sektörü durmayan bir sektördür; bu nedenle ARGE bölümümüz 365 gün çalışıyor ve her yıl kataloğumuzu yeniliyoruz. Fabrikamız 23 bin metrekare ve yaklaşık 90 metre bant uzunluğunda, sadece kanepe üretimi yapıyor. Bandın başında ve sonunda kalite kontrol elemanlarımız, ürünlerin sorunsuz şekilde paketlenip sevkiyata geçmesini sağlıyor. Mobilya tasarımında ergonomiye önem veriyoruz; oturuş, kol ve ayak konumu gibi detayları bizzat test ediyoruz. Müşteriler kataloğumuza baktığında ürünlerimizin tasarım ve kalite anlayışını hemen görebiliyor.</p><strong>Sevgi olmadan başarı mümkün değil…</strong><p><strong>Mobilya, bir zevk ve tutkudur; Asır Mobilya da bunu bir sevgi göstergesi olarak ortaya koyuyor. Çocukluktan beri işin içinde olan ekip, malzemeyi koklamadan, ellerini değdirmeden kendini eksik hissediyor; çünkü bu sevgi olmadan başarı mümkün değil…</strong></p><p>-Mobilya bir zevk işidir ve biz de buna uygun şekilde çalışıyoruz. Asır Mobilya, bir sevgi göstergesidir. Rahmetli babam 2011&#39;de Karadeniz&#39;deki Nefsi Akçay Tüneli&#39;nde vefat etti; o da ağaç ihalelerine gidiyordu. Çocukluktan beri bu işle iç içeyiz; işimizin kokusunu alıp ellerimizi değdirmeden kendimizi eksik hissediyoruz. Bu sevgi olmadan başarı da mümkün değil.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/emekten-gelecege-uc-kusagin-as_1764076138_eaGMoJ.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Emekten geleceğe: Üç kuşağın Asır tutkusu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/emekten-gelecege-uc-kusagin-as_1764076138_eaGMoJ.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sofra olmazsa aile olmaz: Erdoğan Büyüksimitci’nin disiplin ve değerleri]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/sofra-olmazsa-aile-olmaz-erdogan-buyuksimitci-nin-disiplin-ve-degerleri/19575/</link>
            <description><![CDATA[25 yaşındaki Erdoğan Büyüksimitci, çocukluğundan beri et sektörünün içinde büyümüş. Henüz 7 yaşındayken okul çıkışı ve hafta sonları dükkâna koşar, bugünkü tecrübesini adım adım inşa etmiş. Büyüksimitci Et’in 4. kuşak yöneticisi olarak, ailesinden miras kalan bu sektörde hem gelenekleri hem de kendi vizyonunu sürdürüyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/sofra-olmazsa-aile-olmaz-erdogan-buyuksimitci-nin-disiplin-ve-degerleri/19575/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 15:25:41 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Büyüksimitci ailesinin et sektöründeki yolculuğu, 1938 yılında Hacı Büyüksimitci&#39;nin Pamukçular Çarşısı&#39;ndaki küçücük dükknında başlamış. Dedesi Erdoğan Büyüksimitci işin bayrağını devralmış, babasıyla birlikte Hunat Mahallesi&#39;nde tesisi büyütmüş. Bugün ise aile, Esenyurt&#39;ta bin 200 m²&#39;lik modern tesisinde hem geleneği hem de kaliteyi sürdürüyor.'</strong></p><p>-Bizim mesleğimizin kökleri, dedemin babası Hacı Büyüksimitci&#39;ye kadar uzanıyor. 1938&#39;de Pamukçular Çarşısı&#39;nda küçücük bir dükknda başlamış. Sonra dedem Erdoğan Büyüksimitci devralıp işi büyütmüş. Babamla birlikte Hunat Mahallesi&#39;nde tesise geçtik. Bugün ise Esenyurt&#39;ta bin 200 m²&#39;lik modern tesisimizde hizmet veriyoruz.</p><p><strong>Erdoğan Büyüksimitci, babasından habersiz aldığı bir arsa ile modern tesisin temelini atmış. Bir buçuk yıl süren inşaatın ardından Kayseri&#39;de örneği olmayan perakendecilik modeliyle 300&#39;e yakın ürünü müşterileriyle buluşturuyor.</strong></p><p>- Benim görevim daha çok reklam, pazarlama ve finans stratejileri. Bu tesisin arsasını da ilk ben görmüştüm. O zaman üzerinde eski bir gecekondu vardı, &#39;satılık&#39; yazıyordu. Cesaret edip aradım, babamdan habersiz pazarlık yaptım ve aldım. Babam önce kızdı ama &#39;hayırlaştık, artık çok geç&#39; dedim. Sonra arka parseli de aynı şekilde aldım. Arsalar birleşince tesisi kurmaya başladık. Bir buçuk yıl süren inşaatın ardından modern tesisimizi açtık. Şimdi Kayseri&#39;de örneği olmayan bir perakendecilik modeliyle, 300&#39;e yakın ürünümüzü hem toptan hem de perakende olarak sunuyoruz.</p><strong>'Gelenekten geleceğe, her lokmada aynı güven'</strong><p><strong>Dördüncü kuşak olarak Erdoğan Büyüksimitci, ailesinden devraldığı mirası büyük bir sorumlulukla taşıyor. Burada sadece et değil, güven ve kalite satılıyor; gelenekten geleceğe, her lokmada aynı güven mottosuyla yoluna devam ediliyor…</strong></p><p>- Dördüncü kuşak olmak büyük bir sorumluluk. Çünkü ortada geçmişten gelen bir miras, bir isim ve bir ticaret var. Yanlış yapmamak, aile adını kirletmemek ve her zaman dürüst kalmak gerekiyor. Ben de bu bilinçle hareket ediyorum. Büyük bir sorumluluğum var ve bunu güvenle taşımam gerekiyor. Biz burada sadece et satmıyoruz; güven ve kalite satıyoruz. Gelenekten geleceğe, her lokmada aynı güven mottosuyla yolumuza devam ediyoruz.</p><strong>'Sofra olmazsa aile olmaz'</strong><p><strong>Erdoğan Büyüksimitci için akşam sofrası sadece yemek zamanı değildi; bir aile geleneğinin, bir disiplinin simgesiydi. O&#39;nun için sofra olmadan aile de olamaz…</strong></p><p>- Dedemle aynı evde yaşadığımız için bir kuralımız vardı: Akşam yemeğinde herkes sofrada olmak zorundaydı. İşimiz, misafirimiz olsa da o sofraya otururduk. Günün sıkıntıları orada konuşulur, orada çözülürdü. O yüzden aile bizim için her zaman çok değerli oldu. Sofra olmazsa aile olmaz. Ayrıca dedem çok çalışkan ve esnaflar tarafından sevilen bir insandı. Bize disiplin, dürüstlük ve helal kazanç öğretti; işe erken gitmeyi, personelden önce iş yerinde olmayı ve her zaman temiz çalışmayı bize kazandırdı. Büyüksimitci Et&#39;in açılışı bizim için çok özel ve duygusal bir gündü, özellikle dedem aramızda olmadığı için. Sevdiklerimiz, dostlarımız ve tüm halkımız katıldı. Yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahip firmamızın yüzüncü yılına yaklaşırken, böyle güzel bir tesiste karşınıza çıkmak bizi onurlandırdı.</p><p><strong>Büyüksimitci ailesinde ticaret sadece iş değil, aynı zamanda bir ahlak ve değerler dersi. Babasıyla çalışmanın zorluklarını bilen Erdoğan Büyüksimitci, &#39;Temiz arktan pis su akmaz&#39; sözünü yol gösterici ilke olarak benimsemiş. Aile bağları ve dürüstlük üzerine kurulu bu miras, bugün işlerinde de aynı gurur ve şerefle devam ediyor.</strong></p><p>- Babamla çalışmak bazen zor ama iyi ki babamla çalışıyorum diyorum. Ticaret ve ahlak konusunda bize çok değerli şeyler öğrettiler. Aile şirketi olmak başkaları için zor olabilir, ama bizim için aile bağları çok kıymetli. Bu yüzden hem gurur hem de şeref duyuyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar. Babamın bir anısı var onu paylaşmak isterim. Babam bir gün hayvan pazarında mal alırken, &#39;Sen kimin oğlusun?&#39; diye sorulmuş. Babam Erdoğan Büyüksimitci&#39;nin oğlu olduğunu söyleyince &#39;Tamam malı al sen git hadi. Parasını sen bir gün ödersin&#39; demişler. Babam giderken bir laf duymuş, o sözden çok etkilenmiş: &#39;Temiz arktan pis su akmaz.&#39; Biz de aynı mottoyla yolumuza devam ediyoruz.</p><strong>'Çıraklığını yapmadığın işin ustalığını yapamazsın'</strong><p><strong>Kayseri&#39;de &#39;Çıraklığını yapmadığın işin ustalığını yapamazsın&#39; derler. Erdoğan Büyüksimitci de bu öğüdü rehber edinerek, babasının yanında etten tezgha tüm süreci deneyimlemiş; hiçbir işten gocunmamış, utanmamış. Edindiği tecrübeyle The Kasap markasını yaratıp şarküteri ağırlıklı ürünler sunuyor, şubeleşme ve internet satış hedefleriyle yoluna devam ediyor.</strong></p><p>- Kayseri&#39;de bir söz vardır: &#39;Çıraklığını yapmadığın işin ustalığını yapamazsın.&#39; Babamız sağ olsun, işi öğrenmemiz için bize her alanı deneyimlettirdi; hayvandan tezgha kadar sürecin her noktasında bulunduk. Babam bana çıraklık yaptırdı; et doğrattım, kasada durdum. Hiçbir işten gocunmadık, utanmadık. Büyüklerimizden aldığımızı, onlara iki kat değerle geri verebildiysek başarılıyız. Aksi halde başarılı sayılmayız. Bazı ürünlerde markalaşmanın gerekli olduğunu gördük ve bunun için The Kasap markasını oluşturduk. Bu marka ile şarküteri ağırlıklı ürünler sunuyor, şubeleşme ve internet satış hedefliyoruz. </p><p>Gençlere tavsiyem, aile işindeyseler işin en altından başlayın. Sevkiyat, tahsilat, işletme, muhasebe… Hepsini deneyimleyin. Ürünün nasıl mamul olduğunu bilin ki bir gün size kolay yol gösterildiğinde, &#39;Biz bunu daha önce böyle yapıyorduk&#39; diyebilin. Üniversite önemli, mezuniyet önemli ama gençler memleketlerinde okuyup babalarının yanında olmalı, onlarla birlikte aynı yolu yürümeli.</p><p><strong>Kayseri&#39;de 1938 yılında başlayan bir disiplin geleneği, Erdoğan Büyüksimitci&#39;nin ellerinde şekilleniyor. Dedesinin dükknda verdiği küçük görevler ile atılan her çizik ve birikim bir ders olmuş; parayı doğru kullanmayı, tasarrufu ve fuzuli harcamamayı öğrenmiş. Bugün Büyüksimitci, aynı mirası genç nesle aktarırken, lüks değil, bilinçli ve planlı yaşamın önemini vurguluyor…</strong></p><p>-Dedem dükknda bize küçük görevler verirdi; manava gitmek, ekmek almak gibi. Her işi bir çizik ile deftere kaydederdik ve ay sonunda biriktirdiğimiz paraya bakılırdı. Az biriktirirsek azar, iyi biriktirirsek ekstra ödül alırdık. Bu sayede tasarrufu, parayı doğru kullanmayı ve gereksiz harcamamayı öğrendik. Fuzuli masraf yapmamayı öğrendik. Günümüzde gençlerin çoğu günü kapatmakla yetiniyor, ama bu uzun vadede zarar veriyor. Bütçelerine dikkat etmeli, gereksiz harcamalardan kaçınmalı ve tasarruf etmeyi öğrenmeliler. Böylece daha iyi yerlere gelebilir ve para biriktirebilirler. Lüks yaşamdan çok tasarruf önemli. Bir ürünün muadili varsa veya daha uygun fiyatlıysa ve aynı işi görüyorsa, onu kullanmak her zaman daha avantajlı.</p><strong>'Sadece ürün değil, güven, kalite ve memnuniyet sunuyoruz'</strong><p><strong>Büyüksimitci Et&#39;in kapılarını açtığınızda, sadece etin değil, özenin ve kalitenin de kokusunu hissediyorsunuz. 300&#39;e yakın ürünle her gün farklı lezzetler deneyebilir, rahat bekleyip sohbet edebileceğiniz alanlarda kalite ve güveni hissedebilirsiniz…</strong></p><p>-Yaklaşık 60 kişilik ekibimizle çalışıyoruz ve özellikle perakendede kadın istihdamına önem veriyoruz hem müşterilerimizin kendini rahat hissetmesi hem de temizlik ve titizlik açısından kadınların daha başarılı olduğunu düşünüyoruz. Çağımız artık makineleşmeyi gerektiriyor. Biz de personel konforu için robot kollardan ve özel araçlardan destek alıyoruz, ağır iş yükünü azaltıyoruz.  Yaklaşık 300 çeşit ürün sunuyor, müşterilerimizin kahve içip sohbet edebileceği alanlar da sağlıyoruz. Biz burada sadece ürün değil, güven, kalite ve memnuniyet sunuyoruz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sofra-olmazsa-aile-olmaz-erdog_1763987140_vQBzH9.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sofra olmazsa aile olmaz: Erdoğan Büyüksimitci’nin disiplin ve değerleri ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sofra-olmazsa-aile-olmaz-erdog_1763987140_vQBzH9.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bisküvinin tadından sanayinin zirvesine: Gençlere ilham veren yolculuk...]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/biskuvinin-tadindan-sanayinin-zirvesine-genclere-ilham-veren-yolculuk/19563/</link>
            <description><![CDATA[1958 Kayseri…
Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği bölümü mezunu Kayseri’nin ticaret çınarlarından ve kentte her noktada izi olan Yılmaz Büyüknalbant…
Kayseri’de çocuklar küçük yaşlardan itibaren işe ticaret ile başlatılır. Burada amaç eğitimsiz gençler yetiştirmek değil, çocuk yaşta para kazanmanın zorluğunu görmesi ve kazandığı paranın kıymetini bilerek adımlarını ona göre atmasıdır. Oylum Sınai Yatırımlar A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Büyüknalbant’ta 6 yaşında ticaretin içine girmiş, bisküvinin tadına bakarak o lezzete vararak Oylum’da çalışma hayatına başlamış… Bugünlerde ise Kayseri’de yaptığı işlerle iz bırakan edindiği tecrübeleri gençlerle paylaşan bir iş insanı olarak anılıyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/biskuvinin-tadindan-sanayinin-zirvesine-genclere-ilham-veren-yolculuk/19563/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 22 Nov 2025 13:58:04 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Çocuk yaşta ellerine değen unun, şekerin ve emeğin kokusunu hiç unutmayan Büyüknalbant, yıllar içinde ticaretin dilini öğrenirken, aslında hayatın da dilini çözmüş. Her lokmanın ardında alın terini, her başarının ardında sabrı görmeyi bilmiş. Şimdi ise, geçmişin tatlı ve zorlu hatıralarını, geleceğin umutlu ellerine bırakıyor; gençlere yalnızca işin inceliklerini değil, hayata tutunmanın da yollarını öğretiyor.</strong></p><p><strong>Onun hikyesi, Kayseri&#39;nin taş sokaklarında başlayan, emeğin ve azmin mayasında yoğrulmuş bir ömürlük serüven…</strong></p><p>-Kayseri&#39;de; &#39;Kayseri&#39;nin akılsızı okurmuş&#39; derler ama biz hem okullu olduk hem de alaylı ve mektepli. 18 yaşında vergi mükellefiydim. O dönemde Türkiye&#39;nin en genç Toptan Bakkalcılar Derneği başkanıydım. Yöneticiliğe 18 yaşında başladım. 22 yaşında Türkiye&#39;nin en genç Odalar Birliği delegesiydim. 32 yaşında ise Ticaret Odası Başkanı oldum. 80&#39;li yıllarda, Ticaret Borsası&#39;nın da meclis başkanıydım. Yani, genç yaşta hem ticaretin içine girmiş hem de sosyal, kültürel ve sivil toplum kuruluşlarında aktif olmuştum. O dönemler fırtınalı dönemlerdi. Mal karaborsada hem siyasi hem de ticari yönden çok zor bir süreçten geçiyorduk. Gece üniversitede okuyordum gündüz toptan bakkalcılık yapıyordum. Babam dürüstlüğü her zaman ön plana çıkarmıştır. 1 kilogram ürün satacaksak babam; &#39;Tartıda 10, 20 gram fazla olsun, eksik olmasın. Hak geçmesin&#39; derdi. Bizim için ticarette verilen söz kanundu. </p><p>1985&#39;te fabrika işinin başına geçtik. 2012 yılında şirketimizin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası&#39;na açılmasıyla beraber süreci daha da büyütme durumuna devam etmiş olduk. Hem ticaret hem sanayi derken sosyal faaliyetleri de ihmal etmedik. Kayseri&#39;nin birçok alanında damgamız vardır. Ticaret Odası başkanlığım döneminde Kayseri OSB&#39;nin yönetiminde bulundum, İncesu OSB&#39;nin kuruluş aşamasında, Kayseri Serbest Bölge&#39;nin kuruluşunda vardım. Yani büyük projelere imza attık. Erciyes ile ilgili çalışmalar yaptık. Erciyes Turizm Yatırımları A.Ş. diye şirket kurduk. Orada Turizm Bakanlığı&#39;ndan otel yerlerinin tahsisatını çıkardık. Yine KAYTUR diye şirket vardı, Özel İdare&#39;nin, Ticaret Odası&#39;nın ve birtakım ortakların olduğu. Yani faaliyetlerimiz vardı. Sportif alanlarda da Kayserispor&#39;un amatör kümeye düşeceği bir dönem vardı o dönem ele aldık ve belli bir noktaya getirdik. Yine Emniyetspor ile basketbolda, Erciyesspor&#39;un yönetiminde bulundum. TED Koleji Vakfı&#39;nın başkan vekilliğini yaptım. Kayseri&#39;de çoğu olayın içinde olmuş oldum. Mevcut görevlerimle de şehrimizin gelişmesine katkı sunmaya devam ediyorum. </p><strong>'Azim, insanın en büyük sermayesidir'</strong><p><strong>Yılmaz Büyüknalbant&#39;ın yaşam serüveni, çocuk yaşta tattığı ticaretin tadı tuzu ile yoğrulmuş; zorluklar karşısında eğilmeyen, krizlerde çözüm arayan bir iradeye dönüşmüş. Onun gözünde pes etmek, yolculuğun sonu değil, aslında başlangıcın yitip gidişidir. Bu yüzden o, her adımında bilinç, tecrübe ve kararlılıkla yürümüş.</strong></p><p><strong>Ve şimdi, yılların tecrübesiyle söylüyor: 'Azim, insanın en büyük sermayesidir.'</strong></p><p>-Hayatta en önemli şey azimdir, düştüğünde kalkmasını bilmektir. Zorluklar, inişler, çıkışlar mutlaka olur ama azimli ve istikrarlı çalışırken başarıya ulaşmak mümkündür. Kendini bırakmak, pes etmek sonun başlangıcıdır. Ticarette ve sanayide de benzer şekilde iyi ve kötü günler yaşanır. Önemli olan bilinçli ve tecrübeyle yoluna devam etmektir. Tabi yanlış yatırımlar ve beklenmedik ekonomik değişiklikler olabilir ama azim ve kararlılıkla bu engeller aşılır. Pandemi, deprem gibi istenmeyen hadiselerde değişiklikler yaşanabilir. Burada en büyük mesele iş adamları ve sanayiciler için kriz yönetimi becerisidir. Kriz sırasında krizden çıkabilmek ayrı bir sanattır. Çok büyük sıkıntılar yaşadık ama hep dimdik ayakta kaldık. Ticarette inişli çıkışlı dönemler olur. Rahmetli dedemin bir lafı vardı &#39;İngiliz&#39;in oyununa oyun olmaz, İngiliz yazar, Amerika oynar.&#39; Dünyadaki bu durum nedeniyle ülkemiz kısıtlanabiliyor. Biz dış konjonktürlerden arınıp kendi öz sermayemizle Türkiye&#39;yi güçlendirmeliyiz. Azim ile çalışarak katma değeri yüksek ürünler üretmemiz lazım. Teknolojiyi kullanmak lazım. Böyle yaparsak Türkiye&#39;nin kalkınmasını sağlamak mümkündür.</p><strong>'Ben aile anayasasını yazdım'</strong><p>-Ben her zaman gençlerin önünü açtım, onlara tam yetki ve sorumluluk verdim. Ancak Kayseri&#39;de bazı sanayici arkadaşlarımı gözlemliyorum çocuklarına yetki vermeyip işleri kendileri topluyor; bu da gençlerin gelişmesini engelliyor. Oysa belli bir yaşa gelmiş, işin içine girmiş gençlere sorumluluk verilmezse ilerleyemezler. Yetkiyi vereceksin ondan sonra hesap isteyeceksin. Ben de babamdan aldığım güvenle 18 yaşında şirketi devraldım. Şimdi de çocuklarıma güvendim, Oğlum şirketin genel müdürü, büyük kızım Yeşim dış ticaret, küçük kızım Begüm satın alma işlerini yönetiyor. Yetkiyi verip gençlerin gelişmesini sağlamak şart. Çocuklarım iyi eğitimler aldı ve çocukluktan itibaren burada çalıştılar. &#39;Patron çocuğuyum, geziyorum, tozuyorum&#39; demediler. Biz de babadan böyle bir şey görmedik. Tepeden inme &#39;Patron çocuğu işin başına geçti&#39; tarzında bir şey yok. Yeni pozisyonlarda bakıyorum; gençler geziyor, tozuyor. &#39;Nasıl olsa anadan sağlık, babadan aylık&#39; mantığı ile hareket ediyorlar. Ama bir sonraki nesiller devam etmiyor. Türkiye&#39;deki en büyük sıkıntı bu. İkinci ve üçüncü kuşaktan sonra bakıyorsun, iflas ediyor, bitiyor, gidiyor… Onun için ben de aile anayasasını yazdım. Yani bir sistem ve kural dahilinde herkesin iş bölümü, çalışma sistemi vardır. Herkesin maaşı, işi, gücü prensip dahilindedir. Aile anayasası olursa kardeşler arasında kavga olmuyor. Altyapısını sağlam kuran şirket kurumsallaşırsa bu kurumsallıkla devam eder. Onun haricinde zor… </p><strong>'Kayseri&#39;nin özgün kültürü ve gelenekleri bambaşka'</strong><p><strong>Kayseri&#39;nin taş sokaklarından yükselen ticaret kokusu, yüzyıllardır bu şehrin ruhuna işlemiş. Yılmaz Büyüknalbant, bu mirası çocuk yaşta içine çekmiş; bisküvinin tadında memleketin lezzetini, pazarlığın inceliğinde Kayseri&#39;nin ticaret zeksını bulmuş. Bugün hem yöresel tatları ülkeye tanıtan hem de güneşin ışığını sanayiye dönüştüren yatırımlarıyla, kültürden güç alarak geleceğe iz bırakan bir hikye yazıyor.</strong></p><p>-Kayseri&#39;nin özgün kültürü ve gelenekleri bambaşka, o da bizim ticaretimize büyük etki yaptı. Özellikle gıda sektöründe, Kayseri&#39;nin yöresel lezzetleri ve hanımların hamur işleri geleneklerinden ilham alarak, Oylum Bisküvi&#39;de mozaik bisküvi gibi ürünler geliştirdik. Ürünlerimizin tadı, şekli ve sunumu Kayseri&#39;nin kültürüne göre şekillendi. O dönemde jingle&#39;lar, radyo ve televizyon yokken, 'Acıktım, acıktım, anneciğim, acıktım, Oylum ye, Oylum ye, yavrucuğum Oylum ye…' gibi radyo jingle&#39;larıyla ürünümüzü Türkiye çapında tanıttık. Böylece hem yöresel tatları koruduk hem de kültürden güç alarak ticari başarımızı sağladık.</p><strong>'En gurur duyduğum işlerimden biri'</strong><p>-2015&#39;te oğlumun açtığı telefon üzerine Kayseri&#39;de ilk kez GES (güneş enerjisi sistemi) işine girdik ve o dönemde çok başarılı bir yatırım yaptık. Ama bunu sadece kendimize yapmadık. Yani sadece kendi tesislerimizde değil, Kayseri OSB, İncesu OSB, Serbest Bölge ve Mimarsinan OSB&#39;de GES kurulmasına da öncülük ettik. Bütün tecrübelerimizi aktardık, şimdi çok mutluyum. Bu sayede hem ülke ekonomisine katkı sağladık hem karbon salınımını azalttık hem de yeşil enerji kullanımını yaygınlaştırdık. Bu yatırım, en gurur duyduğum işlerimden biri oldu.</p><strong>'O zek, genlerden gelen bir olay'</strong><p>-Kayseri&#39;de ticaret kültürü, geçmişten gelen bir miras. Şehirde tarım ve hayvancılık yerine ticaret ön planda olmuş; Ermeniler ve diğer topluluklarla etkileşim de bu zekayı beslemiş. Kayserililer akıllı, tutumlu ve hesap-kitap bilen insanlar olarak bilinir. Kayseri&#39;nin suyundan diyelim. Hep öyle derler. Bu özellik, çocuk yaşta ticaretle tanışmaktan geliyor. Ama gerçekten de o zek, genlerden gelen bir olay. Ben de çocuklarıma ve torunlarıma küçük yaşta satış yaptırarak paranın değerini öğrettim. Kayserili, parasını korur, pazarlığını yapar, alırken kazanmayı bilir; ham maddeyi ucuza alarak üretim maliyetini düşürür. Bu ticari zek nesilden nesile aktarılarak sanayi ve üretime dönüşür.</p><strong>'Sistematik ve temkinli büyüyün'</strong><p><strong>Yılmaz Büyüknalbant, gençlere 'kolay para' hayaline kapılmamalarını, azim ve emekle kendi alanlarında en iyiye ulaşmalarını öğütlüyor. Ticarette öz sermayeyle başlayıp dış kaynakla büyümenin önemini vurgulayan Büyüknalbant, kurumsallaşma, şeffaflık, AR-GE ve uluslararası ortaklıklarla pastayı büyütmek gerektiğini söylüyor. Ona göre, hızlı yükseliş tutkusu değil, temkinli ve sistematik adımlar başarıya giden yol…</strong></p><p>-Gençlere tavsiyem, kolay para hayaline kapılmamaları. E-ticaret ve teknoloji güzel fırsatlar sunsa da emeksiz kazanç diye bir şey yok. Gençler eğitimlerine ve yeteneklerine uygun alanlara yönelmeli, araştırmacı olup AR-GE ve ÜR-GE&#39;ye önem vermeliler. Masa başında kolayca para kazanma anlayışı yerine, çalışarak ve azimle kendi mesleklerinde en iyi noktaya ulaşmaya odaklanmalılar. Bunun gayreti içinde olmalılar. Bunu yaparlarsa netice alacaklardır. </p><p>-Babamın 'Ticarette almadan, satmadan, maldan korkma' öğüdüyle hareket ettim; büyüme önce öz sermayeyle başlar, sonra dış kaynaklarla desteklenir. Kayseri Ticaret Odası başkanlığındaki tecrübelerim sağlıksız büyümenin sancılarını görmemi sağladı; bu yüzden şirketleri kurumsallaştırmayı, şeffaflığı ve yurtdışıyla entegrasyonu vurguluyorum. Anadolu sermayesinin borsaya açılması fikrini destekledim. Bizim de şirketimizi kurumsal yapıya sokup borsaya açmamız, dış ortaklıklar ve büyüme imknı sağladı. Girişimcilere tavsiyem: pastayı küçültmek yerine pastayı büyütün; uluslararası ortaklıklar, kurumsal yapı, AR-GE ve piyasa takibiyle adım adım, sistematik ve temkinli büyüyün. Bir anda tepeye çıkma tutkusu tehlikeli olabilir.