Ticaretin içinde büyüyen Altıncan'ın yolculuğu W ile anlam buldu
Kayseri'nin ticaret hafızasında önemli bir yere sahip mücevherat geleneğinin içinde büyüyen Bekir Altıncan, daha çocuk yaşlarda sorumlulukla tanışmanın ve emeğin kıymetini erken öğrenmenin izlerini taşıyor. Henüz ilkokul sıralarında babasının yönlendirmesiyle okul çıkışlarında dükkânın yolunu tutan Altıncan, ticaretin inceliklerini yaşayarak öğrenmiş.
-İsmim Bekir Altıncan, 1997 Kayseri doğumluyum. Ticarete ilkokul yıllarımda başladım diyebilirim. İlkokul 1. sınıftayken babam bana “Okuldan çıkınca bir yere gitmeyeceksin, dükkâna geliyorsun” derdi. Bende okuldan çıkar çıkmaz dükkâna giderdim. Bizim şirketimiz mücevherat üzerine, 30 yıldır bu sektörün içindeyiz. Dükkanımız Millet Caddesi üzerinde şu an, orada hizmet veriyoruz.
“İyi ki esnaf çocuğu olarak böyle yetiştirilmişim”
Kayseri’nin ticaretle yoğrulan kadim kültürü ile büyüyen Bekir Altıncan, ticaretle ilk tanışmasını 7 yaşında, babasının eline verdiği bir kutu sakızla anlatıyor. O sakız kutusu ile sadece satış yapmayı değil, insanlarla iletişim kurmayı, ikna etmeyi, ticaretin inceliklerini ve emeğin karşılığını beklemeyi de öğreniyor. Onun yolculuğu sadece bir meslek öğrenme süreci değil, aynı zamanda disiplinin, güvenin ve emeğin karaktere işlendiği bir hayat terbiyesi olarak karşımıza çıkıyor…
-Bilindiği üzere Kayseri’de herkes ticarete küçük yaşlarda atılır. Çünkü Kayseri bir ticaret şehri. Bende 7 yaşındayken babam elime bir kutu sakız verdi ve bana “Bu sakızları satacaksın, insanlarla olan ikili ilişkilerini böyle geliştireceksin. Satış yapmayı, kar-zarar ne demek bunu öğreneceksin” dedi. “Peki” dedim başlarda utanarak yaptım daha sonra “Bu ürünü alır mısınız?” diyerek ticareti öğrenmeye başladım. Daha sonra yaşım büyüdükçe, ticareti öğrenmeye başladıkça dükkân emanet edildi, anahtarı verildi. “Sabah 8.00’de dükkânı açacaksın” denildi. Bizim sektör güvene dayalı bir iş olduğu için av köpeği mantığı ile yetiştiriliriz. Av köpeklerinde avını yememesi için et pişirilip verilir. Bizde de öyle. Tamamen çalışanın parayla ilişkisi kesilir ki paraya ihtiyacı olmaması gerekir, el uzatmaması gerekir. Kalbini bozmaması için hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş gibi bu şekilde yetiştirilir. Biz kapıda büyüdük. Yani ilk önce çırak olan kişi kuyumcunun kapısında bekler, kapıyı açar, cam siler, getir-götür işi yapar. Kademe kademe dükkânın içine tezgâhın arkasına doğru ilerler. Kayseri’de bu bir kültürdür. Bende böyle büyümekten memnunum iyi ki esnaf çocuğu olarak böyle yetiştirilmişim.
Bekir Altıncan’ın ticaretle tanışarak ilk parasını kazanması aslında bir sakız kutusunun içine sığmayacak kadar büyük bir hayat dersine dönüşmüş. Kazancılar Çarşısı’nın kalabalığında başlayan hikayesi, Kayseri esnaf kültürünü barındıran deneyim olarak hafızasında yer ediniyor. Kısaca Altıncan için o sakız kutusu, aslında bir başlangıçtan çok daha fazlası…
-Ben ilk paramı sakız satarak kazandım. Babam bir kutu sakız verdi ve “Kazancılar Çarşısı’na gideceksin, her dükkâna gireceksin ve “Selamünaleyküm, ben Mehmet Altıncan’ın oğluyum. Sakız satıyorum, almak ister misiniz?” diyeceksin dedi. Bende yapamayacağımı söyledim ama kabul etmedi. Daha sonra başladım ve bir sarrafa girdim, selam verdim kendimi tanıttım ve sakız alıp almayacaklarını sordum. Onlar da bana “Hoş geldin, say bakalım biz kaç kişiyiz?” diye başladı saydım 5 kişilerdi. “Tamam biz 5 tane sakız istiyoruz, fiyatı ne kadar?” dedi. Bende “Tanesi 75 kuruş” dedim. “50 kuruş olur mu?” diye sordu. Babamın o arkadaşı bana o an toplu satışı ve pazarlığı öğretti. Kabul etmeyince sonra “Olmaz, almayız dedi” mesela ve ticaretin nasıl bozulduğunu öğrendik. Çıktım başka bir dükkâna girdim onlarda bana “Biz 5 tane alalım ama paramız yok, daha para kazanamadık. Öğleden sonra gel al parasını” dedi. Burada vadeyi öğrendim. Böyle böyle o sakız kutusunu sattım, parayı kazandım. Örneğin o sakız kutusu 12,5 lira benim cebimde 25 lira var. Babama götürdüm ve bana “Ver 25 lirayı” dedi. Ona 25 lirayı verirsem paramın kalmayacağını söyledi. “Yok olmaz 12,5 lira sermayeydi zaten onu alacağız” dedi. Kalan 12,5 lira ile yeniden sakız kutu aldılar. “Bu da kar bölüşümü. Yarısını sen kazandın, sermayeyi de ben verdim dolayısıyla yarısı da benim” dedi. Burada sermaye ve kar bölüşümünü öğrendim. Böyle böyle parayı kazandım ve en son dükkânda tezgâhın arkasına kadar geçtik. Yani bir sakız kutusu olarak gözüküyor ama o sakız kutusunun içinde ticaretin A'dan Z'ye her kademesini bize gösterdiler.
“Biz senin arkandayız”
Kayseri’nin girişim ruhunun beslenmesi hiç şüphesiz ki güçlü bir aile desteğinin gölgesinde filizlenir. Tüm olumsuz eleştirilerin ses yükselttiği anlarda Bekir Altıncan’ın anne ve babasının sarsılmaz desteği onun kendi hikayesini yazma yolculuğunda en büyük güvencesi olmuş…
-Anne ve baba duası kesinlikle tartışmasız büyük bir kalkan ve yol gösterici aslında. Burada bu işe girerken de çevreden çok olumsuz tepkiler aldık. “Sizin gıda sektörüyle alakanız yok, yeri sapa ve burası tutmaz” dediler ama ailem “Oğlum sen yapmak istiyor musun?” dedi. Bende yapmak istediğimi söyledim onlar da bana “Bizim için hiç problem değil, maddi-manevi ne istiyorsan biz senin arkandayız” dediler. Bu yola böyle çıktık yani anne ve baba desteğiyle buradayım diyebilirim.
“Süreç kendiliğinden yayıldı”
Ne sponsorlu içerikler ne de influencer iş birlikleri… Bekir Altıncan için markasını büyütme yolculuğunda en güçlü referansı memnun müşteriler oldu. Hepimizin zihninde yer eden, insanların önünde durup fotoğraf ve videolar çektiği o söz, Kayseri’de reklam olmaktan çıkıp, kitlesel bir etkileşim sahnesine dönüştü...
-Açıldığımız günden beri hiç reklam vermedik. Sosyal medya ekibiyle baştan karar aldık. Sponsorlu reklam girmeyeceğiz, influencerla çalışmayacağız bizim reklamımızı memnun müşterilerimiz yapacak. Açılış da düzenlemeden, belirlediğimiz gün kapılarımızı açtık. İlk yılın sonunda yaptığımız değerlendirmede, reklam vermemenin aksine bize güçlü bir ivme kazandırdığını gördük. Bunun üzerine yalnızca açık hava reklamını denemeye karar verdik ancak klasik kampanya dili kullanmadan, dikkat çekici bir söz tercih ettik. Seçilen cümle bir rap şarkısından alıntıydı ve bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştik. Sonrasında süreç kendiliğinden yayıldı. İnsanlar bu sözün önünde fotoğraf ve video çekip sosyal medyada paylaştı, özellikle TikTok’ta akıma dönüştü. Kısa sürede milyonlara ulaştı ve Türkiye genelinde yaklaşık 40 şehirde kopyalanarak açık hava reklamlarında kullanılmaya başlandı.
Her girişim hikâyesinin perde arkasında bir kırılma anı vardır. Bekir Altıncan için bu an, İstanbul’da büyük bir zincir markayı Kayseri’ye kazandırmak amacıyla yapılan görüşmede saklı. Ancak markanın franchise kapısının kapalı olması, yeni bir başlangıcın önünü açmış. Bu süreçte doğan marka, akılda kalıcılığı, sadeliği ve dikkat çekici yapısıyla öne çıkıyor. W…
Bugün W, Kayseri’de özgünlüğün ve cesaretin somut bir karşılığı olarak konumlanıyor.
-İsim süreci, büyük bir zincir markanın ismini almak için İstanbul’da yaptığımız görüşmeyle başladı. Ancak franchise vermediklerini, şubeleri kendilerinin açtığını ve Kayseri’nin planlarında olmadığını söylediler. Bunun üzerine “Kayseri neden bu kaliteyi yaşamasın?” diye düşündüm. Şehir dışında deneyimlediğimiz bu konsepti, Kayseri’de de sunmak istedik. Marka verilmediği için, benzer konseptte ama özgün, akılda kalıcı bir isim oluşturmaya karar verdik. Tek harfli bir isim fikri ortaya çıktı ve değerlendirmeler sonunda ‘W’ isminde karar kıldık. İsmin uygun olduğunu görünce marka başvurumuzu yapıp tescilledik. Sonrasında da W kısa sürede büyüyerek bugünkü konumuna ulaştı.
“Takdir görmek, maddi kazançtan çok daha değerli”
Başarı çoğu zaman rakamlarla ve büyüme grafikleriyle anlatılır. Bekir Altıncan’ın hikayesinde ise başarının ölçüsü elde edilen kazanç değil, alınan geri bildirim ve hissedilen manevi karşılık oluyor. Duyulan her olumlu söz, her takdir cümlesi onun için W’da kurduğu dünyanın aslında ne kadar doğru bir yerden inşa ettiğini yeniden hatırlatıyor…
-Kesinlikle mutluyum. Benim için paradan daha öte bir şey var o da takdir edilmek. Buraya gelen her misafir mekânın atmosferinden, kafenin sunduğu hizmetten, içtiği kahvenin tadından ve lezzetinden memnuniyetini dile getiriyor. Bu takdir görmek, şu anda benim için maddi kazançtan çok daha değerli bir noktada.
Bekir Altıncan, W markası ile hızla yayılmak yerine özünü kaybetmeden yol almayı tercih ediyor. Altıncan, her yeni şubeyi bir genişleme değil, aynı ruhun farklı bir şehirde yeniden hayat bulması olarak görüyor. Ve bu nedenle her adımda hızdan çok aidiyeti, sayıdan çok sahiplenmeyi önceliyor…
-W’yu açtığımız ilk ayda farklı şehirlerden franchise talepleri aldık, ancak kabul etmedik ve hâlâ bu modele sıcak bakmıyoruz. Çünkü franchise verdiğimizde, başında duramayacağımız bir işletmede aynı kaliteyi koruyamama riski bizi endişelendiriyor. Markanın zarar görmesi ya da olumsuz anılması ihtimali bizim için büyük bir risk. Büyüme stratejimiz farklı, franchise yerine %50-%50 ortaklık modelini benimsiyoruz. Ortaklarımızın işin başında aktif şekilde durmasını, sorumluluk almasını istiyoruz. Yani taşın altına herkes elini koymalı. Markayı bir bebek gibi büyüttüğümüz için, her şubede sahiplenen birinin olması gerektiğine inanıyoruz. Doğru ortaklarla, bu modelle farklı şehirlerde büyümeyi hedefliyoruz.
Bekir Altıncan, baba mesleği olan kuyumculuktan gelen estetik anlayışını W’nun görsel kimliğine dönüştürmüş. Özgün tasarımlar, canlı renkler ve cesur desenlerle zenginleşen mekânın her katı, kendi içinde ayrı bir atmosfer taşıyor. Tüm bu yaklaşım, W’yu yalnızca bir kafe olmaktan çıkarıp estetikle beslenen, sürekli dönüşen ve her ziyaretinde yeni bir iz bırakan bir deneyim alanına dönüştürüyor…
-İlham kaynağımız, kuyumculuk sektöründen gelen estetik bakış açımız oluyor. Ufacık bir pırlantanın yüzükteki duruşu ya da küçük bir detayın ürünü nasıl farklılaştırdığı bizim için çok önemliydi. Bu bakış açısı, görsel anlamda zaten güçlü bir altyapı kazandırdı. Gezdiğim ülkelerde de sıradan yerine özgün tasarımlar, canlı renkler ve farklı desenler ilgimi çekti bu yaklaşım konseptimize yansıdı. Mekânda her kat farklı bir konsepte sahip ve 2-3 ayda bir yenileniyor. Renkler ve desenler değiştikçe dinamizm artıyor, bu da ilgiyi canlı tutuyor. Her katta farklı bir atmosfer ve fotoğraf çekilebilecek özel alanlar bulunuyor. Bu sayede W, sadece bir kafe değil, aynı zamanda bir deneyim ve anı noktası haline geliyor.
