Işığı üreterek yolunu aydınlatan isim: Hacı Coşkun

Hacı Coşkun… 1984 yılında Tomarza'nın Toklar Köyü'nde, yedi çocuklu bir ailenin en küçük ferdi olarak dünyaya gelmiş. Kayseri'de esnaf bir babanın çocuğu olarak, erken yaşta emekle tanışan isimlerden biri. Raf dizmekten yer süpürmeye, dükkânın ritmine ayak uydurmaktan tarladaki emeğe kadar uzanan bu süreç, onun çocukluk yıllarını şekillendiren en temel deneyim oluyor.

Sorumluluk duygusuyla büyüyen Coşkun, bu yapıyı eğitim hayatına da taşıyarak 9 Eylül Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde öğrenimini tamamlamış. 

-Hacı Coşkun, 1984 doğumlu, 43 yaşında bir makine mühendisidir. Yedi çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak Tomarza’nın Toklar Köyü’nde dünyaya geldim. İlkokul eğitimini köy okulunda tamamladıktan sonra öğrenimine Kayseri merkezde devam ettim. 2002 yılında ise İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi’nde eğitim aldım. Kayseri’de erkek çocukları, özellikle esnaf ailelerde çalışarak büyütülür. Akılları yettiği andan itibaren dükkânda yer süpürmekten raf düzenlemeye kadar esnaflık kültürü onlara öğretilir. Ben de bu şekilde, sanıyorum 6-7 yaşlarındayken kendi marketimizde çalışmaya başladım. Hayatımın hatırladığım anılarımın büyük bir kısmı çalışarak geçti. Örneğin bir ilkokul öğrencisi saat 3’te okuldan çıkıyorsa, bizim için gün asıl o saatten sonra başlardı, akşam 7-8-9’a kadar dükkânda ya da tarlada çalışırdık. Eskiden “azık” denilirdi bizim için dedelerimize, babalarımıza azık götürerek başladı bu süreç. Açıkçası, oyun oynadığımı çok nadiren hatırlıyorum.

 

Hacı Coşkun, babasına ait markette büyüdüğü için para kazanma kavramını uzun süre net bir karşılığa oturtamamış ancak, lise yıllarında aldığı ilk işte bir kamyonun üzerine yazı yazarak, ailesinden bağımsız şekilde para kazanma duygusuyla tanışmış. Bu iş deneyimi, onun için para kazanmanın ne demek olduğunu daha somut bir şekilde anlamasında önemli bir başlangıç olmuş…

-Küçüklükte kendi marketiniz olunca çok para kazandığınızı pek fark etmiyorsunuz açıkçası. Daha çok “karın tokluğuna çalışıyormuş” gibi bir kültür oluşuyor. Sanıyorum lise 1 ya da lise 2’deydim dışarıdan aldığımız ilk iş olarak bir kamyonun üzerine yazı yazmıştık. Ben matematik zekâma, özellikle analitik geometri bilgime her zaman güvendim, çocukluktan beri bu yönüm güçlüydü. Dışarıdan iş yapıp karşılığını doğrudan aldığım ilk deneyimim de sanırım o dönem, lise 2 yıllarıydı.

“Ana baba duası, ticaretin kaskosudur”

Hacı Coşkun için ticarette en önemli nokta dua almak. Sosyal medyada karşılaştığı “Ana-baba duası, ticaretin kaskosudur” sözünü hayat felsefesi haline getiren Coşkun, aldığı duaları sadece birer temenni değil, hayatı taşıyan birer değer olarak görüyor. 

-Şöyle söyleyeyim geçen gün sosyal medyada bir videoya denk geldim. “Ana baba duası, ticaretin kaskosudur” diyordu. Çok hoşuma gitti, hatta bunu hayat felsefelerimden biri hâline getirdim diyebilirim. Yaptığımız iş gereği çok fazla yol yapıyoruz. Bu uzun yolculuklarda ve ticaretin içinde anne-baba duasına gerçekten çok inanırım. Hayatın olağan akışında da dua almaya özen gösteririz. Babamı kaybedeli iki buçuk yıl oldu özellikle annemin duasını almaya dikkat ediyorum. “Allah işini rast getirsin” sözü bence en büyük dualardan biridir. “Yolun açık olsun, tekerine taş değmesin” deriz biz Kayseri’de… Bunlar bizim için çok kıymetli, çok anlamlı dualar.

