Koruyucu aile nasıl olunur? Şartları neler?

Kayseri Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Arzu Çıngır, Hunat TV'de yayınlanan Genç Bakış programında koruyucu ailelik sistemine ilişkin yaptığı değerlendirmede, ihmal veya istismar gibi durumlara maruz kalan çocukların kurum bakımına alındığını belirtti. Evlat edinmede belirli bir süreç sonunda çocuğun ailenin nüfusuna geçtiğini hatırlatan Çıngır, koruyucu ailelikte ise bunun söz konusu olmadığını, daha çok geçici bir aile modeli olarak değerlendirildiğini söyledi. Çıngır ayrıca koruyucu aile olmak isteyenlerde en az ilkokul mezunu olma şartı arandığını ifade etti.

Kayseri Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Arzu Çıngır, Hunat TV’de yayınlanan Genç Bakış programında koruyucu ailelik sistemiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Çıngır, çocukların kurum bakımından ziyade aile ortamında büyümesinin öncelikli hedef olduğunu vurguladı. Çıngır, ihmal veya istismar gibi durumlara maruz kalan çocukların kurum bakımına alındığını belirterek; “Koruyucu ailelikten bahsedecek olursak, öncelikle bir çerçeve çizmek gerekir. Bizler, ihmal veya istismar gibi durumlara maruz kalan çocukları son çare olarak kurum bakımına alıyoruz. Aslında önceliğimiz, çocukların kendi ailelerinin ya da akrabalarının yanında kalmasını sağlamak. Ancak bu mümkün olmadığında çocukları koruma altına alarak kurum bakımına veriyoruz. Kuruluşlarımız tek tip değildir farklı özelliklere sahip, çeşitli şekillerde sınıflandırılmış yapılarımız bulunur. Çocuk yuvası denildiğinde hepsinin aynı olduğu düşünülmemelidir. Her birinin kendine özgü yapısı ve işleyişi vardır. Çocukları bakım altına aldıktan sonra, kurum ortamında örselenmelerini engellemek amacıyla koruyucu aile modelini uyguluyoruz. Bu sistem, evlat edinmeden farklıdır. Evlat edinmede belirli bir süreç ve sıra vardır; işlemler tamamlandıktan sonra çocuk ailenin nüfusuna geçirilir. Ancak koruyucu ailelikte böyle bir durum söz konusu değildir. Daha çok geçici bir aile modeli olarak düşünülebilir. Bu modelde, çocukların kurumda kalması yerine aile yanında yetişmesi sağlanır. Kurumda bulunan çocuklarımız ile koruyucu aile olmak için başvuran aileleri eşleştiriyoruz. Ardından koruyucu aile sözleşmesi yapılarak çocuklar ailelere yerleştiriliyor. Koruyucu ailelere cüzi bir ücret ödenirken, çocuğun tüm bakım masrafları eğitim, servis, okul, giyim ve kurs gibi ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır. Buradaki temel amaç, çocuğun bir aile ortamında yetişmesini sağlamaktır. Bu doğrultuda eşleştirilen ailelerle çocuklarımız yaşamlarını sürdürür. Biyolojik ailelerle görüşmeler ise belirli dönemlerde ve talep edilmesi halinde gerçekleştirilir. Bu görüşmeler kurum aracılığıyla sağlanır; koruyucu aileler ile biyolojik aileler doğrudan bir araya getirilmez. Süreç, İl Müdürlüğü kontrolünde yürütülür. Ayrıca uzun yıllar boyunca koruyucu ailelik yapan ailelerimiz de bulunmaktadır” dedi. 

“Koruyucu ailelikte de çok katı kurallarımız yok”

Evlat edinmede belirli bir süreç sonunda çocuğun ailenin nüfusuna geçtiğini hatırlatan Çıngır, koruyucu ailelikte ise bunun söz konusu olmadığını ifade ederek; “Bizim 40 yaşla ilgili çok katı bir kuralımız olmamakla birlikte, genel olarak 40 yaşından sonra bebek verilmemesi yönünde bir bakış açımız bulunuyor. Bu yasal bir zorunluluk değil ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilme, onunla ilgilenebilme ve yetiştirme sürecine dair biyolojik yeterlilikle ilgili değerlendirmelerini de göz ardı etmiyoruz. Koruyucu ailelikte de çok katı kurallarımız yok. Ancak örneğin 60-65 yaşındaki bir kişiye 2-3 yaşında bir bebek yerleştirmiyoruz. Bu süreç, başvurular sonrasında komisyon tarafından değerlendiriliyor. Örneğin 40 yaşından sonra başvuran bir aileye daha küçük yaş grupları, 45 yaş civarındaki bir aileye yaklaşık 5 yaşlarında, 50 yaşındaki bir aileye ise 7-8 yaşlarında çocukların yerleştirilmesi uygun görülüyor. Yaş büyüdükçe koruyucu ailelik sistemi biraz daha zorlaşıyor. Çünkü çoğu aile bebeklere koruyucu aile olmak istiyor. Ancak bebek sayımız oldukça sınırlı. Oysa yaş büyüdükçe koruyucu aileliğin daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Bu süreç daha fazla özveri isteyen bir alan. Fakat genel eğilim, çocukların bebeklikten itibaren alınarak büyütülmek istenmesi yönünde olduğu için burada bir zorluk yaşanıyor. Koruyucu aile sistemi, kurum olarak bizim yükümüzü de önemli ölçüde hafifletiyor. Çünkü çocuklar, toplu yaşam alanlarında karşılaşabilecekleri bazı olumsuzlukları aile ortamında yaşamıyor. Aileler çocuklara birebir sahip çıkıyor. Hatta bazı aileler bir çocuğa koruyucu aile olduktan sonra kısa bir süre içinde ikinci, üçüncü çocuğu da almak için başvurabiliyor. Ailenin şartlarına göre bu talepler değerlendirilebiliyor. Kardeşlerin ayrılmamasına özellikle dikkat ediyoruz. Mümkün olduğunca kardeşleri aynı ailede büyütmeye çalışıyoruz. Ayrıca koruyucu ailenin mutlaka yabancı bir aile olması gibi bir zorunluluk yok. Akraba modelleri de uygulanabiliyor. Bu modelde, çocuk koruma altına alındıktan sonra kurumda kalması yerine akrabalarına yöneliyoruz ve ‘Bu çocuğa siz bakar mısınız? Tüm masraflarını biz karşılayacağız’ diyerek destek sunuyoruz. Amaç, çocuğun kendi aile değerleri içinde büyümesi. Bu yöntem çoğu zaman olumlu sonuç veriyor. Böylece çocuklar, devlet güvencesi altında kendi akrabaları tarafından büyütülmüş oluyor. Çocuklara verilen destek 18 yaşına kadar devam ediyor. 18 yaşından sonra ise 3413 sayılı kanun kapsamında işe yerleştirme süreci devreye giriyor ve koruyucu ailede büyüyen çocuklar da bu haktan yararlanabiliyor. Eğitim durumuna göre süreç ilkokuldan üniversiteye kadar devam ediyor. Eğer çocuk 18 yaşını doldurmuş ve üniversite eğitimine devam ediyorsa, mahkeme kararıyla koruma süresi uzatılıyor. Üniversite süresince barınma, harçlık gibi ihtiyaçlar yine devlet tarafından karşılanıyor. Eğitim tamamlandıktan sonra çocuklar iş başvurusunda bulunabiliyor. Ayrıca ‘bakım sonrası rehabilitasyon’ birimimiz bulunuyor. Kurumdan ayrılan çocuklar iki yıl boyunca izleniyor ve karşılaştıkları sorunlarda kendilerine rehberlik ve danışmanlık desteği veriliyor. Kayseri’de olduğu gibi Türkiye genelinde de bu sistem uygulanıyor. Devletin farklı kurumlarında görev yapan pek çok koruma altından çıkmış gencimiz bulunuyor. Bu gençlerle ilgili herhangi bir sorun yaşandığında kurumlarla iletişime geçiliyor ve gerekli destek tarafımızca sağlanıyor” diye konuştu. 

“Süreç titizlikle yürütülüyor”

Koruyucu aile olmak isteyenlerde en az ilkokul mezunu olma şartı arandığını belirten Çıngır, başvuruların ardından ön görüşme sürecinin başladığını söyledi. Koruyucu aile ve evlat edinme birimlerinin ayrı çalıştığını ifade eden Çıngır, “Koruyucu aile olmak isteyenler en az ilkokul mezunu olmaları gerekiyor. Belli şartları var ve bu şartları sağlayanlar bize başvuruyor. Başvuru sonrasında bir ön görüşme yapılıyor. Bizim koruyucu aile ve evlat edinme olmak üzere iki ayrı birimimiz var. Başvuru yapanları koruyucu aile birimine yönlendiriyoruz. Oradaki uzman arkadaşlarımızla ön görüşmeler gerçekleştiriliyor. Adaylarla ilgili gerekli bilgiler alındıktan sonra, eğer uygun değilse bunu açıkça ifade ediyoruz. ‘Siz buna uygun değilsiniz’ ya da ‘Bu sorumluluğu kaldıramazsınız’ şeklinde geri bildirimde bulunuyoruz. Bazı aileler psikolojik olarak zor bir dönemden geçtikleri için başvuru yapabiliyor. Bu gibi durumlarda da kendilerine rehberlik ediyoruz. Ancak uygun oldukları durumlarda başvurularını alıyoruz. Başvuru sonrasında evlerine incelemeye gidiliyor. Bu süreçte en az beş kez inceleme yapılıyor. Sadece ev ziyareti değil, aynı zamanda sosyal inceleme raporu hazırlanıyor. Bu kapsamda çevrelerinden bilgi alıyoruz, referans istiyoruz, evliliklerine dair belgeler ve fotoğraflar talep ediyoruz ve detaylı bir dosya oluşturuyoruz. Çünkü burada söz konusu olan bir çocuğun emanet edilmesi. Ailenin maddi durumu, mal varlığı, komşularıyla ilişkileri, akrabalarının bu duruma bakışı gibi pek çok konu detaylı şekilde değerlendiriliyor. Tüm bu süreç tamamlandıktan sonra biraz zorlayıcı gibi görünse de aslında bu, çocuğun güvenliği için gerekli bir aşamadır. Bu sürecin ardından uygun bir çocukla eşleştirme yapılıyor. Ancak burada da önemli olan uygun çocuğun bulunmasıdır. Çünkü koruyucu aileye yönlendirilebilecek çocuk sayısı sınırlıdır. Çocuk belirlendikten sonra aile ile bir araya getirilir ve bir uyum süreci başlar. Bu süreçte her zaman olumlu sonuç alınamayabilir. Aile ya da çocuk uyum sağlayamayabilir. Böyle durumlarda süreç geri çekilir ve farklı bir eşleştirme yapılır. Uyum süreci olumlu ilerlediğinde sözleşme imzalanır ve çocuk aileye yerleştirilir. Başlangıçta zor gibi görünse de bu süreç, aslında hem aile hem de çocuk için bir güvence niteliğindedir. Çünkü bazen aileler anlık duygularla, merhamet ya da acıma hissiyle başvuru yapabiliyor. Böyle bir durumda süreci zamana yaymak, ailenin bu karardan emin olup olmadığını görmek açısından önemlidir” dedi.

“Koruyucu ailelik büyük bir sorumluluk ama çok kıymetli”

Koruyucu aileliğin uzun soluklu bir süreç olduğunu ifade eden Çıngır, “Koruyucu ailelik uzun vadeli bir süreçtir. Yıllarca sürebilir. Bebeklikten alıp büyüttüğü çocuğu evlendiren ailelerimiz var. Bu nedenle sabırlı ve kararlı olunması gerekir. Başlangıcı zor gibi görünse de süreç ilerledikçe daha kolay hale gelir. Bu aslında çok kıymetli bir süreçtir. Bir çocuğa sahip çıkmak, onun gelişimine katkı sağlamak, mutlu olduğunu görmek ve onu mutlu edebilmek gerçekten çok değerlidir. Hatta kendi geçmişinde kurum bakımında yetişmiş olup daha sonra koruyucu aile olan bireylerimiz de var. Bu da sistemin ne kadar anlamlı ve sürdürülebilir olduğunu gösteriyor. Bir anlamda yaşam döngüsü devam ediyor. Bu da gerçekten çok kıymetli” şeklinde sözlerini noktaladı” şeklinde konuştu. 

 

 

Hunat TV - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Özel Haber

Bakmadan Geçme