Güldüoğlu'nun 'oldum' demeden emekle geçen ömrü

Kayseri'nin esnaf geleneği içinde büyüyen, çocuk yaşta at arabasıyla şeker taşıyan Ali rıza Güldüoğlu'nun yolculuğu, bugün Türkiye'nin hatta dünyanın tanıdığı markalara uzanan bir başarı hikayesine dönüşmüş… 1955 yılında başlayan hayat yolculuğunu alın teri, tevazu ve bitmeyen bir çalışma azmi ile yaşamını şekillendiren Güldüoğlu, şimdiye kadar hiçbir zaman 'oldum' dememiş, sürekli üretmeyi ve çalışmayı ön planda tutarak başarı yolculuğunu istikrarlı bir şekilde sürdürmüş…

-Ben, Ali Rıza Güldüoğlu. 25 Eylül 1955’te Çifteönü ile Çakalız arasındaki Göllü Çeşme’de, dedemin evinde doğdum, çocukluğum orada geçti. İlkokulu Karamancı Mektebi’nde okudum. Okul ile evimiz birbirine yakındı. Annem bizi okuldan sonra hemen babamın yanına gönderirdi. Camikebir’de şekerci olan babamın dükkânında ve eski sanayideki imalathanesinde küçük yaşta esnaflığı öğrendik. At arabasıyla şeker taşıyıp dükkânda akide, cam şekeri, lokum ve helva sattık. 1968’de, 13 yaşında imalathanede çıraklığa başladım. O günden bugüne hâlâ kendimizi bu mesleğin çırağı sayarız hiçbir zaman “usta olduk” demedik. Bugün 71 yaşındayım ve hayatımız boyunca hep çalıştık. Gece gündüz demeden, boş vakit bırakmadan azim ve gayretle yolumuza devam ettik. 2000 yılına kadar dört kardeş birlikte çalıştık, ardından Meysu’yu alıp Organize Sanayi’ye taşıdık. Meysu, Kayseri’nin ve Türkiye’nin ilk meyve suyu markalarından biri oldu. Daha sonra Meybuz’u da satın aldık. Sürekli çalışarak, gelişerek bugünlere geldik. Hamdolsun, bugün sahip olduğumuz markaların her biri Türkiye çapında, hatta dünya çapında bilinen markalar hâline geldi. Elhamdülillah, bu şekilde koşturmaya ve çalışmaya devam ediyoruz.

Bazı insanlar ne kadar zorlanırsa zorlansın “yandım, bittim” demez, aksine işine daha sıkı sarılır… Ali Rıza Güldüoğlu da tam olarak bu anlayışla şikâyet etmek yerine mazeretsiz bir şekilde işine sarılan bir isim. Kaliteyi her şeyin önünde tutan, işini severek yapan ve bu anlayışı çocuklarına da aşılayan bir kuşağın temsilcisi olan Güldüoğlu’na göre başarı işini sevmekle, zorluklara sabır göstermekle mümkün…

-Biz meslekte hiçbir zaman “yandım, bittim” gibi ifadeler kullanmayız, bizim anlayışımızda böyle bir söz yoktur. Yaptığımız işi her zaman zevkle, hoşgörüyle ve en iyi şekilde yapmaya çalışırız. Bizim için kalite her zaman ön plandadır, kalite olunca diğer her şey arkasından gelir. Bu düşünceyi çocuklarımıza da öğrettik. Onlara işi sevmeyi ve şevkle çalışmayı aşıladık. Çünkü sevgi olmadan bu meslek yapılmaz. Sanayicilik zor bir iştir, sevilmezse sürdürülemez. Biz ise çocukluktan beri bu mesleğin içinde büyüdük ve bu yolda devam ediyoruz. Hayatımız disiplinlidir, sabah erken çıkar, akşam döneriz. Gereksiz vakit harcamayız. Tatil günlerinde bile bağ ve bahçeyle ilgileniriz, yine işimizin başında oluruz. Çünkü sanayicilik sürekli emek, disiplin ve bağlılık ister.

“Dua olmadan hiçbir şey olmaz”

Her başarının arkasında görünmeyen bir güç vardır. Bazen bu güç alın teridir, bazen de edilen dualar… Ali Rıza Güldüoğlu’nun hikâyesi ise ikisini birden barındırıyor. “Dua olmadan hiçbir şey olmaz” diyerek anne-baba duasını hayatının merkezine koyan Güldüoğlu, ticarette doğruluğu ve helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak edinmiş.

-Babam da annem de bizlere çok dua etti. Dua, işin en temel dayanağıdır, dua olmadan hiçbir şey olmaz. Bize doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti, helali ve haramı öğreten babamız oldu. Babamın önemli bir sözü vardı. Pazarlık yaptıktan sonra hesapta 25 kuruş bile kalsa, o para mutlaka verilir, çünkü pazarlıktan sonra kesilen para haramdır. Biz de alırken de satarken de bu hassasiyeti koruduk, helale her zaman dikkat ettik. Bu anlayış bize ahiliği öğretti. Babamızın öğrettiği düsturlarla bugünlere geldik. Allah razı olsun, mekânları nur olsun. Onun zamanında 12–15 kişilik bir kadromuz varken, bugün mübayaa ve diğer dış ekipler hariç 1000’in üzerinde çalışan kardeşlerimiz var. Hamdolsun, çok şükür bugünlere ulaştık.

Ali Rıza Güldüoğlu’nun hayatında dededen babaya, oradan da kendilerine uzanan köklü bir değer zinciri dikkat çekiyor. Çocukluk yıllarında dedesiyle kısa vakit geçirse de dedesinin çalışma azmi ve disiplin anlayışı, babası aracılığıyla güçlü bir şekilde Güldüoğlu’nun hayatına yansımış.

-Ben o zamanlar çok küçüktüm. Dedemin doğrudan verdiği öğütleri çok hatırlamasam da onun babama verdiği bütün değerler bize de aktarılmış oldu. Babam, ticarete dedemin öğrettiği düsturlarla başladı ve biz de aslında dedemizin terbiyesini babamızdan öğrenmiş olduk. Dedem yaşlıydı, biz de çocuktuk bu yüzden onunla çok fazla vakit geçiremedik. Ama babamdan öğrendiklerimizin temelinde hep dedemin öğrettikleri vardı. Çalışma azmi de dedemizden gelir. Çünkü dedem hiç durmadan çalışırdı cumartesi, pazar demeden, Boyacı Kapısı’ndaki bakkaliyesinde sürekli işinin başındaydı. Babam da bizi haftada bir ya da 15 günde bir yanına götürürdü, biz de o zaman dedemizi görürdük. Biz böyle bir anlayışla, böyle bir çalışma disiplini içinde yetiştik.

“O zamanın esnafları çocuklar yetişsin diye destek olurdu”

Ali Rıza Güldüoğlu’nun ilk para kazanma hikayesi büyük sermayelerle değil, küçük kasalarda sebze satarak başlamış… Esnaf komşularının teşvikiyle yaptığı o küçük satışlarda ticareti öğrenmeye başlamış, attığı bu küçük adım zamanla Güldüoğlu için büyük bir ticaret anlayışına dönüşmüş…

-Biz Camikebir’de büyüdük yani Camikebir çocuğuyduk. Babam halden bir kasa domates, bir kasa patlıcan alırdı. O zamanlar adalet terazisi dediğimiz teraziler vardı. Babam, o gün ne aldıysa domates, kabak ya da patlıcan onları ikişer kilo olacak şekilde tartar, bize verirdi. Biz de Kapalı Çarşı’nın içine girer, bunları satardık. O zamanın esnafları çocuklar yetişsin diye destek olurdu. Ben genelde domatesleri öğlene kadar bitirirdim. Almayacak olan dükkân komşuları bile sırf biz heveslenelim diye alırdı. Böyle böyle ticarete alıştık. Daha sonra evimizin altında, babam şekerci olduğu için kader, niyet ve kısmet gereği bize de satış yaptırırdı. Bu şekilde küçük yaşta para kazanmaya başladık. 

Ali Rıza Güldüoğlu’nun hayat yolculuğunda karşısına sayısız engeller çıkmış fakat gösterdiği azim ile o engelleri geri adım atmadan aşmış… İşte bu ileriye dönük adımları sayesinde sanayiciliğin zorlu yollarında ayakta kalmayı öğrenen Güldüoğlu, sabrın ve kararlılığın nasıl başarıya dönüştüğünü yaşayarak tecrübe etmiş.

-Önümüze çok engeller çıktı, hatta çıkmadık engel kalmadı. Bugün bile hâlâ karşımıza engeller çıkıyor. Ama biz hiçbir zaman bu engellere takılıp kalmadık, yılmadık. Sanayici olarak, işçi çalıştıran, üretim yapan insanlar olarak bu zorlukları hep arkamızda bırakıp önümüze bakmayı tercih ettik. Aslında her insanın, her sanayicinin hayatında mutlaka engeller vardır. Ancak bu engellere bakıp da “Yıldım, artık yeter” demeye kimsenin hakkı yoktur. Biz sürekli çalışarak, azimle ilerleyerek bugünlere geldik. Çünkü insan engellere takılıp kalırsa kaybetmeye mahkûm olur. Bu çok açık bir gerçektir. Bu yüzden engellerin önünde durmak yerine onları aşmak gerekir. Önüne bakıp daha çok çalışmak, ilerlemek gerekir.

“Biz çocuklara güveniyoruz”

Bir işi kurmak kadar, onu doğru ellere emanet edebilmek de ayrı bir ustalık ister. Ali Rıza Güldüoğlu, yılların emeğiyle büyütülen işini bugün çocuklarına devrederken, aslında sadece bir işi değil, bir anlayışı, bir kültürü de aktarmanın sorumluluğunu taşıyor…

Biz çocuklara güveniyoruz. Çocuklarımızdan biri genel müdür, biri İncesu’daki tesisin, diğeri Kayseri’de Meysu’nun başında. Biz arka plandayız ama işleri birlikte yürütürüz. Ben 71 yaşındayım ve hiçbir zaman evde oturmayı tercih etmedik. Pazar günleri bile boş durmayız, bahçe işlerimizle ilgileniriz. Çocuklarımızın arkasında durur, onlara moral veririz. Sanayiciler, çocuklarını iyi yetiştirmeli ve belirli bir seviyeye gelene kadar onları yalnız bırakmaması gerekiyor. En önemlisi çalışmayı sevmek, işi zevkle yapmak, dürüstlük ve ahilik anlayışıyla hareket etmektir. Rabbim bunu herkese nasip etsin.

Bazı ailelerde meslek sadece öğrenilmez, hayatın doğal bir parçası olarak yaşanır. Ali Rıza Güldüoğlu da yeni nesli küçük yaşta işin içine dahil ederek sorumluluk, emek ve aidiyet duygusunu erken yaşta kazandırmayı önemsiyor. Torunlarından birinin henüz çocuk yaşta ilk ihracatını yapması ise bu anlayışın ne kadar güçlü ve etkili olduğunu gösteriyor.

