Söylenecek sözler, aslında kayıp olan bir hayatın temel taşlarını oluşturuyor. Susuyoruz, gülüyoruz; yeri geliyor ağlıyoruz ve ne yazık ki zamanla unutuyoruz. Bunun en büyük sebebi, çok büyük bir kültürel miras ile yetişmiş olmamızdır. Biz aslında kültürümüzden gelen, bize emanet bırakılan, bizi biz yapan, yani bizi Türk yapan değerleri unutuyoruz.
Nedir o değerler? Türklüğümüz, kavgamız, savaşlarımız, bizi bugünlere getiren atalarımız yani kısacası Türk toplumlarının kuruluşundan günümüze kadar adım adım işleyen değerler, ağızlar ve şiveler, günümüzde ne kadar dalga konusu olsa da geçmişi yaşatan türkülerimizi ve sanatçılarımıza duyulması gereken saygıyı unutuyoruz. Ne yazık ki çevresinde kötü komşuları olan ve tüm dünyanın gözbebeği olan bir ülkede, yani Türkiye’de, Türkler kültürlerini ve kendilerini hayata bağlayan düsturları unutmaktadır.
Trafikte karşıdan karşıya geçen birine yol vermeyi acizlik; toplu taşımada telefonla yüksek sesle sohbet etmeyi hüner; sokakları kirletmeyi bir emekçiye iş çıkarmak sanmak; bir kafede garsona hakaret ederek yahut küstah bir tavırla kendini üstün görmek gibi toplumu derinden etkileyen davranışları basit gören bir nesil yetişiyor. Bu nesil, ilerleyen zamanlarda kendi içindeki insani değerleri yavaş yavaş yok edecektir. İlerleyen zamanlarda, hiçbir kaideye bağlı kalmayan ve adına özgürlük dedikleri; fakat insanı insan yapan, Türklük benliğini kapsayan yapı taşlarının birer birer çöktüğünü gördüğünde ne yapacaktır. Avrupa’ya özenerek kendi hayatını ve kültürünü yok ettiğinin ne zaman farkına varacaktır?
Çok sevdiğim bir şairin sözüyle devam edecek olursak, İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy bakın ne demiş:
Kim demiş
Avrupa insanı medeni?
Ne edep var ne haya, çırılçıplak bedeni!
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni;
Desenize hayvanlar bizden daha medeni!
Şiirde yalnızca toplumun giyinme biçiminden söz edilmektedir; ancak Avrupa’dan aldığımız ve kültürümüzün bozulmasında temel yapı taşlarından biri hâline gelen bu anlayış, neden günümüzde bu kadar etkili bir konuma gelmiştir. Neden biz, Avrupa’nın bilimini, teknolojisini ve üretim ahlakını örnek almak yerine; giyim, yiyecek ve ne yazık ki içecek gibi kolay tüketilen ve geçici alışkanlıkların peşinden sürükleniyoruz. Daha da acısı, toplum olarak farkına bile varmadan kültürel çözülüşün içine sürüklendiğimizin neden bilincinde değiliz.
Neden popüler kültürün dayattığı kalıplara bu denli bağımlı bir yaşam sürüyoruz?
Neden kendi değerlerimizi üretmek ve yaşatmak yerine başkalarının kültürleriyle şekillenmeye, hatta devşirilmeye çalışıyoruz?
Neden bir Türk gibi düşünmek, yaşamak ve üretmek yerine başkalarına benzemeyi ilerleme sanıyoruz?
Neden bizler, mihenk taşlarımıza toplumun kaidelerine uygun şekilde sahip çıkmak yerine, onları sonradan bize öylesine verilmiş gibi görüyoruz?
Artık düşünmemiz gerekiyor; hatta düşünmekten öte, adım atmamız gerekiyor. Sağlam adımlar atarak değerlerimizi korumamız gerektiği kanaatindeyim. Hatta en büyük adımların, insanların kendilerini yalnızca eleştirerek değil, eğiterek ve bilinçlendirerek bir yola çıkmalarıyla atılacağına inanıyorum.
Son olarak; eğer toplumsal, yazılı olmayan kurallar ve değerler küçük yaştan itibaren eğitimle verilir ve kültürümüz doğru şekilde öğretilirse, Türk toplumunun üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktur.