Sabah erken kalkıyoruz.
Akşama kadar çalışıyoruz.
Ay sonunda maaş alıyoruz… ama yine de yetmiyor.
Peki sorun nerede?
Eskiden “çalışan kazanır” denirdi. Şimdi ise çalışan sadece ayakta kalmaya çalışıyor. Maaşlar artıyor ama hayat daha hızlı pahalanıyor. Markette kasaya gelince rakamları duymaya korkan bir toplum haline geldik. Bir kahve, bir kira, bir fatura… Hepsi ayrı bir yük.
Ama mesele sadece ekonomi mi?
Belki de daha derin bir sorun var. Çünkü artık sadece ihtiyaçlarımız değil, beklentilerimiz de büyüdü. Sosyal medyada herkes daha iyi yaşıyor gibi görünüyor. Daha güzel evler, daha lüks hayatlar, daha mutlu insanlar… Biz ise kendi hayatımızı başkalarının vitriniyle kıyaslıyoruz.
Bu da yetmeme hissini büyütüyor.
Oysa kimse kimsenin gerçek hayatını bilmiyor. O ‘mükemmel’ sandığımız hayatların arkasında borçlar, stres, yorgunluk ve tükenmişlik var. Ama biz sadece görünen kısmı alıyoruz ve kendimizi eksik hissediyoruz.
Bir de zaman meselesi var.
Eskiden insanlar daha az kazanıyordu belki ama daha çok yaşıyordu. Şimdi daha çok çalışıyoruz ama yaşamaya vakit bulamıyoruz. Hafta sonunu bekleyen, tatili hayal eden bir düzenin içindeyiz.
Biz gerçekten geçinemiyor muyuz, yoksa kurduğumuz hayat artık bizi taşımıyor mu?
Belki de mesele sadece faturalar, kiralar ya da market fiyatları değil. Çünkü dikkat edersek, artık sadece para değil, hayatın kendisi de yetmiyor.
Eskiden insanlar daha az imkânla daha çok bir araya gelirdi. Bir çay, bir sohbet, bir akşam kapı önü muhabbeti… Şimdi ise her şey var gibi ama kimse kimseye gerçekten vakit ayırmıyor.
Sosyalleşmek bile yorucu hale geldi.
Bir kahve içmek artık hesap kitap işi.
Bir arkadaşla buluşmak bile plan, zaman ve bütçe gerektiriyor.
Bu yüzden insanlar yavaş yavaş kabuğuna çekiliyor.
Kalabalıklar içinde yalnızlaşıyoruz.
Aynı şehirde yaşıyoruz ama birbirimize uzaklaşıyoruz.
Mesajlaşıyoruz ama konuşmuyoruz.
Belki de bu yüzden hiçbir şey yetmiyor. Çünkü insan sadece geçinmekle değil, paylaşmakla da ayakta kalır.
Birlikte gülmeden, dertleşmeden, gerçekten ‘yaşamadan’ sadece günü kurtarıyoruz.
Ve günün sonunda fark ediyoruz ki eksik olan sadece para değil, hayatın kendisi.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit:
İnsan, insanla iyi gelir…