“Keşke bu sektöre daha önce başlasaydım…”
Çocukluktan itibaren şekillenen ticaret deneyimi, bugün W’nun temelini oluştururken, Bekir Altıncan’ı asıl besleyen şey, günün içinde hiç durmayan insan hareketliliği olmuş. Gelen misafirler, paylaşılan anlar, çekilen fotoğraflar ve dile getirilen memnuniyetler… Burada mesele sadece bir işletme yönetimi değil, o atmosferin verdiği tatmin. Ve belki de bu yüzden içten bir cümle dökülüyor: “Keşke bu sektöre daha önce başlasaydım…”
-Evet, var. Keşke bu sektöre daha önce başlasaydım diyorum. Çünkü hizmet sektörünü gerçekten çok sevdim. Kuyumculuk sektörü, çocukluğumuzdan itibaren ticarete atılmamızda çok önemli bir rol oynadı, bunu inkâr edemem. Ama burada olan hareketi çok seviyorum. Sürekli bir sirkülasyon var gelen giden insanlar, mutlu misafirler, fotoğraf çekenler, beğenilerini dile getirenler… Bu atmosfer bana çok iyi geliyor. Bazen düşünüyorum, keşke bu işe 5 yıl önce başlasaydım. Belki bugün olduğumdan çok daha önce bu mutluluğu yakalayabilirdim.
Bazen bir işin tutması, kısa sürede benzerlerinin peş peşe açılmasına neden oluyor. Bekir Altıncan’a göre bu döngü, uzun vadede sürdürülebilir bir başarı getirmiyor. Ona göre girişimcilik, çoğalmak değil farklılaşarak kalıcı olabilmek üzerine kurulmalı. Genç girişimcilere en net tavsiyesi ise herkesin yaptığı işi yapmak yerine, ya tamamen özgün bir yol oluşturmak ya da var olan bir işi en iyi ve en nitelikli haliyle yeniden yorumlamak oluyor…
-Genç girişimcilere tavsiyem, herkesin yaptığını yapmak yerine farklı bir yol izlemeleridir. Kayseri’de örneklerini gördüğümüz gibi bir iş tutunca peşinden birçok benzeri açılıyor; ancak bu tür işler uzun vadede sürdürülebilir olmayabiliyor. Bu yüzden ya tamamen özgün bir iş yapılmalı ya da mevcut bir iş en iyi şekilde, fark yaratarak uygulanmalı. Sıradan yatırımlar yerine, jenerasyona uygun ve farklı olan işler tercih edilmeli. Çünkü bu tür yatırımlar ciddi maliyetler içerir ve doğru planlanmazsa işletme sürecinde zorluklara yol açabilir.
Başarıyı yalnızca başlamak ya da sürdürmek üzerinden tanımlamıyor Bekir Altıncan… Yani asıl mesele, bir işe nasıl girildiği kadar, o işten nasıl çıkıldığıyla da ilgili.
-Benim için başarı bir işe girişildiğinde, o işten doğru bir şekilde çıkabilmektir. Yani “Evet, bu işi yapıyordu ama biz baştan söylemiştik, bu iş tutmayacak” demek yanlış. Buradaki mesele, insanları mahcup etmemek. Yani “Biz olmaz dedik ama iş tuttu, yapabildi, becerebildi” durumunda, kimseyi küçük düşürmemek gerekiyor. Bence işin başındaki en doğru yaklaşım, insanları mahcup etmemek ve başarıya saygı duymak.
W, 200 binden fazla misafiri ağırladı
W, gelen her misafirin özenle ağırlandığı, nezih bir atmosfer içinde kendini özel hissederek ayrıldığı bir mekân. Bekir Altıncan için bu başarı yolculuğunun en anlamlı tarafı ise bugüne kadar W’yu tercih eden 200 binden fazla misafir…
-W’yu Kayseri için şu anda en üst sıraya koyabilirim. Buraya gelen misafirlerimiz, son derece nezih bir şekilde ağırlanıyor ve memnun ayrılıyor. Son olarak, bugüne kadar bizi tercih eden 200 binden fazla müşterimize de teşekkür ediyoruz.
Bakmadan Geçme