Yardımlaşma kültürü eskisi gibi mi?
Süleyman Karacaoğlan
Bir zamanlar kapılar kilitlenmezdi bu şehirde. Komşunun çorbası bizim sofraya, bizim aşımız onun hanesine giderdi. Kimse “yardım edeyim mi?” diye sormazdı, çünkü ihtiyaç olduğu görülür, ona el uzatılırdı. Peki şimdi… Aynı şehirde yaşıyoruz ama gerçekten aynı duyguları mı paylaşıyoruz?
Günümüzün hızlı ve bireysel yaşamı, farkında olmadan bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Artık çoğu insan, yardım etmeyi bir refleks değil, bir tercih olarak görüyor. Oysa yardımlaşma bir seçenek değil, bir toplumun ruhudur. Kaybolduğunda sadece dayanışma değil, güven de kaybolur.
Eskiden mahalle kültürü vardı herkes herkesi tanırdı, şimdilerde ise apartmanlarda birbirini tanımayan bir sürü insan var. Aynı asansöre binip göz göze gelmemek için telefonuna bakan bir toplum haline geldik. Oysa bir selam, bir hal hatır sormak bile bazen en büyük yardımdır.
Tabi bugün yardımlaşma tamamen bitti demekte haksızlık olur. Hâlâ zor zamanlarda bir araya gelmeyi biliyoruz. Ama günlük hayatın içinde o küçük dokunuşları, o içten destekleri ne kadar sürdürebiliyoruz?
Belki de sorun imkânsızlık değil, farkındalık eksikliği. Çünkü yardımlaşmak için büyük şeyler yapmak gerekmez. Bazen bir kapıyı tutmak, bazen birinin yükünü hafifletmek, bazen de sadece dinlemek yeterlidir.
Unutmamak gerekir ki bir toplumun gücü, en zayıf halkasına nasıl davrandığıyla ölçülür. Eğer yardımlaşma sadece zor zamanlara sıkışmış bir davranış haline geldiyse, orada bir eksiklik vardır…