-Yazın, okullar tatil olduğunda çocukları da işin içine dahil ediyoruz. Benim iki torunum var ikisi de Meysu’ya geliyor. Bu sene büyük olan üniversite sınavına hazırlandığı için çok gelemedi ama küçüğü düzenli olarak geliyor. Hatta ilk ihracatını bile yaptı. O gün Vali Bey de oradaydı, onu tebrik edip öptü. Yani daha küçük yaşta ihracatla tanıştı. Şimdi o da Meysu’da yetişiyor, babasının izinden gidiyor. Aile olarak herkes birbirine destek oluyor. Amcaları da babası da onun arkasında duruyor. Hatta amcası onu maaşa bile bağladı ki işe daha hevesli gelsin. Ne kadar maaş aldığını tam bilmiyorum ama en azından bir asgari ücret civarında veriliyordur. Amacımız çocuğun şevkle işe bağlanması, sokakta boş vakit geçirmemesi, kötü alışkanlıklardan uzak durması oldu. Benim küçük torunum Bekir Güldüoğlu da aynı şekilde. Onu da Orhan’la birlikte maaşa bağladılar. Sabahları “maaş alıyorum” diye benden önce kalkıp işe geliyor. Yani biz yeni nesli de küçük yaştan itibaren işin içine alarak, çalışmayı sevdirerek yetiştirmeye devam ediyoruz.

“En önemli değerlerimizden biri tasarruftu”

Ali Rıza Güldüoğlu için akide şekerinin kokusu, sahurda başlayan mesailer, kumbarada biriken paralar, büyük bir hayat anlayışının temeli olmuş. Tasarrufu alışkanlık haline getiren Güldüoğlu, günümüzün tüketim anlayışına karşı üretmenin ve biriktirmenin önemine vurgu yapıyor ve üretmeden pahalı demenin doğru olmadığının altını çiziyor…

-Babam akide, cam ve Mevlâna şekeri yaparken biz de küçük yaşta bu işin içindeydik. Bayramlarda çikolata yerine akide şekeri verilirdi. Sahurda imalathaneye giderdik akşama kadar azimle, şevkle çalışırdık. En önemli değerlerimizden biri tasarruftu. Kumbaralarda para biriktirir, “Ak akçe kara gün içindir” anlayışıyla büyüdük. Bugün ise tasarrufun yerini tüketim alışkanlığı almış durumda. İster esnaf ister sanayici ister çocuk ya da ev hanımı olsun, herkesin tasarruf etmeyi bilmesi gerekiyor. Bunun yanında çok çalışmak şarttır. Bugün lokantalar dolu ama sanayide çalışacak insan bulamıyoruz. Bence herkesin üretmesi lazım. Tarlası olan eksin, çünkü meyve olmazsa reçel, meyve suyu olmaz. Üretmeden pahalı demek doğru değildir, bu bir arz-talep meselesidir. Bu yüzden üretmek, tasarruf etmek ve çok çalışmak gerekir. Bunlara dikkat eden herkes mutlaka karşılığını alır.

Ali Rıza Güldüoğlu’nun hayatı sade ama bir o kadar da anlamlı. Anlattığı hikâyede paltonun yakasından tutularak düzeltilmesi, aile içi düzenin ve dayanışmanın en saf ifadesi… Güldüoğlu Ailesi’nde bugün babadan kalma alışkanlıkların hâlâ devam etmesi ise geçmişten gelen bu değerlerin yaşatıldığının en güzel göstergesi…

-Şimdi babamdan bir örnek vereyim… Bizim gelinlerimiz ve hanımlarımız da buna çok dikkat ederler. Eskiden palto derdik, şimdi pardösü deniyor. Annem, babamın paltosunu giyerken yakasından tutardı, düzeltirdi. Babam da öyle giyinirdi. Biz babama “Niye böyle yapıyorsun?” diye sorduğumuzda, “Oğlum, annen tutsun ki söküklerini, yırtıklarını görsün” derdi. Yani hem düzen hem de tasarruf için böyle bir alışkanlık vardı. Bugün bizim hanımlar da aynı şekilde davranır. Sabah kalktığımızda ceketimizi hazır ederler, düzeltirler. Allah hepsinden razı olsun. Bu da babadan gelen bir alışkanlıktır. Zamanla onlar da bu düzene alıştılar. Biz de onların hayatına saygı gösteririz. Gündüzleri kendi gezmeleri, vakitleri olur. Biz karışmayız. Onlar da bize karışmaz. Böyle karşılıklı anlayış ve saygı içinde bir düzen kurmuş olduk.