</p><strong>Bisküvinin tadından ticaretin ruhuna…</strong><p><strong>Çocuk yaşta sıcak bisküvi kokusuyla başlayan yolculuğunu, makine mühendisliği diplomasıyla ama ticaretin inceliklerini yaşayarak sürdüren Yılmaz Büyüknalbant, bugün hem büyüttüğü işi hem de üretim tecrübesini genç nesillere miras bırakıyor…</strong></p><p>-1969&#39;da babamın Oylum&#39;u kurduğu dönemde çocukluğum üretimle iç içe geçti; banttan sıcak bisküviler yer, evde şeker sarar, helva, lokum, reçel yapımına yardım ederdik. Çocukken banttan yediğimiz sıcak sıcak bisküviler çok hoşumuza gidiyordu. Aslında bu serüven babamın 1940&#39;larda Şekerciler Birliği markasıyla başlattığı üretimin ikinci aşamasıydı. Makine mühendisliği eğitimi aldım ama çoğu kişi beni iktisatçı ya da işletmeci sanır. Bir anekdot anlatayım, 1989 gibi, bana Kayseri Büyükşehir Belediye başkanlığı teklif ediliyordu. Ben de &#39;Hayır, istemiyorum&#39; diyordum. Bir gün birisi bana gece 12-1 civarı telefon açmış, 'Makine mühendisi misiniz, iktisat mı okudunuz, ekonomist misiniz?' diye soruyor. Ben de 'Hayatta ekonomist ama diplomamda makine mühendisliği yazıyor' dedim. İşimizi yıllar içinde büyütüp, üretim tecrübemizi genç nesillere aktardık ve onları da işin içine dahil ettik.</p><p><strong>Yılmaz Büyüknalbant, sadece iş dünyasında değil, ailesinin ve toplumun kalbinde de derin izler bırakan bir isim. Kızları Begüm ve Yeşim&#39;in 'Babam benim için Erciyes Dağıdır' ve 'Herkesin hayatına dokunmuştur' sözlerinde, onun sarsılmaz duruşu ve geniş yüreği hayat buluyor. Oğlu Yener&#39;in 'Topluma adanmış bir hayatı var' ifadesi ise, Büyüknalbant&#39;ın vizyonunu ve fedakrlığını özetliyor.</strong></p><p><strong>İşte bu üç kalpte yükselen saygı ve sevgi, babalarının bıraktığı ışığın karanlıklarda bile yol gösterdiğinin en güzel kanıtı…</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/biskuvinin-tadindan-sanayinin-_1763809082_Q9KwAE.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bisküvinin tadından sanayinin zirvesine: Gençlere ilham veren yolculuk... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/biskuvinin-tadindan-sanayinin-_1763809082_Q9KwAE.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ayrıcalıklı bir dünya ‘Ülke Plaza’]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/ayricalikli-bir-dunya-ulke-plaza/19553/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin ilk sağlık plazası açıldı. Gelişen dünyaya uyum sağlayan sağlık hizmetleri konseptiyle Ülke Plaza, alışılmışın dışında bir deneyim sunuyor. Ülke Plaza Yönetim Kurulu Başkanı Av. Gökhan Ülke, bu yenilikçi projenin yurt içi ve yurt dışındaki örneklerden ilham alınarak geliştirildiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/ayricalikli-bir-dunya-ulke-plaza/19553/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 13:34:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Gelişen dünyada birçok sektörde değişiklikler zorunlu hale geldi. Biz de plazamızda yalnızca sağlık çalışanlarının bulunacağı ve sağlık mevzuatına uygun kliniklerin yer alacağı bir model planladık. Yurt dışında buna 'sağlık AVM&#39;si' denirken, biz 'sağlık plazası' olarak tanımladık. Burada, çalışması yasal olan tüm sağlık sektör bileşenleri bir arada yer alıyor. Plazamızın avantajı, girişten itibaren hastaların karşılanması, çay-kahve ikramı gibi birçok ortak hizmeti üstlenmesi sayesinde, sağlık çalışanlarının iş yükünü hafifletmesi. Aynı zamanda sağlık arayışındaki insanlar için plaza cazibe merkezi oluyor. Örnek olarak, yıllar önce Kayseri&#39;de sadece hekimlerin çalıştığı alanlar vardı; bizim plaza bu sistemin modern versiyonu. Yaklaşık 5-6 aydır faaliyet gösteriyoruz ve olumlu tepkiler alıyoruz. İnşallah sistemimizi daha da geliştireceğiz. Bölge hem araç parkı hem de görünürlük açısından çok uygun. İnsanlar artık hizmetleri daha butik, mahallenin erişebileceği şekilde almak istiyor; biz de bunu sağladık. Plazamızda, rahat erişim, konforlu ve otelcilik hissi veren bir hizmet sunmayı planladık. Uzmanlarımız ve karşılamadaki ekibimiz de bu sistemden maksimum verimle faydalanıyor.</p><p><strong>Yurt içi ve yurt dışındaki örneklerden ilham alınarak geliştirilen bu proje, Kayseri&#39;de bir ilk olma özelliği taşıyor. Modern tasarımı ve sunduğu hizmetlerle sağlık sektörüne yeni bir soluk getiriyor.</strong></p><p>Bu fikir başlangıçta kendi aklımda şekillendi; araştırma sırasında İstanbul ve Avrupa&#39;daki örneklerini gördüm. Ziyaret ettiğim yerlerin artılarını ve eksilerini değerlendirip bazılarını ekleyip çıkardım. İlk fikir bir araba yolculuğu sırasında aklıma geldi, eşimle (o da diş hekimi) istişare ederek geliştirdik. Kayseri&#39;de böyle bir model yoktu plazamızı daha da geliştirmeyi planlıyoruz.</p><strong>Ülke Plaza&#39;da 30 klinik aktif olarak çalışıyor</strong><p><strong>Plazada farklı branşlarda uzmanlar faaliyet sürdürüyor ve mevcut ekibin ihtiyaçlarına göre hızla genişleyebilecek bir yapı kurulmuş durumda. Yaklaşık 30 klinik aktif şekilde çalışıyor ve ilerleyen dönemde yeni branşlarla hizmet çeşitliliği artırılacak.</strong></p><p>-Bugünkü sunduğumuz branşlar ilerleyen 6 ay içinde hekim talepleri ve mevcut ekibin işine katkı sağlayacak şekilde artabilir. Şu an medikal estetik, geleneksel tıp, diş hekimliği, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist gibi branşlar mevcut; başka branşlarla da görüşmelerimiz sürüyor. Çalışmalarımız, sağlık mevzuatına uygun ve ekip uyumunu gözeterek ilerliyor. Şu an plazada yaklaşık 30 klinik faal; bazı hekimler birden fazla klinik kullanıyor, bu yüzden hekim sayısı 30&#39;dan az. Mevcut alan, yaklaşık 10 klinik daha eklemeye uygun. Son dönemde insanlar geleneksel tıp alanına daha fazla ilgi gösteriyor. Ben işletmeci ve hukukçu olarak gözlemledim ki, güven duydukları bir geleneksel tıp hekimini tanıdıklarında, diğer alanlardaki hizmetleri de almaya devam ediyorlar.</p><strong>'Şehir ve sektör açısından bu adımımız olumlu oldu'</strong><p><strong>Farklı sektörde hizmet veren kişilerin de dikkatini çeken Ülke Plaza, olumlu geri dönüşleri de beraberinde getiriyor. Gelecekte yeni alanların ekleneceği plazada hizmetin geliştirilmesi planlanıyor.</strong></p><p>-Açıkçası hep olumlu tepkiler alıyoruz; ziyaretçiler buradaki faaliyetleri merak ederek geliyor. Farklı sektörlerden kişiler de 'Bu model bizim alanımızda da uygulanabilir' yorumunu yapıyor. Olumsuz geri dönüş almadık, ancak her alanda mükemmel olduğumuz anlamına gelmiyor. İlerleyen dönemde, örneğin çocuklar için küçük alanlar veya ziyaretçi taleplerine göre yeni mekanlar oluşturmayı planlıyoruz. Şehir ve sektör açısından bu adımımız olumlu oldu.</p><p><strong>Hukuk alanındaki çalışmalarının yanı sıra farklı projelere yönelen Gökhan Ülke, sağlık plazası projesini önemli bir adım olarak görüyor. Esnek çalışma modeli ve ekip motivasyonunun projenin başarısına katkı sağladığını söylüyor. </strong></p><p>-Ben hukukçuyum ve avukatlık hizmeti yürütüyorum, ama Kayserili olunca insan bazen sadece yaptığı iş ile yetinmiyor, zihnimde başka projeler de oluşuyor. Bu plaza projesi benim için önemli bir adım oldu; tamamladıktan sonra motive oldum. Çalışma arkadaşlarımızın enerjisi ve mutluluğu da çok pozitif bir etki yaratıyor. Burada esnek bir çalışma modeli uyguluyoruz; mesai kavramı katı değil, iş ve yaşam dengesi sağlanabiliyor. İnşallah ekibimiz güçlenerek başka şehirlerde de başarılı hizmetler sunmaya devam edecektir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ayricalikli-bir-dunya-ulke-pla_1763721249_jgQ4sB.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ayrıcalıklı bir dünya ‘Ülke Plaza’ ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ayricalikli-bir-dunya-ulke-pla_1763721249_jgQ4sB.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’nin görüşünü değiştiren doktor: Sait Nafiz Mutlu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-gorusunu-degistiren-doktor-sait-nafiz-mutlu/19531/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de başlayan eğitim yolculuğu, göz sağlığına olan tutkusu ile birleşti. 2000’de uzmanlığını tamamlayan Sait Nafiz Mutlu, 2005’te kendi göz hastanesini kurarak Kayserililere hizmet veriyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/kayseri-nin-gorusunu-degistiren-doktor-sait-nafiz-mutlu/19531/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 14:55:23 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben 1971 Hacılar/Kayseri doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu Kayseri&#39;de, liseyi ise İstanbul, Kayseri ve Erzurum&#39;da okudum. Üçüncü sınıfta Erzurum&#39;da öğrenim gördükten sonra İstanbul Tıp Fakültesi&#39;ne girdim, ardından Erciyes Üniversitesi&#39;nde göz bölümünü kazanarak 2000 yılında Kayseri&#39;de uzmanlığımı aldım. Aynı yıl İbni Sina Hastanesi&#39;nde çalışmaya başladım. Kayseri&#39;de ilk lazer uygulamalarını yaparak tanındım ve bu süreç beni yalnızca göz üzerine hizmet verecek bir hastane kurmaya teşvik etti. 2005&#39;te ekibimle birlikte göz hastanesini kurduk ve daha sonra Talas yolundaki yeni yerine taşındık; burada yaklaşık 13 yıldır hizmet veriyoruz.</p><p ><strong>Op. Dr. Sait Nafiz Mutlu, Kayseri&#39;de göz sağlığı alanında önemli bir boşluğu doldurdu. 2000&#39;li yılların başında şehre ilk lazer uygulamasını getiren Mutlu, 2005&#39;te Maya Göz Hastanesi&#39;ni kurarak farklı branşlarda hizmet sunmaya başladı. Kayseri&#39;de kalmayı tercih ederek hem mesleğini hem de şehrin sağlık vizyonunu geliştirdi.</strong></p><p>-Kayseri&#39;de göz doktorluğu yapmak benim için çok keyifli bir iş. Asistanlık dönemimde Kayseri&#39;de göz branşının yetersiz olduğunu, birçok hastanın Ankara veya İstanbul&#39;a gönderildiğini görüp rahatsız oldum. 'Kayseri&#39;de neden yapılamasın?' diye düşündüm. Üniversite ortamı bile birçok ameliyatı yapamaz durumdaydı. 2002–2003 yıllarında bir doktor arkadaşımın 'Kayseri&#39;ye lazer getirelim' teklifi beni çok cezbetti; böylece Kayseri&#39;de ilk lazer uygulamalarını başlattık. Bu motivasyonla 2005&#39;te Maya Göz&#39;ü kurduk. Tek bir doktorun tüm branşları kapsaması mümkün olmadığından, farklı alanlardan uzmanları Kayseri&#39;ye davet ettik. Ön segment, arka segment ve alt branşlarda birçok tedavi artık hastanemizde yapılabiliyor. Kayseri&#39;de yaşamayı, şehrin samimiyetini ve ulaşım kolaylığını sevdiğimiz için ailecek burada kalmayı tercih ettik. 2000 yılından beri burada çeşitli doktorlarla çalıştık; bu da hastaneciliği yalnızca iş değil, aynı zamanda Camia ile tanışma ve ilişkiler kurma fırsatına dönüştürdü. 2005&#39;ten beri Maya Göz&#39;de çalışıyoruz ve Kayseri için sağlıkta neler yapılabileceğiyle uğraşıyoruz.</p><strong>Göz sağlığında şehirde bir ilk</strong><p ><strong>Op. Dr. Sait Nafiz Mutlu ve ekibi, Kayseri&#39;de birçok ilki gerçekleştirerek lazer tedavilerinden keratokonus ve göz içi mercek ameliyatlarına kadar şehirde bir ilk olan uygulamaları başarıyla hayata geçirdiler. Yaklaşık 100 bin işlemle Kayseri&#39;den emeğin başka şehre kaymasını önleyen Mutlu, SMİLE Lazer gibi yeniliklerle ameliyat süresini kısaltıp iyileşmeyi hızlandırarak sağlıkta şehre değer katıyor.</strong></p><p>-Kayseri&#39;de lazer tedavilerini ilk başlatan ekip bizdik. Daha sonra keratokonus ve göz içi mercek ameliyatlarını da ilk defa Kayseri&#39;de uygulamaya başladık. Bu tedaviler, daha önce birçok doktorun tedirgin olduğu işlemlerdi ve hastane bünyesinde başarıyla sürdürüyoruz. Yapılan lazer ve ameliyat sayısının toplamının yaklaşık 100 bin civarında olduğunu düşünüyorum; bu, Kayseri&#39;de emeğin başka bir şehre kaybedilmediği anlamına geliyor. Gerekli cihazları yurt dışından temin ederek Kayseri&#39;ye getirdik; üç yıl önce SMİLE Lazer&#39;i ekleyerek hem ameliyat süresini kısalttık hem de iyileşme sürecini hızlandırdık. Tüm bu çalışmalar, Kayseri için büyük bir kazanım. Biz de hastalarımızın en iyi tedaviden faydalanmasını hedefleyerek yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Allah&#39;a şükür, bugüne kadar yaptığımız işten pişmanlık duymadım ve gayretle çalışmaya devam ediyorum.</p><strong>Kayseri&#39;de göz sağlığının öncüsü</strong><p ><strong>Op. Dr. Mutlu, ailede ilk doktor olarak başladığı yolculuğunda, tıp fakültesi ve tanıştığı Hacılarlı hekimlerin desteğiyle kendi yolunu çizdi. Katarakt ameliyatlarına dikişli yöntemle başladı, yenilikçi adımlarla hem hastaneye hem hastalara güven kazandırdı.</strong></p><p>-Ben ailede ilk doktorum; aileden beni motive edecek doktor bir büyüğüm yoktu. Ancak tıp fakültesinde ve Hacılarlı diğer doktorlarla tanışarak destek aldım, özellikle Ali Baktır hocam motivasyon kaynağım oldu. Erken dönemde öğrencilik tedirginliği yaşadım, fakat uzmanlığa başlarken piyasayı az çok biliyordum. Uzman olarak çalışmaya başladıkça diğer doktorları gözlemleyerek kendi yolumu buldum. Katarakt ameliyatlarına başladığımda FAKO yöntemi yoktu; dikişli ameliyatla başladık. Ancak yeni cihazın maliyetini karşılayamayacağım için İbn-i Sina Hastanesi&#39;nden cihazı alıp vakalar başına ödemeyi önerdim. İlk başta şaşırdılar, ama ikna oldular. Amortismanı ödeyerek cihazı hastaneye kazandırdık ve kendi vakalarımızı yapmaya başladık. Bu süreç hem bize güven verdi hem de hastalara kendimizi tanıtmamızı sağladı. Bu, merdivenin birinci basamağıydı.</p><p>Daha sonra 2003&#39;te İzmir&#39;den bir doktor arkadaş, Kayseri&#39;ye lazer getireceklerini söyledi ve beni bu projeye dahil etmek istedi. Telefonla hiç yüz yüze gelmeden iki saat konuştuk ve kısa süre sonra Kayseri&#39;de buluşarak lazer cihazını getirdik. Cihazın maliyetini, önceki yöntemlerde olduğu gibi, destek ve doğru finansmanla karşıladık; bu süreç ikinci basamak olarak bize ikinci ameliyatı yapma imknı sağladı. 2005&#39;te artık tek çatı altında bir göz hastanesi kurmaya karar verdik. İlk hastaneyi kurarken cihazlar çok pahalıydı, ancak motivasyon ve hızlı bir çalışma ile 3 ayda açılışı yaptık. O günden beri aynı tempoda çalışıyoruz; lazer, göz içi mercek ve halka ameliyatları gibi Kayseri&#39;de ilk defa yapılan tedavileri gerçekleştiriyoruz. Kendi deneyimimizi sürekli geliştirmek için yurt içi ve yurt dışı kongrelerde bilgi dağarcığımızı genişlettik. Hep 'daha fazlasını öğrenebilir miyiz, daha fazlasını yapabilir miyiz' anlayışıyla ilerledik ve Kayseri&#39;de önemli bir noktaya geldik.</p><strong>'Gözleri görmek ve güldürmek; yaptığımız işin en güzel yanı'</strong><p><strong>Göz sağlığına dokunmayı hayatının merkezi haline getiren Dr. Sait Nafiz Mutlu, Kayseri&#39;de yaklaşık 100 bin ameliyatla iz bırakıyor…</strong></p><p>-Her yıl yaptığımız ameliyatların toplamı yaklaşık 100 bin civarında. Bu kadar çok ameliyat yapmak, sevdiğimiz bir iş olduğu için asla yorucu değil; aksine motive edici. Her hastaya aynı özenle yaklaşmak, bilgi ve tecrübeyi her ameliyatta uygulamak gerekiyor. Her yeni hasta bir yük değil, bir vazife ve fırsat. Ameliyat sonrası hastanın ertesi gün gülen yüzünü görmek için her aşamada dikkatle çalışıyoruz. Bizim vazifemiz, gözleri görmek ve güldürmek; bu da yaptığımız işin en güzel yanıdır.</p><p>Çocuklarımla ilgili olarak, ortanca oğlum tıp fakültesine yeni kaydoluyor, en küçük oğlum ise iki yıl sonra sınava girecek ve tıp okumayı planlıyor. Tıbbın zorluklarına ve eleştirilerine rağmen çok iyimserim; bu meslek bitmeyecek, ölmeyecek. Gençlere tavsiyem, tıbbı geleceğin mesleği olarak görmeleri. Çok çalışacaklar ama hastalara dokunmanın ve şifa vermenin motivasyonunu hemen görecekler. Karşılığını anında aldığınız, anlamlı ve doyurucu bir meslek.</p><p><strong>Op. Dr. Sait Nafiz Mutlu, hastasına duyduğu özen ve güvenle Kayseri&#39;de göz sağlığının öncüsü oldu. Yıllar boyunca verdiği emek, sadece ameliyat sayısıyla değil, nesiller boyu güven ve memnuniyetle ödüllendi.</strong></p><p>-İşimiz hem mesleki hem de ticari anlamda ağır. Hastaneyi çok borçla kurduk ve ödemesi 3–5 yılımızı aldı. Bu yükü kaldırmak için çok çalıştık; hastayı memnun ederseniz, diğerleri de gelir ve güven birikerek devam eder. 20 yıl önce ameliyat ettiğimiz hastaların çocukları şimdi bize geliyor; bu en büyük motivasyon kaynağımız. Hacılar&#39;da sık kullanılan bir sözü vardır, babam da çok sık kullanır: 'Yorulmaz diz, utanmaz yüz lazım.' Yani işi özenle yaparsanız yorulmazsınız; kapılar kapansa da pes etmeyip tekrar zorlamalısınız. Kayseri&#39;de bu anlamda şanslı göz doktorlarından olduğumu düşünüyorum. Zorlandık, yorulduk ama doğru ve iyi bir iş yapmak, mesleğimizi en iyi şekilde yapmak bizi mutlu ediyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-nin-gorusunu-degistire_1763468374_BwSjkb.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’nin görüşünü değiştiren doktor: Sait Nafiz Mutlu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-nin-gorusunu-degistire_1763468374_BwSjkb.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ticareti genlerinde taşıyan genç girişimci: Lavisse’in kurucusu Mehmet Karamavuş]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/ticareti-genlerinde-tasiyan-genc-girisimci-lavisse-in-kurucusu-mehmet-karamavus/19527/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin dar sokaklarından dünyaya açılan bir hikâye… Hacı Mehmet Karamavuş, 32 yaşında Hacılarlı genç bir girişimci. Turizm Lisesi yıllarından başlayan yolculuğunda Almanya ve Amerika’da edindiği deneyimlerle ticaretin ve hizmetin inceliklerini öğrenmiş bir isim.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/ticareti-genlerinde-tasiyan-genc-girisimci-lavisse-in-kurucusu-mehmet-karamavus/19527/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 14:43:38 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Genç yaşta cesaretle çıktığı bu yol, onu gıda, inşaat ve ithalat gibi farklı sektörlerde başarıya taşımış; disiplin, vizyon ve insan odaklı yaklaşımıyla adını markalaştırmış. Mehmet Karamavuş&#39;un öyküsü aslında cesaretin, emeğin ve sürekli öğrenmenin birleştiği bir başarı hikyesi…</strong></p><p>-Amerika&#39;ya gitme sürecim Turizm Lisesi ile başladı. Lise 2&#39;de Antalya, Lise 3&#39;te Almanya&#39;ya gidip staj yaptım; Almanya deneyimi dünyamı açtı. Üniversitede turizm fakültesinde ikinci oldum ve İngilizcenin önemini bildiğim için Work and Travel programına katıldım. 21 yaşında ilk Amerika deneyimim zorluklarla geçti ama bana 'başaramayacağım hiçbir şey yok' duygusunu verdi. 25 yaşında üniversiteyi 3. sınıfta bırakarak ikinci kez Amerika&#39;ya gittim. İyi bir otelde çalışıp ticareti gözlemledim; Pakistanlı bir girişimciyle tanışmam gıda ve franchise sektörüne ilgimi başlattı.</p><p>Dönüşte Kayseri&#39;de yabancı dile yeterince değer verilmediğini görünce Ürgüp&#39;te bir acentede çalışıp turist rehberliği okudum. İngilizcem ve hizmet anlayışım sayesinde öne çıktım; turistlere değer vermeyi ve 'karşımızdakini bizden akıllı görmek' prensibini benimsedim. Turizmde kazandıklarımı gıda sektörüne aktardım. Bir waffle franchise&#39;ı ile sektöre girdim, pandemide ayakta kaldım ve sonrasında büyüttüm. Ardından bir hamburger markasına yatırım yaptım ve üçüncü şubeyi açtım. Başarı geldikçe yatırım tutkusu arttı; gıda sektöründe yetinmemeye başladım. İlk paramı ise ortaokul döneminde bilgisayar tamiri ile kazandım. Bu, ticaretin ve para kazanmanın hazzını ilk tattığım andı. Dişe ilk kan değdiği zaman o zamandı. Ancak ilk gerçek kazancım, o dönem pelüş fillerden geldi. Hl odamda duran o pelüş fil, ticaret yolculuğumun sembolü oldu.</p><strong>Lavisse, sadece bir marka değil…</strong><p><strong>Kayseri&#39;den doğan Lavisse, adı gibi duru ve berrak bir vizyonu simgeliyor. Mehmet Karamavuş, Çin&#39;e gidip ürünlerini kendi markası için şekillendiriyor ve Türkiye geneline yayıyor; böylece Lavisse, sadece bir marka değil, özen ve tutkunun ürünü oluyor.</strong></p><p>-Markamız kendi kurmuş olduğumuz, Kayseri&#39;mizin bir markası. İsmi her ne kadar Fransızca olsa da Fransızca &#39;Duru, berrak su&#39; anlamına geliyor. Biraz daha dikkat çekmesi için Fransızca bir isim tercih ettik. Teknolojiyi mutfakla birleştiriyoruz; evyelerde sesli komut, köpük akan duş başlıkları gibi vitrifiye grubunda nadir ürünleri Çin&#39;den teknoloji getirerek üretiyoruz. Türkiye&#39;de 50&#39;den fazla satış noktamız, yalnızca Lavisse markasıyla açılan bayilerimiz var. </p><strong>'Çin pazarına daha güçlü bir şekilde geri döndüm'</strong><p><strong>Mehmet Karamavuş için Çin ticareti hem sınav hem de bir okul olmuş; pelüş oyuncaklarla attığı ilk adım, azim ve zekyla birleşerek onu yıllar sonra Çin pazarına iddialı bir şekilde taşımış...</strong></p><p>-Çin ticareti zordur; biz Kayserililer ve Türkler genelde hızlı kavrarız ama Çinliler daha sistematik çalışır, her aşamaya bizzat dahil olmak gerekir. İlk Çin ticareti deneyimim 2014&#39;te oldu. Pelüş oyuncakların çok sattığını görünce internetten içi boş getirip annem ve teyzemle doldurarak coksevimli.com&#39;u kurdum. Sermaye yetersizliğiyle o dönem başarılı olamadık. Yıllar sonra farklı sektörlerde güçlenip Çin pazarına daha sağlam döndüm.</p><p><strong>Kayserililerin Kaniş Karum&#39;dan bu yana süregelen ticaret zeksı, Mehmet Karamavuş&#39;un genç yaşında girişimlerine yön veren en güçlü mirası…</strong></p><p>-Bir turist rehberi olarak şunu söyleyebilirim: Kayseri&#39;ye 20 km yakınındaki Kaniş Karum, ticaretin yazılı belgelere geçtiği, ilk borç senetleri ve ticaret kurallarının kaydedildiği yerdir. Ben, ticaret becerilerimizin burada yaşayan Asurlular ve eski medeniyetlerden genlerimize işlendiğine inanıyorum. Konumumuz sayesinde atalarımız ticareti öğrenmiş ve bize miras bırakmışlar. </p><strong>'Genç yaşta patron olunca disiplin şart'</strong><p>-<strong>Genç yaşta patron olmanın disiplin ve cesaret gerektirdiğini, Mehmet Karamavuş&#39;un Kayseri zeksıyla ticaretin yollarını ustalık ve vizyonla aşmaya çalıştığını söyleyebiliriz…</strong></p><p>Genç yaşta patron olunca disiplin şart. Türkiye&#39;de yaşa duyulan saygı nedeniyle ustalarla hem samimi hem disiplinli olmak gerekiyor. Para disiplini ve verilen sözleri tutmak saygı kazandırır. Ailelere gelince de gençlere kalkan değil, destek olunmalı. Kolay para yok; sosyal medyadaki görüntü gençleri yanıltır. Onlara tavsiyem, kolay paraya değil ticarete yönelmeleri. Kayseri&#39;nin güçlü altyapısı ve cesaretle dünya ticareti yapmak mümkün. Çin&#39;den mal alıp Amerika&#39;ya, İngiltere&#39;den alıp Çin&#39;e satmak artık zor değil; başarı kendiliğinden gelir.