MHP MYK Üyesi Gülseven: Ülkü Ocakları ele geçirilemeyen kaledir
MHP MYK Üyesi Av. Dr. Zafer Gülseven, Ülkü Ocakları'na yönelik eleştirilere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Gülseven, Ülkü Ocakları'nın Türk milletinin milli ve manevi değerlerini yaşatan önemli bir yapı olduğunu belirterek, kurumun 'ele geçirilemeyen bir kale' niteliği taşıdığını ifade etti.
MHP MYK Üyesi Av. Dr. Zafer Gülseven, Ülkü Ocakları’na yönelik eleştirilere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında Avrupa’nın Ülkü Ocakları’na yönelik tutumunu eleştiren Gülseven, bu yaklaşımın tarihi ve kültürel arka planı bulunduğunu savundu. Ülkü Ocakları’nın gençlerin milli bilinçle yetişmesinde önemli rol oynadığını kaydeden Gülseven, “Batı’nın bugün Ülkü Ocakları’na karşı takındığı ‘tehdit’ algısı, aslında tarihin tozlu sayfalarında yankılanan derin bir travmanın bugüne yansımasıdır. Bu tavır; yüzyıllardır süregelen, yüreklerini sızlatan bir korkunun, Türk’ün azameti karşısında duyulan o kadim ürpertinin modern bir tezahürüdür sadece. Haçlı Seferleri’nin o kanlı boğuşmalarında, Türk’ün yenilmezliği karşısında diz çöken, Viyana kapılarında Türk’ün gürleyen sesiyle titreyen, Balkanlar’da Türk varlığını bir türlü sindiremeyen o yaralı Avrupa ruhu… Hepsi aynı psikolojik kökten beslenir, aynı köhnemiş korkunun esiridirler. Bu korku, onların genetik kodlarına adeta kazınmıştır. Dün, at sırtında rüzgâr gibi Avrupa içlerine süzülen, her adımda toprağı titreten Türk’ten korktular; bugün ise, o şanlı ecdadın mirasını, o kutlu ruhu bir gençlik ocağında yaşatanlardan, Ülküdaşlarımızdan ürküyorlar. Onların bilinçaltında Türk, her zaman bir ‘öteki’, her zaman bir ‘tehdit’, her zaman huzurlarını kaçıran bir hayalettir. Bu yüzdendir ki, Ülkü Ocakları gibi, Türk kültürünün kalbinin attığı, vatan sevgisinin harmanlandığı o kutlu mektebi hedef almaları, onların zavallı dünyaları için gayet normal bir savunma refleksidir. Çünkü bu ocak, Türk milletinin varlığını diri tutan, her türlü fırtınaya göğüs geren, ele geçirilemeyen bir kale gibidir. 80 öncesi ve sonrası görev aldığım, o zorlu günlerde, her türlü çilenin içinde, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın kuruluşunda, o kutlu harcın karılmasında mütevelli heyetinde bulunduğum; onurunu ömür boyu taşıyacağım, uğrunda Taş Medreselerde, o buz gibi hücrelerde, seve seve, yürekten çile çektiğim, canımı feda etmeye hazır olduğum davamın peygamber ocağı Ülkü Ocakları... Rahmetli Başbuğum Alparslan Türkeş, Ülkü Ocaklarını Türk milletinin ebedi teminatı, göklerde dalgalanan bayrakları ve fikir dünyamızı aydınlatan o kutsal şulesi olarak tanımlamıştır. MHP'nin Lideri, sarsılmaz iradesi, Genel Başkanım Dr. Devlet Bahçeli Bey diyor ki: 'Ülkü Ocakları, Türk milletinin aşılamayacak hisarı, yıkılamayacak, her türlü saldırıya göğüs gerecek kale duvarı, asla teslim alınamayacak, ebediyen yaşayacak kahramanlık timsalidir.' Ülkü Ocakları, sadece bir bina değil, bir milletin atan kalbi, sönmeyen ateşidir. Orada, sanat vardır, ruhu doyuran edebiyat vardır, bizi biz yapan o yüce sosyal değerler yaşatılır. Bir gencin yüreğinde; vatan toprağına duyulan karşılıksız bir sevgi, şanlı bayrağımıza olan derin bir aşk, imanla yoğrulmuş, göğe uzanan bir ülkü vardır. Avrupa’nın bu saf, bu yüce duyguları ‘tehdit’ olarak görmesi, aslında kendi psikolojik çıkmazının, kendi ahlaki çöküşünün en somut ispatıdır. Çünkü onlar, Türk milletinin bekasına kasteden, vatan topraklarını bölmeye ant içmiş, kan döken o terör örgütlerine ne acı ki kucak açmış, onlara her türlü imkânı, her türlü kolaylığı sağlamış, hatta onları muhafaza etmişlerdir. Elbette ki Türk milletinin öz değerlerini, bin yıllık mirasını yaşatan bu kutlu kurumu hedef alacaklardır... Onların o dışı parlak, sözde çağdaş; lakin özünde Orta Çağ’ın o karanlık dehlizlerinde kalmış zihinlerinde Türk, her zaman uykularını kaçıran bir ‘kâbus’, huzurlarını bozan bir hayalet olarak kodlanmıştır. İşte bu yüzdendir ki, sokaklarında terör örgütü paçavralarıyla gezen katillere, demokrasi maskesi takmış bölücü canilere kucak açıp onları besleyen, el üstünde tutan o ‘medeni’ Avrupa; elinde ay yıldızlı bayrak, gönlünde sarsılmaz iman, dilinde vatan olan bir Türk gencini gördüğünde adeta histeri krizine giriyor. Avrupa’nın zihniyeti, o görkemli modern binaların ve parlak söylemlerin ardında hâlâ Orta Çağ’ın o zifiri karanlığını saklar. Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi yüce kavramları dillerinden düşürmezler; ama sıra Türk milletinin kutsallarına, değerlerine gelince, o sahte maskeler bir bir düşer, o karanlık yüzleri ortaya çıkar. Çünkü bilirler ki, Ülkü Ocakları, bir milletin geleceğini, o temiz, o imanlı nesilleri yoğuran en sağlam temeldir, en sarsılmaz yıkılmaz kaledir” dedi.