Bir nesli yetiştirmek, ona sadece ekonomik imkân sunmakla olmaz, değerleri zamanında aktarabilmekle mümkün olur. Ali Rıza Güldüoğlu da çocuklarını büyütürken sadece iş değil, çalışma azmi, dürüstlük ve disiplinin olduğu bir hayat anlayışı kazandırmış. Ona göre “fabrikatör çocuğu” olmak lüks değil, daha fazla sorumluluk demek. Güldüoğlu da tam da bu yüzden gençlere çalışmayı sevmeyi ve işinin kıymetini bilmeyi öğütlüyor…

-Benim oğlum Osman Güldoğulu, Genç Girişimciler’de başkanlık yaptı. Biz de onu orada destekledik. Çalışma azmi, işini zevkle yapma, dürüstlük, doğruluk, beceri ve kabiliyet… Bunların hepsini çocuklarımıza öğretmeye gayret ettik. Bunun yanında tasarruf yapmayı da özellikle vurguladık. Bugün maalesef bazı ailelerde, “fabrikatör çocuğu” anlayışıyla büyüyen gençler lüks içinde yetişiyor. Ancak Allah gecinden versin, büyükleri ortadan çekildiğinde zor durumda kalabiliyorlar. Biz hamdolsun bu anlayışı aşmaya çalıştık. Bizim çocuklara verdiğimiz en önemli öğütler şunlar oldu. Tasarruf etmeyi bilmek, çok çalışmak, işin başında olmak… Sabah saat 8’de evden çıkıp akşam 5–6’ya kadar işin takibini yapmak, boş boş gezmemek, piyasayı sürekli izlemek. Genç girişimcilere de tavsiyem işinizi sevin, disiplinli olun, piyasayı takip edin ve asla çalışmaktan geri durmayın.

“Hâlâ kendime ‘patronum’ demem”

Tevazu bir insanın en büyük gücüdür. Ali Rıza Güldüoğlu, 13 yaşında başladığı meslek yolculuğunda bugünlere gelirken hiçbir zaman “patronum” dememiş. Mütevazılığı, çalışkanlığı ve dürüstlüğü kendine ilke edinen Güldüoğlu, sabahın erken saatlerinden akşama kadar işine emek vermiş. Bir de babadan kalan bir hatırası var: Aynı sofrada buluşmak, aynı yemeği paylaşmak ve kimseye ayrıcalık tanımamak…

-Ben 13 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bugün 71 yaşındayım ama hâlâ kendime “patronum” demem, herkese “abi” diye hitap ederim ve mütevazı olmayı severim. Başarının özünde özverili ve akıllı çalışma, tasarruf, anne-baba duası ve iyi insan ilişkileri vardır. Ancak en önemlisi mütevazı olmak, disiplinli çalışmak, doğru ve dürüst olmaktır. Sabah işinin başında olmak ve emeğini sonuna kadar vermek gerekir. Babamdan unutamadığım bir hatıra var. Bir gün iş yerinde yemekhanede bizim masada salata varken diğerlerinde yoktu. Babam, “Bir masada salata varsa her masada olacak, yoksa hiçbirinde olmayacak” dedi. O günden sonra işçilerimizle aynı sofrayı paylaştık, onlar ne yiyorsa bizde aynı yemeği yedik ve hiçbir ayrıcalık yapmadık. Bu anlayışı tüm tesislerimizde sürdürdük. Babamızdan aldığımız bu nasihatlerle yolumuza devam ediyoruz.

 

Hunat TV - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
Özel Haber

Bakmadan Geçme