</p><p><strong>Herkes parayı nasıl yatıracağını anlatırken, Mehmet Karamavuş sıfırdan kazanmanın ve disiplinle büyümenin yollarını gösteriyor; kazancı kontrollü kullanmak, risklere hazırlıklı olmak ve sürekli hareket etmek onun başarısının en önemli sırları.</strong></p><p>-Herkes genellikle belirli bir parayı nasıl yatırım yapacağını anlatır, ben ise sıfırdan para kazanmanın yollarını göstermeye çalışıyorum. Küçük sermayeyle başlayıp kazancın yalnızca yüzde 10&#39;unu harcamak uzun ömürlü ticaretin anahtarıdır. Kaybetmeye hazırlıklı olmak, karı kontrollü harcamak ve hırslı olmak başarıyı getirir; para ise bunun sonucudur. Önemli olan kısa vadeli kazanca değil, disiplinle çalışıp işletmeyi büyütmeye odaklanmaktır. Amerikalıların dediği gibi 'Move, move, move' harekete geçin; dinimizin de dediği gibi harekette bereket vardır. Önemli olan kısa vadeli paraya odaklanmak değil; disiplinle çalışıp işletmeyi büyütmek ve geleceği planlamak. Mücadele ederek başarıya ulaşmak en değerli şeydir…</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ticareti-genlerinde-tasiyan-ge_1763379817_gPYBRJ.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ticareti genlerinde taşıyan genç girişimci: Lavisse’in kurucusu Mehmet Karamavuş ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ticareti-genlerinde-tasiyan-ge_1763379817_gPYBRJ.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Köklerini koruyarak büyümek: Kemal Tekden’in hikayesi]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/koklerini-koruyarak-buyumek-kemal-tekden-in-hikayesi/19515/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin sıcak sokaklarında büyüyen Kemal Tekden, köklerinden aldığı güçle hayatını insanlara hizmet etmeye adadı. İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olarak kulak burun boğaz uzmanı oldu, hastanecilikten eğitime, film yapımcılığından gençlerin yetiştirilmesine kadar pek çok alanda iz bıraktı. “İnsan’ın Sırrı” ile insanın iç dünyasını, “Yerüstü Hazinelerimiz” ile üstün zekâlı çocukların hikâyelerini, “Sahne Senin” ile gençlerin hayata hazırlanmasını anlatıyor. Tekden’in hayatı, bir hizmet yolculuğu olurken; yazdığı kitaplar ve verdiği konferanslarla gençlere ilham vermeye devam ediyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/koklerini-koruyarak-buyumek-kemal-tekden-in-hikayesi/19515/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 15 Nov 2025 13:52:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kemal Tekden, annesinin ve babasının aşıladığı 'İnsanlığa ve milletimize faydalı olun; Allah yolunda hizmet edin' anlayışıyla yetişmiş, hekimliğin ötesinde topluma hizmeti hayatının merkezine koymuş bir isim…</strong></p><p>-Annem ve babam bize 'İnsanlığa ve milletimize faydalı olun; Allah yolunda hizmet edin' anlayışını aşıladı. Rahmetli Seyit Ahmet Arvasi hocam, sadece iyi hekim olmanın yetmediğini, ideallerimiz doğrultusunda topluma hizmet etmemiz gerektiğini öğretti. Bu anlayış hayat çizgimizi belirledi; idealimiz olduğunda yorulmaz, 'dinamo' dediğim motivasyonla gençlere hizmet etmeye çalışıyoruz. En büyük arzum insanların duasını almak. Hastanecilikte sloganımız 'Bütün hastaların duasına talibiz'di. Dua, Allah&#39;ın yardımını beraberinde getiriyor; annemin 'Günün gününden la gelsin' duası en kıymetli hatıralarımdandır. Hekimlik dua almak için özel bir meslek. Çalışmak şart ama bir yaşlının duasını almak, bir insana yardım etmek büyük güç ve huzur veriyor. Hastaları gezip ihtiyaçlarını sorar, dualarını isterdim; o an yüzlerindeki gülümseme unutulmazdı.</p><strong>'İşinizi aşkla yapın…'</strong><p><strong>Kemal Tekden&#39;in hayatında dürüstlük ve helal kazanç hep öncelikli olmuş; babasının DSİ&#39;deki örnekliği ve 'helal lokma' hassasiyeti, onun kişiliğini şekillendirmiş. O, sadece çalışmayı değil, işine anlam katmayı, ilahi bir gaye ve aşkla hizmet etmeyi savunuyor; gençlere de hedefler ve idealler edinmelerini, her işi aşkla yapmalarını öğütlüyor.</strong></p><p>-Babam, DSİ&#39;de idare işlerinde görev yaptı ve personel alımlarını yürütürdü. Rüşvet getirenleri kovar, helal lokma yememize önem verirdi; huzurumuzun ve başarılarımızın en büyük sebeplerindendir. Allah meknını cennet etsin… Bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri anlam eksikliğidir. Batı&#39;da buna 'logoterapi' deniyor. Hayatın anlamı yoksa yaşamak boş olur. Para için okunmaz; hayatın bir amacı olmalı. İlahi bir gaye ile birleşen anlam hem dünya hem ahiret hayatını güzelleştirir. Gençler hedefler ve idealler edinmeli; böylece yorulmadan işlerini aşkla yapar, başkalarını memnun ederler. İnsan, gelmek istediği noktayı hak etmeli ve ilişkilerde mükemmele ulaşma gayreti içinde olmalı. Güler yüz temelidir; &#39;Her geceyi Kadir Gecesi, her geleni Hızır gibi karşılamak&#39; şiarım oldu. Karşınızdaki kişi ters olsa bile onu Allah&#39;ın sizi denemek için gönderdiğini düşünerek hizmet edin. İşinizi aşkla yapın; kalp, aşkın ve imanın merkezidir; beyinle birlikte çalıştığında ise gerçek başarı ortaya çıkar.</p><p><strong>Tekden&#39;e göre gerçek başarı, gençlerin önce kendilerini keşfetmesi, dürüst ve kaliteli çalışması ve toplumun güveni ve duasını kazanmasıyla elde ediliyor.</strong></p><p>-Gençlerin önce kendilerini keşfetmesi gerekir: yetenekleri, ilgi alanları, mizacı, zaafları ve korkuları… Zaaflarla yüzleşmek ve onları aşmak şarttır; ben de lise yıllarında kan göremeyen, topluluk önünde konuşamayan biriydim ve bunları yendim.</p><p>Başarı için hayatınızda leke olmamalı; Allah&#39;ın gördüğünü bilerek hareket etmek gerekir. Başarı sadece makam veya para değil; takdir edilen, Allah&#39;ın da takdir ettiği insan olmaktır. İtibar, dürüstlük ve kaliteli çalışmayla kazanılır; toplum sizi takdir edip arkanızdan dua ediyorsa gerçek başarıya ulaştınız demektir.</p><strong>Manevi tatminin peşinde giden bir hayat…</strong><p><strong>Kemal Tekden, Kayseri&#39;de başladığı girişimcilik ve eğitim yolculuğunu kültürel projelerle taçlandırarak Diriliş Ertuğrul ve Yunus Emre gibi eserlerle gençlere ilham veriyor. Bu projeler, Türk milletinin değerlerini dünyaya taşırken, aldığı manevi geri dönüşler maddi karşılığın çok ötesinde bir mutluluk sağlıyor.</strong></p><p>-Evlilik hayatımdaki en büyük dönüm noktalarından biri oldu; aile huzuru dışarıya da yansıyor. Memur çocuğu olarak girişimciliğe atıldım; Kayseri&#39;de ilk tıp merkezini kurduk ve başarılı olunca eğitim alanına yöneldik. Türkiye&#39;de akıllı tahtalarla donatılmış ilk okulları Kayseri&#39;den başlattık, sonra diğer şehirlere yaydık.</p><p>Eğitim sadece okul ve aileyle sınırlı değil; sinema ve sosyal medya da etkili. Tekden Film ile Diriliş Ertuğrul, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Kızıl Elma, İbn-i Sina gibi projelerle büyük başarılar kazandık. İlkem şu: Kendi hikyemizi biz yazmazsak, başkaları yazar. Kendi tarihini, kendi değerlerini en iyi yine o topluma ait insanlar anlatır. Gönülden yapılan bu işler, insanların kalbine dokunur.</p><p>Türk milletinin insanlığa verecek değerli mesajları, eşsiz dini ve güçlü tarihi var; kültürel projelerle bunu tanıtmak önemli. İnandığınız bir düşünceyle ortaya çıktığınızda başarı kendiliğinden gelir. Nitekim Pakistan Başbakanı İmran Han&#39;ın daveti üzerine gittiğimizde, kendisi tüm gençlere 'Diriliş&#39;i izleyin' çağrısı yaptı. Yine Dubai&#39;den bir Türk genç, manevi boşlukta olduğunu söyleyerek bana ulaştı. Yunus Emre dizisini izledikten sonra huzur bulduğunu, defalarca tekrar izlediğini anlattı. 'Ne olur bana yol gösterin, neler okuyayım, neler seyredeyim?' dedi. İşte bu geri dönüşler büyük mutluluk veriyor; manevi tatmin, maddi karşılığın çok ötesinde.</p><strong>'Kayserililik imtihanı'</strong><p><strong>Çocukluk yıllarında su, elma ve şemşamer satarak mücadele ruhunu geliştiren Kemal Tekden, bu deneyimleri 'Kayserililik imtihanı' olarak nitelendiriyor. Onun için gerçek değer, çalışmayı ve sabrı öğrenmek; tıpkı İngiltere&#39;de 15 yaşında iş yapan bir çocuğun babasıyla kazandığı ders gibi…</strong></p><p>-Türkiye&#39;nin önemli bir profesörü öğrencilik yıllarımda benden Kayseri&#39;den ne isterdiniz diye sorduğumda, 'Erciyes&#39;in suyunu' istediğini söyledi; 'Belki biraz Kayserililik dokunur bize' dedi. Eskiden Kayseri&#39;de çocuklar yaz aylarında küçük işler yaparak çalışırdı; ben buna 'Kayserililik imtihanı' diyorum. Ben de şemşamer, su, elma sattım; ortaokulda manifaturacının yanında çalışırken kazandığım 20 lirayla Türk tarihi kitapları aldım 4 cildini de tamamlayınca işten ayrıldım. Bunlar bana hep okuma alışkanlığı kazandırdı. Benimde böyle bir maceram var. </p><p>Bugün bu gelenek maalesef azaldı. İngiltere&#39;de yüksek lisans yapan bir arkadaşım, bulaşıkçılık yapan 15 yaşındaki Tommy&#39;nin babasını Londra&#39;nın en zenginleri arasına girdiğini görmüş; babası çocuğunu çalıştırarak mücadele ruhunu ve para kazanmanın kıymetini öğrenmesini istiyormuş. Bu olay bana 'Kayserililik zihniyetine sahip bir İngiliz' örneği oldu. Ancak Kayseri&#39;de eski adetler unutuldu; varlıklı ailelerin çocukları hemen yurt dışına gönderiliyor veya müdür yapılıyor. Eski çalışma ve mücadele geleneğinin akıllı aileler tarafından yeniden sürdürülmesi gerekir.</p><strong>'Kültürü korumak, kimliği korumaktır'</strong><p><strong>Kemal Tekden, Dubai&#39;de kültürün neredeyse kaybolduğunu görünce Kayseri&#39;nin kendi değerlerini koruyarak gelişmesinden gurur duydu. Ona göre bir şehir, köklerini unutmadan ilerlediğinde hem şahsiyetini hem de özgün kimliğini korur.</strong></p><p>-Dubai&#39;ye birkaç kez gittim. Birinde Dubai Festivali&#39;ni izledim; yüzlerce grup geçiyor ama neredeyse hiçbiri Arap kültürünü yansıtmıyordu. Sadece bir grup teflerle Arap kıyafetleri giymişti. Dubai&#39;de maalesef kendi kültürünü, milli değerlerini ve dilini kaybetmiş bir görünüm var; her şey kapitalist bir anlayışın istasyonu gibi.</p><p>Bunu görünce Kayseri&#39;ye şükrettim. Kayseri, gelişirken kendi kültürünü kaybetmiyor. Bu nedenle Kayseri modelini hep ön plana çıkarıyorum; bir şehir, kendi kültürünü koruyarak gelişirse, şahsiyetini ve değerini sürdürebilir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koklerini-koruyarak-buyumek-ke_1763203954_sHrjtT.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Köklerini koruyarak büyümek: Kemal Tekden’in hikayesi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koklerini-koruyarak-buyumek-ke_1763203954_sHrjtT.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bir gurbetçi hikayesi: İbrahim Arık]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/bir-gurbetci-hikayesi-ibrahim-arik/19501/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin Sarız ilçesinde başlayan çocukluk, İngiltere’nin sokaklarında İngilizce öğrenerek şekillendi. 16 yaşında ticaretin içine adım atan İbrahim Arık, genç yaşta hem okul hem iş dünyasının zorluklarını aynı anda deneyimledi. 21 yaşında ekonomik krizle karşılaşan Arık, 22 yaşında tüm varlıklarını satarak borçlarını kapattığı temiz bir iflasla hayata yeniden başladı. İşte, genç yaşta düşüp tekrar kalkmayı öğrenen bir girişimcinin hikâyesi…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/bir-gurbetci-hikayesi-ibrahim-arik/19501/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 13 Nov 2025 14:57:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>-Ben İbrahim Arık, Grup Avenir Türkiye&#39;nin Türkiye kurucusu ve yönetim kurulu üyesiyim. 1985&#39;te Kayseri Sarız&#39;da doğdum, 8 yaşında babam ailemle birlikte bizi İngiltere&#39;ye götürdü. Dil bilmeden başladığım okulda kısa sürede İngilizce öğrendim. 16 yaşında ailece market, ardından restoran ve çeşitli işler kurduk. 16 yaşına geldiğimde aile olarak market açmaya karar verdik, ardından restoran ve diğer işler derken ticari hayata hızlıca adapte olduk. Gençliğin verdiği hırsla gece gündüz çalıştık. Okula devam ettim, üniversiteyi 18 yaşında kazandım ve eğitimle ticaret hayatımı birlikte yürüttüm. Üniversiteye 18 yaşında girip eğitimle ticareti birlikte yürüttüm. 21 yaşında Londra Üniversitesi Ekonomi-Finans bölümünden mezun olup evlendim. Ancak ekonomik kriz ve dengesiz borçlanma nedeniyle 22 yaşında ticari iflas yaşadık. Tüm varlıklarımızı satarak borçlarımızı kapattık, işsizlik maaşıyla geçindim. Bu dönemde sosyal ve maddi anlamda birçok fedakrlık yapmak zorunda kaldım.</p><p ><strong>Geçmişin iflas dersleriyle yoğrulmuş bu yolculuk; İbrahim Arık&#39;ı emlak, finans ve inşaatta yeni bir hikyeye, memleketine yatırım yapma serüvenine sürüklemiş…</strong></p><p>-Üniversite ve genç yaşta edindiğim iş tecrübeleri sayesinde büyük bir şirkete binlerce adayın arasından seçilerek yönetici olarak kabul edildim. Altı aylık eğitimden sonra, 23 yaşında gıda ve elektroniği bir arada barındıran 600 çalışanlı, 24 saat açık bir alışveriş merkezinin başına atandım. Bu kritik deneyim, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu.</p><p>İlk seferde cesaretimi toparlayamasam da üçüncü denememde şubeyi devraldım. Dört yıl boyunca kurumsallık, insan yönetimi, finansal tablolar ve vizyon oluşturma konularında değerli deneyimler edindim. Önceki ticari tecrübemizle yaşadığımız iflasın değerini daha iyi anladım; bence başarıya giden en önemli adım, böyle tecrübelerden geçmektir. Elde ettiğimiz kazanç ve sermaye akışıyla emlak, finans ve inşaat alanlarında küçük teşebbüslerle ticarete yeniden başladık.</p><p>2012&#39;de, 28-29 yaşındayken Türkiye&#39;ye yatırım yapma kararı aldık. Memleket sevgisi ve babamızın gurbetçi hikyesiyle Kayseri&#39;de gayrimenkul ve inşaat alanında iş geliştirmeye başladım. Fizibilite çalışmalarında, başarı için dürüstlük, hak-hukuk ve disiplinin şart olduğunu gördük. Kayseri&#39;de yaptığımız fizibilite ve saha çalışmalarında gördük ki, gayrimenkul ve inşaat sektöründe başarı için en temel unsur dürüstlük, hak-hukuk ve disiplinli çalışmaydı. Londra&#39;da edindiğimiz tecrübeler ve ileri vizyonumuzla, Türkiye&#39;de de başarılı olabileceğimize inandık.</p><strong>Memlekete yeniden 'merhaba'</strong><p ><strong>Gurbet ve memleket arasında geçen bir yolculuk… </strong><strong>İbrahim Arık, çocuk yaşta ayrıldığı Kayseri&#39;ye yıllar sonra yalnızca dönmemiş; babasının yarım bıraktığı hayali tamamlamış. 2018&#39;de hayata geçen 'Bir gurbetçi hikyesi' projesi, memlekete yeniden bir 'Merhaba' olmuş…</strong></p><p>-2013&#39;te Türkiye&#39;ye döndük, ilk yılları memleketi tanıma ve gayrimenkul sektörünü öğrenmeye ayırdık. Fransa&#39;daki ortağımız Derviş Teber ile yatırım planladık, ancak 2015 darbe girişimi ve ekonomik krizler nedeniyle projeler ertelendi. 2018&#39;de Kayseri&#39;de ilk inşaat projemize başladık: 5 blokluk büyük bir site. Kriz döneminde fark yaratmak için kalite ve disiplinle çalıştık ve sektörde ayrıştık. Projemizin teması 'bir gurbetçi hikayesi' idi… Filmimizde, babasının yapamadığını çocukların yaptığı ve Türkiye&#39;ye dönerek yatırım yaptığı bir gurbetçi hikyesini anlattık.</p><p>Bu hikye hem Avrupa&#39;daki gurbetçiler hem Türkiye içindeki memleketten ayrılmış kişiler için duygusal bir bağ oluşturdu. Biz de babalarımızın yapamadığını gerçekleştirip memleketimize yatırım yapmaya başladık.</p><strong>'Geleceği Kayseri&#39;de inşa edelim' </strong><p><strong>Avenir… Onlar, geleceği Kayseri&#39;de inşa etme hayaliyle yola çıktı. Avrupa&#39;da yoğrulan yılların emeğini memleket toprağına kattı; krizlere inat, umudu yitiren gurbetçilere ışık oldu. Bu dönüş, sadece bir yatırım değil; sevdanın ve inancın tuğla tuğla yükselen hikyesiydi.</strong></p><p>-Avenir, Fransızca 'gelecek' demek. Biz de 'Geleceği Kayseri&#39;de inşa edelim' diyerek yola çıktık. Fransa&#39;daki 22 yıllık ve Londra&#39;daki 12-13 yıllık tecrübemizi Kayseri&#39;de birleştirerek 2018&#39;de 'Fransa&#39;dan sonra Türkiye' sloganıyla inşaat sektörüne girdik.</p><p>Tüm krizlere rağmen Avrupa&#39;dan sermaye akışı sağlayarak üretime devam ettik, gurbetçileri ülkeye yatırım yapmaya teşvik ettik. Küsen, umudu kırılan birçok gurbetçiye örnek ve umut olmaya çalıştık. Biz ülkemizi seviyoruz, güveniyoruz. Avrupa&#39;dan memlekete dönme sebebimiz de buydu: Ülkemize bir katkı sunmak, damlaya damlaya göl olacağına inanmak.</p><p><br><strong>Avenir, Avrupa&#39;dan getirdiği disiplin ve tecrübeyi Kayseri&#39;nin taşına toprağına işleyerek, her yıl farklı bir tema, özgün bir tasarım inşa etti. Onlar için inşaat, yalnızca bina dikmek değil; yeniliği, estetiği ve vizyonu tuğla tuğla yükseltmekti.</strong></p><p><strong>-</strong>Avenir olarak hedefimiz, Türkiye markası olmak ve farklı illerde sayısız projeye imza atmaktır. İlk projeden bugüne kadar 22 projede her yıl yeni bir tema ve tasarım geliştirdik; hiçbir projeyi kopyala-yapıştır yapmadık. Avrupa&#39;dan getirdiğimiz iş disiplini, mimari ve teknik tecrübe sayesinde Kayseri&#39;de fark yarattık. Her projeyi yeni bir başlangıç olarak gördük, teslim ettiğimiz her işte 'Bunun üstüne nasıl çıkarız?' diye düşündük. Uzun yıllar gelişmiş sistemlerde edindiğimiz deneyim, Türkiye&#39;de yenilik yapmayı kolaylaştırdı. Kayseri&#39;de inşaat sektörü hl gelişime açık. Biz kurumsallığı ne fazla ne eksik, dengeli bir seviyede uygulayarak sektörde ilerlemeye devam ediyoruz.</p><strong>Avrupa&#39;nın disiplinli sokaklarından memleketin sabah ezanına…</strong><p><br><strong>Yabancı dilin hkim olduğu bir hayatın ardından, kendi kültürünün tanıdık dokusunda yeniden doğmak… İbrahim Arık için bu dönüş, sadece ülke veya şehir değişikliği değil; özgürlüğün, huzurun ve aidiyetin en saf hli olmuş.</strong></p><p>-İş ciddiyeti, disiplin, saygı ve sabır olmazsa olmaz. Ancak toplum olarak biraz sabırsızız; hemen sonuç istiyoruz. Bu eksikliği disiplinle desteklediğimizde işler çok daha başarılı ilerliyor. Türkiye&#39;ye ilk geldiğimde en zorlandığım şey, yabancı dil ağırlıklı yaşamımdan dolayı Türkçeyi tam kullanamamaktı. Ayrıca Avrupa ile ülkemiz arasında ciddi kültür ve disiplin farkı var. Gelişmiş bir ülkeden gelip burada çalışmaya başlayınca bu farklılıklar daha net hissediliyor. Buna rağmen memlekette yaşamanın keyfi bambaşka. Sabah ezan sesiyle uyanmak, herkesin Türkçe konuşması, kendi kültüründe olmak tarifsiz bir mutluluk. Avrupa&#39;da kültür çatışmaları yaşanırken, burada özgürlük ve huzur daha fazla. Ben hep söylüyorum: Gerçek demokrasi ve insan hakları bu ülkede var. Avrupa kendini iyi pazarlıyor ama biz onlardan daha iyiyiz. Özgürüz, baskı yok; herkes işini yapıyor, yaşıyor, eğleniyor. İşte gerçek özgürlük bu.</p><p><strong>İbrahim Arık, Türkiye&#39;nin eşsiz değerini bilenlerden olmuş. Genç yaşta iş dünyasına adım atıp Avrupa tecrübesiyle dönen Arık, genç girişimcilere hem ilham veriyor hem de değişimin hızla şekillendiği çağda yol gösteriyor.</strong></p><p>-Tabii ki ülkemizde zor yanlar da var. Ekonomide istikrar sorunu, geçim sıkıntısı yaşayanların sayısını artırıyor. Birçok insanın aklında 'Nasıl olacak, ne olacak?' soruları var. Ama unutmamak gerekir ki hayat her yerde zor; hiçbir ülke kusursuz değil. Fakat Türkiye&#39;nin kıymetini bildiğinizde, buranın değeri bambaşka.  Genç girişimciler şunu unutmamalı: Çağımızda iş yapmak aslında eskisine göre daha zor. Teknoloji, yapay zeka, sosyal medyanın gücü… Tüm bunlar işleri kolaylaştırıyor gibi görünse de, beklentileri ve rekabeti artırıyor. Yeni nesiller çok daha donanımlı geliyor; alfa kuşağı daha çocuk yaşta teknolojiye hkim. Bu nedenle değişimi yakından takip etmek şart.</p><p>Avrupa&#39;yla kıyasladığımda, Türkiye çok hızlı gelişen bir ülke ve her sektörde fırsatlar var. Avrupa ise doygun; rekabet daha sert. Gençlerin uzun vadeli Avrupa hayallerinden vazgeçip memlekete odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum. Elbette kısa vadeli planlar, dil öğrenmek, tecrübe kazanmak için Avrupa mantıklı olabilir. Ama kalıcı bir gelecek için Türkiye çok daha avantajlı. Avrupa&#39;da sistem gelişmiş ama bu bazen özgürlükleri kısıtlıyor. Londra&#39;da yaşarken hep şunu hissederdim: İnsan kendini sistemin bir dişlisi gibi görüyor. Özgürlük var gibi ama o düzen seni hep geri içine çekiyor. Oysa oradaki iş disiplini ve vizyonu alıp Türkiye&#39;ye uyguladığınızda çok büyük fark yaratabiliyorsunuz.</p><strong>'Annemin duası hep yanımızda'</strong><p ><strong>Başarı yolculuğunda en güçlü rehber bazen iş planları değil, bir annenin duasıdır. İbrahim Arık, memleketine yatırım yaparken, annesinin desteği ve duasıyla hayallerini gerçeğe dönüştürmüş...</strong></p><p>-Gençlerin çağı doğru okumaları, ihtiyaçları iyi analiz etmeleri gerekiyor. Bu süreçte aile desteği çok önemli. Babam geçen yıl vefat etti, Allah rahmet eylesin. Annem hayatta ve duası hep yanımızda. Babamın gururu ise tarif edilemezdi. Türkiye&#39;ye dönüp onun memleketine yatırım yaptık, projelerimizi gezdirdik… Gözlerindeki mutluluğu görmek, bizim için en büyük ödüldü. Onun yapamadığını yapıp ailemizi bir araya getirebilmek, hayatımızın en değerli başarısı oldu.</p><p><strong>İbrahim Arık&#39;ın gençlere mesajı net: pes etme, dürüst ol ve her adımı özenle at!</strong></p><p>-Toplumda konuşmak kolay ama uygulamak önemli. Konuştuğunu yapmak, samimi olmak, aileye sahip çıkmak çok kıymetli. Anne-baba duası laf olsun diye söylenmez; onların desteği hayatı değiştirir. Gençler pes etmemeyi öğrenmeli. Hayat kolay değil, her zorluk bir hayır barındırır. Dürüst olmak, iyi insan olmak sabır, saygı ve fedakrlık ister. Başarı bir günde gelmez; sabırlı olmak, adım adım ilerlemek ve sağlam plan yapmak gerekir. Türkiye&#39;de her sektörde büyük fırsatlar var. Batı&#39;yı örnek alıyoruz ama onlardan daha iyi olabiliriz. Gençler geleceği doğru okumalı. Danışmanlık almak değerlidir, plansız işe girmek risklidir. Olumsuzluklarda pes etmesinler, idealist ve pozitif kalsınlar. Makul riskler alsınlar ve en önemlisi dürüst olsunlar.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bir-gurbetci-hikayesi-ibrahim-_1763035027_qJu8Nb.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bir gurbetçi hikayesi: İbrahim Arık ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bir-gurbetci-hikayesi-ibrahim-_1763035027_qJu8Nb.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hayal, sabır ve tecrübe: Şehrin gözüne değer katan adam]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/hayal-sabir-ve-tecrube-sehrin-gozune-deger-katan-adam/19483/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’nin dar sokaklarından, yaz güneşinin altında karpuz tezgâhına kadar uzanan bir çocukluk hikâyesi… Ve o hikâyenin satır aralarında, ustasının yanında şekillenen bir meslek aşkı.
1985 doğumlu Bekir Orçanoğlu, aile dostunun yönlendirmesiyle adım attığı ticaret dünyasında, önce pazarın tozunu yuttu, sonra optik vitrinlerinin berrak camlarına yansıyan hayallerini kurdu. Karpuz yüklediği el arabasından, gözlük camının inceliklerine uzanan bu yolculuk; azmin, emeğin ve ustadan çırağa geçen bilginin hikâyesi. Bugün, kendi mağazasında şehrin nabzına uygun hizmet veren Orçanoğlu, “Sevdiğim işi yapıyorum” derken, aslında bir meslekten çok, bir yaşam biçimini anlatıyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/hayal-sabir-ve-tecrube-sehrin-gozune-deger-katan-adam/19483/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 12:16:38 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p ><strong>-</strong>Çocukluğumdan bu yana, babamın arkadaşı vasıtasıyla giriş yaptım. Öncesinde pazarcılık dahi yapmışlığım var. Hatta babamın çok güzel bir anekdotu vardır. Ortaokul yıllarında beni, pazarcı bir abimizin yanında çıraklığa verdi. Orada güneşin altında el arabasıyla karpuz sattık. O zorluğu görünce, beni eczane ve optik alanında yeni bir yere yerleştirdi. Yaz tatillerinde ve hafta sonlarında gittiğim bir yerde mesleği öğrendim. Zorluğunu gördükten sonra burası bize çok daha güzel geldi, giriş çıkış saatleri, pazar tatillileri vardı. Sektöre orada başladık orada sevdim, gözlükçülüğü orada öğrendim. Sevgili ustam Suat abi bize her şeyi öğretti. Keyif aldığım mesleğin, severek yaptığım bir mesleğin içerisindeyim. </p><p ><strong>'Bismillah' ile başlayan her gün, Bekir Orçanoğlu için sadece bir güne merhaba demek değil; hayatın anlamına dokunan bir teslimiyetin ifadesi. Doğumdan ölüme kadar her şeyin Allah&#39;tan geldiğini bilerek, tevekkül ve inançla yol almak ise bu hayat yolculuğunun en değerli pusulası…</strong></p><p >-Çok şey ifade ediyor. Bir kere Allah&#39;ın ismiyle başlıyorsunuz. Her şeyden önce, ona inanmak ve tevekkül benim ilk gayem. Sabah kalktığımda 'Bismillah' diyerek yeni bir güne başlamak. Çünkü aslında hepimiz, belki çok hoş olmayacak ama, bir yarış atı gibiyiz başa dönmek için sona koşuyoruz. Bu koşuyu hakkıyla, en güzel şekilde tamamlamak gerekiyor. Bunu tamamlarken de tevekkül içerisinde, Allah&#39;a teslimiyetle ölümün de doğumun da hayatta yaşayacağımız her şeyin ondan geldiğini bilerek hareket etmek lazım. </p><strong>'Umut da hiçbir zaman kesilmemeli'</strong><p ><strong>Bekir Orçanoğlu, iş hayatındaki yolculuğunu sabır ve temkinle örmüş bir esnaf. Ortaklıktan kendi mağazasına uzanan süreçte, ürün yelpazesini acele etmeden, şehrin ruhuna ve halkın beklentilerine uygun biçimde genişletmiş. Sosyal medyayı ölçülü tanıtımlarla aktif kullanarak, markasını güven ve samimiyetle tanıtmış. 'Bu şehrin insanıyız, bu şehre hizmet ediyoruz' diyen Orçanoğlu, inanç ve azimle hedeflerine yürümeye devam ediyor.</strong></p><p >- Tabii ki zorluklar oldu. O dönem ortaklığım vardı ve mağazamda ürün çeşitliliği azdı. Bunları bir anda değil, yavaş yavaş artırdık. Şehri ve çevremi tanıyordum, kendi yerim olunca daha temkinli davranmam gerekti. Zamanla sosyal medyayı doğru kullanarak insanlara kendimizi tanıttık ve başarının buradan geldiğine inanıyorum.</p><p >Hayal her zaman olmalı. Nasıl 'Bismillah' diyorsak, umut da bitmemeli. Dokuz yıl önce büyük hayallerim vardı, hl da var. Hep büyük bir mağazam olsun, insanları mutlu uğurlayabileyim istedim. Daha büyük hayallerim var ve gerçekleşeceğine inanıyorum. Bu şehri ve insanlarımızı seviyoruz, onlara hizmet etmeye Allah&#39;ın izniyle devam edeceğiz.</p><p ><strong>Bekir Orçanoğlu, büyük hayallerin ve başarıların inançla başladığını söylüyor. Yol boyunca çevresindekilerin şüpheleriyle karşılaşsa da ailesinin ve aile dostlarının maddi ve manevi destekleri onu her zaman bir adım öteye taşımış…</strong></p><p >-Tabii ki zaman zaman ayrımlar, zorluklar olmuştur. Zaten büyük düşünceler, büyük başarılar inançla başlıyor. Çevrendeki insanların inanmadığı zamanlar oldu. Bu noktada ailemin annemin, babamın, kardeşimin çok desteği oldu bunu hiçbir zaman esirgeyemem. Aynı zamanda aile dostlarımın da bana olan inançları ve maddi manevi destekleri beni bir üst çıtaya taşıdı. Onların varlığı her zaman benim için çok özel ve değerli olmuştur. </p><strong>Sektöre öncü bir iz bırakıyor</strong><p ><strong>Bekir Orçanoğlu, sosyal medyayı ustalıkla kullanarak ve mağazasına kattığı yenilikçi dokunuşlarla sektörde öncü bir iz bıraktı. Filtre kahve ve mini barla misafirlerine bir deneyim sunduğu mekn, sadece şehri değil çevre illeri de kendine çekiyor. </strong></p><p >- Biz o dönemin nüansını iyi yakaladık. Mağazamı açtığımda Instagram yeni popülerleşiyordu ve biz profesyonel çekimler, ürün tanıtımlarıyla hem butik hem kurumsal alanda öne çıktık. Başarımızın kaynağı da müşterilerimize ve şehrimize doğru hissiyatı aktarabilmemiz oldu. Bizim için en büyük değer, insanların bizim olmadığımız yerde hakkımızda güzel konuşmalarıdır.</p><p >Ayrıca şehirde bir ilke imza atarak mağazamızda mini kahve bar bulunduruyoruz. Etkinlikler, kampanyalar düzenliyor, markalarımızın gücüyle şehirde ve çevre illerde tanınıyoruz. Sosyal medya sayesinde şehir dışında da bilinir hale gelmemiz bizim için çok özel.<strong> </strong></p><strong>'İlk hedefimiz, buradan herkesin mutlu ayrılmasıdır'</strong><p ><strong>Bekir Orçanoğlu, mesleğini sadece gözlük satmak olarak değil, moda ve sağlıkla iç içe bir alan olarak görüyor. Onun için maddi kazanç ikinci planda; asıl amaç, herkesin mağazadan mutlu ayrılması. Gözlük, onun gözünde hem en sağlıklı aksesuar hem de insanların yaşam kalitesini artıran bir ihtiyaç...</strong></p><p >- Mesleğimi seviyorum; sadece gözlük değil, modayı da önemsiyorum. Moda eğitimi aldım ve doğru kombin, renk uyumu ve gözlüğün yüze yakışmasıyla stilin başladığını düşünüyorum. Bu alanda kendimi sürekli geliştiriyorum, yurt dışı araştırmalarımla firmama katkı sağlıyorum.</p><p >Önceliğimiz insanların mağazadan mutlu ayrılmasıdır, maddi kazanç ikinci plandadır. Çünkü gözlük, moda kadar sağlık açısından da önemlidir; optik lens ve güneş gözlüğü doğrudan göz sağlığıyla ilgilidir. İnsanlara manevi destek vermek ve ihtiyaçlarını karşılamak en büyük hedefimizdir, marka değerimiz de buradan geliyor.<strong> </strong></p><strong>'Şehrimle gurur duyuyorum'</strong><p ><strong>Kayseri&#39;nin sokaklarında doğup büyüyen Bekir Orçanoğlu, ekmeğini de yine bu şehrin bereketli topraklarından kazanıyor. Ona göre Kayseri, yalnızca kendi halkına değil, çevre illerden gelen misafirlere de kapılarını açan, ticaretin kolay aktığı bir şehir.</strong></p><p >-Şehrimle gurur duyuyorum. Burada doğduk, burada büyüdük, buradan ekmek yiyoruz. Buradaki insanlarla bir aradayız. Şehrimizi seviyoruz. Ülkenin her bir yeri bizim vatanımız, bizim toprağımız. Kayseri bence zor bir şehir değil kolay ticaretin aktığı bir şehir. Sadece Kayseri bazlı düşünmeyelim çevre illerin çoğu da alışveriş için buraya geliyor. Ben bunu kendi sektörümde yaşıyorum. Çünkü orada bulamadıkları markaları burada bulabiliyorlar. Sosyal medyadan keşfediyorlar. Bu anlamda Kayseri gelişmiş durumda. Şu an valimize, Sayın Gökmen Çiçek&#39;e teşekkür etmek istiyorum. Son 2-3 yıldır popülerliğimiz artmış durumda. Güzel bir şehir burada durmaktan ve hizmet vermekten gurur duyuyorum. </p><strong>'Her gözlüğün bir hikyesi var…'</strong><p ><strong>Her gözlüğün bir hikyesi olduğunu vurgulayan Orçanoğlu, önceliğinin maddi kazanç değil, şehre yeni bir değer katmak olduğunu söylüyor. 2026&#39;da hem gözlük hem aksesuar konseptiyle şehre açılacak yeni mağazasıyla bu vizyonu gerçeğe dönüştürmeyi planlıyor.</strong></p><p >- Müşteriyi önce doğru analiz edip ne istediğini anlamamız gerekiyor. Ona göre sunum yaparak, aradığı gözlüğe ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlıyoruz. Her ürünün bir hikayesi var; değer sadece fiyatla ölçülmez, gözlüğe verilen önem de önemlidir. Biz müşterilerimizin yanında olmaya ve onları mutlu etmeye özen gösteriyoruz.</p><p >Bekir Optik elbette büyüyebilir, ancak önceliğimiz şehrimize yeni bir değer katmak. 2026 yılında, sadece gözlük değil, aksesuar ve yeni bir mağaza konseptiyle şehrimizle buluşacağız. </p><strong>'Başarı anlatılmaz, gösterilmez, sadece yaşanır'</strong><p ><strong>Bekir Orçanoğlu, hayatta başarıyı akıl, nefis ve sezgi üçlüsünü ayırt edebilmekte görüyor; akıl güven verir, nefis yanlış yönlendirebilir, sezgi ise her zaman doğruyu fısıldar. Ona göre başarı anlatılmaz, gösterilmez; yaşanır ve tecrübe ile şekillenir.</strong></p><p >-Hayatta üç şeyi ayırt etmek gerekiyor. Sadece iş anlamında değil akıl düşünmek ile alakalı, nefis duygu ile alakalı ve sezgide ilham ile alakalı diye bir yazıda okumuştum ben mantık, aslında aklı ve kalbi susturan, güven veren unsurdur. Nefis, yanlış yönlendirildiğinde insanları her zaman farklı alanlarda yönlendirebilir. Sezgi ise her zaman doğruyu fısıldar. Ben, akıl, nefis ve sezgiyi birbirinden ayırt edebilenlerin hayatta başarılı olabileceklerini düşünüyorum. </p><p >Sektörde her şey yavaş yavaş olmalı. Fakat çok mezun veriyoruz. Yeni başlayanların bence biraz pişmeleri gerekiyor. Bu sadece bizim sektörümüzde değil, birçok sektörde de bu sorun var. Sektörde artık çırak yetiştiremiyorsun. Okuldan mezun olanlar, direkt mesleğe atılmak istiyorlar. Oysa işin mutfak kısmını bilmek gerekiyor. Mutfakta çalışmak, emek vermek, mücadele vermek gerekiyor. Bunları göz ardı etmemek gerekiyor. Bir yerde gerçekten nefes almaları gerekiyor.</p><p ><strong>Başarı anlatılmaz, gösterilmez, sadece yaşanır…</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hayal-sabir-ve-tecrube-sehrin-_1762852597_zt9C4D.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hayal, sabır ve tecrübe: Şehrin gözüne değer katan adam ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hayal-sabir-ve-tecrube-sehrin-_1762852597_zt9C4D.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Son dokunuşun mimarından güçlü bir ilham hikayesi: Emel Kuşçuloğlu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/son-dokunusun-mimarindan-guclu-bir-ilham-hikayesi-emel-kusculoglu/19452/</link>
            <description><![CDATA[Tamamlandığınız düşündüğümüz her işin sonunda yapılan son dokunuş, genellikle bir kadının elinden çıkar. Kayseri’de, ailesine, işine ve girişimci olmak isteyen kadınlara ilham veren güçlü bir kadın var: TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı ve peyzaj mimarı Emel Kuşçuloğlu…
O, sadece çizimleriyle değil, aynı zamanda güçlü duruşu ve ilham veren kariyer yolculuğu ile Kayseri’nin peyzajında son dokunuşu yapan isim…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/son-dokunusun-mimarindan-guclu-bir-ilham-hikayesi-emel-kusculoglu/19452/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 07 Nov 2025 13:26:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>1982&#39;de Kayseri&#39;de dünyamızı değiştirmek için dünyaya gözünü açan Emel Kuşçuluoğlu, 2005 yılında peyzaj mimarlığından mezun olduktan sonra 2006 yılında hayatını Murat Kuşçuluoğlu ile birleştirmiş. Ardından kurdukları Kuşçuluoğlu Mimarlık Ofisi&#39;nde proje sunumu, vaziyet planı, peyzaj projeleri yapmış ve çocukluğundan gelen girişimci ruhu ile hep cesur adımlar atan Emel Kuşçuluoğlu finans ve muhasebe işini de üstlenmiş…</strong></p><strong>Bazıları sadece mükemmeliyetçidir…</strong><p><strong>Bazen uçurumun kenarında bazen dere kenarında ama yine de en iyisi olma yolunda… Her yaptığımız işte mükemmeli ararız, en dikkat çekene bakarız en çok gözümüze çarpanı ararız. Emel Kuşçuluoğlu sadece mükemmel olmayı değil kendi potansiyelinin farkında olmayı önemseyerek yoluna devam ediyor…</strong></p><p><strong>Bir de bölgemizin ve şehrimizin kültürel yapısı gereği kadın elinin hamur ile pek bir işe karıştırılmaz. Oysa ki kadın, elinin hamuru ile dokunduğu her yere bereketini getirir…</strong></p><p>- 'Tabii ki de hayatta beni motive eden birçok söz ve durum var ama bunların en başında gelen &#39;Dere kenarında bir çalı bile olsan en iyi çalı ol&#39; sözüdür. Çünkü bu söz yaptığın her işin en iyisini bulunduğun konumun en iyisini olmayı hedeflemektedir aslında burada önemli olan başkaları ile yarışmak değil. Kendi potansiyelinin farkında olmayı anlatır bu söz ben hep bu sözden yola çıkmışımdır. Ailem ve eşimin desteği konusuna şöyle başlayayım, ailemin ve eşimin desteği olmasaydı ben asla bu konumda olamazdım. Beni yetiştiren anne ve babama, her zaman yanımda olan eşime zor zamanlarımda bile sabırla yanımda duran çocuklarıma minnettarım. Bu konuda ama bu, bugünün sözleri. Bundan 18 yıl öncesine gidecek olursak hayat bu kadar da kolay değildi. Kayserimizin yapısı gereği kültürel yapısından bahsediyorum, evlendikten sonra bir noktada artık evinin hanımı ve çocukların annesi olman nedeniyle çalışma hayatın bir nebze de geride kalıyordu. Bu durumda da benim etrafımda çalışmamdan çok çalışmamamı isteyen birçok yakınım vardı. Benim hayattaki en büyük zorlandığım nokta bu oldu, çalışmamı kabul ettirebilmekti. Çalışmak tabii burada sadece ihtiyaçtan olur algısını kırmaya çalışmak benim için en büyük mücadelelerden biri oldu ama ben bu konuda çok kararlıydım hem ev hayatını hem iş hayatını en iyi şekilde devam ettirebileceğimi biliyordum. Öyle de oldu diye düşünüyorum.</p><strong>Başarı, seçebildiğin konuda söylemek istediklerini söyleyebilmektir!</strong><p><strong>Herkesin hayatında dönüm noktam dediği bazı olaylar söz konusu olabiliyor. Bazen her şey planlandığı gibi gitmese de doğru seçenekleri kullanarak elde edilen başarı ile kişinin seçtiği konuda söylemek istediği ne varsa özgürce söyleyebilmesi kadar kıymetli bir durum daha yok… </strong></p><p><strong>Peyzaj Mimarı Emel Kuşçuluoğlu, azmi ve çalışkanlığı ile kendini ispatlamış şirketin finansal göstergelerinin alarm vermemesi için de oldukça gayret göstermiş…</strong></p><p>-'Benim hayatta iki dönüm noktam oldu, birincisi üç aylık kız çocuğum ile evde kendi kendime bazı programları kullanmayı öğrenerek kendimi ispatlamam oldu. İkincisi ise eşimin yanında çalışmaya karar vermemdi. Sadece mimarlıkta kalmadık, inşaat işlerini de yanına ekledik bu süreçte şirketin gelir gider tablosunu ben tuttum. Bu kez kasa defterliğinden başlayan muhasebe yolculuğum bugün profesyonel muhasebe programları kullanarak devam ediyor. Tabi bunun sonucunda şirkette karar almam için önemli bir rol üstlenmiş oldum ve kendi yerimi burada daha sağlamlaştırdım. İş hayatındaki birçok kişiyi kendime örnek alıyorum, insanların iş yaşantısındaki tutumları, davranışları, sorumluluklarının farkındalar mı, resmî kurumlara karşı yükümlülüklerini yerine getiriyorlar mı, düzenli maaş ödüyorlar mı, çalışanları ile iletişimi nasıl? gibi konulara dikkat ederek kendime örnek alıyorum. Kayseri&#39;de biliyorsunuz birçok aile şirketi var. İyi giden, kötü giden var. Geçmişteki örnekler özellikle olumsuz örnekler bizim yapmamamız gereken örnekler oldu. O yüzden bu konuda tek bir kişiden bahsetmek yerine genelin özelliklerine bakar kendime örnek alırım.'</p><p><strong>Emel Kuşçuluoğlu, iş hayatında fark yaratmanın ütopik arayışlar içinde olmadan doğru koşullar oluşturularak ortaya çıktığını söylüyor. Yeni yatırımcılara ve genç girişimcilere de tavsiye veren Kuşçuluoğlu, alıntılama yaparak &#39;İcat çıkarın&#39; diyor…</strong></p><p>-'Rekabeti başkalarıyla yarışmak olarak değil de kendimizin içinde bir gelişim süreci olarak değerlendiriyoruz. İşte o zamanda başarıyı yakalarız. Biz tasarım alanında da iş yapıyoruz ve dünya trendlerini yeni teknolojileri muhakkak yakalamamız gerekiyor. Bizlerde her projede bu yenilikleri kendi projemizde uygulamaya çalışıyoruz. Tabii uygularken şehrin kendi dinamikleri ve kültürel yapısı bizim için öncelik sırasında bunları da yaptığımız zaman farklılık yaratan ve de örnek alınan projelere imza atmış oluyoruz. Genç girişimcilere seslenmek istiyorum bizim birlik başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu&#39;nun bir sözü var. Onun da hep vurguladığı gibi &#39;İcat Çıkarın&#39; yani söze elinin hamuruyla diye başlayan herkese itiraz edin. Kendinize güvenin, daima da cesur olun ve unutmayalım ki kadın güçlü olursa toplumda, ülkede hepsi güçlü olur.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/son-dokunusun-mimarindan-guclu_1762511160_T01a83.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Son dokunuşun mimarından güçlü bir ilham hikayesi: Emel Kuşçuloğlu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/son-dokunusun-mimarindan-guclu_1762511160_T01a83.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bir mirasın izinde: Kahvenin kadınlarla yeniden yazılan hikayesi]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/bir-mirasin-izinde-kahvenin-kadinlarla-yeniden-yazilan-hikayesi/19444/</link>
            <description><![CDATA[Türk kahvesi, Türk kültürünün vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş, sosyal ilişkilerin pekişmesini desteklerken misafirperverliğin ise simgesi olmuştur. Bugün Türk kahvesi sadece bir içecek olmanın ötesinde Türk hayat tarzının da bir sembolüdür.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/bir-mirasin-izinde-kahvenin-kadinlarla-yeniden-yazilan-hikayesi/19444/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 13:04:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Kayseri&#39;de ise kahve deyince akla ilk gelen marka Billur Kuru Kahvecisi&#39;dir. Ahmet Billur&#39;un 1962 yılında kurduğu Billur Kahve, bugün hala kahveseverlerin damağını şenlendiriyor. Kahve çekirdeğinin kıymetini bilen &#39;Necmettin&#39; kahvesinin reçetesini yazan Billur Kuru Kahvecisi işletmecilerinden Ebru Billur Sertoğlu, hedefleri ile değil hayalleri ile yol yürüyerek bugün Billur Kahve&#39;nin birçok şubeleri ile göze, damağa ve ruha hitap ediyor.</strong></p><p>-1975 yılında Kayseri&#39;de doğdum, kahvenin içine doğdum. 3. Kuşak olarak Billur Kahve&#39;de varım. Bütün eğitim hayatım Kayseri&#39;de geçti. Kendimi bildim bileli ticareti çok seviyorum. Ticaretle uğraşmak benim en büyük hayalimdi… okula bile kahveyi götürerek arkadaşlarıma ikram ederdim.  Şu an da yaptığım işten dolayı çok mutluyum, memnunum. Her gün dedeme, babama, hepsine rahmet okuyorum, tekrar teşekkür ediyorum onlara. İyi ki bize böyle bir meslek bıraktılar. </p><p><strong>Gelenekselliğin modern bir yapı ile farklı bir atmosfere büründüğü Billur Kahve, franchise modeliyle artık birçok noktada bulabiliyoruz. Bu model sayesinde Billur Kahve hem kültürel mirası koruyor hem de kitlelere hitap ediyor.</strong></p><p>-Aslında bizim geçmişimizde ticarete dayanan bir durum var. Dedem 1962 yılında kahve işine girmeye karar vermiş sonra akabinde sene 2012 oldu ve bizler yetiştik tabi artık. Biz de kız kardeşimle birlikte kafe sektörüne el attık. Onunda kendine göre bir hikayesi var aslında. Kafe olması için açmamıştık biz ama kervan yolda dizildi. Bir kafe zinciri oluşturmuş olduk. Gerçi bizim dükkanlarımızın hiçbirinde &#39;cafe&#39; yazmaz. Biz Billur Kuru Kahvecisi&#39;yiz. Markamız budur, her zaman böyle kalacak. Küçük kahve evi ile başlayıp sonrasında şimdi şubelerin olduğu artık yeni yeni franchiseların yoğun olduğu bir döneme girdik. İnşallah daha da büyürüz daha da bizden sonraki nesillerde inşallah devam ettirebilirler. </p><strong>'Tek bir kahve çekirdeğinin ne anlamı olabilir ki?'</strong><p><strong>Tek bir çekirdek büyük bir hayalin başlangıcını simgeler. Bazen küçük tatlar hayatımızda sonsuz izler bırakır. </strong></p><p><strong>'Her şey bir çekirdekle başlar.'</strong></p><p>-Babam çok çalışkan biriydi. Ben kendimi bildim bileli babam hep çalışırdı. Kaldı ki aslında sadece babam dememem lazım, annemi de işin içine katmalıyım çünkü çocukluğumda annemle babamın pazar günleri üretime gidip kahve üretip geldikten sonra annemin saçının içinde kahve yapraklarını temizlerdim. Onu bile hatırlıyorum çocuklukta… Aslında çok büyük bir özveriydi. Babam çok çalışkandı, babama çoğu zaman sitem etmişimdir… Çocukluğumda Ramazan ayı içinde babamı hiç görmezdim. Hiç görmeden büyüdüm… Okulda gösterimiz, mezuniyet törenimiz olduğunda babam hiçbir zaman katılamadı. Babam çünkü sadece çalışırdı. Şimdi dönüp baktığımda diyorum ki iyi ki böyle yapmış. Öğütleri çok kıymetli tabi ki her gün her an kulağımda çınlıyor… Ben kendimden sonrakilere de bunları aktarmaya çalışıyorum aslında. Yani tek bir kahve çekirdeğinin ne kadar kıymetli olduğunu bile bize o kadar vurgulardı ki. Sonuçta biz üretimde konteyner bazında kahveler alıyoruz. Bazen çocukken düşündüğümde derdim ki; &#39;Tek bir kahve çekirdeğinin ne anlamı olabilir ki?&#39; onu alırdı babam avcunda severdi, babamın öğütleri her zaman kulağımda. Babamı kaybedeli yaklaşık 2 buçuk yıl oldu. Bazen mezarının başına gittiğimde &#39;Keşke 5 dakika kalksan şunu bir sorsam&#39; diyebildiğim zamanlar var. Allah rahmet eylesin…</p><p><strong>Kahve sektörü; hızlı tempo, müşteri ilişkileri ve kalite standardı gibi yönleriyle özel motivasyon stratejileri gerektirir. Billur Kahve&#39;nin sektörde ilerlemesine neden olan motivasyon kaynağı ise tek bir kelime ile özetlenebiliyor…</strong></p><p><strong>Lezzeti!</strong></p><p>-Aslında en büyük motivasyon kaynağımız lezzetimiz. Bu konuda mütevazı olmayışımız… yani lezzetin çok fazla arkasındayım… bu da beni çok motive ediyor. Zaten kişilik olarak pozitif biriyimdir, benimle birlikte çalışan bütün arkadaşlarıma, kız kardeşime bunu böyle geçirmeye çalışıyorum. Her günün yeni bir gün olduğu her günün yeni hayaller olduğunu düşünürüm. Hiçbir zaman olaylara &#39;hedef&#39; olarak bakmadım, hep hayallerim olarak baktım. Açtığım bütün dükkanlarda da bunu böyle saydım zaten. Hedef koymuyorum, hayal kuruyorum. Çok hayalperestim, pozitif hayaller kurmaya çalışıyorum. Enerjimi o yönde göndermeye çalışıyorum. Bunu benimle birlikte çalışan bütün arkadaşlarıma vermeye çalışıyorum. Ama dediğim gibi lezzetimiz bizim en büyük motivasyonumuz…</p><strong>Kahve telvesinden girişimcilik hikayesine…</strong><p><strong>Kahvenin içine doğan Ebru Billur Sertoğlu&#39;un hayalleri hep kahve ve ticaret üzerine olmuş. Billur Kahve&#39;yi kafe sektörüne taşırken rahmetli Mehmet Billur biraz karşı çıkmış ama bugün o taze çekilmiş kahvenin kokusunu içimize çekerken aynı zamanda lezzetini oracıkta deneyimleme fırsatını buluyoruz. </strong></p><p><strong>Kahveseverler için en güzeli bu değil mi?</strong></p><p>-Aslında anılar çok fazla. Kafe konseptine geçişimizde yine söylüyorum kervan yolda dizildi. Bizim amacımız Alpaslan mahallesinde çarşıya giriş çıkış zorlaştı, bu nedenle mahallede küçük bir dükkn açıp yine kahve satışı yapabilmekti. Sonra bizim arkadaşlar, akrabalar falan &#39;Bu kahveyi siz çekiyorsunuz ve çok güzel kokuyor. Hani bir fincan şurada içiversek&#39; dediler. Tabi dedik. Dükknın önüne birkaç sehpa ve tabure aldık. Bu şekilde başladık. Sonra konsept haline dönüşte sehpa ve tabure… Ama bunları yaparken aslında belli bir zorluk derecesi vardı. Nur içinde yatsın, aslında kafe konseptini babam çokta istemedi. Onun penceresinden bakmaya çalışıyorum &#39;hali hazırda bir işimiz var. Niye kendinizi yoruyorsunuz?&#39; diye düşündü. Ama biz kız kardeşimle birlikte o dükknı açarken büyük bir sorumlulukla açmış olduk ve çok şükür üstesinden geldiğimizi düşünüyorum. </p><p><strong>Başarısızlık, öğrenmenin bir parçasıdır. Yeni bir atılım yaparken siz kendinize inanmazsanız, kimse size inanmaz. Ebru Billur Sertoğlu ve kız kardeşi kendilerine inanmış o gün küçük bir adım atmış bugün o adım bir dükkn olmuş…</strong></p><p>-Başarılı olamamaktan çok korktuk, çok büyük bir sorumluluktu. Hiç unutmuyorum ilk açtığımızda 6 ay boyunca her gece yattığımda ağladım… &#39;Ya başarısız olursak&#39; diye düşündüm. Aslında ilk açtığımız dükknı kız kardeşimle kendi çabalarımızla açmıştık. Hatta sunum alabilmek için elimizde nakit yoktu. Kız kardeşimle bir okulda stant açıp, para kazanıp ilk sunumlarımızı almıştık. </p><strong>'Necmettin kahvesinin reçetesi bana ait'</strong><p><strong>Ebru Billur Sertoğlu&#39;nun reçetesi ile gelenekselin kalbinden gelen, yeni bir dokunuşla hayatımıza giren Necmettin kahvenin bir hikayesi var…</strong></p><p><strong>'Necmettin kahvesi içenin değil, düşünenin fincanında demlenir'</strong></p><p>-Biz aslında tabi ki Türk kahvesi ile varız. Bizi insanlar 1962 yılından beri Türk kahvesi ile tanıyorlar. Sonra zamanla bir &#39;Necmettin&#39; diye bir kahvemiz çıktı ki reçetesi bana ait. Sonrasında tabi Osmanlı, damla sakızlı gibi kahvelerimiz oldu. Necmettin&#39;in hikayesi biraz ilginçtir sadece. Dükknı ilk açtığımızda bizi çok seven Necmettin isminde bir misafirimiz vardı. Ama Türk kahvesi içmeyi sevmiyordu. Bende evde yaptığım bir reçeteydi, evde fincanda karıştırarak pişirdiğim bir kahveydi. Bir gün O&#39;na dedim ki; &#39;Necmettin benim bir kahvem var, sana ondan yapayım mı?