 

Hacı Coşkun’un iş hayatına uzanan yolculuğu adım adım şekillenmiş ve en başından beri kendi işini kurma fikri profesyonel çalışma hayatı içinde farklı sektörleri deneyimledikçe daha da netleşmiş. Coşkun’un çalıştığı bir firmanın aydınlatma sektörüne yönelmesiyle birlikte, onun bu sektördeki hikayesi başlamış…

 

-Üniversiteyi İzmir’de okudum ve 2008 yılında mezun oldum. Askerlik öncesi yaklaşık bir yıl Bursa’da gemi makineleri üreten bir firmada çalıştım. Askerlik sonrasında Kayseri’ye dönerek kısa süre bir mobilya üretim firmasında görev aldım. Kendi işimi kurma fikri hep içimde vardı, tabiri caizse bir uhdeydi. Üniversite yıllarında bu kararı vermiştim. Profesyonel çalışmaktansa kendi işimi yapmak istiyordum. Mobilya firmasında çalışırken de uzun vadeli devam etmeyeceğimi anladım, o dönem 24-25 yaşlarındaydım. Daha sonra sürü yönetim sistemleri üzerine çalışan bir firmada göreve başladım. Bir yıl sonra firma sektör değiştirip aydınlatmaya yöneldi, bu süreç benim dışımda gelişti ama iyi ki de öyle oldu. Yaklaşık üç yıl burada çalıştıktan sonra aydınlatma sektöründe bir markanın bayiliğini alarak kendi işimizi kurduk. Birkaç ortakla başladığımız bu süreçte, ben makine mühendisi olarak, ortağım ise elektrik-elektronik mühendisi olarak üretim ve Ar-Ge süreçlerinde aktif rol alıyoruz.

O kadar sıfırdı ki…

Hayatın zorluklarla örülü uzun yolculuğunda Hacı Coşkun’un hikayesi “sıfırı bir yapmak” gibi en zorlu eşikten geçerek yazılmış. Çıktığı yolda neredeyse hiçbir sermaye olmadan, 5 bin TL borçla hayata geçirilen İKON Aydınlatma bugün binlerce metrekarelik üretim alanına sahip güçlü bir yapıya dönüşmüş durumda… 

-Hayat bir süreç ve zorluklarla, mücadeleyle geçen bir yolculuk… Ben hep şuna inanırım: sıfırı bir yapmak çok zordur, ama 10’u 11 yapmak çok daha kolaydır. Biz o sıfırı bir yaptık. Daha önceki firmalarda ortak olduğumuz arkadaşlarımız vardı. 2016 yılında ortaklıktan ayrıldık ve iki ortak olarak kendi yolumuza devam etme kararı aldık. O dönem firmadan adeta ceketimizi alıp çıktık, her şeye sıfırdan başlıyorduk. Hatta o kadar sıfırdı ki, 5 bin TL borç alarak firmayı kurduk. Rabbim nasip etti, bugünlere geldik. Şu anda 3000 metrekare kapalı alanı olan, toplam 5000 metrekare alanda faaliyet gösteren bir yapıya sahibiz. Mimarsinan Organize Sanayi Bölgesi’ndeyiz. Özellikle AVM’ler, oteller ve kamu binaları gibi prestijli yapıların dış cephe aydınlatmaları üzerine uzmanlaşmış durumdayız. Bu alanda Türkiye’de ilk üçte olduğumuzu iddialı bir şekilde söyleyebilirim, Allah’ın izniyle.

 

Hacı Coşkun ve ortağı, çevrelerinden yükselen “daha garanti bir yol” seslerine kulak vermeden kalplerinin sesini dinleyerek riskten kaçınmak yerine üretmenin heyecanına, güvenli limanlar yerine kendi yollarını çizmenin özgürlüğüne inanmışlar. Çünkü onlar için gerçek başarı, başkalarının sunduğu konforu değil, kendi emekleriyle kurdukları hayali yaşamak olmuş...