“Ülkü Ocakları, sadece bir kurum değil, bir siperdir, bir kale gibidir”
Gülseven, Ülkü Ocakları’nın geçmişte olduğu gibi bugün de çeşitli yapılara karşı korunduğunu belirterek, “Ülkü Ocakları, sadece bir kurum değil, bir siperdir, bir kale gibidir. Bu kutsal kale, FETÖ gibi sinsi, hain yapılar tarafından asla ele geçirilememiştir. Çünkü bu ocak, bu mukaddes toprakların özünden, o tertemiz iradeden beslenir; dışarıdan gelen hiçbir ihanet, hiçbir sızma hareketi, hiçbir zehirli ok bu sarsılmaz kaleyi düşürememiştir. İşte bu da Batı’nın işine gelmez, onların o karanlık planlarını altüst eder. Çünkü bilirler ki, Ülkü Ocakları, Türk gençliğini Batı’nın zehirli fikirlerinden, yozlaşmış kültüründen koruyan, milli ve manevi değerlerle yoğuran, onu çelik gibi sertleştiren bir siper görevi görmektedir. Bugün Avrupa’nın Ülkü Ocakları’na yönelttiği o haksız, o asılsız ithamlar, aslında kendi içlerindeki o derin korkunun, o zavallı acizliğin bir itirafıdır. Onlar, Türk milletinin taze kanını, o enerjisini ayakta tutan bu kutlu ocağı susturmak, onu boğmak isterken, aslında kendi içlerindeki o derin, o karanlık korkuyu dışa vuruyorlar. Çünkü bilirler ki, bu ocak, gerektiğinde Kürşat’ın o kırk yiğidiyle saray basan yiğitliğiyle başkaldıracak, Oğuz’un o birleştirici, o kucaklayıcı kudretiyle yeniden şahlanıp dünyayı dize getirecektir. Kendilerine biat edecek, maneviyatından soyunmuş, köksüz, ruhsuz nesiller hayal edenlerin, Türk gençliğini köleleştirmek isteyenlerin karşısındaki en büyük engel, en sarsılmaz set Ülkü Ocakları’dır. Burası sadece dört duvardan ibaret bir bina değil; edebiyatla, sanatla, tarih bilinciyle ve o yüksek ahlakla yoğrulmuş, bizi biz yapan, bizi bir arada tutan kutlu bir millet mektebidir. Dışarıdan fonlanan o sahte vakıflarla, içeriden sızmaya çalışan o sinsi hain şebekelerle, o mukaddesat hırsızlarıyla Türk gençliğini zehirlemek, onu yoldan çıkarmak isteyenlerin o kirli planları, bu kale surlarına, o sarsılmaz iman dolu göğüslere çarpıp un ufak olmuştur. Ne FETÖ’nün o sinsi ve kutsalları çalan yapılanması ne de Batı’nın o sahte özgürlük soslu asimilasyon projeleri bu kutlu ocağın kapısından içeri adım atabilmiştir. Çünkü bu kale, gücünü emperyalist merkezlerin hibelerinden, o karanlık pazarlıklarından değil; Türk milletinin bin yıllık saf, temiz ve helal özünden alır. Avrupa istediği kadar medeni görünsün, istediği kadar özgürlükten, insan haklarından bahsetsin. Onların zihniyeti, o karanlık ruhları hâlâ Orta Çağ’ın o zifiri karanlığında hapsolmuştur. Ülkü Ocakları ise, Türk milletinin geleceğinde, o kutlu yolumuzda bir ışık, sönmeyen bir şule, bir yol gösterici ülkü olarak yanmaya, aydınlatmaya devam edecektir. Ele geçirilemeyen, asla yıkılmayacak kale olarak dimdik, başı dik, onurlu bir şekilde duracak; milletin varlığını, o binlerce yıllık mirasını ve o yüce ülküsünü geleceğe, ebediyete taşıyacaktır. Sanmayın ki susar bu kürsü, sanmayın ki söner bu ateş, sanmayın ki yıkılır bu siper. Biz, kırk çerisiyle saray basan, ecdadın o yiğit sesi, Kürşat’ın inadıyız, Biz, çağları kapatıp çağları açan, dünyaya nizam veren Fatih’in fermanıyız” şeklinde sözlerini noktaladı.
Bakmadan Geçme