&#39; O&#39;da &#39;Lütfen abla&#39; dedi. Kahvesini pişirdim, ikram ettim çok beğendi. Çok sık gelmeye başladı o kahveden içmek için ki ismi o zamanlar Necmettin değil… benim yaptığım bir kahve. Sonra Necmettin&#39;in çevresi çok genişti, gelen arkadaşlar &#39;Necmettin&#39;in bir kahvesi varmış.&#39;, Necmettin&#39;in kahvesi… derken ismi öyle kaldı. İsim hakkı, patenti, paketlenmesi, markete girişi derken şimdi çok seven bir kitle var. Ara ara bende içiyorum. Gerçi Türk kahvesinin haricinde bizim bir de kendi Billur&#39;a has koyu bir kahvemiz vardır. Onun da müdavimleri ayrıdır. Koyu kahvemiz var, çekirdeğini daha çok kavurduğumuz. O biraz daha tiryakilerin içtiği kahve diyebilirim… </p><p><strong>Billur Kahve&#39;yi franchise modeliyle artık birçok noktada bulabildiğimizi söylemiştik. Bu adreslerden birisi de artık Ürgüp olacak… Ayrıca üretimde kapasiteyi artırmak adına Mimarsinan OSB&#39;de yeni bir fabrika için adım atan Billur Ailesi, yenilikleri yakalamak için de dünya kahvelerini kendi çekirdekleri ile üretiyor…</strong></p><p>-Hedef demiyorum, yani hayalim gerçek olmak üzere inşallah kapasiteyi artırmak, yeni bir fabrika kurmak. Şimdi bunun üzerine yoğunlaştık biraz o konuya uğraşıyoruz. İnşallah Mimarsinan OSB içinde yeni bir fabrika oluşumumuz var. En kısa zamanda onu hayata geçirmek istiyorum. Üretim noktasında kapasiteyi biraz daha artırmak istiyorum. Çünkü artık yetişemediğimizi düşünüyorum. Biraz daha çok üretelim biraz daha çok kişiye ulaşalım inşallah. Ürgüp&#39;te yeni bir franchise görüşmelerimiz oldu, sözleşmelerimiz yapıldı. Ürgüp&#39;te de yeni bir dostluk oluştu. Dediğim gibi franchise çok revaçta. Çünkü Türkiye&#39;de kahve geçmişe göre çok başka bir yere geldi. Çok güzel yerlerde. Kaldı ki biz de Billur Kahve olarak bu yeniliğinde peşinde oluyoruz. Üretimi artırmak adına fabrika kurmaya çalışmanın dışında yenilikleri yakalamak adına dünya kahvelerini şu anda kendi çekirdeğimizle üretiyoruz. Tuna şubemizde kendi çekirdeğimizle yaptığımız dünya kahvelerimizde var. Çünkü gençler biraz daha dünya kahvelerini çok seviyorlar. Gerçi ilk açtığımız günden beri gençler Türk kahvesi noktasında da bizi hiç bırakmadılar. Kafe konseptine ilk döndüğümüzde orta yaşların geleceğini biliyordum zaten, bunda hiç tereddüdüm olmadı. Kafede genç nüfusu gördüğümde bu beni inanılmaz mutlu ediyordu. Genç nüfus Türk kahvesi içiyordu, bu benim için çok kıymetliydi. Hala çok kıymetliler, kaldı ki motivasyon noktasına tekrar döneceğim ben gençlerden enerji alan bir kadınım.</p><strong>'Billur Kahve&#39;de kadın popülasyonu biraz daha fazla'</strong><p><strong>Billur Kahve&#39;nin şubelerine baktığımızda kadınların ağırlıklı olarak çalıştığını ve kadınların ekonomik hayata aktif katılım sağlaması için güçlü bir yapı olduğunu gözlemledik. Ebru Billur Sertoğlu da kadınlara fırsat eşitliği sunan kadınların iş dünyasında daha görünür, güçlü ve etkili olması için yıllardır özveriyle çalışan TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu&#39;nda bir kurulda aktif rol alıyor. TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu ise sadece bir kurul olmanın ötesinde; ilham veren bir hareketin de öncüsü…</strong></p><p>-Kadın ağırlıklıyız özellikle kafe kısmında kadın ağırlıklı çalışıyoruz. Yıllardır hep şu cümleyi kurdum; &#39;Billur Kahve zaten vardı, kafe sektörüne geçişimizle birlikte Billur Kahve&#39;ye kadın eli değdi&#39; dedim. Kadın bakış açısının biraz daha estetik olduğunu düşünüyorum. Kafe noktasında da bunun önemi çok büyük. Gerek sunumlarla gerek hijyenle… sanırım o yüzden kadın ağırlıklı ve yıllardır bu sorunu yaşıyoruz kendimizi ispatlamaya ihtiyacımız var. Hep ne kadar çok kadının elinden tutarsam ne kadar çok benimle birlikte yola çıkarsa sanki o kadar beni mutlu ediyor bu. Sanırım bu yüzden Billur Kahve&#39;de kadın popülasyonu biraz daha fazla çalışanlarımız arasında. TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu olarak da iş hayatında kadın popülasyonunu destekliyoruz. Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü yer edinmeleri, girişimcilik ekosisteminde aktif rol almaları ve iş dünyasında sürdürülebilir başarılar elde etmeleri için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadınların potansiyeline inanıyor, onları üretime, yönetime ve liderliğe teşvik ediyoruz. Eğitim, mentorluk, iş birlikleri ve ilham verici projelerle Kayseri&#39;de kadın girişimciliğini güçlendirmeye devam ediyoruz. </p><p>Birlikte bir kahve içelim, bu sohbetin devamını getirelim…</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bir-mirasin-izinde-kahvenin-ka_1762423485_qGCsVa.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bir mirasın izinde: Kahvenin kadınlarla yeniden yazılan hikayesi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bir-mirasin-izinde-kahvenin-ka_1762423485_qGCsVa.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İş dünyasının Koca Çınar’ı Saffet Arslan…]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/is-dunyasinin-koca-cinar-i-saffet-arslan/19440/</link>
            <description><![CDATA[İş hayatındaki başarıları kadar hayırseverliği ve sosyal projelerde yer almasıyla takdir gören bir isim Saffet Arslan… Erken yaşta başladığı iş hayatında başarıyı elde ederek İpek Mobilya ve ÇİNKOM’da binlerce kişinin istihdamını sağlayan Saffet Arslan’ı Kayseri kamuoyu hayırsever kişiliği ile de tanıyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/is-dunyasinin-koca-cinar-i-saffet-arslan/19440/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 15:13:47 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hayırsever İş İnsanı Saffet Arslan, dünyaya 1958 yılında Hacılar&#39;da gözlerini açmış. 50 yıldır Kayseri&#39;de yaşayan şehre ve insanına birçok fayda sağlayan Arslan&#39;ın zorlu şartlarda geçirdiği çocukluk döneminde ve günümüzde, ahlaki yönü ve hak kavramı ile rol model aldığı kişi rahmetli dedesi olmuş… </strong></p><p>-Yaradan Mevla bir kader yazmış, onu yaşıyoruz. Ben etrafı tanımaya başladığımda öksüz olduğumu öğrendim. Dedemin yanında büyüdüm Hacılar&#39;da. Dedem gayretli bir insandı, ondan bana örnek aldığım davranış biçimleri sirayet etti diyebilirim. İlkokulu bitirdikten sonra tahsil hayatına devam etmek masraf demekti. Bende dedemin yanında olduğum için yük olmayım istedim o zamanlarda sanayi modası vardı. Dedem sordu, 'Sanayiye mi gitmek istersin, okumak mı istersin?' diye ama ses tonunda &#39;sanayiye mi gidersin&#39; daha iştahlı gibiydi, bende yük olmamak için sanayiyi tercih ettim. Sanayiye geldim ve döşemeci olarak başladım işe. Bizim zamanımızda iş beğenmemek diye bir şey yoktu. O işi bulabilmek marifetti. Dedem birçok zorluk çekmiş, dramatik şeyler de yaşamış. Yaz aylarında Düvenönü&#39;ndeki 5 katlı binalar yeni yapılıyor, Kayseri&#39;de modern şehir havasına giriliyor. Dedem amele olarak çalışıyor kış aylarında iş yok, inşaat yok, çerçilik yaparmış. O zaman ki ağır kış şartlarında köylere gider mal takası yaparmış, yaz aylarında akşam kendi bağının işini yaparmış. Bende benzer şeyler yaşadım ama çağıma göre evrilerek devam etti. Dedemden alıntım çok oldu, ahlaki yönüyle, hakları takip etmek yönüyle, insanlara yardımcı olma yönüyle… Tabi yaradılış gayemize göre de Kur&#39;an&#39;ın emrine uygun olarak. Etrafa yararlı olunmalıdır kuralına uyuyoruz ama bunun altında yatan dedemin alıntısını yapmamdı. Dedem bir yerde idolümdü. </p><strong>'Ankara, meslek hayatımın doktorası oldu'</strong><p><strong>1969&#39;da Kayseri&#39;de sanayide çalışan Saffet Arslan&#39;ın askerlik hayatından sonra yaşadığı 2 yıllık Ankara serüveni dönüm noktası olmuş. Kendi tabiri ile &#39;Meslek hayatının doktorası…&#39;</strong></p><p>-O dönem haftalıkla çalışıyorduk. 1969 senesinde Kayseri&#39;ye geldiğimde aldığım haftalığım Hacılar&#39;a gidip gelmeme yetmiyordu. Evden takviye alıyordum, kalfa olunca yetmeye başladı. Fakat çok çalışma, hızlı çalışma, erken öğrenme özelliklerim vardı. Çok erken öğreniyordum, kısa sürede kalfa oldum. Ben kalfa olunca haftalığımda yükseldi ama gece mesaide yapardım, benim tatilim cumartesi saat 5&#39;den sonra pazar gününe kadar. Ama pazar günü dedem iş hazırlardı bana o işi hızlı yapar, saat 5 gibi falan bitirirdim ondan 3-4 saat güneş batana kadar istirahat ediyorsam o kadardı. Fakat ben buna öyle bir alıştım ki artık boş vakit geçirmek beni sıkmaya başladı, bir şeyler üretmekten haz duyar oldum. Bunu yıllardır Japonlarda gördük sonra Çinliler bunu takip ediyorlar. Buna benzer yani insan çalışmaya şık olur daha fazla yapmak ister mi, evet ister. Şimdi kendi görevlerimize göre bunları yapmaya devam ediyoruz. O dönem kazandığımız paralar böyleydi, sonra erken usta olunca erken yaşta dükkn açtım. Parça başına çalıştım dükkanım olmadan para biriktirdim, o biriktirdiğim parayla da dükkn açtım. Daha 17 yaşındayım o dönem para biriktirdim askerlik harçlığı falan da oradan çıkmış oldu. Asıl askerden geldikten sonra Ankara&#39;da kaldım. 2 yıl Ankara Siteler&#39;de çalıştım önce işçi olarak sonra ortak olarak çalıştım. Patronum çok sevdi hisse verdi bana. Ankara hayatı benim için bir dönüm noktası oldu… Yani tabir yerini tutar mı bilmem ama meslek hayatımın doktorası oldu. Daha kaliteli mal yapabilme, koltuk yapabilme, daha farklı vizyonları edinebilme, büyük kalabalık şehrin kültürünü paylaşabilme, bunlardan çok istifade ettiğimi söyleyebilirim. Ama ne yazık ki 12 Eylül darbesi ile bütün ekonomi bozuldu, bizde henüz yeni başlamıştık. Bizim işimizde bozuldu ve tekrar Kayseri&#39;ye geldim Kayseri&#39;de Küçükmustafa&#39;ya bir dükkn açarak ve evlenerek hayatıma devam ettim 6 tane çocuğum var 4 kız 2 erkek hepsini evlendirdim. 11 tane de onlardan torunum var, herkesin evi ve işi hazır. Hayatlarına devam ediyorlar, Allah hayırlı ömür versin…</p><strong>'Dünyayı gezerek öğrendik ve uyguladık'</strong><p><strong>Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Çok gezen, çok yer gören, çok şey öğrenir ve uygular… Siz hangisine &#39;daha iyi bilir&#39; dersiniz bilemiyoruz ama meraklı bir zihin ile öğrenme, tanıma ve işin peşinden gitme kültürüne sahip olan kişiler daha iyi bilir. </strong></p><p>-Bende dedemin, hayatımdaki idolümün yaşadıklarından dolayı benzer şeyleri yapma arzusu oluştu. Ama temelinde Hacılar&#39;da arazinin olmaması, tarım ürünlerinin sınırlı olması Hacılar&#39;ı iş olsa da yapsak havasına sokuyor. Sanayide bu havayı yakaladım, 2 kat daha fazla çalışıyorsun, fazla çalışınca daha fazla kr oluyor. Daha çok kr olunca daha çok yatırım oluyor. Ankara&#39;dan geldiğim dönemde dükkndan 2 asgari ücret beklentim vardı o dönemde. Bugün geldiğimiz nokta çok farklı. Hacılar&#39;da iş bulamama, şehre gelince sanayide iş bulabilme, kazandıkça daha çok kazanabilme durdurmadı. ÇİNKUR&#39;u satın aldıktan sonra da benzer şeyler yaşadım. En iyisini yapmaya çalışırken kendiliğinden bir hız kazanıyor sizde onun hakkını verirken büyüyüp gitmiş oluyor. Tabi bu arada hayır konusunda geldiğinde küçüklüğümde edindiğim bir huyum ama temelinde dini emirler ve tavsiyeler var. Birine yardım ederken ya da zekt verirken borcunu ödemiş oluyorsun aslında ama karşılıksız yapılan iyiliklerde bir huzur ve rahatlama oluyor, mutlu oluyorsun. Zaten bütün bilim insanları da söyler, &#39;Karşılıksız iyilik yapan insan mutluluğu ve huzuru yakalar&#39; diye. Bunu parayla pulla kazanamazsın. Toplum bizim, biz onun bir parçasıyız. Kayseri&#39;ye dönme konusunda ben biraz toprağına bağlı bir insanım. Ankara&#39;da kaldığım sürede de her 2 ayda bir gelir, yaz-kış demeden doğup büyüdüğüm yerlerde gezerdim. İpek Mobilya&#39;nın anlaşma döneminde bütün dünyayı gezdiğim zaman sektörün gelişimine katkı verirken her şeyi sıfırdan üretmiyorsunuz, dünyada ne olup bitiyor, mesleğe 150 sene önce giren yabancılar neler yapmış fuarlarda gezdiğiniz fabrikalarda görüyorsunuz. Alıntılar yaparak bizim insanımıza, kültürümüze, becerimize göre uygulamalar yaptık. Mobilyada nasıl endüstriyel üretimler yapılır, Türk halkının ihtiyaçlarına göre tasarımlar yapılır, kültürümüze göre ne tür modeller yaparsak tamamlanır dedik. Bu ürünleri nasıl anlatırız diyerek de Türkiye&#39;de ilk mobilya reklamını yoğun yapan firmalardan biri olduk. Nasıl dünyaya açılırız, ihracat yaparız tabi bütün bunları dünyayı gezerek öğrendik ve uyguladık. </p><strong>'Paylaştıkça bereketi artıyor'</strong><p><strong>Hayırsever dediğimizde çok parası olan kişi ihtiyaç sahibine yardım eder, şehrin eksiklerinin tamamlanmasına destek olur diye düşünürüz ama elindeki az bir miktarı da bölüşmekte hayırseverliktir. Paylaştıkça bereketin arttığına inanan Saffet Arslan&#39;da daha yolun başında ilk birikimini ihtiyaç sahiplerine destek olmak için harcamış… </strong></p><p>Çocukluğumdan beri paylaşmayı çok severdim, bende varsa bölüşmek büyük keyif verirdi. Ekonomi büyüdükçe, çevre genişledikçe çoğaldı asında temelde yine aynısı vardı. Küçükmustafa&#39;da döşeme işi yaptığım sırada bir tane motorum vardı onunla işime gider, gelirdim. Bir atölyem var kira, bir evim var kira ama yıl sonunda 3-5 kuruş param olmuş. Buna da 10 tane elyaf ediyor, zekatına onu aldım motorun arkasına. İkişer ikişer koydum kapılara ve beni görmesinler diye kaçtım. Bu kişiden yardım aldım dememesi ve beni tanımaması gerekiyordu aynı mantık bugün devam ediyor. Paylaştıkça bereketi artıyor. Esasen biz kimiz dediğimiz zaman şekillendiren öğretilerin temeli de dini öğretilerdir. Size gelen olumsuzluklar son an da olumluya dönüşüyor. </p><p><strong>Peygamberimiz Hz. Muhammed Hadis-i Şeriflerinde 'Az sadaka çok belayı def eder' buyurmuştur. Bizler de karşımıza çıkan sorunlar için sadaka vermenin şifa olduğuna inanır, az çok demeden sadaka vermeye özen gösteririz. Hayatına dürüst ve bölüşerek yaşamayı ilke edinen Saffet Arslan&#39;ın başına gelen musibetlerden sonra başarıya emin adımlarla koştuğuna şahit olduk…</strong></p><p>Aracımla çok kilometre yapardım, çok fazla kaza yaptım, çok uçurumlara uçtum ama hastanede yatacağım bir tahribat bırakmadı. Ben bunu sadakaya ve yardımlaşma duygusuna, esas koruyucunun koruduğuna bağlıyorum. 28 Şubat döneminde bende yargılandım, o dönemde asılabilirler diye medya yazıyor, çiziyor. O zaman idam vardı. O zaman ki savcıya bütün hayatımın yer aldığı dosyamın önünde olduğunu ve küçücük bir suçumuzu, ayıplı işimizi gördünüz mü? Yazıyor mu? Diye sordum. Yok dedi. Devletle, vatandaşla, ailede, ticari hayatımızda bir pürüz yok, pırıl pırıl bir yaşantı var. Sonuç olarak savcı takipsizlik kararı verdi. Geldim burada 5 yıl kadar çalışamadım, tabi rakiplerimiz yürüdü, gitti. Bizim şirketimiz geride kaldı. 2002&#39;den sonra bir şeyler yapmam gerektiğini ve açığı kapatmam gerektiğini düşündüm. Asılacaklar deyince bayilerim kopmuş, müdürlerim gitmiş hatta ortağım bile gitmiş. O dönem terk edilmişlik bar ama dostluklarım, beni seven insanlar hep yanımda olmaya çalıştı. Dolayısıyla yeniden bir iş yapacağım ve Cenab-ı Allah ÇİNKOM&#39;u denk getirdi bana, bu açıkça yardım etmektir. Sen kalbini iyi tut. Niyet halis, akıbet hayır olur, biz böyle inanıyoruz. Büyük bir arazi arıyordum, otomasyonu hızlı üretim yapan bir yapı kuruyum, ucuza üretim yapayım, çok satabileyim, büyümeyi hızlı yapayım. 5 yıl çalışmadık, o açığı kapatalım. Sonra burayı aldıktan sonra arazi için aldım burayı, bütün tanıyan dostlar ÇİNKUR&#39;u bilenler şimdi ki adı ÇİNKOM. Ya devlet bunu yaparken çok para harcadı, hiçte Türkiye&#39;de çinko metal yapan fabrika yok, bunu çalıştırmanı bekliyoruz dediler. Bizde peki yapalım dedik, ilk sene tabi zarar ediyorsun bilmediğin bir iş. Ama arkasında söylediğim erken öğrenme, işi hakkını vererek çalışma moduna tekrar girdim. Dışardan profesörler getirttim, onların tecrübelerini birikimlerinden istifade ettim, genç mühendislerime aktarttım derken kısa süre içinde ÇİNKOM&#39;u kazanır, üretir hale getirdik. </p><strong>Fikir birliği ve hedef koymak şart!</strong><p><strong>Günümüzde &#39;Z kuşağı&#39; diye adlandırılan yeni nesil çok kolay sıkılan ve başarıyı çok kolay yollardan elde etmeye kendini programlamış gibi tabi istisnalar var… Saffet Arslan&#39;da bize hayat tecrübesini anlatırken özellikle gençlerin kendine rol model aldığı kişiler olması gerektiğini, ailelerin ise çocuklarının fikirlerini desteklemesi, destek verirken kontrolü elden bırakmamaları gerektiğini öğütlüyor…</strong></p><p>Hayır yapmak esasen bahçesindeki meyve ağaçlarını budamak gibi bir şeydir, gereksizlikleri kesip atıyor. Deneyip görsünler, deneyenlere bir şey diyemem benimde örnek aldığım isimler var. Ben 67 yaşındayım insan işini severek yapınca yorulmuyor, niyet hayır, akıbet hayır diyoruz. Dürüstlükle yola çıkmak gerekiyor. Gençlerimize işini sevmelerini tavsiye ediyorum, hayatlarını yaşasınlar ama hedefte hep gelişmiş ülkeleri ve önemli isimleri örnek alsınlar. İnsanlarımız kendileri için olmasa bile ben böyle iyiyim diyorlarsa bile, çocuklarının ve torunlarının garantili bir dünyada yaşamalarını istemeliler, onların mutluluğu için istemeliler. Çağa ayak uydurarak daha güçlü be gelişmiş ülke olmamız için çalışmalılar, öğrenmeye devam etmeliler. Ben hala öğreniyorum, öğreniyorum ki işimi daha iyi yapabileyim. Ailelerimizin çocuklarımızı mutlu etmek için her istediklerini kabul etmeleri doğru değil ama onlarla fikir birliğine ulaşarak, hedef koyarak onların sorumluluklarını yaşamalarını sağlamaları en güzeli. Bir arkadaşımın tavsiyesi var, ben yapamadım ama o dönemde yabancı dil çok önemli, yurt dışına çocuklarımızı gönderiyoruz, çocuklar dayanamazsa biraz direniyoruz sonra geri alıyoruz. Ben yaptım mesela yapmamalıydım tabi. Arkadaşım oğlunu Amerika&#39;ya gönderdi ama giderken havaalanına kimse bırakmamış çocuğu. 'Harçlığın var ister taksiyle ister minibüsle git. Amerika orada, havaalanı da orada, pasaportun var' demiş. Çocuk 6 sene kalmış Amerika&#39;da. Ara ara geldiğinde 'Baba ben havaalanına geldim' deyince 'İyi oğlum, evi biliyorsun çık gel' demiş. Daha sonra çocuk şirkette bir sürü araba var beni alacak yok mu dediğinde, 'Oğlum orada taksi de minibüs de var. Parana kıyıyorsan taksiye bin, yoksa minibüse bin. Evi biliyorsun, çık gel' demiş. Şu anda o çocuk fabrikayı tıkır tıkır yönetiyor, babası gülerek, 'İyiliğin için yaptım oğlum, iyiliğin için' diyor. Ben örnek alınacak bir davranış diye düşünüyorum. Çocuğun belki o an hoşuna gitmedi ama bunlar olmasaydı şimdi bu işleri yapamazdı. Çocuğu hep alkışa alıştırmamak lazım ama hep yapmalısın, yapabilirsin zaten denilmeli. O yüzden, ailelerin çocuğuna itimat etmeleri lazım ama aşırı beklenti durumuna da sokmamak lazım. </p><strong>Onlara müteşekkirim…</strong><p><strong>Başarıya ulaşmadaki en büyük etken hiç şüphesiz ki ailedir. Bazı konularda fedakrlık göstermek, bazı konularda destek olmak güven ortamı inşa ederken tüm bunlar da uzun vadeli başarının garantisidir…</strong></p><p>Eşim ve çocuklarım ben 24 saatin 20 saatini çalıştığım dönemlerde, haftalarca iş seyahatinde olduğum dönemlerde bensizliğe tahammül ettiler. Eğer bugün başarılı isem bunun içinde çok büyük payları var. Sosyal hayata aşırı istekleri olsa ben bunları yapamazdım. Mesaim müsaade etmezdi ama eşim ve çocuklarım tahammül etti, bütün kararlarımı onayladılar. Onlara müteşekkirim, Allah hepsinden razı olsun. Çocuklarımın hepsi de arzu edilen seviyede kaliteye ulaştı, kız çocuklarım belli bir dönem iş deneyimi yaşadı, daha sonra aile ve çocuk yetiştirme arzusuna daha çok zaman ayırdılar. 2 tane oğlum var, bir tanesi ÇİNKOM&#39;da bir tanesi İpek Mobilya&#39;da çalışıyor. Onların şimdi gelişim dönemleri, tamamlayınca yavaş yavaş bayrağı bizden alacaklar. </p><p><strong>Türlü zorluğa ve yokluğa rağmen Saffet Arslan bugün, şehrimizden doğmuş &#39;Hayırsever İş İnsanı&#39; kimliği ile birçok noktada adından söz ettirmiş bir insan… Peki bu kadar başarının ardından &#39;başaramadım&#39; denildiği dönem oldu mu dedik, hayıflandığı konu yabancı dil ve cami eksikliği oldu…</strong></p><p>Hiç aklıma başaramadım dediğim gelmiyor tabi bu yönde hiç düşünmedim. Belki naylondan olur ama benim yabancı dilim yok, keşke öğrenseydim diyeceğim ama belli bir yaştan sonra öğrenmek zor, benim vaktim pek olmadı. Çok özel gayret göstersem yabancı dilim olsaydı iyi olurdu. Ayrıca hayırlar diyoruz ama bir cami yapamadım henüz. İşte o da bir eksiklik, istiyorum bir yer, bir arsa bulunca yapacağım inşallah. Hayatın içinde işle ilgili hedefim kadar gidiyorum çok şükür…</p><p><strong>Saffet Arslan&#39;dan okuyucularımıza son bir söz; Para başarının gölgesidir…</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/is-dunyasinin-koca-cinar-i-saf_1762344826_60ZKDt.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İş dünyasının Koca Çınar’ı Saffet Arslan… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/is-dunyasinin-koca-cinar-i-saf_1762344826_60ZKDt.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çıtalardan kıtalara uzanan bir yolculuk…]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/citalardan-kitalara-uzanan-bir-yolculuk/19432/</link>