-Biz üç ortaklıktan ayrıldık ve İKON, kurduğumuz dördüncü firma oldu. Doğal olarak bu süreçte ailemizden de “Acaba olmuyor mu, profesyonel mi çalışsan?” ya da “Şu firmayla görüştürelim seni” gibi birçok öneri geldi. Ama ben o zaman da şimdi de aynı şeyi söylüyorum, üretim yapmak bir aşk işi, kendi işini yapmak ise bir tutku meselesi. İstesek çok daha az zorlukla, daha stabil bir hayat yaşayabilirdik. Ben de ortağım da hayata böyle bakıyoruz. Ama biz bunu hiç istemedik. Kendi işimizi yapmak istedik. Rabbim de nasip etti, hamdolsun. Evet, belki yorucu ama bir o kadar da renkli bir hayatımız var. Yaptığımız işlerden, ortaya koyduğumuz ışıklardan da bu zaten görülüyor. İşimizi çok seviyoruz ve hâlâ aynı aşkla yapıyoruz. Rabbim güç verdiği sürece de bu yolda devam edeceğiz.

 

Her markanın yolculuğunda iz bırakan anlar, yönünü belirleyen kırılma noktaları vardır. Kimisi zorluklarla şekillenir, kimisi ise başarıyla perçinlenir. Hacı Coşkun, zaman zaman ticaretin kaçınılmaz zorluklarıyla karşılaşsa da vazgeçmeyi hiçbir zaman seçenek olarak görmemiş… Çünkü onun için her yeni adım kararlılıkla ilerlediği yolun doğal bir devamı…

-Her firmanın hayatında kırılma noktaları olur, olumlu ya da olumsuz. Hamdolsun bizim olumsuz bir kırılma noktamız olmadı, ancak önemli olumlu dönüm noktalarımız var. Bunlardan ilki Kayseri’deki 330 bin metrekarelik Kumsmall Uluslararası Mobilya Alışveriş Merkezi projesidir. Tüm iç ve dış aydınlatmasını üstlendiğimiz bu büyük iş, bizim için önemli bir eşikti. İkinci önemli dönüm noktası ise 2023 yılında Katar’daki Dünya Kupası finalinin oynandığı Lusail Stadyumu’nun aydınlatma projesidir. O gece tüm dünyanın izlediği bir işin parçası olmak bizim için çok kıymetliydi. Elbette ticari hayatta zaman zaman zorluklar ve karamsarlık anları olabiliyor. Ancak biz hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedik, hâlâ da düşünmüyoruz.

“İyi ki buradayız”

Hacı Coşkun, ticari hayatında “Neden Kayseri?” sorusunu çok fazla duyanlardan… Onun Kayseri tercihi maddi imkansızlıkların yanı sıra güçlü bir aidiyet duygusunun yansıması olmuş. Ve onun bu anlayışı bugün hâlâ aynı kararlılıkla üretmeye devam eden bir yolculuğun temelini oluşturuyor.

-Bu soruyu çok sık duyuyorum: “Neden metropol değil de Kayseri?” İki temel sebebi var. Birincisi, ortaklıktan ayrıldığımız dönemde kendi şehrimize dönmek durumunda kaldık. O süreçte maddi imkânsızlıklar da etkiliydi. Ama bugün baktığımda iyi ki buradayız diyorum çünkü Kayseri’de doğup büyüdüm ve bu şehri seviyorum. İkincisi ise Kayseri’nin coğrafi konumu. Türkiye’nin merkezinde olduğu için birçok şehre ulaşım oldukça kolay. Ayrıca biz Anadolu esnafıyız, teknik altyapımız olsa da bu kimliği korumak istiyoruz. Kayseri’de üretim yapmak da İstanbul’a göre çok daha düşük maliyetli. Personel, kira ve diğer giderler daha kontrol edilebilir durumda. Tüm bu sebeplerle Kayseri’deyiz ve burada üretmeye devam ediyoruz.

