Siyasette gerilim değil, sağduyu kazanmalı
Süleyman Karacaoğlan
Türkiye’nin en büyük ihtiyaçlarından biri; siyasette tansiyonu yükselten değil, toplumu rahatlatan bir dilin hakim olmasıdır. Özellikle köklü siyasi partilerde yaşanan süreçler, sadece o partinin meselesi olmaktan çıkar; doğrudan demokrasi kültürünü, toplumsal huzuru ve siyasi iklimi etkileyen bir hale gelir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde son dönemde yaşanan tartışmalar da bu açıdan dikkatle takip edilmektedir. Farklı görüşlerin olması demokrasinin doğal sonucudur. Ancak mesele, bu farklılıkların nasıl yönetildiğidir. Karşılıklı meydan okumalar, sert açıklamalar ve tabanı germeye yönelik çıkışlar kısa vadede bazı kesimleri motive etse de uzun vadede hem partiye hem de ülke siyasetinin kalitesine zarar verebilir.
Tam da bu noktada sağduyu çağrıları önem kazanmaktadır.
Siyasi partiler; kişilerin değil, kurumsal hafızaların temsilidir. Hele ki Türkiye’nin en eski siyasi partilerinden biri olan CHP söz konusu olduğunda, atılacak her adım sadece bugünü değil, yıllardır oluşmuş siyasi mirası da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle süreçlerin hukuk, parti tüzüğü ve demokratik teamüller çerçevesinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Elbette siyaset rekabet içerir. Ancak rekabetin düşmanlığa dönüşmesi ne demokrasiye ne de toplumsal barışa katkı sağlar. Türkiye’nin artık daha fazla gerilimden değil, uzlaşı kültüründen beslenen bir siyasete ihtiyacı vardır.
Bugün vatandaşın beklentisi oldukça nettir: Kavga değil çözüm, kutuplaşma değil birlik, gerginlik değil istikrardır.
Siyasi liderlerin sorumluluğu da tam olarak burada başlamaktadır. Özellikle genel başkan düzeyindeki isimlerin, topluma örnek olacak bir olgunlukla hareket etmesi; parti tabanlarını sakinleştiren, hukuka ve demokratik sürece güven veren bir yaklaşım ortaya koyması gerekir.
Çünkü unutulmamalıdır ki; siyasette kullanılan her sert ifade sadece rakibi değil, toplumun huzurunu da etkiler. Oysa Türkiye’nin gücü, kriz anlarında sağduyuyla hareket edebilme kabiliyetinden gelmektedir.
Temennimiz; tüm siyasi aktörlerin, kişisel hesapları değil ülkenin demokratik geleceğini önceleyen bir anlayışla hareket etmesi, uzlaşı ve diyalog kapısını açık tutmasıdır. Çünkü demokratik olgunluk, en çok zor zamanlarda ortaya çıkar.