            <description><![CDATA[Makara çıtası çakarak başladığı yolculuğunu, azmin ve alın terinin rehberliğinde küresel bir başarı hikâyesine dönüştüren Fatih Erkan; bugün üç kıtada, 46 ülkeye ihracat yapan bir markanın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olarak, emeğin ve kararlılığın insana neler kazandırabileceğinin yaşayan bir örneği haline geldi. Genç yaşta yaz tatillerinde çalışarak girişimciliğin ilk adımlarını atan Erkan, babasından ve dedesinden miras aldığı girişimcilik ruhunu, kendi vizyonuyla harmanladı. Bugün, üretimden ihracata uzanan güçlü bir ekosistemin öncüsü olarak, emeğini ve birikimini yalnızca işine değil; Kayseri’ye, Hacılar’a ve yeni nesil girişimcilere de ilham olacak şekilde armağan ediyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/citalardan-kitalara-uzanan-bir-yolculuk/19432/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 13:45:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>- Ben Fatih Erkan, 1976 yılında Kayseri Hacılar&#39;da doğdum. Gençlik yıllarımda Hacılar&#39;daki sanayileşme sürecine yaz tatillerinde ayakkabı boyacılığı, karpuz indirme ve mobilya tezghtarlığı yaparak dhil oldum. Babam Hacılar Belediyesi&#39;nde otobüs şoförüydü; girişimcilik ruhu ise dedem Asım Erkan&#39;dan geldi. Dedem 1950&#39;de Hacılar&#39;a ilk arabayı getirip taşımacılık yapmıştı ve bu ruh dolaylı olarak bize aktarıldı. Eğitimime Hacılar&#39;da ilkokul, Kayseri Kadı Burhanettin Ortaokulu ve Kayseri Lisesi&#39;nde devam ettim. Üniversiteyi kazanmıştım, fakat o dönemde içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar nedeniyle eğitimime devam edemedim.  Aileme destek olabilmek için çalışma hayatına yöneldim. Buna rağmen, çocuk yaşlarımdan beri içimde, ticaret ve girişimciliğe karşı büyük bir ilgim vardı.</p><p>Üretim ve sanayiciliğe adım atmak bana büyük mutluluk verdi. Kazandığımızı yatırıma dönüştürerek büyümeye devam ediyoruz. Hacılar&#39;daki iş insanları ve bize bu fırsatları sunan herkese teşekkür ediyorum; onların öncülüğü olmasaydı bugünlere gelmemiz mümkün olmazdı.</p><p><strong>Türkiye&#39;nin ilk Telekom kablosu HES Kablo&#39;da üretiliyor, genç Fatih Erkan ise yevmiyeci olarak fabrikanın kapısından içeri adım atıyor. Bu ilk iş deneyimi, sadece bir başlangıç değil; üretimi, emeği ve disiplinli çalışmayı öğrenmenin yolu oluyor. 1993–1995 arasında Malezya&#39;da kazandığı yurtdışı deneyimiyle dünyaya bakışı değişen Erkan, uluslararası başarının mimarı olarak genç girişimcilere ilham veriyor.</strong></p><p>- HES Kablo kurulduğunda Türkiye&#39;de ilk Telekom haberleşme kablosu üretimi başladı ve bu kabloların sarımında üstünde koruma çıtaları bulunan makaralar kullanılıyordu. 1986-1987 yazlarında, okul tatillerinde HES Kablo gençlere yevmiyeci olarak fırsatlar sundu ve biz de fabrika hayatını gözlemleme imknı bulduk. 1990&#39;a kadar birçok bölümde görev yaptım.</p><p>Liseyi bitirdikten sonra, 1991&#39;de Türkiye&#39;de fiber optik kablonun doğduğu Kayseri HES Fiber&#39;de çalışmaya başladım. Aynı yıl Hacılar ilçe oldu ve HES Fiber&#39;in açılışına dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal katıldı. 1991–1997 arasında farklı görevlerde bulundum; 1993–1995&#39;te Malezya&#39;da Telekom altyapı projelerinde çalışarak yurtdışı deneyimi kazandım. Bu deneyim, dünyaya bakış açımı tamamen değiştirdi. Gençlerin de 15–20 yaş arasında yurt dışı deneyimi edinmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.</p><strong>'Hayal edin, çalışın ve asla pes etmeyin'</strong><p><strong>Fatih Erkan&#39;ın 1998&#39;de küçük bir atölyede başlayan yolculuğu, bugün 14 bin metrekarelik tesiste Türkiye ve Avrupa&#39;ya hizmet veren bir başarıya dönüşürken mesajı ise net: 'Hayal edin, çalışın ve asla pes etmeyin.'</strong></p><p>-1998&#39;de girişimci ruhumla kendi işimi kurdum. Erat Kablo (o dönemde Erat Telekom) ile fiber optik kablo alt montajına başladık. 2005&#39;te Türkiye&#39;de Telekom lisanslarının çeşitlenmesiyle montaj işlerinin geleceğini öngöremeyince üretime yöneldim. O dönem yarım yamalak İngilizce ve cebimde yalnızca 1000 dolar ile bir ay boyunca Çin&#39;in Shenzhen şehrinde çalışıp fiber optik ara bağlantı kabloları ürettim. Türkiye&#39;ye dönerek ilk yatırımımızı yaptık ve basit fiber optik kabloların üretimine başladık.</p><p>2005&#39;te 25 metrekarelik küçük bir alanda başladığımız üretim, bugün 14 bin metrekarelik tesisimizde, 9 bin metrekare kapalı alanda devam ediyor. Fiber optik kablo, data kablo ve aksesuar üretiminde, Türkiye ve Avrupa&#39;da kendi tesisleriyle üretim yapan nadir firmalardan biri olduk. Bu hikyem, hayal ettiğiniz her şeyi başarabileceğinizi gösteriyor. 1991&#39;de maaşlı başladığım bir firmada, bugün aynı sektörde kendi şirketimin sahibiyim. Başarmanın yolu hayal kurmak, fedakrlıkla çalışmak, vazgeçmemek ve mücadele etmektir. Bu, genç nesile iletmek istediğim en önemli mesajdır.</p><p><strong>Girişimci ruh, sadece iş yapmak değil; her adımda mutluluk ve gurur verir. Fatih Erkan için ise sıfırdan başlayıp kendi hayat hikyesini yazmak, en büyük gurur kaynağı olurken gençlere ise kendi yollarını çizmelerini, araştırmalarını ve öğrenmelerini söylüyor. Erkan, başarının azim ve emekle geleceğine inanıyor. </strong></p><p>- Girişimci ruhuyla üretime başladığınızda, yaptığınız her şey size ayrı bir mutluluk verir. Kayseri Organize Sanayi&#39;deki duayen sanayici abilerimiz de bunu gösteriyor; yatırımları ve firmalarını büyütmedeki başarılarının ardında tamamen istihdam ve ülkeye katma değer yaratma çabası yatıyor. 'Bir kişi daha fazla çalıştırabilir miyim? Yeni yatırım yapabilir miyim? Ülkemize değer katabilir miyim?' soruları sizi motive ediyor ve büyük bir mutluluk veriyor. Kendi özelimde ise sıfırdan başlayıp bir noktaya gelmenin verdiği gurur çok farklı. Ben birinci kuşak girişimciyim; babam erken vefat etti ve bize miras kalmadı. Sıfırdan başlayarak kendi yapımızı kurduk. Bu nedenle kendi hayat hikyenizi yazmanın önemini çok iyi biliyorum.</p><p>İkinci ve üçüncü kuşak gençlere de şunu söylüyorum: Evet, birilerinin hikyesinde oyuncu olarak başlayabilirsiniz; ama mutlaka kendi hayat hikyenizi yazmalısınız. Bunun yolu çalışmak, araştırmak ve öğrenmekten geçiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in 'İlim Çin&#39;de de olsa gidin' hadisi şerifi gibi, bilimi ve teknolojiyi öğrenip çalışmayla birleştirdiğinizde herkes başarılı olabilir.</p><strong>Aile şirketlerini başarıya taşıyan 3 kural: saygı, sevgi, sorumluluk</strong><p><strong>Aile şirketi olmanın inceliklerini ve uzun ömürlü olmanın sırlarını kendi deneyimleriyle yorumlayan Fatih Erkan, 'Aile Şirketlerinde İnovasyon' adlı kitabıyla bu bilgeliğini paylaşmaya hazırlanıyor.</strong><strong>  </strong><strong>Kurumsallığın klişelerinden uzak, Türk fıtratına uygun inovasyon anlayışını anlatan Erkan, sevgi ve saygı temelinde sorumluluk bilinciyle sergilenen yaklaşımın aile şirketlerini başarıyla geleceğe taşımanın sırrı olduğunu söylüyor. </strong></p><p>- Biz de bir aile şirketiyiz. Hatta bununla ilgili kitap yazıyorum. Yakında yayımlanacak 'Aile Şirketlerinde İnovasyon' adlı bir kitap üzerinde çalıştım. Kurumsallıkla ilgili pek çok kitap yazıldı, fakat Türk fıtratına tam uymuyor; bizim inovasyon anlayışımız ise gelişim ve değişime ayak uydurabilmek üzerine kurulu.</p><p>Aile şirketimizde, uzun yıllar devam etmesi için belli bir sistem kurduk ve bunu sürdürmeye çalışıyoruz. Japonya&#39;da 250 yıllık aile şirketleri var; Türkiye&#39;de ise uzun geçmişe sahip şirketler çok az. Hatta bazı büyük şirketler ikinci kuşakta dağıldı. Benden sonraki kuşaklara tavsiyem: Aile içi iletişimi, gelenek ve görenekten kopmadan, sevgi ve saygı temelinde sürdürün; birlik ve beraberlik içinde paylaşmayı öğrenin. Sorumluluk bilinciyle hareket edin ve kan bağının verdiği maneviyatı koruyun. Bunu sağlarsanız, başarısız bir aile şirketi olacağına inanmıyorum.</p><strong>Kayseri&#39;ye dair içim yanıyor…</strong><p><strong>Kayseri sanayisi çalışkan ve üretken, ama hak ettiği ekonomik ve kültürel seviyeye ulaşamadı. Fatih Erkan&#39;a göre çözüm, AR-GE ve katma değerli üretime yatırım yapmak; çünkü krlılık olmayan yerde sürdürülebilir başarı mümkün değil.</strong></p><p>-Kayseri&#39;ye dair içim yanıyor. Sanayicimiz çok çalışkan; birçok duayen ağabeyimiz Anadolu tabiriyle kuru soğandan cücük çıkararak bugünlere geldiler, kh evlerine çeyrek ekmek götürdüler, kh aç yattılar. Ama yatırım yaparak, istihdam sağlayarak ve katma değerli ürünler üreterek bugüne ulaştılar. Buna rağmen Kayseri sanayisi hak ettiği ekonomik, sosyal ve kültürel seviyeye ulaşamadı. Son 10 yılda ulusal veya uluslararası ölçekte yalnızca 3-4 marka çıkarabildik. Şirketlerimizin AR-GE ve ÜR-GE faaliyetlerini geliştirip ürün değerini artıracak yapısal yatırımlara yönelmesi gerekiyor. Yatırımların önündeki en büyük engel krsızlık. Örneğin 2024 verilerine göre Kayseri OSB 3,75 milyar dolar, Konya OSB 3,6 milyar dolar ihracat yaptı; ama krlılık Kayseri&#39;de yüzde 4-5, Konya&#39;da yüzde 15-20. Yani kr olmayan yerde yatırım olmaz.</p><p>Kayseri sanayisi maliyet odaklı çalışıyor; çok ciddi rekabet nedeniyle kr marjı düşük ve farklılaşma stratejisine geçilemiyor. Oysa düşük üretimle yüksek kr ve inovasyon mümkün. OSB&#39;deki üreticilerimizin endüstriyel katma değerli ve know-how odaklı üretime hızla geçmesi, krlılık ve sürdürülebilirlik için şart.</p><strong>Şirketin adı, disiplin ve çalışkanlığı simgeliyor</strong><p><strong>1997&#39;de HES Kablo ve HES Fiber&#39;de saha montaj sorumlusu olarak çalışırken, girişimcilik ruhu Fatih Erkan&#39;ı kendi yolunu çizmeye yöneltti. O dönem maaşı iyi olmasına rağmen riskin peşinden gitti ve Erat Kablo&#39;yu kurdu. Şirketin adı, disiplin ve çalışkanlığı simgeleyen bir sembol olurken hayallerle dolu bir serüven başladı.</strong></p><p>-1997 yılında HES Kablo ve HES Fiber&#39;de saha montaj sorumlusu olarak çalışıyordum. O dönem Türk Telekom&#39;un Türkiye genelindeki altyapı işlerinde görev alıyordum. Saha sorumlusu olarak çeşitli ilçelerde montaj işleri yürüttüm. 1997&#39;de HES Sibel&#39;den ayrılıp kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, maaşım bugünün asker ücret skalasıyla üç katıydı. Lise mezunu olmama rağmen oldukça iyi bir gelir elde ediyordum. Bu nedenle başta ailem ve çevrem, 3-4 ay boyunca girişimcilik kararımı desteklemedi; kaygıları doğal olarak riskten kaynaklanıyordu.</p><p>Ancak ben girişimci ruhumun peşinden gitmek istedim ve gerekli adımları attım. Rabbime şükür, bugün Erat Kablo&#39;yu kurmuş bulunuyoruz. Erat ismi, ilk ortağımız Hacılar&#39;dan akrabamızın soyadı Ateş&#39;in 'AT' kısmından geliyor. Biz de bunu kendi soyadımız Erkan ile birleştirip 'Erat' olarak adlandırdık. Ayrıca Türkçe karşılığı asker anlamına geldiği için, işimizi disiplinli ve çalışkan bir anlayışla yürütme hedefimizi simgeliyor. Bu şekilde yola çıktık ve bugünlere geldik.</p><p><strong>Çocukluğundan itibaren kitaplara ilgi duyan Fatih Erkan, liderlerin hikyelerini okuyarak motivasyonunu keşfetti. Genç yaşta benimsediği felsefe ise basitti: 'İbadet sadece Yaradan için değil, topluma faydalı birey olabilmek içindir.' Sanayinin yeni filizlendiği dönemde duayen sanayicileri görmek, ona 'Biz niye yapamayalım?' sorusunu sordurdu ve girişimcilik yolculuğuna ilham verdi.</strong></p><p>- Çocukluğumdan beri okumaya büyük ilgim vardı. Ortaokul ve lise yıllarında, özellikle Kadı Burhaneddin Ortaokulu&#39;nda başarılı bir öğrenciydim. Kütüphanede liderlerin ve başarılı insanların hikyelerini okudukça, bu büyüleyici dünyaya kapıldım; motivasyonum okumayla başladı. Gençliğimde benimsediğim felsefe şuydu: İbadet yalnızca Yaradan için değil, insanın kendisi için de bir ihtiyaçtır; asıl amaç, toplum ve vatana faydalı bir birey olabilmektir. Bu yaklaşım, sürekli 'Ne yapabilirim?' sorusunu sormama ve moralimi yüksek tutmama yol açtı.</p><p>Bugün hl o ilk heyecanı hissediyorum. Aile şirketimizde her yönetim kurulu toplantısında şunu vurguluyorum: Yatırımı bıraktığınız gün beni kaybedersiniz. Çünkü yatırım bana haz, motivasyon ve mutluluk veriyor hem ülkeye katma değer sağlıyor hem de ek istihdam yaratıyor. Gençliğimde, sanayinin yeni gelişmekte olduğu dönemde, özellikle mobilya sektöründeki duayen sanayicilerimizi görmek büyük bir moral kaynağıydı. Onların üretimle beraber sosyal statülerinin hızlı değişimi bize 'Biz niye yapamayalım?' sorusunu sordurdu ve sürece katılmamız için güçlü bir motivasyon oluşturdu.</p><strong>'Güçlü bir sanayi şehri olmanın yolu, birlik ve beraberlikten geçiyor'</strong><p><strong>Kayseri sanayisinin güçlü isimlerinden Fatih Erkan, sözlerini hem inançla hem de sorumluluk bilinciyle noktalıyor. Erkan&#39;a göre Kayseri&#39;nin daha güçlü bir sanayi şehri olmasının yolu, birlik ve beraberlikten geçiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in 'Müslümanlar kardeştir; aranıza ayrılık sokmayın' hadisini anımsatarak, dayanışmanın altını çiziyor.</strong></p><p>-Ben bir Kayserili sanayici olarak şunu ifade etmek istiyorum: Bu topraklarda, karşılığını kan ve canla ödeyerek mücadele etmiş, şehit olmuş ve yaşayan gazilerimiz var. Onlara Allah&#39;tan rahmet diliyorum ve borcumuz olduğunu düşünüyorum. Bugün bu vatanın geldiği noktada, kanlarıyla bedel ödeyenlere borcumuz her zaman var.</p><p>Bu nedenle çalışmak, üretmek ve ülkemiz için yapılacak her şeyin içinde hem şahsım hem de dernek olarak olacağımızı belirtmek isterim. Kayseri&#39;nin hem ülke hem de dünya ölçeğinde üretimi ve ürünleriyle yer alabilmesi için birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekiyor. Peygamber Efendimiz&#39;in de buyurduğu gibi: 'Ey Müslümanlar, kardeşsiniz, birlikten ve beraberlikten diyaloğunuzu kesmeyin.'</p><p>Kayseri&#39;de gelinen noktayı elbette takdir ediyoruz, fakat bundan sonrası için STK&#39;lar ve duayen sanayicilerimizin birlik ve beraberliğiyle şehrimizi çok daha ileriye taşıyabileceğine inanıyorum. Ben Fatih Erkan olarak, Erat Kablo ve HAGİAD başkanı sıfatımla bu sürecin sonuna kadar arkasında olduğumu ifade etmek isterim.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/citalardan-kitalara-uzanan-bir_1762253136_40fp7b.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çıtalardan kıtalara uzanan bir yolculuk… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/citalardan-kitalara-uzanan-bir_1762253136_40fp7b.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[OSB’ye değer katan merkez Safir Center]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/osb-ye-deger-katan-merkez-safir-center/19407/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de Andaç-Kümsa ortaklığında hayata geçirilen 134 bağımsız bölümü ile Safir Center İş Merkezi, Organize Sanayi Bölgesi’ne çeşitli hizmetler sunarak sanayicilerin hayatını kolaylaştırıyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/osb-ye-deger-katan-merkez-safir-center/19407/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 12:29:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Günümüz şartlarında iş alanlarının gelişmesi ve zaman kavramının çok daha kıymetli hale gelmesi yaşam merkezi ihtiyacını doğurdu. Kayseri&#39;de de Andaç-Kümsa ortaklığında hayata geçirilen Safir Center İş Merkezi sunduğu çeşitli hizmetlerle Organize Sanayi Bölgesi&#39;nde bulunan sanayicilerin hayatını kolaylaştırıyor. 134 bağımsız bölümden oluşan Safir Center, Organize Sanayi Bölgesi&#39;nin en gözde noktasında tüm ihtiyaçlara cevap veren bir iş ve yaşam merkezi olarak hizmet veriyor. Safir Center&#39;da ofisi bulunan işletmelere tabela değeri kazandırarak bilinirliğini artırırken aynı zamanda istihdam noktasında da ulaşım kolaylığı ile dükkan veya ofis sahiplerine kolaylık sağlıyor. Andaç Grup Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Andaç, Organize Sanayi Bölgesi&#39;nin en gözde noktasında yer alan Safir Center&#39;ın sosyal yaşam alanlarını, kapalı yüzme havuzunu, spor salonlarını, yeme-içme alanlarını içerisinde barındırdığını söyleyerek, '2018 yılında proje çalışmalarına başladığımız Safir Center, bugün 134 bağımsız bölümü ile Organize Sanayi Bölgesi&#39;ne ve bu bölgede yaşayan vatandaşlara hizmet vermek amacıyla ticari dükkan, ofis ve yaşam merkezi olarak inşa edilen bir proje. İçerisinde sosyal yaşam alanlarını, kapalı yüzme havuzunu, spor salonlarını, yeme-içme alanlarını barındırmasının yanı sıra banka, lojistik ve gümrük firmaları, dış ticaretçiler, mobilya mağazaları gibi çeşitli sektörlerin ihtiyaç duyduğu tüm alanlar için oluşturulmuş bir alan. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi, yüz ölçümü açısında Türkiye&#39;nin en büyük OSB&#39;lerinden biri. Burada yaklaşık bin 200 parsel ve 2 bine yakın firmamız var. 110 bin 120 bin kişiye istihdamın sağlandığı bir bölgede ofis ve dükkan gibi çeşitli ihtiyaçlar var. Safir Center bulunduğu lokasyon gereği hem Belsin hem Ambar girişimin kesişiminde olduğu için kıymetli yerlerden biri. İstihdam sağlarken en büyük sıkıntılardan birisi servis güzergahlarıdır, Safir Center&#39;ın hemen yanında tramvay son durağı olduğu için burada dükkanı olan firmaların servis ihtiyacı kalmıyor. Durağın 20-30 metre ilerisinde Safir Center&#39;a ulaşılabiliyor. Bunun yanı sıra Belsin ve Ambar girişlerimiz çok yoğun kullanılıyor, bu da Safir&#39;in OSB girişinde bulunması demek OSB&#39;ye gelmeyen inşaların bile Safir&#39;in önünden binlerce kez geçmesi demektir. Binlerce kişinin buradan geçmesi buraya açılacak dükkanların tabela değerinin olduğunu gösterir, yeni kurulmuş bir firma bile olsa buraya tabelasını astığı zaman 6-7 ay içerisinde bilinen bir firma haline gelecek diye düşünüyoruz' dedi. </p><strong>Safir Center&#39;da tüm olanaklar bir arada </strong><p>Bir yaşam merkezi içerisinde bulunmanın avantajlarına bakıldığı zaman güvenlik odaklı çalışmak, mevcut olanakların çeşitliliği, iş geliştirme ve çeşitlendirme fırsatları yakalamak açısından güzel bir seçenek olarak önümüze çıkıyor. Safir Center&#39;da tüm bu olanaklar bir arada sunuluyor. Dükkan sahiplerinin külfete katlanmaması için hizmet vermeyi amaçladıklarını belirten Andaç Grup Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Andaç, 'OSB&#39;de çeşitli alanlarda ihtiyaçlar var, zaman çok kıymetli ki biz bugün OSB içerisinde bulunan restoranlar dışında bir restoranı tercih etsek ulaşana dek zaman kaybımız oluyor. Yine spor salonu, çay-kahve, restoranın dışında sözleşme aşamasında olduğumuz ve müşteri kabulüne başlayan bankalar var. Elektrik, hırdavat gibi malzemelere ihtiyaç duyan fabrikalarımız için Safir&#39;in içinde bulunan bu tarz dükkanlar var. Burada asıl amacımız OSB&#39;ye hizmet vermek ve bu hizmeti verirken de onların işini kolaylaştırmak. Bu tarz iş ve yaşam merkezlerinin en büyük sıkıntılarından biri yüksek aidatlar, yüksek genel giderlerdir. Bizler proje aşamasında buna çok dikkat ettik ve genel giderlerin minimumda tutulması için üzerine çalıştık. Safir Center projemizin doğası gereği birbirinden bağımsız çıkışları bulunan, tek bir ortak alandan girilmeyen-çıkılmayan bireysel dükkanlar var ve bu dükkanlar birleştiği zaman konsept bir iş ve yaşam merkezi modelini oluşturdu. Dükkanlarımızda tüm tesisatı çektikten sonra ısıtma ve soğutma tercihlerini firmaların inisiyatiflerine bıraktık, 24 saat güvenlik ihtiyaçlarını, ortak alanlar, bahçe, peyzaj ve dükkan önleri temizlik ihtiyaçlarını Safir Center olarak biz hizmetlerimiz arasında sunacağız. Burada amaçlarımızdan biri de dükkan sahiplerinin çok külfete katlanmasına gerek kalmadan hizmete ulaştırmak' şeklinde konuştu. </p><strong>'Safir Center, kıymetli bir network merkezi oluyor'</strong><p>Kayseri&#39;de network merkezi olarak hizmet verecek Safir Center&#39;da yer alacak firmaların OSB&#39;deki fabrikalara hizmet veriyor olması ve bağlantılı işler yapıyor olmasının önemli olduğunun altını çizen Andaç, '60 bin metrekare inşaat alanımızın bulunduğu projemizde toplam 134 tane bağımsız bölüm var. Misafirlerimizi ağırlayacağımız, sporumuzu yapacağımız bir alanın olduğu Safir Center aynı zamanda bir network merkezi haline gelmiş olacak. Çünkü buranın insanları, buranın sanayicileri, iş adamları, yöneticileri ile bir network merkezi konumunu sağlıyor. 134 bağımsız bölümler içerisinde reklam ajansları, dış ticaret, lojistik ve gümrük müşavirliği firmaları var, bazı şirketlerimizin genel merkezleri olacak. Burada 2-3 noktada fabrikası olan firmalar burayı ana ofis gibi kullanacağı idari merkezleri olacak. Yine mali müşavirler görüştüğümüz sektörler arasında. Burada en temel noktamız şu; Safir Center&#39;da yer alan firmaların, OSB&#39;deki firmalara hizmet sağlıyor olması lazım. Bu nedenle aslında kıymetli bir network merkezi oluyor' ifadelerine yer verdi. </p><strong>'Birlikteliğin gücüne inanıyoruz'</strong><p>İş birliği ve güçlü organizasyon sağlanarak oluşturulan Safir Center&#39;ın yanı sıra MÜSİAD Kayseri olarak 80 üyenin ortaklığında bir yatırım daha yapıldığını söyleyen Andaç Grup Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Andaç, 'Safir Center&#39;ın arsasını satın alırken Kümsa Mobilya, Ünaldı Kardeşler Mobilya, Osman Emek, İsmail Emek, Zabit Abiler ve Yunus Abiler olmak üzere OSB&#39;de mobilya sektöründe faaliyet gösteren birçok ülkeye ihracat yapan güzide firmalarımız ile kader birliği ve ortaklık yapma kararı aldık. 6 yıl önce arsasını alarak başlattığımız ortaklık sürecimizi yine 2-2,5 yıldır inşaat süreci ile sürdürüyoruz. Projemiz tamamlanmak üzere son noktaya geldik. Kolektif ortaklıklar, birlikteliklerin gücüne ve bereketine inanıyoruz. Tek başımıza bir yatırım yapma gücümüz olsa bile ortaklık sayısının artması ile o işe bereketin geleceğine inanıyoruz. Genelde yeni yatırımlarımızda Andaç Grup olarak değil, daha ziyade 4,5,10 kişinin olduğu farklı ortaklıkların olduğu kolektif girişimler ve yatırımlar üzerine oluyor. MÜSİAD Kayseri olarak Ferhat Başkanın öncülüğünde bu dönemde Kaymüs isimli bir şirket kurduk ve 8o tane ortağımız var. Bu ortakların tamamı MÜSİAD Kayseri üyelerimizden oluşuyor. Bir yola çıktık ve şirket kurduk birlikteliğin gücüne inandığımız için MÜSİAD olarak savunduğumuz değerleri gerçekte göstermek istediğimiz için şirket yatırımı yaptık. Önce arsa yatırımımız oldu, şimdi de Kayseri&#39;de yine iş ve yaşam merkezi olarak açık AVM tarzında Kaymüs&#39;ün yatırımı olacak o projeler bizde devam ediyor. Orada da bu şekilde kolektif girişimciliğe inanıyoruz, bunun bereketine inanıyoruz' şeklinde sözlerini noktaladı. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/osb-ye-deger-katan-merkez-safi_1761989352_AW2i4Q.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ OSB’ye değer katan merkez Safir Center ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/osb-ye-deger-katan-merkez-safi_1761989352_AW2i4Q.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ticarete adanmış bir ömür…]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/ticarete-adanmis-bir-omur/19402/</link>
            <description><![CDATA[Ömer Gülsoy denildiğinde akla gelen ilk şey hiç şüphesiz ki ‘ticaret’ oluyor. Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy’u ‘Ömer Gülsoy’ yapan ve ticaret kültürünü yaşatan en önemli faktör 9 yaşında iş hayatına başlaması olmuş… Kayseri’nin genlerinde ticaret var hepimiz biliriz, Gülsoy Ailesi’nde de bir ticaret kültürü ve geni var. Babaannesinin tek sözü ile ticaretin içinde kendini bulan Ömer Gülsoy, edindiği tecrübeleri ile bugün şehrin saygın iş insanları arasında yer alıyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/ticarete-adanmis-bir-omur/19402/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 31 Oct 2025 15:22:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Ahilik kültürü ile büyüyen, o kültürle hayatını sürdüren Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yapılan her işin severek yapılması gerektiğini ve ticarette dürüstlüğün en büyük hile olduğunu öğrenerek ticarete başladığını söylüyor.</strong></p><p>- Biz aslında tüccar bir aileyiz. Dedem rahmetliden başlayan bir tüccarlık var. Ömer Gülsoy 9 yaşında ticarete atıldı. Akranlarım ve arkadaşlarım bağda oyun oynarken biz 9 yaşında ticaret ile uğraşmaya başladık zaman dükkanımız vardı Kazancılar&#39;da. Babam rahmetli 9 yaşımda elimden tuttu. Babaannemin &#39;Artık çocuğun altından yel geçecek, şunu götür bir baltaya sap olsun. İşi öğrensin esnaf olsun&#39; dedi. Babaannemin sözü ile beraber babam elimden tutup ertesi gün sabahleyin Kazancılar&#39;ın ortasına koydular. Kazancılar&#39;ın ortasında 9 yaşında iş hayatına atılmış oldum ve o günden bugüne kadar da çalışmaya devam ediyoruz. Hala öğrenmeye çalışıyorum, Kazancılar bizim için bir üniversite ve bizim Kazancılar esnafı arasında bizim oraya &#39;Kazancılar Üniversitesi&#39; diyoruz. Hala öğrenmenin yaşı yok diyor ve öğrenmeye devam ediyoruz. Öğrendiklerimizde öğretiyoruz. Tabi ki bir ahilik kültürü ile yetişmiş, ahilik kültürünü anlayan ve yaşatan bir aileden geliyorum aynı zamanda ve aynı şekilde devam ediyoruz. Bize ilk öğrettikleri şey; &#39;Yaptığın ne iş olursa olsun severek yapacaksın, aşk ile yapacaksın, zorsunmayacaksın&#39; derler. O yüzden bizde her işimizi severek yapıyoruz. Allah rızası için yapıyoruz. Dedem rahmetlinin söylediği en güzel şeylerden bir tanesi bize esnaflığı öğretirken çarşının içerisinde &#39;Oğlum müşteri gelsin gitsin alsın veya almasın ayağının tozu kalsın yeter&#39; derlerdi. Onun için müşteriye iyi bakacaksın, müşteriye saygıda, sevgide asla hata yapmayacaksın. İzzet ikramda bulunacaksın&#39; derlerdi. &#39;İşin en büyük hilesi dürüstlüktür. Alırken değerinde satarken değerinde satacaksın&#39; derlerdi. Birde &#39;Öyle güzel iş yapacaksın ki ayakkabı boyayıcısıysan bile ayakkabıyı o kadar güzel boyayıp hem para kazan hem de Allah razı olsun dedirttirmen lazım&#39; derlerdi. Bizim aldığımız bu minval bu şiar üzerine oldu. Hayatımız boyunca da aynı şiar üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.</p><strong>'Çalışkanlığımız bizim genlerimizde var'</strong><p><strong>Kayseri, 4 bin yıllık ticari geçmiş olan bir şehirdir. Ticaret bu kentte kuşaktan kuşağa aktarılan bir gelenektir ve küçük yaşlardan itibaren nesiller de buna meyilli olarak yetişmiştir. Kayserililerin ticari zekaları ve ticaretteki başarıları her zaman hayranlık duyulan bir hadisedir... Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy da Kayserililerin genlerinde çalışkanlığın olması ile övünüyor.