 

Kayseri’nin kendine has pratik zekâsı Hacı Coşkun’un çocukluk yıllarından itibaren hayatının merkezine yerleşmiş. Kendi ifadesiyle, “kafası çalışmayan” tarafta olduğunu düşünerek eğitime yönlendirilse de aslında bu süreç onun bakış açısını derinleştiren önemli bir kazanıma dönüşmüş. 

-Ben kendimi, Kayserili’nin “kafası çalışmayan” tarafında görürdüm, bu yüzden beni okuttular diyebilirim. Bilirsiniz, Sayın Abdullah Gül’ün de buna benzer bir yaklaşımı vardır. Kayserili pratik zekâlıdır. Özellikle ticarette hızlı düşünür, hızlı karar alır. Kayserili bir esnaf ailesinin çocuğu olmanın çok faydasını gördüm. İyi ki böyle bir ailede, böyle bir ortamda ve böyle bir şehirde doğup büyümüşüm. Bunun hayatımda büyük katkıları oldu.

 

Gençlere verilen nasihatlerin çoğu zaman benzer cümlelerle tekrarlandığı bir çağda, o klişe kalıpların ötesine geçen bir bakış açısı dikkat çekiyor. Hacı Coşkun’a göre mesele yalnızca çok çalışmak değil doğru yerde, doğru şekilde ve akıllıca çalışabilmek. Coşkun, hayata dair yaklaşımını ise basit ama etkili bir benzetmeyle özetliyor: 

“Duran bir cisim sürekli durmak ister, hareket eden bir cisim sürekli hareket etmek ister. Hareket etmek zorundayız.”

-“Çok çalışsınlar” demek istemiyorum, çünkü bu biraz klişe. Elbette çalışmak temel bir unsur ama asıl önemli olan akıllı çalışmak. Dünya genelinde “ev genci” diye bir kavram ortaya çıktı. Okula gitmeyen, iş aramayan, çalışmayan ciddi bir kitle var ve bu sadece ülkemizin değil, dünyanın problemi. Fiziğin bir kanunu vardır. Duran bir cisim sürekli durmak ister, hareket eden bir cisim sürekli hareket etmek ister. Hareket etmek zorundayız. Gençlere tavsiyem, bir yerden başlamalarıdır. Maaşa çok takılmadan, az ya da çok demeden işe girmeleri önemli. Sevdikleri işi yaparlarsa ve en iyisini yapmaya odaklanırlarsa karşılığını alacaklarına inanıyorum. En önemlisi ise “gözünün önüne bakmak” dediğimiz anlayış yani işi sadece saat doldurmak için değil, aşkla yapıp en iyisini ortaya koymak.

“Gençler, yaptıkları işi en iyi nasıl yapabileceklerini araştırmalı”

Hacı Coşkun, üniversite yıllarında hocasından duyduğu sözü bir ömür boyu yol gösteren bir ilkeye dönüştürmüş: “Amacınız imkânsızı mümkün, mümkünü kolay, kolayı da zarif ve zevkli yapmanın yollarını bulmaktır.” Coşkun da gençlerin de bu anlayışla hareket etmesi, yaptıkları işe derinlik katmaları ve en iyi nasıl yapılır sorusunun peşinden gitmelerini tavsiye ediyor… 

-Üniversitede bir hocamızın söylediği ve çok hoşuma giden bir söz vardır: “Amacınız imkânsızı mümkün, mümkünü kolay, kolayı da zarif ve zevkli yapmanın yollarını bulmaktır.” Bu doğrultuda gençler, yaptıkları işi en iyi nasıl yapabileceklerini araştırmalı ve buna odaklanmalıdır. Bizler ise artık orta yaş dönemindeyiz. Çalışmaya, firmamızı büyütmeye ve ülkemize katma değer sağlamaya devam ediyoruz. Gençlerin de aynı azimle çalışması gerektiğine inanıyorum. Rabbim hepimizi işimizde muvaffak etsin.

 

 

Hunat TV - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Özel Haber

Bakmadan Geçme