</strong></p><p>-Önemli bugün Kayseri&#39;ye baktığımız zaman dışarıya çıktığımız zaman diyorlar ki havasını suyunu alan gittiği her yerde başarılı olur diyorlar. Bugün övünüyoruz biz diyoruz ki ilk 500&#39;de 17 firmamız var, ilk 1000&#39;de 30&#39;a yakın firmamız var diyoruz. Ama ilk 500&#39;e ilk 1000&#39;e baktığımız zaman Kayseri&#39;de aşağı yukarı 100&#39;ün üzerinde firmamız var. Bunların her biri Kayseri&#39;nin genleri yani Kayseri&#39;nin genlerinde olan ticaret zeksı mı diyelim? çalışmak aslında bu çalışkanlığımız bizim genlerimizde var.</p><strong>'Kurumsallaşamadığınız zaman yok olmaya mahkumsunuz'</strong><p><strong>Kültürümüze baktığımızda bir ailenin birlik ve beraberliğinin sürdürülebilmesi için ortak hafıza, ortak geçmiş ve ortak hedef belirleyici unsur olmuştur. Ama günümüzde aile şirketlerinin sürdürülebilir olmasında, görünmez temel değerlerin yaşatılmasına, duygusallık girdiğinde istenilen başarı elde edilemiyor. İşte ticaretin tecrübeli ismi Ömer Gülsoy da kurumsallaşmanın önemine değinerek duygusallığın ve hissi nefislerin ortadan kalktığında köklü şirketlerin temelini atacak kavramın kurumsallaşma olduğunu söylüyor…</strong></p><p>-Kobilerimizin aşağı yukarı yüzde 90&#39;ı aile şirketi. Bu şirketlerin yaşaması ve sürdürülebilir olması için mutlaka kurumsallaşması gerekiyor. Bizim gelişmiş ülkelerdeki gibi 150 yılı 200 yılı aşkın şirketlerimiz neden olmasın? Kurumsallaşamadığınız zaman yok olmaya mahkumsunuz, bir bakıyorsunuz aslında 2 ortak, 2 kardeş, 2 akraba bir araya geliyor belirli bir volüme geldikleri zaman ayrılıklar baş gösteriyor. Ayrılıkların olmaması ve şirketlerin yaşaması için mutlaka kurumsallaşmaya önem verilmeli diyoruz. Ama maalesef özellikle Anadolu&#39;da kurumsallaşma üzerine duygusallık oluştuğu zaman biz bu kurumsallaşmayı beceremiyoruz. Ama şu anki şirketlerimiz buna önem veriyorlar. Bizim de artık önümüzdeki yıllarda daha uzun vadeli, daha köklü şirketlerimiz, daha çok kobilerimiz olacaktır diye düşünüyoruz. Duygusallığın ve hissi nefsi ortadan kaldırdığımızda bu şirketlerimiz daha uzun yıllar yaşayacak ve 150-200 yıllık bizim de şirketlerimiz olacaktır diye bakıyoruz. Biz de bir aile şirketiyiz ve 3 kardeşiz. Yeğenlerimiz abilerimizle birlikte çalışıyoruz. Ama en önemli konu tabi ki kurumsallaşmayı becerebilmek…  Çağın gerektirdiği şartlara uyum sağlamalıyız. Bugün gelişen ve değişen dünyada akşamdan sabaha bambaşka bir şey ile karşılaşabiliyorsunuz. Eskiden çanta içine ürünleri doldurur, kapı kapı, şehir şehir, ülke ülke gezilir ürünlerin tanıtımını ve satışını yapardınız, müşteri bulurdunuz. Eskiden insanlar birbirini rakip olarak görürken şimdi bütün dünya rakibiniz aynı zamanda dünya elinizin altında hepsini müşteriniz olarak görmeniz gerekiyor. Yani çağın gereklerine ayak uydurmalı dijitalleşme ve yeşil dönüşümü es geçmemek gerektiğini düşünüyorum. Müthiş bir değişim ve dönüşümün içerisinde yaşıyoruz. Mutlaka gelişmeler takip edilmeli ve kurumsal yapı kurularak bu yapının üzerine de çağın gerektirdiği rekabet şansımızı kaybetmemek için tüm bu konulara ayak uydurmamız gerekiyor. </p><strong>Atasözü benim için yoldur ve şiardır…</strong><p><strong>Kaybolmak her ne kadar yolu öğrenmek olsa da önümüze bakmamızı, yolumuzu çizmemizi, kaybolmadan yol almayı öğretecek atasözleri kültürümüzde bulunuyor. İşte ilham kaynağı olarak gördüğümüz bu sözler ticarette işimizi kolaylaştırırken hedefimize ulaşmamızda kritik bir noktada yer alıyor. </strong></p><p>-Ben atasözlerini şiar edinmiş bir insanım, yüzlerce binlerce kez tecrübe edilmiş ve atasözü olarak ortaya çıkmış. Onun için her atasözü benim için yoldur ve şiardır. O yüzden büyüklerimizin söylediklerini kendimize bir yol haritası olarak çizmişizdir. Büyüklerimizin söylemleri bizim için çok önemli, onların hayır öğütleri ile büyüdük. 9 yaşından beri çarşıya geldiğimizde bizim zamanımızda hep hayır öğütlü insanlarımız, amcalarımız, babalarımız, dedelerimiz vardı. Onların hayır öğütleri ile büyüdük. Büyüklerin söylediği her söz bir tecrübeye sabittir, o yüzden bizim için her bir sözü çok kıymetlidir. Murat Dedeman&#39;ın söylediği &#39;Yakınma, yekin&#39; yani hiçbir zaman enseyi karartma, moralini bozma. Tam gaz çalışmaya devam et demekti. Biz öyle anlarız, ne iş yapıyorsan yap, aşk ile yap derlerdi bize. Aynı şekilde öyle devam ederiz. Dedem rahmetlinin ortaklıklarda çok konuşulan söylediği çok güzel bir söz var; &#39;İçin bozulmadıkça işin bozulmaz.&#39; Onun için niyet hayır, akıbet hayır gibi atasözü bizim için çok kıymetli. Ben bunların her birinde bir şiar, bir hayat felsefesi, hayatın bir yol haritası olarak görürüm. Her biri benim için çok kıymetli.</p><strong>'Çalışmak ibadettir'</strong><p><strong>Çocukluk çağında iş hayatına dahil olmuş, bugünler de Kayseri ticareti için önemli girişimlerde bulunan Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, gençlere kolay paranın bereket getirmeyeceği ve çalışmanın ibadet olduğunu hatırlatıyor…</strong></p><p>Her ne olursa olsun, çalışmak ibadettir. İnsanların, gençlerimizin sabırlı olmaları gerekiyor. Girişimci olmalarını tavsiye ediyoruz. Tabi hayal kursunlar ama bu hayalin kölesi olmadan, nasıl iş yapabilirim diye mücadele etsinler. Hayatta hiçbir şey kolay değil, çalışmanın gücüne inansınlar. Biz dürüst ve doğru çalışmanın gücüne inandık. Gençlerimiz çalışmanın gücüne inansınlar, hayatta hiçbir şey kolay değil, özellikle bugün baktığımız zaman yaşadığımız dünya içerisinde insanların çoğu özellikle gençlerin kolay para peşimde koştuğunu görebiliyoruz. Bahis çeteleri ya da 3&#39;e alıp 15&#39;e satma gibi söylemleri, borsada ya da başka bir şey de… Gençlerimizin parayı çalışarak elde edebileceklerini bilmelerini isterim, kolay para kaybetmektir, kolay para kıymet bilmemektir. Kolay para hiçbir zaman bereket getirmez, o yüzden çalışmanın gücüne inanarak mutlaka çalışsınlar. </p><p><strong>Hepimizin bildiği bir hikyeyi anlatmak isterim;</strong></p><p>Farenin kapısının önüne bir kalıp peynir koymuşlar, fareye demişler ki &#39;Bak şurada peynir var.&#39; Fare bakmış mesafe kısa, ödül büyük. Var bunda bir hinlik…</p><p>O yüzden gençlerimiz çok kazanç vadedenlerden mutlaka uzak dursunlar. Kolay para kazanmak diye bir şey yok. <strong>Kolay para kaybetmektir, müthiş bir risktir.</strong> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ticarete-adanmis-bir-omur_1761913327_aoCDjX.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ticarete adanmış bir ömür… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ticarete-adanmis-bir-omur_1761913327_aoCDjX.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Prensip ve etik sınır ile başarıyı kaçınılmaz kılan kadın: Mehtap Acer Fidan]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/prensip-ve-etik-sinir-ile-basariyi-kacinilmaz-kilan-kadin-mehtap-acer-fidan/19394/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de Denta Forum çatısı altında solan gülüşlere çiçek açtıran, TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu çatısı altında ise girişimciliğe soyunan kadınlara örnek olan bir isim Mehtap Acer Fidan…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/prensip-ve-etik-sinir-ile-basariyi-kacinilmaz-kilan-kadin-mehtap-acer-fidan/19394/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 30 Oct 2025 14:40:03 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Aslen Nevşehirli olan Diş Hekimi Mehtap Acer Fidan 2 çocuk annesi ve dinamik bir sektörün içerisinde olurken aynı zaman da kadın odaklı çalışmaları ile de dikkat çekiyor. Bilimin ilerlemesi için çeşitli kongrelerde yer alan ve başarılı kadınlar arasında ismini duyuran Mehtap Acer Fidan, bugün ki başarısını prensiplerine ve etik sınırlar içerisinde olmaya bağlıyor. </p><p><strong>Başarı kolay elde edilebilen bir olay değil… İşinde başarıyı yakalamış ve bu başarıyı sürdürmek için çalışan Mehtap Acer Fidan, &#39;Hekim mutluysa hasta da mutludur&#39; prensibi ile hareket ediyor…</strong></p><p>-Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi&#39;nden 2011 yılında mezun oldum. Mesleğimde deneyim kazanmak için Kayseri&#39;de bir adım atmak istedim. Memleketim Nevşehir&#39;e dönmeyi amaçlıyordum ama iş hayatı öyle olmadı Kayseri&#39;yi sevdim. Burada yaklaşık 2 yıl muayenehane işlettik. Daha sonra ise Denta Forum ile yollarımız kesişti ve ortak oldum. Çalışma hayatımı burada devam ettiriyorum. Prensip olarak etik sınırlar içerisinde çalışmaya çok özen gösteriyoruz. Hekim bakış açısı hayatımızın her köşesinde var açıkçası. Diş Hekimliği sektörü dinamik bir sektör teknoloji ve sağlık sektöründe bilimin ilerlemesi noktasında bunları takip etmemiz gerekiyor. Yurtiçi ve yurtdışı kongrelere katılmaya çalışıyorum mutlaka. İşimi seviyorum… Denta Forum adına çalışırken teknolojiyi ve yeniliği takip ettiğimiz için büyümek kaçınılmaz oldu. Bu noktada bakış açımız da &#39;Hekim mutluysa hasta da mutludur&#39; prensibi ile hareket ediyoruz. Yaklaşık 40 hekim çalışıyoruz 100&#39;e yakın çalışanımız var. Bu noktada prensiplerimizin çizgisinden çok çıkmadan mutlu çalışma düzenini geliştirerek devam ediyoruz. </p><p><strong>Estetik kaygılar ya da dayanılmaz ağrılar nedeniyle mutsuz dönemler hepimizin olmuştur. İşte tam bu noktada tek isteğimiz bizi anlayan bir diş hekimine kendimizi teslim etmek oluyor. Mesleğini severek yapan Mehtap Acer Fidan da hastayı mutlu göndermenin kendisi için bir motivasyon kaynağı olduğunu söylüyor. Ayrıca mesleği yapmak isteyen kişilere de 'Bir insanın hayatına dokunmak gerçekten güzel, haz verici' diyor…</strong></p><p>-Hastalar bize başvururken sıkıntılı ve mutsuz geliyorlar, en başta onları iyi anlamak gerekiyor. Hastalarımızı dinleyip sıkıntılarına çare olabileceğimiz, bazen estetik olarak sıkıntılarını çözebileceğimiz noktada iyi analiz etmemiz gerekiyor. Mesleğimi çok seviyorum ve bunu geliştirmek için elimden geleni yapıyorum bu noktada hastayı klinikten mutlu olarak göndermek en büyük motivasyon kaynağım oluyor. Mesleği seçerken çokta rehberim yoktu açıkçası bu tercihi yaparken hedefim hep diş hekimliği idi. Severek okudum, meslek hayatımı da severek yürütüyorum. Diş hekimliğini hedefleyenler iyi araştırsınlar. Bu dönemde bilgiye daha çabuk ulaşılabiliyor, konuşsunlar, danışsınlar kendi mizaçlarına yatkınlıklarına baksınlar. Kendilerine güvendikleri noktada güzel bir meslek tabi ki tavsiye ederim. Bir insanın hayatına dokunmak gerçekten güzel, haz verici. Severekte yaptığımız sürece çok güzel işler çıkartabiliyoruz. </p><strong>'KGK ile kadın girişimciler arasında güzel bir sinerji yakaladık'</strong><p><strong>Diş Hekimi Mehtap Acer Fidan yoğun çalışmalarının yanında TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu Sağlık Komitesinde de çalışmalarını sürdürüyor. Kadınların iş hayatında olmasını desteklemesinin yanında onların sistemin içinde var olduklarını hatırlamalarına etkisi oluyor. Mehtap Acer Fidan, KGK&#39;da yer almak ya da girişimci olarak iş dünyasının kapılarını aralamak isteyen kadınlarla güzel bir sinerji içinde olduklarını söylüyor. </strong></p><p>-Yani ben sektör olarak yoğun çalışan bir hekimim. Diş hekimliği dışında başka bir iş hayatı da bakamadık. Her zaman kliniğimizi büyütmek ve diş hekimi meslektaşlarımız ile bir arada olmak için çalıştık. Bu süre zarfında açıkçası TOBB bünyesinde Kadın Girişimciler Kurulu&#39;nun, Ticaret Odası&#39;nın da desteklediği bir kurulun içinde olmak bana mutluluk verdi. Çünkü iş hayatında bulunan kadınların olduğu, sıkıntıların, iyiliklerin ve güzelliklerin paylaşıldığı güzel bir sinerji yakaladık o noktada. Kadın Girişimciler Kurulu&#39;nun yönetim kurulunda yaklaşık 3 dönemdir hizmet vermekteyim. Tuğba Başkanım ile beraber çalışmaktayız aynı zamanda başkan yardımcılığı görevini yürütmekteyim. Kadın Girişimciler Kurulu&#39;nun Kayseri iş dünyasında ve kadınların iş hayatındaki yerinin anlaşılması açısından ve bu sistemde var olduklarını göstermek açısından güzel bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Burada tabi ki Kadın Girişimciler Kurulu biraz kadınların iş dünyasındaki varlığını gösterebilmek, tanıtabilmek, bu sinerjiyi yakalayabilmek amaçlı kurulan bir kurul. Bu konuda da açıkçası güzel tepkiler alıyoruz. Meraklı sorular alıyoruz bizi mutlu ediyor.</p><p><strong>TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Tuğba İlgü… Eğitimli, donanımlı, iletişimi iyi olan bir isim… Tabi ki kadınların iş dünyasında varlığını kanıtlaması ya da isimlerinin duyulması için yürüttüğü projeler ise takdire şayan… KGK&#39;da yer alan kadınlara soruyoruz; Tuğba Hanım ile çalışmak nasıl bir duygu?</strong><strong>  </strong><strong>Cevap tek kelime; 'Çalışkandır…'</strong></p><p>-Tuğba Başkanım çalışkandır. Biz de o sinerjiye ayak uyduruyoruz, mutlaka bizde çalışmayı seven inşalarız, ona eşlik etmek açıkçası mutluluk veriyor. Hem arkadaşım hem başkanım onunla çalışmak benim için bir mutluluk.</p><p><strong>TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu Sağlık Komitesinde önemli role sahip olan Mehtap Acer Fidan, KGK&#39;nın çalışmalarını ve 2025 yılı hedeflerinden bahsetti…</strong></p><p>-Sağlık komitesinde bulunmaktayım. Açıkçası yeni dönem seçimleri ile beraber komisyon sistemlerini kurduk. Daha etkili çalışabilmek için herkes kendi alanında daha bilgili ve donanımlı olduğu için bu alanları biraz bölüştük bana da sağlık kısmı düştü. Açıkçası bu konuda genel kurul ile beraber inşallah kadın girişimcilerimize bilgi verici seminerler eğitimler vermeyi düşünüyoruz.</p><strong>'Kadının yapamayacağı hiçbir şey yoktur…'</strong><p><strong>Mehtap Acer Fidan, Kayseri&#39;de Kadın Girişimciler Kurulu ile tanışmamış kadınlarında her zaman yanında olduklarını ve her zaman olduğu gibi her alanda destekleyeceklerini söyledi. </strong></p><p>-Bizim girdiğimiz toplantılarda önümüzü kesen çok kadın girişimcimiz veya girişimci adayımız oluyor. Bizi tanımaları bilmeleri onlara bir ufuk verebiliyor, aydınlatabiliyor. Kadınlarımızın her zaman yanındayız. Kadının bilgisi ve cesareti olduğu sürece yapamayacağı hiçbir adım yoktur. TOBB bünyesinde oluşu Rıfat Hisarcıklıoğlu Başkanımızın bunu destekleyişi, kadın girişimciliği destekleyişi açıkçası çok önemli husus. Kayseri&#39;de buna çok açık. Benim gözlemlediğim bazı şeyler aşılmış durumda bu güzel bir durum. Nerde olursak olalım ev hanımı, iş hayatı ya da bir üretimde olan bir kadın kendine öncelikle değer vermeli, kendini sevmeli o noktadan sonra mutlu bir annenin mutlu bir kadının yapamayacağı hiçbir şey yoktur…</p><p><strong>Mesleki alanında, aile hayatında, sosyal hayatında ve kadınlara ışık olma yolunda TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu&#39;nda da başarıyı yakalamış bir kadın olarak Mehtap Acer Fidan&#39;ın kadınlara son mesajı ise şöyle oldu; </strong></p><p>-Kadın önce kendine güvenmeli ve inanmalı bu noktada kendini cesaretlendirip adım atmalı başaramayacağı hiçbir şey yoktur…</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/prensip-ve-etik-sinir-ile-basa_1761824402_Mq2gyw.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Prensip ve etik sınır ile başarıyı kaçınılmaz kılan kadın: Mehtap Acer Fidan ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/prensip-ve-etik-sinir-ile-basa_1761824402_Mq2gyw.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İşi mutfağında öğrenen isim: Begüm Büyüknalbant]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/isi-mutfaginda-ogrenen-isim-begum-buyuknalbant/19261/</link>
            <description><![CDATA[Kayseri’de 1969 yılından bu yana atıştırmalık sektöründe faaliyet gösteren Oylum Gıda, 16 bin metrekare kapalı alanda kadın ağırlıklı çalışan bir şirket olarak Türkiye’nin köklü sanayi kuruluşları arasında yer alıyor. Şirketin ana ürün gruplarını bisküvi, kremalı bisküvi, gofret, kaplamalı gofret, küp gofret, marşmellovlu bisküvi ve sürülebilir fındık kreması oluştururken 18 bin tonluk yıllık üretim kapasitesi ile tam otomatik üretim hatlarında üretimini gerçekleştiriyor.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/isi-mutfaginda-ogrenen-isim-begum-buyuknalbant/19261/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 14:47:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Peki siz Kayseri&#39;de 1990&#39;lı yıllarda bebe bisküvisi üretimine de yer veren Oylum Gıda&#39;nın reklam yüzünü hatırladınız mı? İşte o zamanların reklam yüzü olan bebek, bugünlerde Oylum Gıda Satın Alma ve Kurumsal İletişim Direktörü olan Begüm Büyüknalbant… </strong></p><p>-Bu kısım benim için çok önemli çünkü üniversitede çok sevdiğim tez danışman hocam bana mezun olurken şunu demişti; 'Orada sana her zaman bir sandalye ve masa var ama sen orada iş nasıl yapılıyor bilmezsen yönetici olamazsın. İşin işleyişini öğrenmen gerekiyor' demişti. Bunun üzerine ben üniversiteden sonra işe üretimde başlamak istedim çünkü neyi nasıl ürettiğimizi bilemezsem gerçekten yönetici olamazdım. Bunu abime ve babama söyledim ve dedim ki ben içeride üretimde &#39;Gıda Teknikeri&#39; olarak çalışmak istiyorum ama lütfen kimseye benim kim olduğumu söylemeyin, ben gerçekten öğrenmek istiyorum. Onayı aldım önlüğümü giyindim ve tekniker gibi bisküvi dizmekten kutulama yapmaya tarihleme yapmaktan kutuları palete yerleştirmeye kadar birçok işi yaptım. Sonra üretimde usta başları küçüklüğümü bildikleri için gözlerden anımsadılar ve deşifre oldum. Benim bir bebeklik fotoğrafım vardı, eskiden bebe bisküvisi üretirken üzerinde basılıydı. Onu üretimde bulmuş ve bu sensin dedi. Bir buçuk 2 ay kadar içerde tecrübe edinmiş oldum çok keyifliydi benim için. Ondan sonra da insan kaynaklarında çalışmaya başladım, sonra üretim planlama, muhasebe-finans derken bütün birimlerde kısa kısa rotasyonlarla kendimi en mutlu hissettiğim alanda ilerlemeye devam edeceğime karar vererek bu pozisyona geldim ve bu pozisyonda olmaktan çok mutluyum.</p><strong>'İnsanı başarılı yapan, başarısızlıklarıdır'</strong><p><strong>Girişimde bulunduğumuz her iş bazen istediğimiz seyirde gitmeyebilir, sonu hüsran olabilir. Fakat Oylum Gıda Satın Alma ve Kurumsal İletişim Direktörü olan Begüm Büyüknalbant&#39;ın kendi motivasyonunu sağladığı ve duyanı aslında kendine getiren güzel bir sözü varmış; 'İnsanı başarılı yapan, başarısızlıklarıdır…'</strong></p><p>-Benim kendi yazdığım bir sözüm var ve bu gerçekten beni her zaman motive etmiştir. 'İnsanı başarılı yapan, başarısızlıklarıdır' bu sözü bir arkadaşımla telefonda iş ile alakalı konuşurken buldum. Bir girişimi başarısız olmuştu ve pes etmek üzereyken bir anda ağzımdan çıkıverdi. Dedim ki başarısız olmadan başarıyı hedefleyemeyiz. Ve sonra düşündüm ki çok doğru bir şey aslında. Başarısız olmadan başarının tadını alamayız. Bu yüzden de bazen bakıyorum etrafıma onlar yaptıysa sen daha iyisini yapmalısın diyorum. Hayatta hiçbir zaman büyük hırslarım olmadı ama tabii ki başarının zevkini yaşamak için araştırmalar yaptığım çok fazla konu ve olgu oldu. Benim pozisyonum gereği sadece Türkiye değil, Dünya&#39;dan da haberdar olmak gerekli. Alım yapmış olduğumuz girdilerin önemli kalemlerini ithal ettiğimiz durumlar olmakta bu yüzden Dünyadaki piyasalara da hkim olmak gerekli. </p><p><strong>3 kardeş 3. kuşak olarak yönetici pozisyonunda görev alan Begüm Büyüknalbant&#39;ın baba ve ağabey faktörü ile çalışmanın avantajlarını yaşıyor.</strong></p><p>-İş hayatında birçok iyi ve kötü tecrübem oldu. Herhangi birini seçmem mümkün değil ama rotasyonlar sırasında birçok tecrübeye sahip olarak, hatalar yaparak yapmamam gerektiğini öğrendim. Çok büyük geri dönülemez hatalar elbette yapmadım önümde babam ve ağabeyim gibi iki önemli yöneticiyle istişare içerisinde çalışmanın avantajları olsa gerek.</p><strong>Oylum Gıda&#39;nın dünü ve bugünü…</strong><p><strong>55 yıllık tecrübesi ile atıştırmalık sektörünün köklü markalarından olan Oylum Gıda, 30 bin noktada yurt içi, 40 ayrı ülkeye ihracat yaparak yurt dışı satışlarını gerçekleştiriyor. </strong></p><p>-Oylum Türkiye&#39;nin köklü ve önde gelen atıştırmalık markalarından bir tanesidir. 55 yıllık bir tecrübe ile yönetilmektedir ve 3. kuşak olan bizlere yönetim geçmiştir. 2012 yılında Borsa İstanbul&#39;da işlem gören şirketimiz, 30 bin noktada yurt içi satışı bunların içerisinde ulusal zincir marketler (A101-BİM-TKK-Metro-Bizim Toplu Tüketim ve Hakmar) bulunmaktadır. Ayrıca, 40 ayrı ülkeye ihracat yapmaktayız. Satışlarımızın yüzde 65&#39;i yurt içi, yüzde 35&#39;i yurt dışıdır. Bu pastanın payını ihracat kısmında artırmayı hedeflemekteyiz. Borsa İstanbul&#39;da işlem gören bir şirket olarak gerek yurt içinde gerekse yurt dışında marka bilinirliğimizi artırdığı gibi güvenli tedarikçi olarak da bizleri daha üst seviyelere çıkarmaya başlamış bulunmaktadır. Bugünün şartlarına baktığımız zaman önemli akreditasyonlara sahip olan şirketimizin BRCGS, Helal Sertifikası, ISO 22 000, ISO 14 001, ISO 45 001 kalite sertifikaları bulunmaktadır. Ayrıca Sedex ve BSCI Sosyal uygunluk sistemlerini de yürütmekteyiz.</p><strong>Oylum Gıda&#39;nın global yolculuğu…</strong><p><strong>Dünya&#39;ya açılan Türk markası Oylum Gıda, global pazarda alanında en iyi olma anlayışı ile ilerliyor. Yerelden globale evrilmiş ve pazarda marka bilinirliğini sağlamış Oylum Gıda, 1969&#39;dan bu yana sürdürdüğü mükemmeliyetçi yaklaşımı sayesinde 2025 yılında da pozisyonunu koruyacak… </strong></p><p>Global pazarda hedeflerimizden olan Amerika-Kanada ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde ürünlerimizin satışı uzun süredir yer almakta ve bu kapsamda 3 ana markamızın (Oylum-MasterBaker ve Pink Panda) uluslararası isim haklarının tescillerinin tamamlanma aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Ayrıca Orta Doğu ve Avrupa pazarında kuvvetli marka bilinirliği ve güvenli bir tedarikçi olmamızın avantajlarını görüyoruz. Sektördeki çok büyük oyunculardan sonraki kategoride önemli yer edinmiş durumdayız. 2025 itibariyle de bu pozisyonumuzu koruyacağımızı düşünüyoruz. Pazar payımızı da gün geçtikçe artıracağımızı düşünüyoruz. </p><p><strong>Son yıllarda birçok genç, girişimci olmak, yeni yatırımlar yapmak için adımlar atıyor. Yeni atılımlar için sadece fikir bulmak yetmezken girişimcilerin önceliklerinin &#39;İş Modellemelerini&#39; doğru yapmaktan geçtiğini söyleyen Begüm Büyüknalbant, yeni yatırımcılara ve genç girişimcilere pes etmeden ilerlemelerini öneriyor. </strong></p><p>-Girişimcilik denilince akla bir start-up projesi geliyor ama girişimcilik illa hiç yapılmamış bir şeyin ortaya sürülmesi demek değildir. Var olan bir projeye katkı sağlayarak ve farklı açılardan ele alarak da bir ürün geliştirmesi ile iç girişimcilik yapılabilir. 2. ve 3. kuşak olan bizlerinde yapmış oldukları bir iç girişimcilik meselesidir. Bu yüzden genç girişimci arkadaşlarımızın öncelikle &#39;İş Modellemelerini&#39; doğru veri analizleriyle yapmalarını ve yapmış oldukları bu analizlerin doğru sonuçlanıp sonuçlanmayacağını denemeleri ve olumsuz bir olayda ise yeniden iş modelini değiştirerek ilerlemelerini tavsiye ediyorum. Dediğim gibi insanı başarılı yapan, başarısızlıklarıdır. Bununla alakalı da üniversitelerle iş birlikleri içerisinde olmalarını tavsiye ederim. Daha sonra da pes etmeden ürünlerini ya da hizmetlerini geliştirmelerini öneririm. </p><strong>'Kayseri&#39;nin kadınları çok akıllı'</strong><p><strong>TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu (KGK) Eğitim ve Proje Komisyonu Başkanlığı görevini de sürdüren Begüm Büyüknalbant, Kayseri&#39;nin kadınlarının hem akıllı hem de yaratıcı fikirlere sahip olduklarını belirterek, sanayide kadın elinin değmediği bir projenin de olmadığını söyledi. </strong></p><p>-Ticaret Odası Kayseri Kadın Girişimciler Kurulu 2023 yılında yeni dönemi ile başlarken ben de orada İcra Kurulu&#39;nda görevi ile yerimi aldım. Şu an da Eğitim ve Proje Komisyon Başkanlığı yapmaktayım. Birçok eğitim ve projeler için icradaki arkadaşlarım ve ben özverili bir şekilde çalışmaktayız. Burada olmaktan çok mutluyum birbirinden değerli iş insanları ve akademisyen arkadaşlarımızla çalışma ve tanışma fırsatımız oldu. Kayseri&#39;nin kadınları gerçekten hem çok akıllı hem de çok yaratıcı farklı iş kollarına el atmış durumda. Kayseri bu konuda bence Türkiye&#39;nin öncülerinden diye düşünüyorum. Sanayide kadının elinin değmediği hiçbir iş kolu ya da bir proje yok. Bu bizi çok mutlu ediyor. Daha da gelişerek artacağına inanıyorum.</p><strong>'İcat çıkarmaya devam edeceğiz'</strong><p><strong>Begüm Büyüknalbant, TOBB Kayseri KGK ile kadınlara ve gençlere yönelik yeni projelerin süreceğini, fikirlere üretmeye ve İCAT ÇIKARMAYA devam edeceklerini söyledi. </strong></p><p>-Evet tabi ki de her zaman biz kadınlarımızın yanında ve yaş ayrımı yapmaksızın arkasındayız. Üniversitedeki arkadaşlarımızdan tutun da ev hanımlığından sıkılmış birçok kadınımıza yeni istihdam kapıları açmaya ve bunlar için fırsatlar sunmaya devam edeceğiz. Hali hazırda şu an AGÜ ile yürüttüğümüz &#39;Girişimcilik&#39; projemiz var. 10 haftalık bir projenin 4. haftasını tamamladık. Burada bize destek olan üniversite yöneticilerinden Prof. Dr. Erk Hacıhasanoğlu&#39;na ve eğitimin danışmanlığını yapan Doç. Dr. Adil Oran hocamıza teşekkürlerimizi sunuyoruz kurul olarak. Biliyorsunuz 2023-2024 yılında Ticaret Odası Kadın Girişimciler Kurulu olarak ilk icraatımız 4 üniversite ile bir iş birliği protokolü imzalamak oldu ve bu üniversitelerin hepsinde &#39;girişimcilik&#39; kulüpleri açmış olduk. Buradaki öğrencilerimizin de aktif bir rol almaları için de hemen bir proje yarışması düzenledik. Konusu &#39;sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm&#39; ile alakalı idi çok farklı projeler geldi. 4 üniversitemizden de hocalarımızla jürimizi oluşturarak bu muhteşem fikirleri dinledik. İlk 3&#39;ü seçtik ve onlara güzel bir tören ile hediyelerini takdim edeceğiz. Biliyorsunuz, biz kadınlarda fikir üretmeleri bitmez ve üretmeye de devam edeceğiz. Kısacası TOBB Başkanımız Sayın Rıfat Hisarcıklıoğlu&#39;nun dediği gibi <strong>&#39;İCAT ÇIKARMAYA&#39;</strong> devam edeceğiz. Bir sonraki projemiz için ise Sanayi Odası Genç Girişimciler Kurulu ile ne yapabiliriz diye istişare ettik. Onlarla da Sanayi- Üniversite iş birliği ile &#39;Yeşil Sanayi&#39; projesi için eğitimler üzerine konuştuk. Umarım onlarla da birlikte yürüttüğümüz kapsamlı bir eğitim programı gerçekleştiririz. Bizi her zaman destekleyen TOBB Başkanımız Rıfat Hisarcıklıoğlu&#39;na, Kayseri Ticaret Odası Başkanımız Ömer Gülsoy&#39;a ve Kadın Girişimciler Kurulu Başkanımız Tuğbahan İlgü&#39;ye buradan da teşekkürlerimi sunmak isterim.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/isi-mutfaginda-ogrenen-isim-be_1760183270_Khc6uY.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İşi mutfağında öğrenen isim: Begüm Büyüknalbant ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/isi-mutfaginda-ogrenen-isim-be_1760183270_Khc6uY.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Genç mühendisin azmi, MTT Makina’yı Dünya’ya duyurdu]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/genc-muhendisin-azmi-mtt-makina-yi-dunya-ya-duyurdu/19257/</link>
            <description><![CDATA[Şaban Emre Gürbüz… MTT Makina Firması ile Kayseri’den Türkiye’ye ve Dünya’ya ahşap ve mobilya makinaları üreterek satış yapan isim… Genç yaşında girişimci ruhu ve azmi ile ülkemize katma değer katan Gürbüz, ürettiği ahşap ve mobilya makinaları ile küresel alanda MTT ismini duyurarak gençlere örnek oluyor…]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/genc-muhendisin-azmi-mtt-makina-yi-dunya-ya-duyurdu/19257/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 12:45:41 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Üniversite eğitimi boyunca sanayide birçok yerde çalışma imkanı bulan ve kendini yetiştirme gayretinde olan genç bir ismin iş hayatına başlama serüveninin yolu azim ve kararlılıktan geçiyor…</strong></p>'Erciyes Üniversitesi&#39;nde Makine Mühendisliği okurken aynı zamanda Kayseri sanayisinde birçok yerde çalışma imkanı buldum. Bu sayede ciddi bir donanıma sahip oldum. Mezun olduktan sonra güzel bir yerde işe başladım fakat bir süre sonra 4 yıllık bir sözleşme imzalamam istendi. Bende imzaladığım takdirde girişime uzak kalmam gerekiyordu bende imzalamadı. Daha sonra kuzenim Harun Öztürk ile küçük bir dükkan tutarak makine imalat işine girerek MTT Makina&#39;yı kurduk. İlk hedefimiz şehrimizde güzel işler yapmak, ismimizi duyuracak makineler imal etmekti. Kayseri&#39;de teknolojik ürünler çıkarma veya yeni bir ürün kazandırma noktasında zorlandığımız dönemler oldu fakat amacımız insanların üretimini daha elverişli hale getiren makinaları üretmekti. Bu doğrultuda ARGE çalışması yaptık ve gerçekten de bu alanda büyüdük. Teknolojiyi sürekli takip ettik. Gençlik ve dinamikliğimizi kullanarak sürekli azimle çalıştık. Ve akabinde de çok şükür güzel yerlere geldiğimizi düşünüyorum. Buradaki en önemli değinmek istediğim nokta bu mücadelede zorluklara karşı azim ve kararlılıkla yılmadan, farkındalıkla yeni, inovatif fikirlere sahip olmamızdır.'<strong>'Yaptığımız ARGE çalışmaları pahada ağır durumlar'</strong><p><strong>Yeni bir işletme, firma kuran herkesin en zorlandığı konu tabi ki ekonomik koşullar oluyor. Eğer bir başarı istiyorsak bunun da yolu tabi ki ARGE çalışmasından geçiyor. </strong></p>'Maddi olarak zorlandığımız dönemlerde oldu. Yaptığımız ARGE çalışmaları pahada ağır durumlar. Makina üretmek istiyorsanız 4-5 makina parası harcamanız gerekiyor ki ARGE&#39;sini, üretimini veya satış sonrası desteğini sağlayabilin. Bu sürece dayanmak ve mücadele etmek gerçekten zor. Evet zor dönemlerden geçiyorsunuz ama o zor dönemleri nasıl unutuyorsunuz derseniz o makina çalışıyor, fabrikaya giriyor, o fabrikada o ciddi anlamda verimlilik kazandırıyor ve aynı zamanda da müşterilerinizden çok ciddi takdirler alıyorsunuz. Çevrenizdeki insanlardan gerçekten çok güzel bir buluş yaptın, bu makina bizim üretimimize veyahut da şehrimize, ülkemize çok ciddi kazançlar elde etti dendikten sonra o yorgunluk veyahut da o mücadele tamamen işin tatlı kısmına dönüyor.'<strong>Çünkü mühendislik tamamen çözüm işi…</strong><p><strong>Genç bir mühendis, genç bir firma sahibi olan Şaban Emre Gürbüz, hayata geçirdiği projelerin üzerine gece gündüz çalışarak emek vermiş, 'Çünkü mühendislik çözüm işi.' </strong></p><p><strong>Gayreti onu başarıya, başarı onu isminden söz ettirmeye ve kaderini değiştirmeye neden olmuş…</strong></p><p><strong>Pes etmek yok! Biliriz ki &#39;Kader, gayrete aşıktır…&#39;</strong></p><p>Proje aşamasında bir düşünceyi bir fikri, makinayı çizerken ister istemez enerjinizi, tüm düşüncelerinizi ve tüm fikirlerinizi o projeye adamanız gerekiyor. Geceleri çalıştığım çok fazla oldu ve o kadar yoğun çalıştık ki gözlerimiz kanlanacak derecede bilgisayar başından kalkmadığım günler oluyordu. Hatta bu konuda şöyle bir hikayem var; Birgün bir proje ile uğraşıyorum. Makinayı tasarladım, çizdim, imalata başladık. Ekip arkadaşlarımla üretiyorum. Makina belli bir yerde çalışmıyor, tıkandı kaldı çözemiyorum. Bir şekilde o işi bitiremiyorum. Makina verimli olarak çalışmıyor. Artık bedenen olarak da bitmiş durumdayım, eve gidip dinlenmem gerekiyor. Eve gittim duş aldım, dinlenme aşamasına geçtim ve şu yöntemi denemedim, benim gidip denemem gerekiyor deyip hiç uyku uyumadan tekrar iş yerine gidip tek başıma o aklımdaki yöntemi deneyip makinayı çalıştırdığım günler oldu. Ve gerçekten de makina o an o zindelikle çalışmıştı. Ve ben çok mutlu olmuştum. Yani aklınızda eğer bir fikir var da onu uygulamıyorsanız maalesef bizim işte başarılı olamazsınız. Ne zaman, nerede geleceği belli değil. Bir çözüm bulunması gerekiyor. Çünkü mühendislik tamamen çözüm işi…</p><p><strong>Duygusallık insanoğlunun en büyük zaafıdır... Şaban Emre Gürbüz de ilk makinayı tasarlayıp satışını yaptıktan sonra teslimat aşamasında duygularına hakim olamamış ama biliriz ki iş hayatında duygusallığa da yer yoktur. Sevkiyattaki duygusallık makine tıkır tıkır çalışınca yerini gurura bırakmış. </strong></p><p><strong>İşte genç mühendisin ilk siparişini aldığı zamanda yaşadıkları… </strong></p>'En çok hüzünlendiğim ve duygu karmaşası yaşadığım makinam ilk makinem oldu ve tasarladığımız bir makine vardı. Sünger kırpık makinası. Bu makinayı Kayseri&#39;deki birçok firmaya sundum fakat 24-25 yaşındaki bir gencin sunumu ister istemez tereddüt yarattı ve ret yedim. Daha sonra gittiğim bir firmada çizimlerimi gösterdim makinayı anlattım çok iddialı bir kapasite söyledim. Onlarda çok tereddütte kalarak inandılar ve &#39;Makinayı istiyoruz, biz sana inanıyoruz. Olmayabilir, biz sana destek olmak istiyoruz buradan başlaman için biz de bir vesile olalım&#39; dediler ve ben oradan o makina siparişini aldım. O zamanların parasıyla o makina şu an Kayseri&#39;de ciddi bir ev parasıydı. Ben o parayı normal bir yerde çalışarak 10-15 yılda alabilirdim. Biz imalata başladık ve makinayı yaptık. Bu sürede verdiğimiz firma süreci soruyordu bize, biz de makinayı bitirdik, boyadık. Cıvatasından boyasına kadar ilgilendiğimiz makina sevkiyat aşamasına geldi. Ve sanki hani bir çocuğunuz olur da belli bir yerden sonra gidecekmiş gibi hissi olur. Bana öyle bir his geldi. Ben o an duygularıma hkim olmadım ve ağlamaya başladım çünkü o ilk makina bizim için çok kıymetli, çok değerliydi. Tabii makinamızı götürdük, alnımızın akıyla çalıştırdık, vermiş olduğumuz firma bize çok şükranlarını sundu. Güvenlerini boşa çıkarmadığımız için biz çok gururluyduk ve çok güzel bir makina oldu. Ve daha sonra da o makina vesilesiyle ret yediğim firmalara da ben aynı makinayı sattım, onlar da bizden geri o makinaları aldı benim için çok duygusal, çok heyecan verici anlardan bir tanesiydi. <strong>'Bir savaş mücadele etmeden ne kaybedilir ne kazanılır'</strong><p><strong>Gençlerin hayalleri var, adım atacak cesaretleri yok… İş hayatına atılmak gençler için kaçınılmaz bir son olurken o iş hayatında başarıyı elde etmek, sürdürebilmek veya mücadeleci olmak kolay değildir. Genç Mühendis Şaban Emre Gürbüz, MTT Makina&#39;yı inançla, azim ve kararlılıkla kurduğunu söylüyor. Gürbüz, iş hayatına atılacak gençlere tavsiyelerde bulunurken güzel bir not düşüyor: 'Bir savaş mücadele etmeden ne kaybedilir ne kazanılır…'</strong></p>'Genç dönemlerimde bu hayallere ulaşmamanın en büyük sebeplerinin bir tanesi başarı ve azim. Şimdi eğer omurgalı bir yapınız varsa, hayalleriniz, hedefleriniz varsa karşınıza ister istemez hayatta bazı engeller çıkıyor. Bizde zorluklar yaşıyoruz, önümüze taş koyanlar oluyor, karşılaşmamız gereken istenmeyen durumlar oluyor ama hayatın kendisi maalesef bunlarla mücadele etmektir. Bugün hayatımız tamamen dört dörtlük olmuş olsa ben açıkça söyleyeyim hayatın bir anlamı olmaz. Bir başarının tadı kalmaz yani. O yüzden ben inanıyorum ki hayatta her zaman mücadele etmek zorundayız. Çok önemli bir kendime anekdotum var. Bir savaş mücadele etmeden ne kaybedilir ne kazanılır. Biz her zaman bir aksiyonun içerisindeysek mücadele etmek zorundayız. Ve o mücadeleden de elimizden geldiğinin fazlasını yaparak galip gelmek zorundayız. Ben gençlere bunu söylemek istiyorum. Benim yaptığım iş gerçekten çok zor, imkansızı başarmış bir insan değilim. Evet iyi bir üniversite hayatı geçirdim. Farkında olarak üniversitemi bitirdim. Bir yerlerde çalışarak kendime teknik veriler kazandım ve ciddi bir girişim yaparak bu işi kurdum. Ve daha sonrasında da tamamen azim, başarı ve mücadele ile buralara geldik çok şükür. Gençlerin de bunu gerçekten yapmasını talep ediyorum. Çünkü ben bu işin içinde olarak bir genç olarak bizim sektörümüzde, makina sektörüyle veyahut da üretim sektörüyle gerçekten ülkemizde çok büyük bir açık var. Üreten bir genç olmalıyız, üretici olmalıyız. Evet, hayat bize zor şartlar sunabilir ama o zor şartlara kendimizi hazırlayarak tamamen işimize odaklanarak hayatın tadını çıkartmalıyız. Son olarak eklemek istediğim şu tarz durumlarımız var. Şimdi insanlar evet başarılı olmak istiyor başarıyı sürekli hedefliyor. Ama başarılı olmanın altın kurallarından bir tanesi insanın bunu gerçekten istemesi. İnsanın çok güzel hayallerinin olması gerekiyor. Çok ütopik hayallerinin olması gerekiyor. Gerçekte de çok güzel mantıklı hedeflerinin olması gerekiyor. Hayal ve hedef çizgisini belirledikten sonra bu ikisinin arasında başarıyla beraber gerçekten insanların güzel olgular yakalaması gerektiğini düşünüyorum.'<p><strong>İşte MTT Makina sahibi Şaban Emre Gürbüz&#39;ün yolculuğu böyle başlamış, şimdilerde kendisi sadece Kayseri ile sınırlı değil Dünya&#39;da kendini ispatlamış… Yerli üretim ile uygun maliyeti ve yüksek kaliteyi bünyesinde barındırıyor…</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/genc-muhendisin-azmi-mtt-makin_1760175940_BpkCbz.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Genç mühendisin azmi, MTT Makina’yı Dünya’ya duyurdu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/genc-muhendisin-azmi-mtt-makin_1760175940_BpkCbz.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkiye’de tek seramik kaplama ham maddesini ürettiler]]></title>
            <link>https://www.hunattv.com/turkiye-de-tek-seramik-kaplama-ham-maddesini-urettiler/19249/</link>
            <description><![CDATA[Türkiye’de seramik kaplama ham maddesini üreten tek firma olan ve birçok ülkeye ihracat yaparak ülkemize döviz girdisi sağlayan Tektaş Diş Deposu hem ülke ekonomisine hem de sağlık sektörüne ciddi katkılar sunuyor. Yönetim Kurulu Başkanı Arif Sami Tektaş, gece gündüz emek vererek ürettiği ürünler ile Yahudi lobisinin hedefi haline gelirken kendisinin yeni hedefinde ise savunma sanayinde, otomotivde, ortopedide ve dental medikal sektörlerinde parça üretiminde kullanılan toz metal alaşımlar üzerine çalışmak olduğunu söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.hunattv.com/turkiye-de-tek-seramik-kaplama-ham-maddesini-urettiler/19249/</guid>
            <category domain="https://www.hunattv.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 16:43:42 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>1963 yılında Kayseri&#39;de dünyaya gelen Tektaş Diş Deposu Yönetim Kurulu Başkanı Arif Sami Tektaş, babadan emanet olan diş sektöründe çalışmalarını sürdürüyor. 25 yıla yakın diş protezleri üreten Tektaş, Kayseri ve civarına satış yapmak üzere İstanbul&#39;dan ürün getirdi. 2013 yılında Almanya Köln&#39;de katıldığı IDS Dental Show&#39;da bayilik alarak ürün ithal etmeye başladı. Bir süre İsviçre&#39;den ürün ithal ederek Türkiye&#39;de satış yapan Tektaş&#39;ın seramik kaplama ham madde üretim serüveni başlamış oldu. </strong></p>'Türkiye&#39;de, Türk devletlerinde ve İslam aleminde seramik kaplama ham madde üretimi henüz başlamamışken porselen diş yapımında kullanılan ana madde İsviçre, Almanya, Amerika, Japonya ve Kore&#39;de üretilmekteydi, 6. ülke olarak çok şükür nasip oldu biz ürettik. Katma değeri yüksek bir ürün bizde ürünü üreterek böylece hem ülkemizden yurt dışına giden dövizin önünü kesmiş olduk hem de ihracat yaparak ülkemize döviz getiriyoruz. Çok zor bir ürünü yapmak bizi mutlu etti…'<p><strong>Baba mesleği olması nedeniyle sektöre hakim olan Arif Sami Tektaş, Kayserili zekasını da kullanarak yurt dışına ürün ihraç etmeyi başardı. </strong></p>'2009 yılında bu işe ilk girdiğimizde İstanbul&#39;da genelde gayrimüslimler ithalatçılık yapıyordu. Onlar yurt dışından ürünleri getiriyordu, Türkiye&#39;ye bayilik vermiyordu, yurt dışındaki firmalar özellikle Türklere vermiyorlardı, gayrimüslimlere veriyorlardı. Tabiri yerindeyse onlar çorbayı kepçeyle içiyorlardı. Biz Kayseri ve civarına mal satıyorduk, bize çay kaşığı ile çorba içiriyorlardı. Bizde elimize bir kepçe alalım diyerek iki ürünün distribütörlüğünü aldık, biz de kepçeyi elimize aldık. Bu arada yurt dışındaki gayrimüslimler bize düşman oldular. Sağlık Bakanlığı&#39;na şikayet ettiler, Çevre Bakanlığı&#39;na şikayet ettiler. Hiçbir eksiğimiz olmamasına rağmen biz üretim yapınca şikayetlerin ardı arkası kesilmedi. Bütün zinciri biz bozmuş olduk.'<p><strong>Türkiye bu ürünü üretebilen 6. ülke </strong></p><p><strong>Sektörde bir Türk olarak adının geçmesini başaran Arif Sami Tektaş, ürünü daha uygun fiyata pazara sununca merdiven altı üretim iddiaları ile şikayet üstüne şikayet almış. Hatta tehdit telefonları alan Tektaş, yılmadan yorulmadan Türk malı dental seramikleri üretmiş…</strong></p>'Bizim ürettiğimiz ürünün 200 gramı ben ithalata başladığımda 120 Euro&#39;dan satılıyordu. Biz 200 gramı 70 Euro&#39;dan piyasaya sürdük. Onların fazladan yaptıkları 50 Euro kar uçmuş oldu, bu kez bize düşman oldular. Belgesiz iş yaptığımızı merdiven altı üretim yaptığımızı iddia ettiler. Sağlık Bakanlığı&#39;ndan müfettişler gelerek bizi denetlediler. Hatta tehdit telefonları aldık ki piyasayı neden bozuyorsunuz diye. Biz kendi milletimizi seviyoruz. Fiyatların yüksek olması son kullanıcı hastalara da yansıyor. Diş fiyatlarının pahalı olmasının nedeni aradaki tedarik zincirini sağlayan firmaların çok büyük paralar kazanmasıdır. Yani ithalatçıların distribütörlerin üzerine koyduğu karlardır. Bu süreçte çok ciddi tehditler aldık. Üretime geçip Türk malı dental seramikleri üretince rakiplerimiz çılgına döndü. Şikayetler bu süreçte de devam etti. Ama bizim hiçbir belgemiz eksik olmadığı için bir şey yapamadılar. Devlet kurumları teşekkür ederek ayrıldılar.'<p><strong>&#39;Bir Türk&#39;e 'yapamazsın' de, sonra otur ve izle&#39; sözünü herkes bilir. İşte Arif Sami Tektaş&#39;ta tam olarak yapılamaz denilen ürünü yapmış ve Türkiye&#39;yi bu ürünü üretebilen 6. ülke sırasına taşımış…</strong></p>'Ülkemiz bu ürünü üretebilen dünya çapında 6. Ülke oldu. Bugün ihracat yaptığımız ülkeler Pakistan, Bangladeş, Azerbaycan, Türkmenistan, İran, Irak, Libya, Mısır, Cezayir, Katar gibi birçok ülkeye Türk malı olarak yapılamaz denilen ürünü yaparak ihraç ettik. Ülkemize biz döviz getirmeye başladık. Önceleri aylık 70-80 bin Euro İsviçre&#39;ye para gönderiyorduk ve ülkemizin dövizi İsviçre&#39;ye gidiyordu. Onların artık kepçeyi bırak çorbayı kazanla içtiğini gördük. Biz bu ürünü üretmekle 85 milyon Türk vatandaşımıza da faydalı olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü diş maliyet fiyatları aşağı inince diş yaptıran, protez yaptıran hastalara da faydalı olacağımızı düşünüyoruz.'<p><strong>Arif Sami Tektaş&#39;ın seramik kaplama ham maddesini üretmedeki 4 nihai hedefi olduğunu gördük. Kitaplarda adının geçmesi, ülkeye döviz girdisi sağlamak, ülkeden dövizin çıkmasına engel olmak ve ihracat ağını genişletmek…</strong></p>'Ben 61 yaşındayım ve 56 yasında bu ürünü üretmeye karar verdim. 4 yılda nihai ürünü çıkardım 1 yıldır da satışını yapıyorum. Ticaret para kazanmak için yapılır ama 61 yaşındayım para ile işim yok. Kazancılar Çarşısı&#39;ndaki bütün sarrafları bana bağışlasanız bir manası yok benim için. O nedenle benim özellikle üniversitelerde diş hekimliği fakültelerinde okutulan kitaplarda adımın geçmesi için bu ürünü ürettim. Ayrıca ülkeme döviz girdisi sağlamak ve dövizinin yurt dışına gitmesini engellemek için bu işi yaptım. 4 yıl gece gündüz bu ürün üzerine Erciyes Üniversitesi&#39;nden 2 profesör ile birlikte çalıştım. Yüzde 75&#39;e gelince bilgi tıkanıklığı yaşadık ve ardından deneme yanılma yöntemi ile bu işi başardım. Şu an Asya ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika ülkelerine satıyorum ama yakında Avrupa&#39;ya da satacağım. Çalışmalarımız bu yönde ilerliyor, bir Türk olarak Türklerin adını Avrupa&#39;da bir daha duyuracağım.'<p><strong>Stratejik ürün: toz metal alaşımlar</strong></p><p><strong>Arif Sami Tektaş, sektörde baba desteğini alan ve kendi sektörünü daha ileriye taşımak için canla başla çalışmış bir isim… Seramik kaplama ham maddesinin yanı sıra şimdilerde toz metal alaşımlar üzerine de çalışarak birçok sektöre de fayda sağlamanın üzerine çalışıyor. Stratejik bir ürün olan toz metal alaşımları kullanarak Tomtaş&#39;ın uçak parçalarının tamamen yerli olmasını hedefliyor…</strong></p>'Babamın desteği çok oldu ve geçen yıl vefat etti. Bana vasiyeti şuydu; &#39;Tektaş soy adını dünyaya duyurdun, ülkemizi ve Kayserimizin adını duyurarak yeni şeyler yapmanı istiyorum senden&#39; dedi. Gücüm yettiğince çalışıp kendi sektörümü daha ileriye taşımayı istiyorum. Şimdi yeni bir şey daha düşünüyoruz. Toz metal alaşımlar var, onun üzerinde çalışmak istiyorum. Savuma sanayinde, otomotivde ve dental medikal sektörlerinde, ortopedide parçaların üretiminde kullanılan toz metal alaşımlar var. Şimdi krom Kayseri&#39;de çıkıyor Yahyalı ve Pınarbaşı&#39;nda krom madenleri var. Burada rafine edildikten sonra Avrupa&#39;ya tonu 300 dolara satılıyor, onlar işliyorlar toz metal alaşımları yapıp kilosunu bize geri 200 bin dolara satıyorlar. Bire bin katarak satıyorlar. O teknolojiyi yakalayıp onu üretip ülkemin oraya da döviz kaybının olmasını istemiyorum. Biz bunun üretim tekniğine yüzde 80-90&#39;ına vakıfız.  Bu toz metal alaşımları da ölmeden üretmek istiyorum. Bunlar stratejik olan çok önemli 2 ürün. Dental seramikler sektörel ama toz metal alaşımlar savunma sanayinde uçakların parçalarının yapımında kullanılabilecek bir malzeme. MÜSİAD Başkanım Ferhat Akmermer ile görüştük, Kayseri&#39;de daha evvel kurulan Tomtaş Uçak Fabrikası&#39;nın yeniden ihya edileceğini ve uçak parçalarının Erkilet Hava Üssü yakınında üretileceğini söyledi. Eğer biz bu toz metal alaşımları yapıp Tomtaş&#39;a verebilirsek yurt dışından ithalatının önünü keseceğiz ve parçalar tamamen yerli olmuş olacak. Ayrıca elektrikli araçların toz metal alaşımlarla yapılan parçalardan aküleri yapılıyor. Otomotivde çok hassas parçalarda toz metal alaşımlardan yapılıyor, çok stratejik bir ürün ve onun üzerinde çalışmak istiyorum. Eğer becerebilirsek ülkemize çok ciddi katkılarda bulunmuş olacağız. Yatırımcılara tavsiye ediyorum, kaba ürünlerin üretiminden çıksınlar onları 3. Dünya ülkeleri yapsın. Ayrıca gördüğüm kadarıyla Kayseri sanayisinin inovasyona ihtiyacı var. Sanayicilerimizin Kayseri&#39;de bulunan madenlerin işlenmesi üzerine eğilmelerini istiyorum.'<p><strong>Yahudi lobisi rahatsız olacak!</strong></p><p><strong>Seramik kaplama ham maddesi üreterek tehdit telefonları alan Tektaş, üzerinde çalıştığı toz metal alaşımları ile de Masonların ve Yahudi lobisinin dikkatini üzerine çekecek!</strong></p>'Tehdit telefonları aldık ama biz sadece Allah&#39;tan korkarız. Bu bahsettiğim toz metal alaşımlar işi de Mason ve Yahudi lobisinin işine çomak sokacak. Yine onlardan ciddi şekilde üstümüze gelmeler olacağını tahmin ediyorum. Türkiye&#39;den 300 dolara krom al alaşım haline getir, kilosunu 200 bin dolara bize sat. Sen şimdi biri bin yapan adamların tekerine çomak sokuyorsun seninle mutlaka mücadele edecek. Çünkü sömürecek seni sonra silah alacak gidip Filistin&#39;de ki çocukları öldürecek. Biz bunların önüne geçmek istiyoruz. Yaptıklarımızı çalışmadan ziyade ibadet gibi de görüyorum. Allahuteala&#39;nın takdiri tabi O ne derse o olur ama bildiğimiz yoldan geri dönmeyeceğiz. Ölmeden, ömrüm olursa yapmak istiyorum o kadar söyleyeyim.' <p><strong>Tektaş Diş Deposu Yönetim Kurulu Başkanı Arif Sami Tektaş&#39;ın Türk ve İslam aleminde tek olan seramik kaplama ham maddesi üretimi takdire şayan…</strong></p>'Siyasi olmadığım için devletimizden herhangi bir takdir alamadım ama MÜSAİD Başkanımız Ferhat Akmermer, Genel Başkanımız Mahmut Asmalı ile beraber Cumhurbaşkanlığı ödüllerine layık gösterilmemiz gerektiğini söylediler. Belki Cumhurbaşkanımızdan nasip olursa takdir görürse bir plaket alabileceğimizi düşünüyorum. Olursa devlet tarafından takdir görürsek çok değerli olmazsa Rabbim için yapıyoruz Rabbim takdir etsin.'<p><strong>Yenilikçi ve sürekli gelişen firma, CeraStar Dental Ceramics, N-14 Gold, P-14 Gold, C-14 Gold markaları ile sektöre hizmet veriyor.</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.hunattv.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turkiye-de-tek-seramik-kaplama_1760103822_MoJCB2.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkiye’de tek seramik kaplama ham maddesini ürettiler ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.hunattv.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turkiye-de-tek-seramik-kaplama_1760103822_MoJCB2.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Hunat TV ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Hunat TV</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>